Capital'e abone olun.
BÜYÜMENİN DENGESİ

Büyümenin dengesi

Bir ara resesyona girdiğinden bile korktuğumuz Türkiye ekonomisi "dokuz canlı" olduğunu yine kanıtladı.

Son Güncelleme: 01.01.2012

Türkiye 2011 yılını yüzde 8 civarında bir büyümeyle kapattı gibi görünüyor. Bir ara resesyona girdiğinden bile korktuğumuz Türkiye ekonomisi "dokuz canlı" olduğunu yine kanıtladı. Hanehalkı tüketiminin azaldığı ikinci çeyrekte özel yatırımlardaki artışın devam etmesi büyümenin çok fazla düşmesini engellerken, yatırımların azaldığı üçüncü çeyrekte ise bu kez dış talepteki artış imdada yetişti.

Tabloyu görmek için görsele tıklayın.
Öncü göstergeler dördüncü çeyrekte hem iç hem dış talepte işlerin pek iyi gitmediğine işaret etse de ilk üç çeyrekteki performans sayesinde 2011 yılı yine yüksek bir büyüme oranıyla kapanmışa benziyor. Hatırlanacağı gibi Türkiye ekonomisi 2010 yılını da çok yüksek ve yüzde 9'luk bir büyüme oranıyla kapatmıştı. Fakat bu hızlı büyüme cari açığın da hızla tırmanmasına neden olduğundan epey endişe yaratmıştı. Bu endişe sadece cari açığın rekor kırmasından değil, aynı zamanda finansmanının da büyük ölçüde "sıcak para" adı verilen kısa vadeli sermaye akımlarına dayanmasından kaynaklanıyordu. Türkiye daha önce böyle durumlarda sıcak paranın çıkışa geçmesiyle üç kez (1994, 1998 ve 2001) finansal kriz yaşamış ve bu krizler reel ekonominin de tahrip olmasıyla sonuçlanmıştı. Bu nedenle Merkez Bankası 2010'daki bu gelişmeyi finansal istikrara yönelik bir tehdit olarak kabul etmiş ve fiyat istikrarı yanına finansal istikrar hedefini de eklemek suretiyle para politikasında değişikliğe gitmişti.

PARA POLİTİKASININ ETKİSİ
Merkez Bankası, "yeni para politikası" adı verilen bu uygulamayla para politikası faizini sıcak para girişini caydırmak amacıyla düşük tutarken, iç talebi besleyen kredileri frenlemek için ise mevduatlara uygulanan zorunlu karşılıkları yükseltmeye girişmişti. Bu politika bileşiminin amacı finansal sistemin borçlanma faizini artırmadan ve böylece sıcak parayı azdırmadan kredi faizlerini yükselterek iç talebi frenlemekti. Ancak bu yeni para politikası çok anlaşılamamış veya belki de anlaşılmak istenmemiş ve kıyasıya eleştirilmişti. Şimdi gelinen noktada bu uygulamanın sonuçlarına baktığımızda çok da fena görünmüyor. Evet, 2010'da yüzde 6,4 olan cari açığın Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'ya (GSYİH) oranının 2011'de yüzde 10'a yaklaştığını tahmin ediyoruz ama bu yükseliş büyük ölçüde yılın ilk yarısında gerçekleşmiş bulunuyor. İlk çeyrekte yüzde 7,8'e ve ikinci çeyrekte yüzde 9,1'e çıkan cari açığın milli gelire oranı, üçüncü çeyrekte biraz hız keserek yüzde 9,8 oldu. Son çeyrekte ise cari açıktaki yükselişin durduğunu ve 2011'in yüzde 9,7 civarında bir oranla kapandığını tahmin ediyoruz.

DENGELİ BÜYÜME

İkinci çeyrekte makul bir seviyeye inen ekonomideki büyüme üçüncü çeyrekte yeniden hızlanırken cari açığın hız kesmesi, bu dönemdeki büyümenin iç talepten çok dış talebin eseri olmasından kaynaklanıyor. Konjonktür'ün ikinci sayfasındaki kutuda okuyabileceğiniz gibi, üçüncü çeyrekte iç talebin mevsimsel düzeltilmiş büyümeye katkısı negatif ve -0,1 puan olarak gerçekleşti. Aynı dönemde net ihracattan ise büyümeye 1,8 puanlık katkı geldi. Net ihracattan gelen bu katkının 0,7 puanlık bölümü mal ve hizmet ihracatının artmasından, kalan bölümüise iç talebin hız kesmesi nedeniyle ithalatın daralmasından kaynaklandı. İhracat artarken ithalatın daralması da cari açıktaki yükselişin hızının kesilmesine yol açtı.   
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7

  • Etiketler:

    İsminiz:

    Yorumunuz:


    FOTO HABER