Capital'e abone olun.
GÜVENSİZ EKONOMİ

Güvensiz Ekonomi

Krizler, siyasi istikrarsızlıklar, koalisyonlar ve dış etkenler… Son yıllarda bir türlü işler yolunda gitmiyor, hükümetler de “güven” ortamı yaratmakta başarılı olamıyor. Neredeyse bir sendrom hali...

Son Güncelleme: 01.05.2003

Krizler, siyasi istikrarsızlıklar, koalisyonlar ve dış etkenler… Son yıllarda bir türlü işler yolunda gitmiyor, hükümetler de “güven” ortamı yaratmakta başarılı olamıyor. Neredeyse bir sendrom haline gelen güvensizlik, milyarlarca dolarlık maliyet yaratıyor, her sektörden şirketi hedefinden uzaklaştırıyor. Şirketler önünü görmekte, strateji oluşturmakta zorlanıyor.

Ünlü düşünür Francis Fukuyama’nın toplum, ekonomi ve şirketler için çok kritik bir unsur olarak gördüğü “Güven”in Türkiye’ye yansımasını, bir ekonomist olan Prof. Dr. Seyfettin Gürsel şöyle anlatıyor:

“6 ay için kamuya yaklaşık yüzde 20 reel faizle borç vermeye razı olanlar, 1 yıl için çok daha yüksek risk primi talep ediyorlar. Önümüzdeki 12 ayda programa göre enflasyon en fazla yüzde 20 olması gerektiğine göre, reel faiz üyzde 36’ya çıkıyor. Olacak iş değil. Belli ki, 1 yıl sonrası net olarak görülmüyor. Risklerin çok yüksek olduğu düşünülüyor. Diğer bir ifade ile geleceğe güven yok”.

Bu “güvensizliğin” arkasında iki etken olabilir. Birincisi, enflasyonun yüksek çıkacağı; ikincisi ise borçların sürdürülemeyeceği. Prof. Dr. Gürsel, değerlendirmesine şöyle devam ediyor:”Yetkililer, bıkıp usanmadan programa sadık kalacaklarını ilan ediyorlar… Vergi barışından 3-4 katı gelir bekleniyor. Başbakan grup toplantısında programı kararlılıkla uygulayacağını söylüyor. Öyleyse daha ne? Neden güven esirgenmeye devam ediyor? İşte bu sorunun yanıtı kolay değil.”

Galatasaray Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Seyfettin Gürsel’in yanıtını bulmakta zorlandığı “güvensizlik” sendromu, son yıllarda ekonominin neredeyse baş belası haline geldi. Özellikle de son aylarda her sektörden “güven” çağrısı geliyor.

İşadamları, yöneticiler, ekonomistler, sağlanacak güven ortamının, ekonominin önündeki engellerin kalkacağına inanıyorlar. Aksi takdirde ise daha büyük bedellerin ödenebileceği konusunda uyarıda bulunuyorlar. Onlara göre, ekonomi ve her sektör “güven” konusunda büyük bedeller ödedi, “sendrom” devam ederse gelecekte de ödeyecek.

Ekonomi ne kaybediyor?

Yaşanan “güvensizlik” ortamının ekonomiye katkısı önce faizlerde ortaya çıkıyor. Yükselen faizler, Hazine’nin borçlanma faturasını kabartıyor. Ekonomist Afa Boran, bunu ortaya koyan çok iyi bir çalışma hazırlamış. Reel faizlerin yüzde 30 düzeyinden aşağıya inmesi durumunda, ekonominin kazancını ortaya koymuş. Buna göre, reel faizler, nisan ayındaki yüzde 30 düzeyinden yüzde 20’ye inerse, sağlanacak tasarruf 7 milyar dolara, yüzde 15’e inmesi durumda ise 16 milyar dolara ulaşıyor.

Honda Genel Müdür Yardımcısı Ümit Karaaslan’ın da benzer bir hesabı var. Onun hesabından da şu mesaj çıkıyor: “Reel faizler düşerse, üretim ve büyüme artacaktır. İç borçların maliyeti 20 milyar dolar, dış borçların maliyeti ise 7 milyar dolar azalabilir. Böylece kredi faizleri düşer, yatırımlar artar. Yükselen borsayla, yeni yatırımcılar gelir”.

Kibar Holding’in yönetim kurulu başkanı Ali Kibar, Türkiye’nin yıllardır “güven sorunu” yaşadığını, bunun her sektör için milyarlarca dolara mal olduğunu söylüyor.

Kibar, “Bunun Türkiye’ye inanılmaz maliyeti var. Her şeyden önce benim rakiplerim Libor artı yüzde 1’ler, 2’lerle borçlanıyorlar. Biz 5’ler, 7’lerle çalışıyoruz” diyor.

“1990’dan her güvensiziz”

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Umut Oran, “güven sendromu”nun yeni bir olgu olmadığına dikkat çekiyor. Oran, “Aslında Türkiye’de güvensizlik ortamı 1990 yılından beri devam ediyor. Reel sektöre fazla önem verilmemesi de sürüyor” diyor. Umut Oran’ın bu konudaki saptamaları şöyle:

*Bütün sektörler güvensizlikten etkileniyor. Tekstil ve hazır giyim, özellikle ihracatta gelmiş olduğu nokta itibariyle ayakta kalmayı başarıyor. Ancak,böyle giderse, esas sıkıntıyı 2005 yılından sonra göreceğiz.

*Çünkü, bu konuda hükümet ve bürokrasi gerçekten hiçbir şey yapmıyor. Dünya ticaretinde kotaların kaldırılmasından sonrasına yönelik hiçbir eylem planları, yol haritaları yok. Bence sıkıntı o zaman olacak.

*Onun dışında sektör belli bir rüzgarı almış durumda. Ok yaydan çıktı. Belli mesafeleri kendi çabasıyla yapıyor. Bunu başarırken, dünyanın en ağır istihdam ve en pahalı enerjisine sahip. Dünyanın en ağır vergi sistemiyle uğraşıyor. Maalesef bu güvensizlik ortamında derdini anlatamıyor.

Bankacılar isyan ediyor

“Güven sendromu”, her sektörü etkiliyor. Ancak, en çok bankacılar bu durumdan şikayetçi… Bir bankanın genel müdürü, “Seçimlerden sonra yüzde 50’ler düzeyinde bono aldık. Sonra birden faizler yüzde 70’lere tırmandık. Bizim durumumuzu anlayabiliyor musunuz” diye yaşadıkları soruna dikkat çekiyor. Milyonlarca dolarlık bono portföyü bulunduran bankalar, “güven” dalgalarından büyük darbe yiyorlar.

Denizbank Genel Müdür Yardımcısı Bora Böcügöz, “Bankacılık, aracılık yapan bir müessese. Dolayısıyla, alım-satım gelirleriyle yaşamını sürdürmesi gereken bir sektör. Yani risk alarak değil, işlemle kazanmalı. Ama güven sorunu nedeniyle bunu yapamıyoruz” diye konuşuyor. Böcügöz, bu süreci şöyle anlatıyor:

*Güven sorunu ya da istikrarsızlık diyebileceğimiz nedenlerden ötürü, topladığımız kaynakların maliyetleri yüksek olduğu için, aynı şekilde yüksek faizlerle plase edilmesi gerekiyor. Ancak, bu durumda aracılık komisyonu kazanılabilir.

*Fakat kaynakları plase edeceği yerlerde de yüksek faizlerin ödenmesi kolay olmuyor ve birtakım kredi problemleri ortaya çıkıyor. Yani kredibl insanlar ya da kurumlar o faizleri ödemek istemiyor. Burada da kredi stok problemi ortaya çıkıyor. Bir süre sonra aktif-pasifte vade uyumsuzluğu ortaya çıkıyor.

*Çünkü, güvensizlikten dolayı müşteriler hep kısa vadede kalmak istiyor. Kredi alacak olanlar uzun vadeli almak istiyor. Bankacılık sistemi de kısa vadeli mevduat tutup, uzun vadeli kredi verince faiz riski altına girmiş oluyor.

*Bunların maliyetlerini ölçmek çok büyük bir çalışma gerektirir. Ama 2001 yılındaki bankacılık krizinin faturası buna güzel bir örnek. Bu krizin ülkeye faturası ise 30-40 milyar dolar civarındaydı.

“Büyüyemiyor,yerinde sayıyoruz”

Reklamcılar Derneği Başkanı Nesteren Davutoğlu, reklamın “güven bunalımı”ndan çok büyük darbe yediğine dikkat çekiyor. Güvensizliğin ilk önce kendi sektörlerini vurduğunu belirten Davutoğlu şu değerlendirmelere dikkat çekiyor:

*Sektör 2000 yılında 1 milyar dolar barajını aşmıştı. 2001 yılında yüzde 50 küçüldü ve 10 yıl önceki büyüklüğe geriledi.

*Her şeye rağmen reklam sektörü 2002’de kaybının önemli bir kısmını kazandı, büyüme trendine girdi. Ancak, 2003 yılının ilk 3 ayında yaşananlar nedeniyle, hedeflenenin yüzde 25 gerisinde kaldı. Yani, ilerlemiyor, büyüyemiyoruz.

*Üstelik burada reklamın güçlü markalar yaratmak için itici güç oluşturan değerini hatırladığımızda, sadece sektörün kendi cılızlaşmasını değil, ekonomiye yaratacağı artı değeri de göz önüne almalıyız. Büyüyen markalar, yeni istihdam, vergi ve yatırım demektir.

*Yaşanan sorunlar nedeniyle, ticari hedefini tutturamadığı için faaliyetine son veren ajanslar var. Bazı ajanslar, Reklamcılar Derneği’ne yükümlülüklerini getiremedikleri için üyelikten ayrıldılar.

*Ülkeyi yönetenler, etkin politikalarıyla kararlılıklarını göstermeli, iyimser ve güvenli bir hava yaratmalı.

SEKTÖR YÖNETİCİLERİNE GÖRE “GÜVENSİZLİĞİN” BİLANÇOSU

OTOMOBİL

Honda Genel Müdür Yardımcısı Ümit Karaaslan, “güven ortamıyla” birlikte, otomobil satışlarının ilk etapta yıllık 150-180 bine çıkabileceğini belirtiyor. Bunun, bankalardan, bayilere; devletten, sanayi şirketlerine çok sayıda kesimi etkileyeceğini belirten Karaaslan, “güven” sağlanmasının getireceklerini şöyle özetliyor: “Binek ve ticari araçları da birlikte düşünürsek sektörümüzde 15-20 milyar $’lık kayıplara ulaşılır”.

REKLAMCILIK

Ogilvy&Mather Reklamcılık Ülke Başkanı Aytül Gülçelik, “Güvensizlik ortamlarında yıllık iş hacmi kaybının yüzde 35-50 arası olduğunu görüyoruz” diye konuşuyor.

Reklamcılar Derneği Başkanı Nesteren Davutoğlu ise şu değerlendirmeyi yapıyor: “2002'de 1 milyar dolar barajını aşmış olan sektör bütçesi, 2001 yılında yüzde 50 küçülerek, 10 yıl önceki büyüklüğüne inmişti. Reklam sektörü 2002'de kaybının bir kısmını kazanarak büyüme trendine girmişti. Ve bu yılın ilk üç ayında, hedeflerin yüzde 25 altında kalındı”.

BANKACILIK

Denizbank Genel Müdür Yardımcısı Bora Böcügöz, “güven” unsurunun bankacılık için yarattığı hasarı hesaplamak için çok büyük bir çalışma gerektiğini söylüyor. Ardından da, “Ama 2001 yılındaki bankacılık krizinin faturası buna güzel bir örnek. Bu kirizin maliyeti 30-40 milyar dolardı” diyor.

FAKTORING

Özellikle ilk 3 ayda yaşananlar, 2002 yılında belli bir ivme kazanan faktoring sektörüne darbe vurdu. Bazı tahminler, işlem hacminde 500 milyon dolarlık azalma olduğu yönünde. Garanti Faktoring Genel Müdürü Ferruh Eker ise “Güvensizliğin getirdiği ortam, faiz oranlarını yükseltmektedir. Faiz oranları ve gelecekle ilgili belirsizlik de firmaların kredi kullanımını düşürüyor. Bu da bizi olumsuz etkiledi” diye konuşuyor.

LEASING

Yaşanan sıkıntılı ortam, leasing sektörünü kaynak ve maliyet açısından zorladı. Yapı Kredi Leasing Genel Müdürü Berrin Avcılar bilançoyu şöyle özetliyor: “Küçük ve orta çaplı işletmelerin yatırım finansmanında hemen hemen tek orta vadeli enstrüman olan leasingde bu grup tarafından maalesef olması gerektiği oranda kullanılamamıştır. Sektörümüzün bu güven bunalımı nedeniyle işlem hacmi olarak yıllık kaybı 700-800 milyar dolar civarındadır."

BİLİŞİM SEKTÖRÜ

Hewlett Packard Türkiye Genel Müdürü Şahin Tulga, bilişim sektörüne yönelik yaptığı hesaba göre, güven sorununun verdiği yıllık zararın 200 milyon dolar olabileceğini söylüyor.

ÇİMENTO

Sabancı Çimento Grubu Başkanı Erhan Kamışlı, sektörün “güven” sorunu nedeniyle gördüğü zarar için şu hesabı yapıyor: “ 1 yıllık maliyet, yatırımların devam etmemesi ve yeni yatırımlara başlanmamasıdır. Bunun maliyetini miktarsal ve parasal değerlendirmek gerekir. Başka bir deyişle, kişi başına 500kg olması gereken tüketim, bugün 400kg seviyelerindedir. Bunun sektör için yüzde 20’lik bir kayıp olduğunu düşünürseniz, iyimser olarak yıllık 6.5 milyon ton, kötümser olarak da 3.5 milyon ton tüketim kaybı vardır. Bunun parasal karşılığı ise 486 milyon dolar kötümser, 645 milyon dolar ise iyimserdir”.

AMBALAJ

Çok çeşitli sektörlere çalışan ambalaj, ekonomideki daralmalardan hızlı etkileniyor. Oluklu Mukavva Sanayicileri Derneği Başkanı Akın Paksoy, “Ambalaj, tüm sanayi ve tarım alanlarının tamamlayıcısıdır. Bu nedenle güvensizliğin tüm etkilerinden payını alır. Oluklu mukavva için bu maliyet yıllık 500 milyon dolardır. Kağıt sektörüne dolaylı etkisi ile rakam iki katına çıkabilir” diye konuşuyor.
 

 

 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER