Capital'e abone olun.
"EFSANE"DEN TÜRKİYE ANALİZİ

"Efsane"den Türkiye Analizi

Profesör Paul Anthony Samuelson / Ekonomist Profesör Paul Anthony Samuelson, dünyanın önde gelen ekonomistlerinden... Onun için, “Efsane ekonomist” diyenler de var. Nobel Ödüllü bu ekonomist, son...

Son Güncelleme: 01.04.2001

Profesör Paul Anthony Samuelson / Ekonomist

Profesör Paul Anthony Samuelson, dünyanın önde gelen ekonomistlerinden... Onun için, “Efsane ekonomist” diyenler de var. Nobel Ödüllü bu ekonomist, son dönemde yaptığı isabetli tahmin ve analizlerle dikkatleri çekmeye başladı. 1999’da Capital’e yaptığı açıklamadı, “ABD’deki balayı ekonomisi sona ermek üzere” diye konuşmuş, Türkiye’nin sorunlarına dikkat çekmişti. Şimdi bütün dünya ekonomisi hassas bir dönemde. Türkiye kriz süreçini atlatma gayretinde. Bu süper ekonomist, Capital’e, dünya ve Türkiye ekonomisini değerlendirdi.
 
Amerikalı iktisatçı Profesör Paul Anthony Samuelson, geliştirdiği matematik yöntemler ile karmaşık ekonomik problemlerin analizini kolaylaştırdı. 1970 yılında 55 yaşındayken Nobel Ödülü kazanan bu ünlü iktisatçının fikirleri 20’inci yüzyıla damgasını vurdu.

Chicago Üniversitesi’nde öğrenciyken “Katıksız piyasa ekonomisi” taraftarıydı. O yıllarda yaşanan büyük buhran sırasında ünlü İngiliz iktisatçı Keynes, işsizlik karşısında devletin ekonomiyi canlandırmak için devletin önlem almasını talep eden bir teori ortaya attı. O dönemde Samuelson da Keynes’in teorilerinin ateşli savunucularından biri oldu.

Capital olarak yüzyılın ekonomisti ile ilk kez 1999 yılında konuşmuştuk... 86 yaşındaki bu deneyimli ekonomist, tecrübelerinden faydalanarak dünya ekonomisi  hakkında çok daha iyi değerlendirmeler yapıyor. İki yıl önce konuştuğumuzda, “Amerika ekonomisi için balayı ekonomisi sona ermek üzere” değerlendirmesini yapmıştı ve tahminleri doğru çıktı, Amerika ekonomisi 2000 yılının sonlarında yavaşlamaya başladı.

Samuelson’un IMF’nin gelişmekte olan ülkelerde uyguladığı programlar ile ilgili yorumu da çok ilginç: “ Jeffrey Sachs, Rudiger Dornbush IMF’i eleştiren ekonomistler ama kendi içlerinde de anlaşamıyorlar. Dornbush, para kurulunun kurulmasını ve söz konusu ülkelerin para biriminin dolara sabitlenmesini savunuyor. Sachs ise paranın değerinin piyasaya göre belirlenmesini doğru buluyor. Bu iki yaklaşımın ikisi de doğru olamaz. IMF’nin programları kusursuz değil ama alternatifi de yok.”

Profesör Samuelson ile bir kez daha özel bir görüşme yaptık. Paul Anthony Samuelson, dünyadaki ekonomik gelişmeleri, Türkiye’deki IMF programını ve devalüasyonun etkilerini Capital için değerlendirdi.

Dünya ekonomisindeki son tabloya ilişkin değerlendirmeleriniz nedir? 2001 yılına ilişkin projeksiyonlarınızı öğrenebilir miyiz?

Amerikan ekonomisi artık balon gibi şişmiş, aşırı yükselmiş bir borsanın tatlı getirilerinin keyfini sürmüyor. Son 10 yıldır kaydedilen güçlü büyüme rakamlarının ve dolayısıyla sürekli büyüyen bir gayri safi milli hasılanın yarattığı balayı dönemi artık geride kaldı. Amerikan ekonomisindeki büyümenin zayıflaması, diğer ülkelere de şimdiden yansıyor.

