|
SEKTÖRLER
|
|
|
8 oyuncu fazla, 3-4 büyük kalır
Teknosa Genel Müdürü Nane, teknoloji perakendeciliğini Capital'e anlattı.
2000 yılında Türkiye’yi teknoloji marketlerle tanıştıran Teknosa, bugün
milyar dolar hedefine kilitlenmiş durumda. Olağanüstü rekabet ortamında
“yerli dev” olarak yoluna devam eden şirket, 2009’u 243 mağaza ve 1
milyar TL’nin üzerinde ciroyla kapatıyor. Yeni yılda 30 yeni mağaza
açacaklarını ve pazar paylarının yüzde 16’ya ulaşacağını belirten
Teknosa Genel Müdürü Mehmet Nane, kendinden emin. “Pazarın lideri ve
oyun kurucusuyuz. Krizde hem cirosunu hem pazar payını artıran nadir
şirketlerden biri olduk. Sadece fiyat rekabetini yanlış buluyoruz”
diyor. Yabancıların da gelmesiyle iyice vahşileşen rekabet ortamında “hizmet,
marka ve fiyat” üçlüsünden ödün vermeyeceklerini ifade eden Nane,
pazardaki gidişatın konsolidasyonu şart kıldığını da vurguluyor.
“Hiçbir pazarda bu kadar çok sayıda büyük oyuncu yok. Konsolidasyon
kaçınılmaz” derken bu amansız savaşı, tüketicinin kalbine dokunanın
kazanacağını söylüyor. Nane’ye göre “tüketiciye rağmen” var olmaya
çalışanlar ise oyunu kaybedecek. Mehmet Nane ile sektörün geldiği son
noktayı, rekabetin daha nereye gideceğini ve hedeflerini konuştuk.
Mehmet Nane’nin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:
Teknoloji perakende sektörü nereden nereye geldi?
Pazarın organize ayağı, 2000 yılında Teknosa’nın kurulmasıyla başladı.
Daha önce Türkiye’de bizden daha eski perakendeciler vardı, ama mağaza
adetleri limitliydi. Mağaza adetlerinin artmasını ya da bir diğer
deyişle bu tarz pazarlamanın açılışını biz yaptık. İnsanlar bizden
görerek mevcut mağaza adetlerini artırma yoluna gitti. Zincir
mağazacılığa ve ulusal mağazacılığa dönmeye başladılar. Burada temel
faktör, tek bir çatı altında müşteriye seçim ve tercih hakkı
kullandırmaktır. Eskiden bireysel markaların mağazaları vardı. Biz, tüketiciye tek çatı
altında birçok markayı sunduk. Bu olay tüketicinin de hoşuna gitti.
Çünkü aynı çatı altında, aynı ürünün farklı markalarını bir arada
görerek karşılaştırma yapabildiler. Bu tüketici için bir özgürlüktü.
Ayrıca ödeme şeklini değiştirdik. Türkiye’de perakende alışverişlerde
bir senet modası vardı. Biz, kredi kartını empoze ettik ve büyük bir
hareketlilik getirdik. Çünkü insanlar
senedin puluyla, imzasıyla uğraşmak zorunda kalmadı. Bu da artı bir
değer yarattı. Bütün bunlar bir araya gelince, bunlara bir de
demografik yapı eklenince hızlı bir gelişim elde edildi. Gerek mobil
bilgisayarlar, gerek cep telefonları, gerek panel televizyonlar, gerek
internetin yaygınlaşması, elektronik ürünleri hayatın ayrılmaz bir
parçası haline getirdi. Size bunu bir anekdotla açıklayabilirim. Sabah
evden çıktığınızda neleri unutursanız geri dönersiniz?
Cep telefonumu ve cüzdanımı unutursam geri dönerim...
Gördüğünüz gibi cep telefonunuz ilk sırada. Bu herkes için böyle. Çünkü
yeni nesil, cep telefonsuz bir hayat düşünemiyor. Bizler jeton
kullandık, şehirlerarası görüşmeler için santrali arayıp telefon
numarası yazdırırdık. Oysa bugün teknoloji işte bu noktaya geldi.
Telefondan bilgisayara, internete ve 3G’ye atladık. Benim 4,5 yaşında
bir oğlum var, çocuk bilgisayarla, cep telefonuyla doğdu. Benim babam
çocuklarının geleceğine yatırım yapmak amacıyla her çocuğu için birer
telefon hattına yazılmıştı. Düşünsenize, telefon hattı yatırım olarak
görülüyordu. Şimdi almayanı dövüyorlar. Yani teknoloji hem çok hızlı
gelişti hem genç bir nüfusun olması, pazarın gelişmesine neden oldu
Haber : Yasemin Erdoğan / 01 Ocak 2010 Cuma
YORUMLAR (0)
Haber'e ait yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapın.
Yorum ekleyebilirsiniz!
|