Şükrü Demirayak, İç Anadolu ve Akdeniz bölgesinin en büyük dağıtım şirketi Afyonlu Demirayak Grubu’nun başkanı. Grup, Afyon’dan Denizli’ye, Antalya’dan Kütahya’ya uzanan bölgede en büyük dağıtıcı. P&G’den Philip Morris gibi dev şirketlerin dağıtımını yapıyor. Ayrıca bakliyatta, ABC markalarıyla üretimleri var. Tüm bunların yanında Şükrü Demirayak hobileri olan özel bir işadamı.. Ona Afyon’un Robinson Crusoe’su diyen de var. Kurduğu dev stüdyoda elektronik müzik besteleri yapıyor. Bir diğer tutkusu ise adeti 15’e ulaşan Amerikan klasik otomobilleri.
ANADOLU’NUN DAĞITIM KIRALI
Afyon’a Antalya’dan arabayla ulaştığımızda, saat 12.00’ye yaklaşıyordu. O nedenle küçük bir sohbetin ardından, öğle yemeğine geçtik. İşte tam sırada Şükrü Demirayak’ın müzik stüdyosunu görme fırsatımız oldu. Bir anda sohbet iş dünyasından, müziğe geçti. Gerçekten muhteşem müzik düzeni synthesizer’lar, bir yanda bir bateri… Müzikle uğraştığını bilerek gelmiştik, ancak stüdyoyu görünce, yine de şaşırdık. O zaman neden Şükrü Demirayak’a Afyon’un Robinson Crusoe’su dendiğini anlatım. Demirayak, adeta Afyon’da kendine bir dünya yaratmış. Müzikle uğraşıyor, klasik arabaları ise gerçekten görünmeye değer. Hepsinin üzerine titriyor.
Anadolu insanının misafirperverliği ile çok iyi ağırlandığımızı söylememe gerek yok. Ancak, Demirayak yemekte de bize sürpriz yaptı. Kendisiyle birlikte çalışan ahçısının İtalyan tarzı yemekleri bizi adeta şok etti. Afyon’da konuklarını ağırlamak için böyle bir hazırlık yaptığını, bir ahçı ve içinde her türlü malzemenin bulunduğu özel bir mutfak hazırladığını anlattı.
Şükrü Demirayak’ın hobilerinden başladık. İnsan bu noktadan başlamadan edemiyor. Ama belki de biraz haksızlık ettik. Çünkü Demirayak Grubu, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgesi’nin en büyük dağıtımcı şirketi. Philips Morris, P&G, Tariş, Orkide Yağları, Çay Kur, Eti Bisküvi gibi şirketlerin sayısı 2000’e ulaşan ürünlerini Demirayak Grubu dağıtıyor. Stok yönetimi bu şirketlerle kurulan network ağında, online olarak yapılıyor.
Şükrü Demirayak, geçtiğimiz yıl, kurumsallaşma çalışmalarını da başlatmış. Bunun için gruba bir CEO atanmış. İşte bu ilginç işadamı ile Afyon’da gerçekleştirdiğimiz söyleşi:
Şirketleriniz nasıl kurulmuş, ilk adım nasıl atılmış? Biraz bu öyküden bahseder misiniz?
Esas şirketleşmeyi yapan, toptancılıktan bugüne gelmemizi sağlayan, şu anda onursal başkanımız olan babam Bekir Demirayak. Fakat esas esnaflığa başlayan, ticareti başlatan ise rahmetli dedem. 1924 yılında dedem, kardeşiyle birlikte Bakkal Nuriler diye bir dükkan açıyor. 1940’lı yıllara kadar birlikte devam ediyorlar.
Babam 1932 doğumlu. Belli bir yaşa gelince, ortaokulda babama diyor ki, “Oğlum sen istersen profesör ol, sonuçta döneceksin, yine benim yanımda esnaflığa başlayacaksın. O yüzden hiç boşuna yorulup da okuyayım deme”.
Babamda daha gencecik çocuk. Bu hevesle ortaokuldan sonra okula gitmiyor ve babamın yanında başlıyor. Ve 1940’lı yılların ikinci yarısında da babamı da ikna ederek daha özgür ve atak çalışmak için dedemle birlikte kardeşinden ayrılıp, Bizim Bakkaliye’yi kuruyorlar.
*Nasıl bir gelişim oluyor sonra?
Ondan sonra, 1950’lerde dehşet bir çalışma temposu var… Dedem riske girmekten korkuyor. Ancak, babam çok atak, onu zaptedemiyor. 1960’lı yıllarda artık eski yer babama yetersiz geliyor. Dedemden gizli olarak 1968 yılında çarşıda büyük bir yer alıyor ve burada Demirayak Kolektif Şirketi’ni kuruyor.
Afyon ve kazalarına ilk defa 1960’lı yıllarda müşterinin ayağına gidecek bir sistem kuruyor. Çünkü, daha önce müşteri gelip toptancıdan mal alıyor. Diyorlar ki, sen delirdin mi eski köye yeni adet getirme, ne demekmiş ayağına getirmek. Tabii dur durak bilmeyen Bekir Demirayak, 1970’li yılların başında Afyon’dan sonra Uşak, Kütahya, Isparta, Burdur, hatta Antalya’ya hizmet götürmeye başlıyor.
O günlerde 14 tane şehir farklı depolarımız vardı. Tabii stok kontrolünü yapamıyorsunuz. Babamda çok araştırmacı bir insandı. Yurtdışına da sanayici arkadaşlarıyla giderdi. Orada lojistiği, şehir dışındaki depolamayı, rampa sistemlerini görmüş. 1979 yılında şehir dışında 4 bin metrekarelik bir arazide 2500 metrekare bir depo yapıyor ve ilk defa palet sistemini uyguluyor.
1980’lerin başında da sektörde zannediyorum ilk defa bir bilgisayar sistemi getirdik. Faturalar kesilmeye, stoklar tutulmaya başlandığında çevreden gelen sanayiciler masalarda ekranları görünce, ne o Bekir Bey elemanlarınıza maç mı seyrettiriyorsunuz, ne bu televizyonlar diye sorarlardı.
*Peki o zaman sadece bakliyat mı vardı?
Hayır, her şey vardı. Yani pirinçten makarnaya, çikolatadan gofrete, sakızdan konserveye, aklınıza ne geliyorsa, depoda stoklarını yapıp satardık. Sonra 1983 yılında, Antalya’da Dempaş’ın bir kopyası, bir şubesi kuruluyor. Oradan mülkler alındı, depolar açıldı.
Antalya ve sahil şeridine hizmet veren bir şirket şubesi kurulmuş oldu. Depa, 1985 yılında özerkliğine kavuştu. 1990’larda hizmet verdiğimiz bölgelerimiz gelişmeye devam etti. 1989’un sonunda ABC markasıyla bakliyat üretimine girdik.
*Siz ne zaman katıldınız şirkete?
Ben liseden sonra biraz hareketli bir çocuktum, pek ele avuca sığmayan bir gençliğim vardı. O zamanlar babam benden umudu kesmişti. “Liseden sonra ben okumayacağım” dedim. “Madem öyle, o zaman gel sana bir genel müdür muavini odası yapayım” karşılığını verdi. Yanında güzel bir oda döşedi. Ben de çok hevesli ve havalı bir şekilde şirkete geldim. Bir baktım lojistik amiri içeriye geldi, elinde bir mavi işçi elbisesi… Bu ne dedim? “Sizin elbiseniz, babanızın talimatı” dedi. Babama gittim, “bu ne” dedim? “Madem okumayacaksın, burada okuyacaksın, o yüzden 1. sınıftan başlayacaksın. Giy bakalım işçi elbisesini” dedi. Ve böylece depo işçisi olarak şirkete başladım.
O günü hiç unutamam, çok moralim bozulmuştu. 1979 yılıydı zannediyorum. Depoda işçilik yaptım. Ondan sonra her kademede çalıştım. Ardından depo amiri oldum. İşçilik yaparken kamyonlarla sevkıyata da gittim. Neler yaşanıp yaşanamadığını bir anlamda görmemiz gerekiyordu. Müşteri ilişkilerini en iyi kamyoncu yaşıyor.
*Bugün nasıl bir büyüme stratejisi izliyorsunuz?
Bundan birkaç sene önce Konya’da dağıtım merkezi kurduk. Konya ve Karaman için. Isparta, Uşak ve Kütahya’da cep ofislerimiz var. Antalya’da yine büyük bir organizasyonumuz var. Artık şirketlerin büyüyebilmeleri ya da kârlı olabilmeleri, operasyonel maliyetlerinden geçiyor. Yani verimlilik.
Kendimizi enflasyonsuz ortama göre hazırlamak için var gücümüzle, 2000 yılından beri çalışıyoruz. Bu konuda çok önemli adımlar attık. Enflasyonsuz ortamda stok yönetimi, risk yönetimi ve maliyet kısıtlaması gibi konularda önlemlerimizi aldık. Bütün bunları hizmet kalitesini düşürmeden gerçekleştirdik.
Bu arada bunları yaparken kurumsallaşma çalışmamızın başlaması gerektiğini düşündük. Şirketlerimizi ve bazı ortaklıklarımızı konsolide ettik. Bu çerçevede 2003 yılında başkanlığı babamdan devraldım. Babam şu anda onursal başkanımız.
Başkanlığı üstlendikten hemen sonra, onun da iznini alarak kurumsallaşma çalışmalarını başlattım. Hemen şirketin şemasını, iskeletini tekrar kurmamız gerektiğini düşündüm. Şirkette çeşitli sorun ve çelişkiler vardı. Örneğin, ben hem yönetim kurulu başkanı, hem de genel müdürdüm. Bu bir çelişkiydi. Bunu çözmek için sektörü iyi bilen bir yöneticiyi Antalya’da şirketlerin genel müdürü olarak atadım. Eskiden Filiz Makarna’nın satış direktörü ve Oruçoğlu Yağ’ın genel müdürü olan Zeki Armağan Bey, bizim genel müdürümüz oldu. Ve onunla birlikte dışarıdan danışmanlık alarak kurumsallaşma çalışmalarımızı devem ettiriyoruz.
*Bugün grubun boyutları ne düzeyde?
2003 yılını 50–60 milyon dolar ciro ile kapattık. 340 çalışanımız var. 180 ufaklı büyüklü servis aracına sahibiz. İç Anadolu ve Akdeniz de bir fiil hizmet veriyoruz. Afyon, Uşak, Isparta, Burdur, Eskişehir, Denizli, Antalya, Konya ve Karaman gibi illerde faaliyet gösteriyoruz. Bu illerde rutin olarak her hafta müşterimizi ziyaret ediyoruz.
Şu anda Philip Morris’den Çaykur’a, P&G’den Eti Bisküvi’ye kadar çok sayıda büyük şirketin 2 bin ayrı ürününü pazarlıyoruz.
Bunun haricinde ABC markasıyla bakliyat üretimimiz var. Bakliyata, 1989 yılında deneme üretimiyle 5 ton ile başlamıştık. 1991 yılında da bayilikler vermeye başladık. Kendimizi yeniledik. ABC Grubu’nda da şu anda her türlü üretimi yapıyoruz. Günlük 120 ton kapasitemiz var. Günlük 5 tondan 120 ton işleyip paketleme yapabilecek kapasitedeyiz.
Kurumsallaşma çalışmamıza devam ederken, arama toplantıları yapmaya başladık. Ve bu toplantıda vizyonumuz misyonumuz ve temel değerlerimizi belirledik. 2010 yılının hedeflerini çizdik.
“BİR MÜZİK STÜDYOSU VE KLASİK ARABA TUTKUSU VAR”
*Enteresan bir kişiliğiniz var… Siz hobilerinizle de ön plana çıkan bir işadamısınız? Ne gibi hobileriniz var bahseder misiniz?
İyi bir müzik arşivim var. Aynı zamanda müzik stüdyosuna da sahibim. Ve elektronik müzik yapıyorum. Bir albüm hazırladım, şimdi ikincisinin üzerinde çalışıyorum. İkincisine etnik tarzda diyebiliriz. Ondan sonra synthesizer (Sintizayzır) koleksiyonum var. 1960’lı yıllardan beri çıkan neredeyse her modelden bir örnek bende bulunur.
İlk önce iş önemli. Ancak, zamanım ve durumum müsait olduğu sürece bir müzesi yapacak hale geldim. Türkiye’de bunu ilk defa ben kurmak istiyorum. 1960’lı yıllardan bugüne çıkan tüm klavyelerden örnekler var.
*Bir de klasik araba tutkunuz var galiba?
Evet Amerikan klasik araba tutkum var.
*Kaç tane arabanız var böyle?
Geleceklerle birlikte herhalde 15 tane olacak.
*Nasıl başladı bu hobiler, özellikle müzik?
Ben 1975 yılında İzmir’de koleje gitmiştim. Orada Amerikalı öğrenciler vardı. Onların ellerinde görürdüm. Okulda moral geceleri yapardık. Demek içimizde varmış. Oradaki tınıları büyük wat’lı salonda dinleyince, birden kanımın kaynadığını hissettim. Zaten o arada babam yurt dışından 1974-75 yılında bir müzik seti getirmişti. Ben de oradan ufak tefek klavye çalmaya başladım.
İlk olarak rock müzik dinlemeye başladım. Elektronik müzik yapan çok az sayıda grup da olsa dünyada onları da arşivlemeye başladım ve beni acayip motive ediyordu. Bununla birlikte acayip kayıtlar, mix’ler yapmaya başladım.
Bu da tatmin etmedi, 1980 yılında ilk synthesizer’ımı aldım. Askerden sonra da evimde bir müzik odası yaptım. Ve bu arada klavye sayımı artırıp midi sistemiyle besteler yapmaya başladım. Kayıtlarımı o zaman daha amatörce yapıyordum. Sonra besteler birikmeye başlayınca, 1994’de Afyon da kendi stüdyomu 1994 yılında kurdum. Ve 1994 yılında stüdyo olunca bestelerimi çok daha profesyonelce yapmaya başladım.
“2010 HEDEFİ 300 MİLYON DOLAR CİRO”
*Nerede büyüyeceksiniz peki, dağıtım mı, üretim mi?
Bir defa bizim ana mesleğimiz dağıtım ve lojistik. Dolayısıyla, distribütörlük sistemimizi hiçbir zaman yere düşürmeden daha iyiye götüreceğiz. Üretim bölgemizi ve distribütörlük adedimizi fazlalaştıracağız ve bölgemizi genişleteceğiz.
*Bu bölgede en büyük dağıtıcı siz misiniz, öyle denebilir mi?
Denebilir… Dağıtımda büyüyeceğiz. 2004 yılı için 80–85 milyon dolar yıllık ciro hedefimiz var. Bundan sonra 2010 yılına da 300 milyon dolar hedefimiz var. Bunu yaparken distribütör bölgemizi genişletmek, dolayısıyla ayrıca distribütör firmalarının adedini genişletmek.
Aynı zamanda ABC kendi markamızdır, bunu da diğer belki başka markalarla gerek ABC’nin de ürün paletini genişleterek 2010 yılında bir yanlış yapmazsak hedefimiz 300 milyon dolar ciroya ulaşmak.