Japonya, ekonomik ve politik açıdan felç olmuş durumda. Sürekli bir global büyümenin lokomotifi olamaz ve bütçe açıklarına çok çok daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü, mali açık harcamaları gelecekteki kredibilitesini de tehdit ediyor.

Amerikan ekonomisindeki yavaşlama, Avrupa’nın 2001-2002 büyüme oranını olumsuz etkileyecek. Buna rağmen ortak para birimi olarak kabul ettikleri “Euro” kullanmaya başlayan Avrupa ülkelerinin büyüme oranı, gelecek yıl Amerika’yı geride bırakabilir.

Gelişmekte olan ülkeler bundan nasıl etkilenecek?

Gelişmekte olan ülkeler de bu salgının dışında kalamaz, mutlaka onlar da etkilenecek. Güney Kore’nin alışılmış yüksek büyüme oranı bu yıl belki de yarıya düşecek. Özellikle Çin’in Amerika pazarındaki ihracat payının büyümesi, Güney Kore’yi olumsuz etkileyecek.

Arjantin’in döviz kurunu dolara sabitleyen ve enflasyonu bu şekilde zapteden “para kurulu” deneyimi ilk başta başarılıydı. Ancak, üç yıl süren sıkı bir kemer sıkma politikası ve resesyon Arjantin’in zayıf koalisyon hükümetini tehdit etmeye başladı.

Aşırı uçlarda dolaşan bazı ateşli insanlar, global kıyamet gününün ve büyük bir depresyon beklentisi içinde. Oysa eldeki bir çok veri, mevcut olasılıklarının Amerika ve Batı Avrupa için çok daha iyi olduğunu gösteriyor. Bence 2001 ve sonrasında Amerika ve Batı Avrupa’da hızlı bir iyileşme olacak.

Yakın gelecekte neler bekliyorsunuz?

1995-2000 yılları arasında teknolojik yeniliklerin ve verimlilik konusundaki gelişmelerin hızı bilgisayar, telekomünikasyon ve medikal biyoloji alanlarına ivme kazandırdı. Bu gelişmelerin 21’inci yüzyılda da devam edeceğine ve  öncelikle Yakın Doğu’dakiler olmak üzere tüm diğer gelişmekte olan toplumlara da yayılacağını düşünüyorum.

Bununla birlikte “yeni ekonomi” ile ilgili aşırı spekülatif iyimserlik, enflasyon ve ekonomik döngülerden bağımsız biçimde süremezdi. Bu durum bir “balon psikolojisi” yaratmıştı. Mart 2000 tarihinden bu yana Wall Street çılgınlığı buharlaşmaya ve bu çılgınlığın Amerika’daki reel ekonomi ve üretim sektörü üzerindeki olumsuz sonuçları yavaş yavaş düzelmeye başladı.

Tüm bu olup bitenler, IMF’nin politik zayıflık ve kaos içindeki Türk ekonomisini kurtarma girişimini çok daha zorlaştırmış olmalı. hükümet politikaları veya seçmen baskısı ile piyasadaki soğuk rüzgarları kolayca dindirmek, mümkün değil. Sorunları çözmek için hükümet politikaları ve seçmen baskısı gibi kolay yollar yeterli olmayabilir. Böyle dönemlerde sınıf çatışmaları ve toplum içindeki farklı grupların birbirlerine karşı saldırgan tavırlar göstermesi durumu daha da kötüleştirir ve ekonomik sancıların uzamasına sebep olur.

Devalüasyon sonrası Türkiye’de neler olacak? Bu konudaki tahminlerinizi öğrenebilir miyim?

Türk ekonomisi hakkında çok detaylı bilgiye sahip değilim ama neler olabileceği hakkında geçmiş deneyimlerime ve iktisat teorisine dayanarak bir şeyler söyleyebilirim.

Türkiye’deki politik sürtüşmeler devalüasyonu hızlandırdı. Bu devalüasyon sonucunda Türkiye’yi ihracatta daha rekabetçi bir konuma geldi. Bununla beraber, Türk Lirası’nın devalüasyonu, tüketici fiyatlarına yüksek enflasyon olarak yansıyacaktır. Eğer bu enflasyon Türkiye’de ücret ve diğer maliyetlerin artışına neden olursa, bu rekabet avantajı kaybolur, boşa harcanır ve sarmal döngü içine girilir. Bu da yüksek enflasyon ve durgunluk demektir. Üretim durgunlaşır, iş olanakları azalır.

Bundan sonra ne yapılmalı?

Zorla yapılan sermaye kontrolleri, fiyat ve ücretlerin tavana çekilmesi kısa vadede rahatlama getirebilir. Ancak, ne yazık ki, geçmişte yaşanan düzinelerce deneyim, pazarın istikrara kavuşmasının ertelenmesinin kötü sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Üretim sektörü sarsılıyor, ülkenin kredibilitesi azalıyor ve tehlikeli bir sarmal döngüye giren durgunluk halkın yaşam standardını olumsuz yönde etkiler.

Bu nedenle dikkatli karar alınmalı. Şu aşamadan sonra ilgililerce saptanacak fiyatlar kesinlikle devalüasyon esas alınarak tespit edilmemelidir. Fiyatlar derken kastettiğim, hem “ücretler”, “kiralar”, “faizler” ve “kârlar” gibi faktör fiyatları hem de mal ve hizmet fiyatlarıdır. Fiyatlar piyasa koşullarına göre saptanmalıdır.

Ancak bu şekilde devalüasyonun tahribatı azaltılabilir.

Hangi ülkelerde ciddi problemler olduğunu düşünüyorsunuz? Önümüzdeki 5 yıl içinde dünya ekonomisine ilişkin beklentileriniz nedir?

Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Pasifik bölgesindeki gelişmekte olan ekonomilere ilişkin beklentiler iyimser kalacak. Çin ve eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ülkelerinden bazıları iyi yaşam standartlarına ulaşılması ve ortalama yaşam süresinin uzaması gibi konularda rasyonel umutlar taşıyacak. Ne yazık ki, Afrika’nın büyük bir kısmı için beklentiler çok karamsar, şartlar kısa dönemde düzelecek gibi değil.

Ortadoğu’nun gelişme sürecinde pek çok bölge petrol kaynaklarına sahip olmanın verdiği güce yaslanacak. Fakat petrol kaynaklarına sahip olmak gelişme için tek başına yeterli değil. Nijerya, Venezüella ve Kongo gibi zengin doğal kaynaklarını tüketen ve emekçileri yetkilendirmeyen, güçlendirmeyen yönetimler doğal varlıklarından faydalanmayı başaramadılar.

Euro düşmeye devam edecek mi?

Avrupa Birliği içinde halen “euro” para birimi bloğunun dışında kalan ülkeler var ve bu ülkeler ilerlemelerine devam ediyor, “euro” kullanan ülkeler kadar iyi performans sergiliyorlar. İngiltere ve İskandinavya’yı Fransa, Almanya, İspanya, Finlandiya ve İrlanda ile karşılaştırdığınızda bu fark ediliyor.

Eğer Amerikan ekonomisinin iyileşmesi gecikirse, Euro, Japon Yeni ve Amerikan Doları’na karşı değer kazanır. Bu konuda bahse girebilirsiniz.

Ancak, kimilerinin söylediği gibi dünya çapında geçerli, 1914 öncesi altın standartlarına benzeyen bir para birimi uygulamasının tekrar hayata geçebileceğini hiç sanmıyorum.

Türkiye’nin dünya ekonomisindeki konumuna ilişkin beklentileriniz nedir?

Çoğu insan küçük bir bölgede çok yüksek hayat standartları oluşturmayı başaran İsviçre’nin bu işi nasıl yaptığını incelemeyi sıkıcı bulabilir. İsviçre doğal kaynaklar bakımından zengin bir ülke değildir. Elbette Afganistan’ı, İsviçre veya Danimarka gibi bir ülkeye çevirmenin kolay bir iş olduğunu iddia etmiyorum. Ancak, uygun politikalar ve şansın yardımıyla 2020 yılında Türkiye’nin Avrupa Birliği’ndeki diğer ülkelerin standartlarına ulaşması, sıralamalarda onlarla aynı basamakları paylaşması mümkün. Bunu iki yıl önce de size söylemiştim. O günden bugüne neler oldu? Türkiye Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak kabul edildi.

Türkiye’nin 2020 yılında Avrupa Birliği’nin refah standartlarını yakalaması mümkün olduğunu tekrarlıyorsunuz...

Taklit yoluyla ilerlemek yeni şeyler bularak ilerlemekten daha kolay. Eğer siyasi demokratik kurumlar iyi çalışırsa, aradaki fark kapanır. Ama sorunlara yalnızca ekonomik gözlükle bakmamak gerekir. Eğer Türkiye’de de İran’daki gibi bir yapı kurulursa benim bir ekonomist olarak tahminlerimin ne değeri olabilir ki ?

Ben böyle bir ihtimale şans vermiyorum!

Size bir hikaye anlatmak istiyorum. Boston’da beş yıldan fazla bir süre önce bir Türk profesör ile karşılaşmıştım ve bana Türkiye de asla koyu Müslüman bir partinin başa gelmeyeceğini söylemişti. Yalnızca altı ay sonra tam tersi oldu. Bu nedenle biraz temkinli konuşmakta yarar görüyorum. Yani işin sadece ekonomik taraflarına bakmamak siyasi gelişmelere de bakmak gerekir. Ancak, her şey Türkiye’nin doğru kararlar almasına bağlı.

``FİKİRLERİM ÇOK DEĞİŞTİ``

`` Milton Friedman gibi ben de Chicago Üniversitesi'nde okudum. Katıksız piyasa ekonomisine çok güçlü bir şekilde inanıyordum ve o dönemde  büyük buhran başladı. Okul sıramda otururken bu gelişmeleri anlamakta güçlük çekiyordum.

Daha sonra orta Keynes çıktı ve geniş çaplı işsizlikleri ortadan kaldırmak için bir teori ortaya attı. Önce şiddetle itiraz ettim, ancak üzerinde çalıştıkça anladım ki, mükemmel bir teori değildi ama varolan durumun düzeltilmesi için Keynes'in ki en iyi çözümdü. Böylece Keynes'in ateşli savunucularından biri oldum.

Ekonomi din değildir, ekonomik teoriler, varolan koşullara göre geliştirilirler ve koşullar değişince de yenilenirler. Büyük buhran bittiğinde Keynes'in temellerinin üzerine yeni bir şeyler inşaa etmek gerekti. Artık daha tecrübeliyim ve iyi bir teorinin uygulanabilir teori olduğunu biliyorum.

83 yaşındayım ve eğer bana kağıt üzerinde amacı iyi görünen ama gerçek dünyada uygulama şansı olmayan bir teorinin altına imza atmamı isteseler, asla atmam. Kendimi çok şanslı hissediyorum, çünkü dünyayı, ekonomideki gelişmeleri çok daha iyi anlıyorum.

1970'lerde de sosyal güvenlikten bahsediyordum, şimdi de bahsediyorum ama artık sınırlı bir sosyal güvenlikten konuşuyorum. Karma ekonomi konusundaki görüşlerim de değişti.

İsveç'teki yönetim ve gelişmeleri hayranlıkla izliyordum ama kamu kesimi GSYİH'nın yüzde 65'ini kontrol etme noktasına geldiğinde anladım ki İsveç, liderler yarışında da geride kalmaya başladı. Daha da önemlisi halkının taleplerine tam anlamıyla cevap vermiyordu. Bu benim refah ve sosyal güvenlik anlayışım değil.''

 

 

 

 

 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER