Capital'e abone olun.
BÜYÜK DÖNÜŞÜMDEN ÇOK ÖZEL MESAJLAR

Büyük Dönüşümden Çok Özel Mesajlar

Aslında Türkiye’de istihdamın yapısındaki dönüşümün başlangıcı 1950’lere dayanıyor. 1999 ise bir dönüm noktası oldu. O sene hizmet sektöründeki istihdam tarımdaki istihdamı geçti. Ancak 2000-2004 a...

Son Güncelleme: 01.03.2006

Aslında Türkiye’de istihdamın yapısındaki dönüşümün başlangıcı 1950’lere dayanıyor. 1999 ise bir dönüm noktası oldu. O sene hizmet sektöründeki istihdam tarımdaki istihdamı geçti. Ancak 2000-2004 arasında tarım sektöründeki istihdamın çözülmesi 2001 krizi nedeniyle yavaşladı. 2005 yılında ise bu süreç tekrar ivme kazandı. Tarımın payı 2 puan gerileyerek, dönüşüm süreci hızlandı. Uzmanlar, bu eğilimin süreceğini düşünüyor. Türkiye’de şu an yüzde 30 düzeyinde olan tarımsal istihdamın payının 10 yıl içinde yüzde 20-25 aralığına gerileyeceğini tahmin ediyorlar. Yeni yaratılan işler ise ağırlı olarak inşaat, iletişim, turizm, teknoloji ve hizmet sektörünün diğer alt dallarında olacak.

Türkiye’de istihdamın yapısındaki dönüşüm 1950’lerde başladı. Sanayi ve hizmet sektörlerindeki istihdamın toplamdaki payı artarken, tarımın payı gerileme eğilimine girdi. 2005 ise bu alanda önemli bir dönüm noktası olmaya aday. Çünkü, tarım sektöründeki yeni düzenlemeler ve ekonomik koşullardaki gelişmeler nedeniyle tarım istihdamındaki çözülmenin 2005’te tekrar hız kazandığı görülüyor. Bir yıl içinde tarım istihdamının 3 puandan fazla azaldığı dikkati çekiyor. Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Profesör Dr. Halis Akder’e göre bu Türkiye ekonomisinin gelişmesinden kaynaklanıyor.

Zaten TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu)’in verileri de bu dönüşümü açıkça ortaya koyuyor.

Oysa tarım istihdamında 2000-2004 arasındaki çözülme 1990’lı yıllara göre yavaşlamıştı. Tarımdan kopuşun yavaşlamasında 2001 krizi de etkili olmuştu.

ODTÜ Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Hakan Ercan, istihdamın yapısındaki dönüşümün son 5 yıldaki performansını şöyle değerlendiriyor:

“Aslında 2000-2004 arasında tarımdan çıkış 1990’lı yıllara göre daha yavaş oldu. Türkiye’nin geldiği gelişmişlik aşamasında bu çözülme yaşanmasaydı, şaşırtıcı olurdu. 1990-2000 döneminde tarımdaki istihdam her yıl ortalama yüzde 1,73 azaldı. 2000-2004 arasında ise bu oran yüzde 1,2’ye geriledi. Kriz ve bu dönemde yaşanan istihdam dostu olmayan büyüme düşünüldüğünde bu bulgular hiçte şaşırtıcı değil. 2005 yılındaki gerilemeyle birlikte tarım istihdamının payı bakımından nihayet Mısır ve Romanya seviyesine inebildik.”

Dönüşüm nasıl gelişti?
Türkiye’de istihdamın yapısındaki bu hızlı dönüşümü iyi kavrayabilmek için sadece 2005’teki gelişmeyi değil, 1950’lerden bu yana yaşananları hızlıca incelemekte fayda var.hed

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu yıllarda nüfusu 10 milyon düzeyindeydi. Çalışan nüfus ise 5,5 milyon civarındaydı. TÜİK’in tahminlerine göre bu çalışan nüfusun yüzde 90,3’ü tarımda, yüzde 4,2’si sanayide, yüzde 5,5’i de hizmet sektöründeydi.
Prof. Dr. Dr. Şevket Pamuk, 50’li yıllarda “tarım kesimi önderliğinde büyüme” yaşandığını söylüyor. İşte bu yüzden Genç Cumhuriyet, kurulduğu yıllardaki bu istihdam yapısını 1950’lerin sonuna kadar korudu. O yıllara kadar çok büyük bir değişim görülmedi. 1950 yılında tarımda çalışanların oranı hala yüzde 84,8 düzeyindeydi. Sanayi de ve hizmetler sektöründe çalışanların toplam istihdamdaki payı ancak yüzde 8,4 ve yüzde 6,8 düzeyine ulaşabilmişti.

Değişim 1950’lerde başladı
1950’lerin sonuna doğru memur alımları ve ticaretin hareketlenmesiyle hizmetler sektöründe çalışanların oranında bir miktar artış oldu. Ancak, esas dönüşüm 1960’larda kendini hissettirdi. Büyük sanayi şirketlerinin önemli bölümü o dönemde üretime başladı. Önemli yabancı sermaye yatırımları bu yıllarda Türkiye’de ilk temellerini attı. Finans, perakende gibi sektörler uyanmaya başladı.

İstatistiklere baktığımızda da bu gelişmelerin sonuçlarının 1970 yılına gelindiğinde istihdamın yapısını belirgin biçimde değiştirdiğini görüyoruz. 1970 yılı sonunda istihdamda tarımın payı yüzde 64,2’ye gerilemişti. Sanayinin payı 20 yıl öncesine kıyasla 2’ye katlanarak yüzde 16,3’e, hizmetlerin payı ise aynı dönemde neredeyse 3’e katlanarak yüzde 19,5’e yükseldi.

Prof. Dr. Şevket Pamuk, istihdam yapısını değiştiren ekonomik politikaların temel felsefesini ve işgücü piyasasına yansımalarını “1960’lı ve 1970’li yılların politikalarında her şeyden önce iç pazarın korunması ve ithal ikamesi yoluyla sanayileşme hedeflendi. Sanayide yaşanan büyüme işgücüne olan talebi yükselti. O dönemde 1 milyon kişinin Almanya’ya işçi olarak gitmesiyle birlikte işçi ücretleri yükseldi” sözleriyle açıklıyor.

Hizmet sektörünün yükselişi
1970-1980 arası dönemde ise tarımın istihdamdaki payı 10 puan geriledi. Sanayi ve hizmet sektörleri bu dönemde istihdam içinde 5’er puana yakın artış gösterdiler. 1980-1990 arasında ise hizmet sektörünün yükselişi hızlandı. 1980’lerdeki dışa açılmayla birlikte ticaret ve perakende sektörlerinde önemli gelişmelere şahit olduk.

1970 yılında Türkiye’de hizmetler sektöründe çalışan 2 milyon 686 bin kişi varken, bu rakam 1980’de 4 milyon 259 bine, 1990’da ise 6 milyon 81 bine çıktı. Bir başka deyişle, hizmetler sektöründe 20 yıl içinde 3 milyon 400 bin yeni iş yaratıldı. Bu dönemde hizmetlerin istihdamdaki payı da yüzde 19,5’ten yüzde 31 düzeyine yükseldi. 70’li yıllarda bankacılık, ticaret ve dış ticaret alanında önemli gelişmeler yaşandı, bu işkollarında istihdam arttı. Ulaştırma ve haberleşme sektörlerinin toplam istihdam içindeki payı da yükselişe geçti.

Hizmet sektörü 70’li yıllarda başlayan yükselişini sonraki yıllarda da kesintisiz olarak sürdürdü. 80 sonrasında da ticaret, finans ve dış ticaretin gelişimine paralel olarak parlak günler yaşadı.

1990 yılına gelindiğinde 19 milyon 326 bin olan toplam istihdamda tarımın payı yüzde 47,8, sanayinin payı yüzde 20,8, hizmetlerin payı ise yüzde 31,5 düzeyindeydi.

hed1999 dönüm noktası oldu
İstihdamdaki dönüşüm 1990-2000 arasında da devam etti. Nihayet 1999 yılında hizmet istihdamı tarım istihdamını geçti. Bu durumda tarım istihdamının çeşitli nedenlerle çözülmesi ve ticaret, bankacılık ve finans sektörlerinin büyüyüp gelişmesi etkili oldu. Ayrıca 90’ların sonunda bilişim ve elektronik sektörlerindeki gelişmelerde istihdamın yapısına yansıdı. 2000 yılında 21 milyon 581 bin düzeyinde olan toplam istihdamın yüzde 36’sı tarımda, yüzde 40’ı hizmet sektöründe yüzde 24’ü ise sanayi de yer alıyordu.

Mersin Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Yüksel Akkaya, 2000’den bugüne tarım istihdamının çözülmesinin nedenlerini şöyle sıralıyor:

“Tarıma yönelik sübvansiyon politikalarından, tarımsal sanayi ürünlerinin üretim sürecine yönelik alınan pek çok karar kırdan kente göçü hızlandırdı. Özellikle genç ve ücretsiz aile işçisi olarak çalışan tarım nüfusu kırdan koparak kentlere yöneldi. Bu süreçte makineleşmenin payının etkin olduğunu öne sürmek ise mümkün görünmüyor.”

Son 5 yılda yaşananlar
Son 5 yılın verileri incelendiğinde, 2000 yılında 21 milyon 581 bin olan toplam istihdamın 2005’in ilk 10 ayı itibariyle yaklaşık 22 milyon 144 bine yükseldiği görülüyor. Aynı dönemde tarım istihdamının 1 milyondan daha fazla azaldığı görülüyor. Doç. Dr. Yüksel Akkaya, aynı dönemde hizmet sektöründeki artışın tarımdan çözülen bu istihdama paralel olduğunu ve tarımdaki daralmanın hizmet sektörü tarafından bir ölçüde dengelendiğini söylüyor.

2005’in 10 aylık istihdam verilerinin ortalamasını aldığımızda tarımın payının yüzde 30,7, sanayinin payının yüzde 23,9, hizmetlerin payının ise yüzde 44,9 düzeyinde olduğunu görüyoruz. Bu rakamları 2004 rakamları ile karşılaştırdığımızda ise tarımın payının 1 yılda 3,3 puan azaldığı, sanayinin payının 0,9 puan, hizmetlerin payının ise 1,9 puan arttığı ortaya çıkıyor. Doç. Dr. Hakan Ercan, tarımdaki çözülmenin sonucu olarak işgücüne katılım oranının düştüğünü ve kentlerde genç nüfus işsizliğinin arttığını söylüyor. Ercan’a göre, bu atmosfer 10-15 yıl daha devam edecek. Daha sonra kırdan kente göçün hızının azalması ve kentsel nüfusun eğitim düzeyinin artmasıyla birlikte işgücüne katılımı ve işsizlik göstergelerindeki olumsuz görüntü biraz düzelecek.

Gelecekte neler olacak?
Türkiye henüz istihdamın yapısındaki bu dönüşüm sürecini tamamlamış değil. 2005’te ivmelenen bu süreç hala devam ediyor. AB’ye üyelik sürecinde Türkiye’de istihdamın üye ülkelerle benzer bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. Doç. Dr. Yüksel Akkaya, dönüşümün geleceğine ilişkin şu öngörülerde bulunuyor:

“Tarım politikalarına bağlı olarak tarımın istihdamdaki payı düşmeye devam edecek. Sanayi kesimi pay olarak mevcut durumunu korumakta zorlanacak. Hizmet sektörü ise payını her iki sektör aleyhine genişletmeye devam edecek. Somutlaştırmak gerekirse; AB’ye üye 15 ülkenin istihdam dağılımında tablo tarımda yüzde 3,7, sanayide 26,9, hizmetlerde ise yüzde 69,4 şeklinde. ABD’de ise bu tablo sırasıyla yüzde 1,6, yüzde 20 ve yüzde 78 olarak karşımıza çıkıyor. AB’nin son üyelerinden Polonya’da ise istihdamda tarımın payı yüzde 18, sanayinin payı yüzde 28,8, hizmetlerin payı ise yüzde 53,2…Bu durum Türkiye’nin tarımdaki istihdamın payını en azından Polonya düzeyine çekmesi gerektiğini ortaya koyuyor.”

Türkiye ne yapmalı?
Gelişmekte olan bir ülke olarak ekonomik büyümeye paralel olarak istihdam yaratmaya da mecburuz. Buna bir de tarım istihdamının küçülmesi eklenince “istihdam yaratmak” Türkiye’nin gündemindeki 1 numaralı işe dönüşüyor. 

Doç Dr. Hakan Ercan da geleceğe yönelik olarak “AB’ye üye olmamızdan önce yani 10 yıl içinde tarımın istihdamdaki payı yüzde 20-25 aralığına gerileyecek” tahmininde bulunuyor. 

Ercan, Türkiye’nin bu süreçte yapması gerekenleri şöyle sıralıyor:

“Türkiye’de istihdamın artışında yıllık yüzde 2 civarında bir oran yakalanamazsa, işsizlik daha onlarca yıl sorun olmaya devam edecek. Şu anda 22 milyon 500 bin kişi olan istihdam düzeyine başlangıçta her yıl 450 bin kişi eklemesi gerekiyor. Tarım istihdamındaki çözülmede dikkate alındığında yaratılması gereken minimum yeni iş sayısının 550-600 bin olduğu ortaya çıkıyor. İşgücüne katılım oranı kentleşme ve eğitim düzeyinin yükselmesiyle birlikte arttığında ise bu sayı biraz daha artmak zorunda. Yakın geçmişteki performansımız ise bu gerekliliğin yarısından az.”

DOÇ. DR. YÜKSEL AKKAYA/MERSİN ÜNİVERSİTESİ EKONOMİ BÖLÜMÜ GELECEKTE HANGİ SEKTÖRLERDE YENİ İŞ OLANAKLARI DOĞACAK?

Mersin Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Yüksel Akkaya, yakın gelecekte Türkiye’de hangi sektörlerde istihdamın büyüyeceğine, gençler için hangi alanlarda iş olanaklarının doğacağına ilişkin görüşlerini şöyle açıklıyor:

İLETİŞİM VE TURİZM Turizm sektörü yeni yatırım atağıyla farklı bir büyüme dönemine girdi. Önümüzdeki yıllarda turizmin yanı sıra iletişim ve yayıncılık alanında yen iş olanaklarının artacağını düşünüyorum.

BAKIM HİZMETLERİ Ayrıca nüfusun yapısı değişiyor. Yaşlı nüfusumuz artıyor. Geleneksel değerler çözülüyor. Artık günümüz kent yaşamında çalışan insanların yaşlı anne-babaları ve çocukları için ayırabilecekleri zaman kısıtlı. Bu nedenle çocuk, yaşlı ve hasta bakımı hizmetleri büyüyecek ve belki profesyonelleşecek.

BİLİŞİM VE TEKNOLOJİ Türkiye’de ileri teknoloji ve bilgiye dayalı sektörlerinde belli oranda istihdam yaratabileceğini öngörüyorum. Ancak bu sektörlerin istihdam kapasitesi sınırlı olduğu için beklentileri karşılamakta yetersiz kalacaklar.

TARIMSAL İSTİHDAM İLE İLGİLİ BİLİNMEYEN GERÇEKLER

PROF. DR. HALİS AKDER/ODTÜ EKONOMİ BÖLÜMÜ
Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Halis Akder’in uzmanlık alanlarından biri de tarım ekonomisi. Akder, TÜSİAD’ın yayınladığı “21’inci Yüzyılda Türkiye Tarımı” adlı raporun iki yazarından biri. Akder, Türkiye’de tarım istihdamı ile ilgili fazla bilinmeyen bazı gerçekleri ve tarım istihdamının yüksek olmasının getirdiği ekonomik sonuçları şöyle dile getiriyor:

“* Tarım sektöründe istihdamın payı ile iktisadi gelişme arasındaki ilişkiler terstir. Başka bir deyişle, tarımın istihdamdaki payının azalmasıyla ülkeler gelişmez. Ülkeler geliştikçe tarımın istihdamdaki payı azalır. Son dönemdeki gelişmeleri bu gözle değerlendirmek gerekiyor.

* Tarımsal istihdam Türkiye’nin kronik işsizlik sorununa kısmi de olsa çözüm sağlıyor.

* Türkiye gibi kriz yoğu dönemleri sık olan ülkelerde tarımın istihdamdaki payının yüksek olması krizlerin en azından sosyal olarak daha düşük maliyetle atlatılmasına yardım edebiliyor.

* Okur yazar olmayan tarım çalışanlarının oranı yüzde 18 düzeyinde. Kadınların tarım istihdamındaki payı yüzde 60 düzeyinde ve bu kadınların üçte biri okul yüzü görmemiş durumda.

* Kırsal kesimde ve tarımdaki eğitim oranının düşük olması ilerleyen yıllarda kırdan kente göç kararında çekim unsurunun değil çaresizliğin etkili olacağını gösteriyor.

* Tarım çalışanlarının yüzde 20’si 55 yaşın üzerinde bulunuyor. Oysa Türkiye’nin toplam istihdamı içinde bu yaş grubunun oranı sadece yüzde 10.

* Bugüne dek tarımda çalışan nüfus hiçbir zaman bir kayıt sistemine bağlı olarak ölçülmemişti. Kırsal alanda yaşayan ve tarımla ilgili olduğunu söyleyen herkes sayımlarda iş dalı olarak tarımda çalışıyor gibi gösterildi. Gerçek anlamda çalışmayanlar da tarımda istihdam ediliyor gibi görüldü.

* Bugün gözlemlediğimiz değişikliklerin çoğunun “istatistik” toplama biçiminden kaynaklandığını varsaymak daha gerçekçi.

* Zaten bir de bir ayağı kentlerin gecekondu bölgelerinde, bir ayağı kırda yaşayan insanların varlığı ve bunların sayım sırasında bulundukları yere göre yaptıkları beyanlarda değişiklik olduğunu düşünmek oldukça gerçekçi bir yaklaşım.” 

SEDEF SEÇKİN BÜYÜK
sseckin@capital.com.tr

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER