Capital'e abone olun.
CANAVARI KİM BESLİYOR

Canavarı Kim Besliyor

Enflasyon ya da hepimizin bildiği adıyla canavar... Yıllardır Türkiye’yi terk etmedi. 1970’lerde tek haneliydi, sonra iki haneli oldu. Zaman zaman düştü, ancak hiç alt edilemedi. Bu dönemde çok say...

Son Güncelleme: 01.02.2002

Enflasyon ya da hepimizin bildiği adıyla canavar... Yıllardır Türkiye’yi terk etmedi. 1970’lerde tek haneliydi, sonra iki haneli oldu. Zaman zaman düştü, ancak hiç alt edilemedi. Bu dönemde çok sayıda araştırmaya konu oldu, sayısız kitap yazıldı. IMF uzmanlarının hazırladığı bir analiz, bu konuya farklı bir yaklaşım getiriyor. “Gelişmekte Olan Ülkelerde Enflasyonun Kaynağı” adlı çalışma, dalgalı ve sabit kur sistemleri için canavarı besleyen faktörleri inceliyor. Capital, bu çalışmadan yola çıkarak, uzmanların danışmanlığında, enflasyonu besleyen faktörleri araştırdı...

 

Enflasyon, iktisat biliminin en girift konularının başında gelir. Bugüne dek gerek akademi dünyasında gerekse ekonomi bürokrasisinde “enflasyon” ve “canavarın beslendiği kaynaklar” konusunda çok sayıda inceleme yapıldı. Yaygın görüş ise enflasyonun para arzındaki artışlar ile birebir ilişkili olduğu yönündedir.

 

1980 sonrası ekonomistlerce süzgeçten geçirilen bu görüş, para arzı artmasa bile, enflasyonun oluşabileceği şeklinde değiştirmişti. Yani para arzı artmasa bile, enflasyon ortaya çıkabileceği görüşü kabul görmeye başladı. Bunun nedeni toplumda para arzının ileride artabileceğine dair beklentilerin kırılmamış olması...

 

Son  dönemde ise kur rejimleri ve enflasyon süreci arasındaki ilişki mercek altına alınıyor. IMF tarafından 2001 yılının Aralık ayında yayınlanan bir makalede, 53 tane gelişmekte olan ülke için 1964 ile 1998 arasındaki yıllık veriler kullanılarak canavarın beslendiği kaynaklar ile ilgili gerçekler ve kur rejimi arasındaki ilişki incelenmiş. Sonuçta, “para arzındaki artış” ve “döviz kuru rejimi”nin dalgalı kur rejimi uygulayan ülkelerde, sabit kur uygulayan ülkelere göre çok daha önemli enflasyon kaynakları olduğu bulunmuş.

 

Kur rejimi ve enflasyon ilişkisi

 

Aslında bu bulgu, kurun dalgalanmaya bırakıldığı şu dönemde Türkiye için çok ciddi bir mesaj taşıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Öner Günçavdı bu makaleden Türkiye’nin çıkarması gereken mesajı şöyle açıklıyor:

 

“Türkiye’deki gündem açısından bu çalışmadan çıkardığım önemli sonuçlardan biri şu; dalgalı kur olan sistemlerde bütçe açıkları önemli bir enflasyon kaynağı. Bu çok önemli bir bulgu... Kemal Derviş’i veya Türkiye’deki iktisat politikasını eleştirebilmek için öncelikle bu bilgiye sahip olmak lazım. Çıkan mesaj şu; Türkiye eğer esnek/dalgalı döviz kuru sistemini izleyecekse ve bu şekilde enflasyonu düşürmek istiyorsa, öncelikle kamu maliyesini dengede tutmalı.”

 

“Sources of Inflation in Developing Countries” (Gelişmekte Olan Ülkelerde Enflasyonun Kaynakları) adlı makale, bu konudaki önemli çalışmalarıyla tanınan IMF uzmanlarından Prakash Loungani ve Philip Swagel tarafınan hazırlanmış. Bu çalışma, aynı zamanda, sabit kur rejimi uygulayan ülkelerde enflasyon sürecinde “inertia” (atalet) denilen enflasyon beklentilerinin baskın bir rol üstlendiğini ortaya koyuyor.

 

Merkez Bankası’nın eski danışmanlarından, Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü Dani Rodrik, “Inertia, yani beklentiler ve bunun yarattığı direnç Türkiye’de enflasyonun önemli kaynaklarından biridir” diyor.

 

Canavarı neler besliyor?

 

Enflasyonu yenebilmek için önce onun hangi kaynaklardan beslendiğinin iyi anlaşılması gerekiyor. IMF uzmanlarının kurduğu ekonometrik modelde, enflasyonun kaynakları 4 ana kategoride toplanıyor. Bu 4 kategori şöyle açıklanıyor :

 

* Gelişmekte olan ülkelerde enflasyon genellikle mali dengesizliklere bağlıdır. Mali açıklar, para arzının artışı veya ödemeler dengesi konusunda krizleri tetikleyebilir. Döviz kurunun artışına yol açarak enflasyonun yükselmesine neden olabilir.

 

* Endüstrileşmiş ülkelerde olduğu gibi, gelişmekte olan ülkelerde de enflasyon, “aşırı ısınan” bir ekonominin göstergesidir ve “çıktı açığı” denilen bir gösterge tarafından etkilenir. “Çıktı açığı”, bir ekonomideki halihazır durumda, ekonominin belli bir kapasitesi ile içerdiği sürdürülebilir faaliyet miktarı arasındaki farktır. “Çıktı açığı”, GSYH’nın bir yüzdesi olarak ifade edilebilir. Bu rakam pozitif olarsa, enflasyonist açığa eşdeğer bir durum, negatif olursa deflasyonist açığa eşdeğer bir durum söz konusu olur.

 

* Enflasyonun üçüncü bir kaynağı ise arz yanlı “maliyet şokları”dır. Petrol gibi toplam fiyat seviyesinde sürekli değişikliklere yol açan belli malların fiyatlarındaki hareketler “arz yanlı maliyet şokları” olarak tanımlanabilir.

 

* “Inertia” (atalet) denilen ve enflasyonist beklentilerden veya farklı ücret sözleşmelerinin varlığından kaynaklanan unsurda enflasyonu yaratan önemli bileşenlerden biridir.

 

Prakash ve Swagel, bu makalede, enflasyonun kaynaklarını incelerken kurdukları ekonometrik modelde  yüksek enflasyona yol açan politik etkenleri dahil etmemişler.

 

Coğrafik analiz ne diyor?

 

“Gelişmekte Olan Ülkelerde Enflasyonun Kaynakları” başlıklı makalede, 53 gelişmekte olan ülke ekonomisini incelerken, aynı zamanda bölgesel değerlendirmelere de  yer veriliyor. Bu amaçla, bu bölgelerdeki enflasyonun kaynağı, VAR (Vector Auto Regression) denilen yeni bir ekonometrik yöntemle inceleniyor.

 

Bu açıdan bakıldığında araştırmadan önemli mesajlar çıkıyor. Örneğin, düşük ve orta enflasyonlu Afrika ve Asya ülkelerinde, enflasyonun kaynağı, diğer bölgelerden tamamen farklı bir yapıya sahip. Bu ülkelerde enflasyonu, 4 önemli faktörden “Inertia” (Atalet) en üst düzeyde etkiliyor. Enflasyona sebep olan para arzındaki artış, döviz kurları, çıktı açığı, maliyet şoklarına yol açan fiyat değişimleri de enflasyonun oluşumunda rol oynarlar. Ancak, bu 3 faktörün enflasyon oranı üzerindeki nicel etkisi, “inertia” (beklenti) unsuruna göre çok daha düşüktür.

 

Yüksek enflasyonlu Güney Amerika ülkelerinde ise durum bunun tam tersi. Güney Amerika bölgesindeki yüksek enflasyonlu ekonomilerde enflasyonun asıl kaynağı, para arzındaki genişlemenin, mali değişkenleri ve döviz kurundaki değişimlerdir. Bu bölgedeki çok sayıda ülkede “inertia” (atalet) faktörü, enflasyonun oluşmasında küçük bir rol oynar.

 

Görüldüğü üzere bir bölgede “atalet” ve “enflasyon beklentisi” enflasyonun en önemli kaynağı iken diğer bir bölgede para arzındaki genişleme enflasyonun oluşmasında en baskın rolü üstlenebiliyor. Prakash Loungani ve Philip Swagel çalışmalarında bu farklılıkların döviz kurundaki ve para arzındaki artıştaki şoklara nasıl tepki verdiği de inceleniyor.

 

Türkiye’nin verileri bu çalışmada Akdeniz bölgesi ülkeleri içinde kullanılmış. Ortalama enflasyon oranı Akdeniz ülkelerinde de epeyce yüksek.

 

Türkiye için durum analizi

 

IMF uzmanlarından Loungani Prakash ile bir söyleşi yaptık. Türkiye’deki enflasyonun kaynaklarını analiz etmesini istedik. Sorularımızı şöyle yanıtladı:

 

*Türkiye’den bahsetmeden önce vurgulamak istediğim bir – iki önemli nokta var. Gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun kaynakları döviz kuru rejimine bağlı olarak değişiyor. Dalgalı kur rejimi uygulayan ülkelerde, enflasyonun oluşumunda mali etkiler önemli rol oynuyor, bu döviz kurlarındaki hareketlere ve para arzlarındaki artışlara da yansıyor. Sözünü ettiğim ülkelerdeki yıllık enflasyon değişiminin yüzde 80’i bu tip etkilerden kaynaklanıyor.

 

*Zıt biçimde, sabit kur rejimini başarıyla sürdüren ülkelerde ise, geçmiş enflasyonun mevcut enflasyon üzerinde önemli bir etkisi var. Kısa vadeli ( 2 yıl gibi bir süre için) dönemlerdeki enflasyonist hareketlerin yüzde 60 – yüzde 70’i geçmiş enflasyon etkisinden doğuyor.

 

*Türkiye geçtiğimiz yıl şubat ayında sabit kur rejimini bıraktı. Bizim çalışmamız, bu hareketin mali sınırlamalar ve enflasyon hedeflemesi gibi bazı yeni parasal düzenlemeler olmaksızın enflasyonist etkileri olabileceğine işaret ediyor.

 

*Türkiye şu ana dek güçlü bir mali politikası izledi. Bütçedeki ekstra fonların kapatılması, mali şeffaflığı sağlamak üzere Meclis’e sunulan kanunlar bunu destekliyor. Enflasyon konusunda başarılı olabilmek için hükümetin bu çabalarını sürdürmesi gerekiyor. Ancak, bu şekilde davranılırsa devlet borçlarının sürdürülebilirliğini garanti altına almak mümkün olabilir. Böylece Türkiye para tabanı yaratma limitlerini tutturabilir. Başarılı bir mali politika enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçme şansınızı da yükseltir.

 

*İleriye bakarsak, düşük enflasyona ulaşabilmek orta vadede sürekli olarak mali dengelerin korunması, ayarlanması ile mümkün. Türkiye örneğinde, bu hedeflere ulaşabilmek ancak kamu sektörü istihdam ve ücret politikalarında ve tarım sektörü politikalarında reform yapabilmeyi gerektiriyor.

 

TÜRKİYE’NİN ENFLASYON DENKLEMİ’NDEN HANGİ MESAJ ÇIKIYOR?

 

Doç. Dr. Öner Günçavdı/ İTÜ İşletme Fak.

 

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Öner Günçavdı, enflasyon üzerinde çalışıyor, bu konuda makaleleri var. “Türkiye’deki Enflasyonist Dinamikler ve Finansal krizler” adlı, Kasım 2001’de yayınlanan makalesi, içinde bulunduğumuz durumla ilgili mesajlar içeriyor. Günçavdı, çalışmanın sonuçlarını ve mesajlarını şöyle özetledi:

 

ARAŞTIRMANIN PROFİLİ Türkiye Teknolojik ve Ekonomik Gelişmeler Araştırma Merkezi’nden Burç Ülengin ile birlikte yaptığımız bu çalışmada “monetarist” (paracı) yaklaşımı kullandık. 1979 ile 2000 yılları arasındaki dönemi inceledik. Biz de ekonometrik yöntem olarak VAR’ı (Vektor Auto Regression) seçtik. Komplike şeylerden kaçındık ve sonuçta basit bir denklem elde ettik.

 

PARA ARZI YÜZDE 1 ARTARSA? Elde ettiğimiz denklemin katsayıları bize Türkiye’de uzun dönemde ( 1 yıldan daha uzun) enflasyon üzerinde etkili, fiyatları belirleyen faktörlerin hangileri olduğunu gösteriyor. Para arzı ve gelir düzeyi enflasyonu, yurtiçi fiyat düzeyini etkileyen en önemli iki faktör. Burada ilginç olan şu, bulduğumuz denklem diyor ki; para arzında yüzde 1’lik bir artış olduğunda, fiyatları yüzde 0,81 oranında artırır, gelirde yüzde 1 oranında bir artış olduğunda fiyatlar 1.7 oranında artar.

 

TÜRKİYE’NİN FARKI Genellikle teori gelir ile fiyat arasında “eksi” işaretli bir ilişki gösterir. Türkiye için bulduğumuz denklemde bu ilişki “artı” çıkıyor. Bunun nedeni şu; gelir aslında talebi de yakalayabilen, temsil edebilen bir ifadedir. Türkiye ekonomisi içerisindeki talep artışının (bu talep kamunun ihtiyaçlarından kaynaklanan bir talepte olabilir) enflasyonist bazı sonuçlar doğurabileceği anlamına geliyor. “Artı” işaretinin, pozitif ilişkinin anlamı bu.

 

Çalışmamızın ana mesajı şu; Türkiye uzun vadede enflasyonla mücadele etmek istiyorsa sıkı bir para ve maliye politikası izlemeli.

 

Dr. Hakan Berument/ Bilkent Ün. Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi

 

Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Hakan Berument, bir süre TCMB Araştırma Genel Müdürlüğü görevinde de bulundu. Türkiye’de enflasyon ve sebepleri konusunda çok sayıda makalesi var. Berument, Türkiye’deki enflasyonist süreç ve döviz kuru rejimi ilişkisi ile ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı:

 

Türkiye’de enflasyonun sebepleri nedir?

 

1989’da Robin ve Sachs adlı iki önemli ekonomist tarafından bir makale yazıldı. Söyledikleri şey şuydu; hükümetler koalisyon oldukları sürece açığı bir türlü  aşağıya indiremezler. Güçlü hükümetler ise bütçe açığını azaltabiliyorlar ve açık azaldıkça enflasyon aşağıya iniyor. Dolayısıyla, bizim bir numaralı sorunumuz, enflasyonu aşağıya indirebilecek bir politik kararlılığın olmayışı.

 

Açıklar, faizleri artırıcı yönde bir etki yaratır ve merkez bankası üzerinde baskı yapar. Merkez bankası faizleri düşürmek için para basmak zorunda kalır.

 

Krugman’a göre, merkez bankası hem parayı hem dövizi kontrol edemez. Ya dövizi ya da parayı kontrol eder.

 

Enflasyon ve döviz kuru arasında Türkiye’de nasıl bir ilişki var?

 

Döviz kuru rejimine iki bağlamda bakmak gerek. Birincisi “döviz kurunun seviyesi”, ikincisi “kurdaki belirsizlik”... Döviz kuru seviyesi azaldığı sürece enflasyon düşer. Kur hızlı arttığında enflasyon yükselir. Biz niye döviz kurunu sabit tutamıyoruz? Çünkü, döviz eninde sonunda bir “mal”... Dolayısıyla, fiyatı ne kadar çok düşerse o kadar çok talep olur. Bu talebi sürekli olarak karşılayabilecek bir kaynak olması gerekir.

 

Bu kaynak merkez bankasında varsa ve harcamaya niyetliyse, döviz kurunu aşağıya indirerek, enflasyon düşürülebilir. 2000 yılında yapılmaya çalışılan buydu. MB elinde yeterli döviz yoksa, belli bir yerden sonra devalüasyona gidecektir. Dolayısıyla, enflasyonla döviz kuru arasında birebir ilişki var ama enflasyonu döviz kuruyla indirmek mümkün değil. Elimizde yeterince döviz stoğu yok...

 

İkinci etken ise kurdaki belirsizlik...Belirsizlik arttığı sürece faizler artar, tüketim azalır. Kurdaki belirsizlik doğrudan ekonomiye yansıyor.

 

Türkiye’de enflasyonun kaynaklarının önem derecesi nedir? Enflasyonun yüzde kaçı para arzındaki artıştan, yüzde kaçı petrol fiyatlarından, yüzde kaçı beklentilerden kaynaklanıyor?

 

İlginç bir soru. Cevabı da o kadar kolay değil. Türkiye’de petrol fiyatının yüzde 60 – yüzde 70’ini vergiler oluşturuyor. Ben şu ana kadar Türkiye’deki petrol fiyatlarının ne olduğu, ağırlıklı ortalaması hakkında bir rakam bulamadım. Yurtdışındaki petrol fiyatları Türkiye’deki petrol fiyatını belirlemediği için Türkiye’deki enflasyonu birebir etkilemiyor. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nden Doç. Dr.Aykut Kibritçioğlu, bu etkiyi bir şekilde içselleştirerek, incelemiş ama ben göremedim.

 

Türkiye’de para arzı ile enflasyon arasında güçlü bir ilişki yok. Çünkü, para talebi sabit değil.

 

 

 

 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER