Capital'e abone olun.
BÜYÜME PATLAMA ŞEKLİNDE OLMAMALI

Büyüme Patlama Şeklinde Olmamalı

James P. Healey / Credit Suisse First Boston Gelişen Pazarlar Dünya Direktörü   James P. Healey, dünyaca ünlü yatırım bankası Credit Suise First Boston’ın gelişen pazarlar direktörü... Tüm ...

Son Güncelleme: 01.06.2002

James P. Healey / Credit Suisse First Boston Gelişen Pazarlar Dünya Direktörü

 

James P. Healey, dünyaca ünlü yatırım bankası Credit Suise First Boston’ın gelişen pazarlar direktörü... Tüm belirtilerin, Türkiye’nin krizden çıktığını ortaya koyduğunu söylüyor. Ekonomik gidişin olumlu olduğuna dikkat çekiyor. Büyüme konusunda temkinli davranmak gerektiğini belirtiyor. Ona göre, uzun dönemde Türkiye yüzde 6’lık büyümeyi yakalar. Ancak, kısa dönem için önemli bir uyarıda bulunuyor: “Kesinlikle bir büyüme patlaması görmek istemem. Çünkü, patlamanın ardından düşüş kısır döngüsüne girilebilir”...

 

Türkiye baharla birlikte ekonomik krizi atlatıyor olduğunun sinyallerini vermeye başladı. Faiz oranları geriliyor, dolar düşüş trendinde ve enflasyon geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla oldukça geride. Turizm sezonunun açılmasının ardından tüketimde de bir hareketlenme göze çarpıyor. Tüm bu gelişmeler ile birlikte yabancı yatırımcıların ve finans çevrelerinin gözü de tekrar Türkiye’ye kayıyor.

 

Dünyanın önde gelen yatırım bankalarından Credit Suisse First Boston (CSFB) Türkiye ile ilgili tüm gelişmeleri yakından izliyor. Bu kuruluşun değerlendirmeleri dünya finans çevreleri tarafından dikkate alınıyor. Capital’e çok özel değerlendirmeler yapan CSFB Yönetim Kurulu Üyesi ve gelişen pazarlar dünya direktörü James P. Healey Türkiye’nin yakın gelecekte önünün son derece açık olduğunu belirtiyor.

 

Krizin izlenen yanlış mali ve siyasi politikalar nedeniyle ortaya çıktığını söyleyen Healey, Türkiye’nin 12 ay gibi kısa bir süre içinde gerçekleştirdiği reformlar ve değişikliklerle beklenenden daha kısa bir sürede krizin üstesinden geldiğini vurguluyor.

 

James P. Healey’e göre, Türkiye’nin gerçekleştirdiği en önemli reform bankacılıkta yaşandı. “Bu reformun bu kadar önemli olmasının nedeni, bankacılığın finansal yapısının bir ülkede ticaretin omurgası olmasıdır” diyen Healey zayıf bir bankacılık sistemi ile dinamik bir ekonomiye sahip olmanın zor olduğuna dikkat çekiyor.

 

Türkiye’nin kısa dönemde yüzde 2-3, uzun dönemde ise yüzde 6’lık bir büyüme yakalayabileceğini belirten Healey, yabancı bir bankacı gözüyle Türk ekonomisini ve kriz sonrasındaki görüntüyü değerlendirdi.

 

Türkiye şu anda krizin neresinde bulunuyor? Krizden çıktığı söylenebilir mi ya da krizin son günlerini mi yaşıyor?

 

Bence Türkiye krizin son dönemlerini yaşıyor. Hatta krizden çıkmış olduğunuzu bile söyleyebilirim. Ancak, elbette ki yapılması gereken daha çok şey var. Ama ben bugün hiç kimsenin Türkiye’deki durumu kriz olarak değerlendirebileceğini zannetmiyorum. Türkiye’de son 12 ayda gerçekleştirilen şeylere baktığımızda, bunların son derece başarılı ve kayda değer gelişmeler olduğunu düşünüyorum.

 

Bunun yanında, bazı düzenlemeler ve reformlar da gerçekleştirildi. Uluslararası çevrelerin yaklaşımları da son derece uyumlu. Diyebiliriz ki, tüm belirtiler Türkiye’nin krizden çıktığını işaret ediyor.

 

Türkiye’nin böyle bir kriz ile karşı karşıya kalma nedeni neydi sizce? Nerede yanlış yapıldı?

 

Eğer geçtiğimiz yıla bakarsanız, o dönemde herkes ödeme güçlüğünün varlığı ile ilgileniyordu. Hükümetin borçlarla başa çıkıp çıkamayacağı herkesin üzerinde durduğu bir konuydu. Türkiye’nin finanse edilmesi gereken büyük miktarda borcu vardı. Bu konu da tamamen likidite ile ilgiliydi. Analistler, yerel ve uluslararası yatırımcılara ödenmesi gereken iç borçların miktarı ile yakından ilgileniyorlardı. Bu likiditenin var olmayacağına dair endişeler de bulunuyordu.

 

Buna ek olarak paranın hareket etmesi gerekiyordu ve bu gerçekleşti. Yerli ve uluslararası yatırımcılar arasında endişe yaratan bir başka konu da siyasi istikrardı. Siyasi istikrarda da sorunlar yaşandı. Krizin başlamasını tetikleyen siyasi bir olaydı. Ancak, elbette eğer borçlar ödenebilseydi, siyasi sorunlar krize neden olmazdı diye düşünüyorum. Ama ikisi bir araya gelince sonuç olarak Türkiye kendisini krizin içinde buldu.

 

Türkiye kriz yönetiminde başarılı oldu mu? Krizin beklenenden daha uzun sürdüğü görüşüne katılıyor musunuz?

 

Hayır, ben krizin beklenenden daha uzun sürdüğü fikrine katılmıyorum. Türkiye zaten pek çok sorunla karşı karşıya kalıyordu. Yerli ve uluslararası yatırımcıların endişelerini dikkate almak için bazı politika değişikliklerinin gerçekleştirilmesi gerekiyordu.

 

Bu değişiklikler arasında bence en önemlisi bankacılık reformuydu. Elbette ki bu reformların tam anlamıyla başarıya ulaşması için zamana ihtiyaç var. Ama 12 ay içinde Türkiye’nin gerçekleştirdiği ilerleme gerçekten de çok çok önemli. Bana göre kriz beklenenden daha uzun sürdü demek yerine, bu 12 ay içinde gelinen yere bakmak gerekiyor. Çünkü, her şey tahmin edilenden oldukça hızlı ilerledi.

 

Son günlerde büyüme ile ilgili yorumlar ve eleştiriler yapılıyor. İnsanlar hızlı büyümenin olumsuzlukları üzerinde duruyorlar. Türkiye’nin nasıl bir büyüme performansı yakalaması gerekiyor? Kısa dönemde hızlı büyüme zararlı olabilir mi?

 

Aslında bu nasıl bir büyüme elde ettiğinize bağlıdır. Kısa dönemli büyümede bu yıl Türkiye yüzde 2 ile 3 arasında bir büyüme yakalayabilir. Buna öncülük edecek sektörler de öncelikle tarım ve turizmdir. Turizmin tüketimi arttırıcı bir etkisi vardır. Tüketim ise tüketicilerin kendilerine güven seviyeleri ile ilgilidir ve yakın zamanda alınan veriler bu güvenin yerine oturmaya başladığını gösteriyor.

 

Belki Türkiye’de ekonomi tüketiciler için yeterince parlak olmayacak. Ancak, yine de daha güçlü bir tüketici güveninin oluşmaya başladığı görülecek. Tabii istikrar da bununla birlikte gelecek. Türkiye’de iyi bir istikrar yakalandı ve eğer ekonomik ve siyasi istikrar devam ederse tüketiciler de geri gelecektir. Bu, benim yakın dönem büyümeye bakışım. Kesinlikle bir büyüme patlaması görmek istemem. Çünkü, patlamanın ardından düşüş kısır döngüsüne girilebilir rahatlıkla.

 

Uzun dönemli büyümeye baktığımızda ise Türkiye’nin yüzde 6’lık bir büyüme yakalamak için uğraşması gerektiğini düşünüyorum. Bunu gerçekleştirmek için ise gerek siyasi gerekse ekonomik, tüm altyapıda bazı değişikliklerin yapılması gerekecektir. Hızlı kararlar alınmalı ve daha koordineli çalışılmalıdır. Tabii bu noktada iş hükümete düşüyor.

 

Bugün Türkiye’de doğrudan yabancı yatırım yeterli oranda değil. Bu da sanırım Türkiye’de yaşanan ekonomik ve siyasi istikrarsızlıkla ilgili bir durum. Ama eğer Türkiye belirttiğim oranda büyümeyi yakalayabilirse, o zaman Polonya ve Brezilya gibi gelişmekte olan pazarlarla benzer bir konuma gelebilir. Bu durumda da doğrudan yabancı yatırımda büyük artışlar görülecektir.

 

Şu ana kadar konuştuklarımızın ışığında Türkiye’nin gelişmekte olan ülkeler arasındaki yeri değişti mi? Türkiye’yi gelişmekte olan pazarlar arasında nerede konumlandırıyorsunuz?

 

Ben Türkiye’yi, nüfusunun büyüklüğü ve dünyadaki coğrafi yeri bakımından çok ayrı bir yere koyuyorum. Türkiye önemli bir gelişen pazar ülkesi. Tıpkı benzer nedenlerle Rusya’nın olduğu gibi. Bu nedenle Türkiye’nin gelişmekte olan pazarlar arasında Rusya’dan daha önemli olduğunu söyleyemem. Bunun yerine, Türkiye ve Rusya’nın birbirlerinden farklı olduklarını söylemeyi tercih ederim.

 

Türkiye ile Brezilya’yı karşılaştırırsam pek çok ekonomik benzerlikleri olduğunu söyleyebilirim. Yine ülkeler farklı elbette, ancak ben Türkiye’yi daha büyük ve daha ilginç bir gelişmekte olan pazar ülkesi olarak değerlendiriyorum. Bu nedenle Polonya, Brezilya, Arjantin, Meksika, Rusya, Kore ve Endonezya gibi ülkeler arasında yer almaya devam edeceğine eminim.

 

Türkiye’de kriz sırasında önemli yapısal değişiklikler ve reformlar gerçekleşti. Yaşanan bu değişim hakkındaki görüşleriniz neler?

 

Ben bunların oldukça önemli olduklarını düşünüyorum. Benim listemin ilk sırasında bankacılık reformu bulunuyor. Bu reformun bu kadar önemli olmasının nedeni, bankacılığın finansal yapısının bir ülkede ticaretin omurgası olmasıdır. Eğer zayıf bir bankacılık sisteminiz varsa, dinamik bir ekonomiye sahip olmak son derece zordur.

 

Bir başka önemli reform da Merkez Bankası’nın bağımsız hale gelmesidir. Bu sadece kağıt üzerinde önem sahibi olacak bir reform değildir. Nasıl işlediği de, en az kendisi kadar önemlidir. İnsanların buradaki en önemli endişesi faiz oranlarını aşağı çekmektir. Bağımsız bir merkez bankası bunu politik etkilerden uzak tutar.  Para politikasının enflasyonu düşürücü bir etki yaratması Türkiye için önemli bir şans olacaktır. Enflasyon düştüğünde faiz oranları da gerileyecektir.

 

Bankacılık sektörü bu zor zamanları ne zaman atlatacak ve tekrar kredi vermeye başlayacak?

 

Bunu söylemek aslında biraz zor. Sanırım şu sıralarda tekrar kredi vermeye başlıyorlar diyebiliriz. Ama yine de biraz zaman alacaktır. Denetimler bitip de özel bankacılık sisteminde nelerin gerektiği ortaya çıktıktan sonra durum daha açık bir hal alacaktır. Bu nedenle özel bankaların büyümeye başlamadan önce daha fazla sermaye koymak durumunda olup olmadıklarını bilmeleri gerekir. Bu da onlar üzerinde bir baskı oluşturacaktır.

 

Ayrıca, bankaların elinde hala yüklü miktarda yabancı para mevduatı var. Ancak, bu kadar fazla talep olduğunu düşünmüyorum. Bu nedenle de mevduat ile kredi fırsatları arasında bir eşitsizlik bulunuyor. Bu durumun da düzenlenmesi gerekir ve bu da bir yıl kadar bir zaman alabilir.

 

Yabancı bankaların Türk bankalarına olan ilgileri devam edecek mi? Bu konuda konuşulan herhangi bir şey var mı?

 

Sanırım evet, devam edecek. Dünyadaki birleşme hareketi aslında bitti sayılır. Bu nedenle Türk bankalarının satın alınması için bir zaman vermem güç. Geçtiğimiz yıl başlayan, ancak sonrasında ertelenen birleşme çalışmaları vardı. Ama genel olarak finans sektöründe uluslararası katılımcılar görmek beni şaşırtmayacaktır.

 

Bugün Türkiye’nin önünde neler var? Bir yabancı bankacı olarak Türkiye’nin geleceğini ve gelecekteki ekonomik performansını değerlendirebilir misiniz?

 

Ben geleceğin Türkiye’ye çok şey vaat ettiğini düşünüyorum. Türkiye elbette ki bazı zorluklarla karşılaşacak ama gelecekte hiç olmadığı kadar umut var. Gerçekleştirilen yapısal değişiklikler çok önemli ve bu değişikliklerden geri dönülecek gibi görünmüyor. Bu değişiklikler Türkiye’nin istikrarlı bir büyüme gerçekleştireceğinin ve daha düşük enflasyonlu bir ortama geçeceğinin göstergeleri bence.

 

Tabii ki de bu hemen gerçekleşmeyecek. Faiz oranları düşürülebilirse, Türkiye’de sadece finansal varlıkların yerine gerçek varlıklara yatırım yapma eğilimi var. Bunun da verimliliğe son derece önemli bir katkısı olacaktır. Ayrıca belirsizlik ve görecelilik ortamı da ortadan kalkacaktır. Böylelikle daha fazla yabancı sermayenin ülkeye girmesi sağlanacaktır.

 

Bunun yanında bu ülkenin sahip olduğu ağır borç yükünün bana göre en önemli nedeni faiz oranlarının seviyesidir. Faiz oranları yüksek kaldığı sürece borç yükünden kurtulmak için ilerleme kaydetmek zor olacaktır. Bu akıntıya kulaç atmak gibi bir durumdur. Ama gerçekleştirilen reformlar Türkiye’nin faiz oranlarını ve enflasyonu düşürebileceğine ve büyümeyi hızlandırabileceğine bir işarettir.

 

“BÜTÇE FAZLASININ ARTMASI YABANCIYA RAHATLIK VERECEK”

 

Yabancı bir bankacı olarak Türkiye’den hangi sinyalleri aldığınızda Türkiye’nin krizi tamamen atlatmış olacağını düşüneceksiniz?

 

Öncelikle bankacılık reformunun tamamlanması gerçekten büyük önem taşıyor. Devlet bankalarında gerçekleştirilmesi gereken reform büyük ölçüde tamamlandı zaten. Şu anda yabancı yatırımcılar özel bankaların denetlenme işinin bitmesini bekliyorlar. Denetlemenin sonucunda ne gibi faaliyetlerin gerçekleştirildiğine bakacaklar. Bu süreç uluslararası  yatırımcılar için çok önemli. Çünkü, bankacılık reformunun tamamlanması aslında Türkiye için büyük önem taşıyor.

 

Mali politikalara ve para politikalarına bakıldığında ise bu alanlarda yakalanacak olan faiz dışı bütçe fazlasını bu yıl yüzde 5.5’den yüzde 6.5’e yükseltme eğilimi gibi bazı standartlar yatırımcılara ciddi oranda rahatlık verecek. Bu herkes için son derece güçlü bir politik sinyalidir. Hükümetin gerçekten de krizden sıyrılma konusunda ve şu ana kadar yakaladığı ivmede ciddi olduğu anlamına gelir. Bence Türkiye’nin faiz dışı bütçe fazlasını kısa bir süre içinde arttırma eğilimine girmiş olması gerçekten de son derece etkileyicidir. Burada ciddi bir mali disiplin uygulandığı görülüyor.

 

“YABANCI YATIRIMCI GERİ DÖNÜYOR”

 

Türkiye yatırımlar ve hisse senedi ve tahvil alımı için tekrar ne zaman uygun bir ülke haline gelecek?

 

Yabancı yatırımcılar şu anda geri dönmeye başladılar. Bunu şu anda zaten görüyoruz. Türkiye’nin uluslararası tahvilleri arasında 2030 vadeli bir tahvil bulunuyor. Bu tahvil kriz döneminde bile yüzde 17’nin üzerinde kar getirdi. Şu anda da yüzde 11.5 civarında seyrettiğini sanıyorum. Geçtiğimiz yıl dünyada en iyi performansa sahip tahvillerden biri olan bu tahvilin başarısı, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye geri dönüşünü gerçekten de yansıtıyor.

 

Yerel açıdan biz her gün uluslararası yatırımcılarla iletişim halindeyiz. Her geçen gün artan sayıda uluslararası yatırımcı hükümetle ilişki kuruyor. Bunun da nedeni yine gördüklerinin hoşlarına gitmesi. Mali ve ekonomik politikaları ve siyasi istikrarı olumlu buluyorlar. Reform süreci de onlar için olumlu ve bu nedenle de geri geliyorlar.

 

Ama bana göre aslında döviz piyasasındaki likidite nedeniyle tam olarak geri gelemiyorlar. Çünkü bu piyasa da henüz kriz öncesi seviyelere dönebilmiş değil.

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER