Capital'e abone olun.
HAREKETLİLİK YENİDEN ARTTI

Hareketlilik Yeniden Arttı

Ekonomideki kriz aslında tam bir deprem gibi... Büyük çöküşün ardından artçılar geliyor, onu da zincirleme yıkım süreci izliyor. Tıpkı şimdi ekonomide yaşadığımız tablo gibi... Şubat ayındaki büyük...

Son Güncelleme: 01.09.2001

Ekonomideki kriz aslında tam bir deprem gibi... Büyük çöküşün ardından artçılar geliyor, onu da zincirleme yıkım süreci izliyor. Tıpkı şimdi ekonomide yaşadığımız tablo gibi... Şubat ayındaki büyük çöküşle birlikte, üretim hızla geriledi, çok sayıda insan işsiz kaldı. Kişi başına milli gelirle birlikte, dağılım da bozuldu. Ekonomideki bozulmanın yansımaları, şimdi gelir dağılımında, sosyo-ekonomik gruplar arasındaki hareketlilikte gözleniyor. Gelir grupları arasında küme düşüşleri, hatta ligden çekilmeler bile gözleniyor...

Gelir dağılımı sorunu son günlerde ekonomi gündeminde öne çıkmaya başladı. 2001 yılının Şubat ayında patlak veren krizin yedinci ayını doldurduğu  şu günlerde, ekonomistler, gelir dağılımındaki eşitsizliğin daha da artmış olabileceği endişesi içinde. Milli gelirin büyük ölçüde eşitsiz dağılması ve son dönemdeki bozulmadan en ağır darbeyi, gelirden en az pay alan yoksul kesim etkilendi. Devlet bu yoksul kesime destek olabilmek için “sosyal yardım” programlarına hız verme kararı aldı.

Bu yıl yaşadığımız ciddi kriz Türkiye’nin milli gelirinin azalmasına neden oldu. Dolayısıyla, toplumun tüm kesimleri bu bunalımdan payını aldı. Ancak, bu olumsuz gelişmeye bir de gelir dağılımındaki bozulmanın eklenmesi ile, “sosyal patlama” tehlikesinden bahsedilmeye başlandı... Capital, gelir dağılımındaki son tabloya ışık tutmak amacıyla, çok özel bir araştırma hazırladı.

Bu araştırma için Prof. Dr. Korkut Boratav, Galatasaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Haluk Levent, Bilkent Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Erinç Yeldan ile Massachusetts Institute of Technology (MIT) öğretim üyelerinden Profesör Dr. Daron Acemoğlu gibi değerli akademisyenlerin değerlendirmelerini aldık...

Kriz gelir dağılımını bozdu

Türkiye’deki en son gelir dağılımı araştırması, 1994 yılında, DİE tarafından yapılmıştı. 2001 yılı başında Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından başlatılan hanehalkı gelir ve tüketim harcamaları anketi ise ilk 3 ayın sonunda durduruldu ve çalışma 2002 yılına ertelendi. DİE yetkilileri, ertelemeye gerekçe olarak, bu nitelikte bir çalışmanın yapılması için kriz ortamının uygun olmamasını gösterdiler. Dolayısıyla, şu an Türkiye’de gelir dağılımının son durumunu ve krizden nasıl etkilendiğini ortaya koyacak güncel veri bulmak mümkün değil.

Ancak, özel araştırma şirketlerinin bu konuda yaptığı bazı çalışmalar, bu konudaki boşluğu doldurmaya katkıda bulunuyor. NFO Infratest Burke de bu şirketlerden biri. Şirketin 1998, 1999 ve 2000 yıllarında yaptığı çalışmalar, gelir dağılımındaki değişim konusunda önemli ipuçları veriyor.

Yine de bu veriler tek başına son durumu açıklamak için yeterli değil. Bu nedenle, uzmanlardan 2001 yılına ilişkin tahminlerini aldık... Konuştuğumuz akademisyenler, krizin gelir dağılımındaki adaletsizliği artırdığı konusunda birleşiyorlar. Son krizin, 1994 yılında yaşanana oranla daha derin etki yaptığını belirtiyorlar.

Galatasaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Yardımcı Doçent Dr. Haluk Levent, 2001 yılında krizin ardından gelir dağılımının ne durumda olduğuna ilişkin saptamaları şöyle:

“2001 yılı, 1994’ten bu yana gelir dağılımının en kötü yılı oldu. Çünkü, yaşadığımız kriz çok derin...1994’te finansal kriz yaşandı ama o zaman vurdu ve geçti. Etkileri kısa süreli oldu. Bu yıl yaşadığımız kriz çok daha büyük işsizlik yarattı. Firmalar ücretleri dondurmak zorunda kaldı. 2001 yılında yaşadığımız kriz ortadakileri şiddetle aşağıya doğru itiyor. Bu nedenle, gelir dağılımı bozuldu. Tahminlerime göre, şu an gelir dağılımı 1994 yılına göre daha kötü durumda.”

Adaletsizliğin nedenleri...

Gelir dağılımındaki eşitsizlik, Türkiye’nin uzun yıllardır süregelen önemli problemlerinden biri...Son yıllarda gelir dağılımındaki adaletsizliğin çözülememesinin, hatta daha karmaşık bir hal almasının bazı nedenleri var. Bilkent Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Profesör Dr. Erinç Yeldan, gelir dağılımındaki eşitsizliğin kaynaklarını şöyle açıklıyor:

“Geçtiğimiz yıl Dünya Bankası ‘Türkiye’de ekonomik reformlar, yaşam standartları ve sosyal refah’ adında bir rapor hazırladı. Çalışmanın ana mesajlardan biri , ücret farklılıklarının, genel gelir dağılımı farklılıklarında çok belirleyici olduğuydu. 1994’ten bu yana Türkiye ekonomisinde gelir dağılımını etkileyen iki önemli gelişme oldu.

Bu gelişmelerden ilki, ücretli çalışan kesim içinde kayıt dışı çalışan bir işgücü kategorisinin oluşmasıdır. Bu insanlar mevsimlik, yarı zamanlı, sigortasız olarak çalışıyor. Ahmet Aşık Köse ile birlikte DİE için hazırladığımız bağımsız bir çalışmada, bu şekilde çalışan marjinal işgücünün imalat sanayi içindeki payının yüzde 30’u aştığını, Türkiye genelinde yüzde 50’ye ulaştığını bulduk.

Gelir dağılımındaki eşitsizliği artıran ikinci önemli gelişme ise reel faizlerin geçtiğimiz 8 yıl içinde çok yüksek seyretmesidir. Reel faizlerin dünya ortalamalarının birdenbire çok yükselmesi ve dünya ortalamalarının üzerine çıkmasıyla finansal gelir çok önemli bir gelir kalemi haline geldi. Türkiye’de ‘paradan para kazanma’ ve ‘spekülatif kazançlar’ gündeme geldi. Bunun sonucu olarak en üstteki yüzde 5’lik kesim son 7 yıl içinde daha da zenginleşti. En alttaki yüzde 20’lik kesim daha fakirleşti.”

Zirvedekilerin payı arttı

Ekonomik kriz en zengininden en yoksuluna toplumun tüm kesimlerinin günlük yaşamına damgasını vurdu...Türkiye’de yüzde 20’lik hanehalkı gruplarının gelirden aldıkları payların değiştiğine kesin gözüyle bakılıyor. 2001 yılı itibariyle Türkiye’deki hanehalkı sayısı  15 milyon 250 bin civarında. En yoksul kesimin yer aldığı 3 milyon 50 bin hanehalkından oluşan kesime “Birinci gelir grubu” (yoksullar) , milli gelirden en fazla pay alan üst gelir grubundaki 3 milyon 50 bin hane ise “Beşinci gelir grubu” (zirvedekiler) olarak adlandırılıyor.

Son 1 yıl içinde en tepedeki yüzde 5’lik kesimin gelirden aldığı payın daha da artmış olduğu tahmin ediliyor. Prof Dr. Erinç Yeldan, “1980 ile 1994 arasındaki süreçte en tepedeki yüzde 5’lik hanehalkının geliri artmış, geride kalan 19 tane yüzde 5’lik grubun geliri gerilemişti. Türkiye’de 2000 yılından sonraki süreçte bu olgunun daha da hızlandığını gözlüyoruz” diyor.

Bu saptama, 2001 yılında en üst gelir grubunu temsil eden zirvedeki 3 milyon 50 bin hanenin toplam gelirden aldığı pay yüzde 55’i aştığına işaret ediyor.

En hareketli grup hangisi?

Son 20 yıl içinde neredeyse her 2-3 yılda bir ekonomik “kriz” veya “durgunluk” yaşadık. Ancak, bu kez kriz, iş dünyasını ve tüketim piyasalarını çok derinden etkiledi. Kriz nedeniyle işsiz kalan insan sayısı çok fazla. Üstelik, işsizlerin profili de farklılaştı. İşini kaybedenler sadece düşük ücretli işçiler de değil. Yeni dönemin işsizleri arasında bankacılık, reklam ve medya sektöründe çalışan yöneticiler, uzmanlar da var... Çok sayıda beyaz yakalı, kalifiye eleman işsizler kervanına katıldı. Bu nedenle ücret geliri elden hanelerin gelirleri bu yıl daraldı.

Bunların bir bölümü ilk yüzde 20’lik gruptaydı ve işlerini kaybedince küme düştüler. Üst orta gelir sınıfını oluşturan “dördüncü” ve orta gelirli “üçüncü” gelir gruplarındaki haneleri kriz hızla aşağıya doğru itti. Bu nedenle gelir eşitsizliği arttı, dağılım bozuldu.

Ücretlilerin yoğun olarak yer aldığı “dördüncü gelir grubu”nun, bu açıdan en hareketli grup olduğunu tahmin ediliyor. 2000 yılı itibariyle “ dördüncü gelir grubu” kapsamındaki hanelerin minimum harcanabilir geliri 5 bin 800 dolar, maksimum harcanabilir gelirleri ise 9 bin 266 dolar düzeyindeydi.

Üst orta gelirli kesimin yer aldığı “dördüncü gelir grubu”nda yüzde 5’lik dört küme bulunuyor. Dördüncü ligden üçüncü lige düşme yaşanmasa da, dördüncü ligin kendi içinde küme düşen haneler oldu. Yardımcı Doçent Dr. Haluk Levent, “Türkiye’de gelir piramidinin en tepesindeki yüzde 2’nin altında kalan herkes krizden çok etkilendi. Ancak, dördüncü gelir grubuna denk düşen kesim içinde hareketliliğin yüksek olduğunu düşünüyorum. Rant geliri ve ticari gelir sahipleri ücretliler kadar etkilenmedi. Dolayısıyla, buradaki hareketliliği yaratan ücretli olup, olmamaktır” yorumunu yapıyor.

Kriz yeni yoksullar yarattı

Dünya Bankası’nın 2000 yılında yayınladığı raporunda Türkiye için “bir günde bir dolar” yaklaşımına göre yoksulluk çizgisi belirlendiğinde, nüfusun yüzde 2.4’ü yoksuldur. “Bir günde bir dolar” yaklaşımının basitçe ikiye katlanmasıyla bulunan bir günde 2 dolar yaklaşımına göre ise nüfusun yüzde 18’i yoksulluk sınırının altındadır. Bu bulgu gelir piramidinin en altında yer alan yüzde 20’lik grubun (birinci gelir grubu) durumunu net olarak ortaya koyuyor. Çok kuvvetli bir ihtimalle, 2001 yılı itibariyle en yoksul yüzde 20’lik kesimin milli gelirden aldığı payın yüzde 5’in altına düşmüş durumda.

En yoksul yüzde 20’lik kesimin bir üstünde yer alan “ikinci gelir” grubu 2000 yılında yoksulluk sınırının üzerindeydi. Ancak, yaşadığımız şiddetli krizin hayatı bıçak sırtında götüren bu gruptan bazı insanları da yoksulluk çizgisinin altına düşürmüş olmasından endişe ediliyor. Profesör Dr. Erinç Yeldan, “En yoksul kesimlerin yükselmesi mümkün değil. Ancak, benim bu kesime yeni katılımlar olduğu yönünde endişelerim var” diyerek önemli bir noktaya dikkat çekiyor.

“GELİR DAĞILIMINDAKİ BOZULMA EN ÇOK KÜÇÜK ESNAF, ORTA ÖLÇEKLİ SERMAYE VE EMEK KESİMİNİ ETKİLEDİ”

Profesör Dr. Korkut Boratav/ Ankara Üniversitesi

Prof. Dr. Korkut Boratav, Türkiye’nin en ünlü iktisatçılarından...  Son dönemde gelir dağılımı ve yoksullaşma konusundaki çalışmalarıyla öne çıkan Prof.Dr. Boratav’a, 2001 yılında yaşadığımız krizin gelir dağılımını nasıl etkilediğini, gelir gruplarına yansımalarını sorduk:

BÜYÜK SERMAYE YURT DIŞINA KAYABİLİR: Finansal krizlerde genel olarak sermayenin "kaçış seçeneği" vardır. Her türüyle finans kapital ve büyük sermaye, varlıklarını krizde olumsuz etkilenmeyen alanlara, yurt dışına  kaydırma olanağına sahiptir. Örneğin 1994'te işçilerine ücretsiz izin verip ücret fonunu (yani işletme sermayesini) yüksek faizli Hazine bonolarına yatıran otomotiv işletmelerinde gözlendiği gibi, büyük sanayi sermayesi krizden kazançlı çıkabilir.

KÜÇÜK ESNAF VE KOBİ ATEŞ HATTINDA: Orta ve küçük boy sermaye, esnaf-zanaatkâr grupları bu olanaktan yoksundurlar ve finansal kriz onlar için yok oluş anlamına gelebilir. Çiftçinin eline geçen göreli fiyatlarda, bir yıl öncesine göre önemli boyutta aşınma ve nihayet "günlerce siftah yapmayan; sonunda kepenk kapayan esnaf" ve kaçış seçeneği olmayan emek grupları… Krizin maliyetini üstlenen gruplar ve katmanlar bunlardır. Milli gelir, muhtemelen yüzde 6 civarında küçülürken, sermaye gruplarının önemli bir bölümünün bu olgudan olumsuz etkilendiklerini söylemek doğru olabilir; ancak gelir dağılımı, paylardaki yani göreli ekonomik durumlardaki değişimlerle ilgilidir.

ÇALIŞAN KESİMİN DURUMU: Emek ise, tanım gereği, "kaçış seçeneği"nden kesinlikle yoksundur; örneğin krizden etkilenmeyen, emek getirisinin yüksek olduğu coğrafyalara göç edemez.

2001 yılı içinde bu durumu açıkça gözlüyoruz: Nitelikli emek gruplarını da kapsayan çok yaygın bir işsizlik; reel ücretlerde ciddi düşmeler oldu. 2000-2001 krizi, sadece finansal çöküntünün ağırlığı ve milli gelirdeki gerileme ile değil; sosyal yansımaları ile de Cumhuriyet tarihinin en derin krizini oluşturmaktadır. En çarpıcı boyutlarından biri, hizmet sektöründe çalışan profesyonel, yetişkin, beyaz yakalı emekçileri de derinden vurmuş olması;  bu grupları ilk kez yaygın ve ne zaman son bulacağı belirsiz işsizlik olgusuyla karşı karşıya bırakmış olmasıdır. Bu gruplara katılma beklentisi içinde olan genç üniversite mezunları, iş bulma umutlarını yitirmekte ve  dış dünyaya göçme çabası içine sürüklenmektedir.

KRİZDEN KAZANÇLI ÇIKAN VAR MI? : İlk darbeden sonra ayakta kalabilen bankaların, finans çevrelerinin ve rantiyelerin reel faizlerdeki çok hızlı artıştan yararlı çıktıkları; milli hasıladaki paylarını artırdıkları ve bu süreç içinde reel gelir düzeylerini de artırabilmiş olacakları söylenebilir. Ağır borç yükleri ve finansman sorunu olmayan ihracata dönük sanayiciler de krizden kazançlı çıkmış olabilirler.

FİNANSAL LİBERALLEŞME GELİR DAĞILIMINI NASIL ETKİLİYOR?

Prof. Dr. Daron Acemoğlu/Massachusetts Institute Of Technology

Prof. Dr. Daron Acemoğlu, Massachusetts Institute of Technology Ekonomi Bölümü’nde öğretim üyesi. Gelir dağılımı konusunda da çalışıyor ve bu konudaki bilimsel yayınları yakından izliyor. Prof. Dr. Acemoğlu, Capital’in sorularını şöyle yanıtladı:

Ekonominin liberalleşmesi gelir dağılımını nasıl etkiliyor?

Genel konsensüs, kısa dönem içinde finansal liberalleşmenin gelir dağılımını kötüleştirdiği yönünde. Özellikle, Latin Amerika ülkelerinde bunu gözlemliyoruz. Arjantin ve Meksika gibi bütün Latin Amerika ülkeleri son 15 yıl içinde büyük bir ticari ve finansal liberalleşme süreci yaşadılar. Genelde ilk aşamada, kısa dönemde gelir dağılımlarında bir kötüleşme oldu.

Kısa dönemden kastedilen zaman dilimi nedir?

İlk 5 – 10 yıl içinde gelir dağılımı bozuluyor. Kısa dönem olarak ifade etmemin sebebi şimdiye kadar elimizde yeterince bilgi yok. Finansal ve ticari liberalleşmeden sonra gelir dağılımının ne olduğu konusunda verilere sahip değiliz. Ama genel olarak, bu tür reformları yapan ülkeler daha hızlı büyümeye başlıyor ve daha hızlı büyüyen ülkelerde genelde gelir dağılımı iyileşmeye başlıyor.

Türkiye’de finansal liberalleşme sürecinin 1980 sonrası başladığını düşünürsek, bu tarihten sonra Türkiye’de gelir dağılımı nasıl etkilendi? Düzelme sürecine girildi mi?

Bu soruya tam bir yanıt veremiyorum. Çünkü, Türkiye için elimizde o kadar iyi veri yok.

Bu konularda bir sürü Latin Amerika ve Doğu Asya ülkeleri için çok kapsamlı, mikro veriler bulmak mümkün. Hatta Dünya Bankası’nda son 5 yıl içinde gelir dağılımı konusunda bir veri tabanı geliştirdi. Ancak, Türkiye için hiçbir bilgi veremiyorlar. Türkiye’de kıyaslanabilir istatistik olmadığını söylüyorlar. Onun için  bu sayıların temsil yeteneğinin ne olduğundan tam olarak emin değilim.

Ben Amerika’dan çok uzaktan takip ediyorum, bilmem mümkün değil ama...1980’lerde ve 1990’ların başında Türkiye’deki gelir dağılımı biraz daha bozuldu, kötüleşti diye düşünüyorum... 1994 rakamlarına bakarak konuşursak; Türkiye tüm diğer Avrupa ülkelerinden çok daha eşitsiz. Fakat, diğer Latin Amerika ülkelerinden daha kötü durumda değil...Bazı Latin Amerika ülkeleriyle aynı, bazılarına göre ise daha iyi durumda.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde gelir dağılımının bozuk olması en çok hangi kesimleri etkiliyor? Ne gibi problemler doğuruyor?

Gelir dağılımı niye önemli? İki açıdan önemli. İlk olarak, gelir dağılımı, gayri safi milli hasılasını aldığınız zaman bu ülkedeki en az kazanan nüfusun yüzde 10’luk, yüzde 20’lik kesiminin hayat standardı hakkında iyi bir bilgi edinmiş oluyoruz. Ama sonuçta önemli olan bu insanların hayat standartları. Ülkede ne kadar fakirlik olduğu...Onun için sadece tek bir göstergeye, gelir eşitsizliğine bakmamak lazım.

Gelecek 10 yıl içinde Türkiye yılda yüzde 5 oranında büyürse ve gelir dağılımı biraz kötüleşse bile, en fakir insanların gelirleri bile artacaktır. Yoksulluğun azaltmanın en iyi yolu gelirleri artırmaktır. Gelir dağılımını düzelterek yoksulluğu azaltmak iyi bir yöntem ama çok daha zor. Gelirleri artırmak, büyüme hızını yükseltmek yoksulluk problemini çözmek için bence daha etkili bir yöntem.

Benim söylemek istediğim şu: gelir dağılımı ve yoksulluk problemlerini birbirlerinden ayırmak lazım.Yoksulluk sorunu gelir dağılımından çok daha önemli.

Ekonomik krizlerde yüksek gelir gruplarının daha da zenginleştiği görüşüne katılıyor musunuz?

Hayır, katılmıyorum. Krizden kazançlı çıkan bazı gruplar olabilir ama genel olarak kriz üst gelir gruplarını da en az alt gelir grupları kadar etkiler.

Yardımcı Doç. Dr. Haluk Levent/Galatasaray Üniversitesi

Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Haluk Levent yine aynı bölümden Doç. Dr. Seyfettin Gürsel ile birlikte, 2000 yılında TÜSİAD için “Türkiye’de Bireysel Gelir Dağılımı ve Yoksulluk” adında bir rapor hazırladı. Bu çalışmada DİE’nin 1987 ve 1994 yılında yaptığı hanehalkı gelir dağılımı araştırmalarının ham verilerinden faydalanarak “bireysel dağılım” yöntemiyle farklı bir değerlendirme yaptılar. Yardımcı Doç. Dr. Haluk Levent, bu çalışması ışığında, gelir dağılımı araştırmalarını inceleyen yöneticiler, pazarlama uzmanları ve sosyal bilimciler için, Capital’e özel bir analiz yaptı:

BİREYİN GELİRİNE DE BAKILMALI: Gelirler bireysel olmakla birlikte, tüketim hem hanehalkı düzeyinde hem de bireysel düzeyde gerçekleşir. Nitekim, konut, ısınma, aydınlanma ve benzeri tüketimler ortak niteliktedir ve aynı konutu paylaşan birey topluluğu içinde bireysel olarak ayrıştırılmaları söz konusu olamaz. Tüketimin bu ortak boyutu nedeniyle, kimi istatistiklerde ve araştırmalarda, bir bakıma işin kolayına kaçılarak, gelir dağılımında temel birim olarak hanehalkı kabul edilir. Oysa, bütün gelişmiş dünya ülkelerinde gelir dağılımı araştırmaları “bireysel yaklaşım” ile yapılıyor.

HANEHALKI NEDEN SAKINCALI? :Bireysel gelirler hanehalkı düzeyinde toplulaştırıldığında, bireyler arası refah karşılaştırmaları yapmak, kabul edilebilir sınırlar içinde olanaksızdır. Diyelim 3 kişilik bir hanenin bütün bireyleri çalışıyor ve yılda 2’şer bin dolar kazanıyor. Dolayısıyla yılda 6 bin dolar gibi bir rakama ulaşıyorlar. Bunun yanında 8 kişilik bir hanenin geliri ise yıllık 8 bin dolar. DİE hane büyüklüğünü dikkate almadan sıralama yapıyor. O zaman 8 kişilik 8 bin dolar kazanan aile 3 kişilik 6 bin dolar kazanan ailenin önüne geçiyor.

DİE’NİN 2001 YILI ÇALIŞMASI: DİE, 2001 yılının ilk 3 ayında gerçekleştirdiği gelir dağılımı araştırmasını durdurdu ve 2002 yılına erteledi. Ancak, bu 3 aylık çalışma ile ilgili akademisyenler ile bir toplantı yaptı ve onların önerilerini aldı. Bu araştırmanın sonuçlarının Eylül ayı içinde yayınlanması bekleniyor. DİE, ilk kez bu araştırmanın sonuçlarını hem hanehalkı yaklaşımıyla hem de bireysel dağılım yaklaşımıyla değerlendirtecek.


 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER