Capital'e abone olun.
YENİ HEDEFİMİZ KOBİ BANKACILIĞI

Yeni Hedefimiz Kobi Bankacılığı

Piraye Antika HSBC Bank Genel Müdürü… 1990 yılından beri Türkiye’de olduklarını, potansiyeli çok önce gördüklerini söylüyor. 2005’in 2004 yılından daha iyi geçtiğine dikkat çekiyor. Türkiye’nin ve ...

Son Güncelleme: 01.06.2005

hedPiraye Antika HSBC Bank Genel Müdürü… 1990 yılından beri Türkiye’de olduklarını, potansiyeli çok önce gördüklerini söylüyor. 2005’in 2004 yılından daha iyi geçtiğine dikkat çekiyor. Türkiye’nin ve bankacılık sektörünün önünün açık olduğunu belirtiyor. HSBC’nin yeni hedefini KOBİ bankacılığı olarak belirliyor. “2005’te bizi meşgul edecek en önemli konulardan biri KOBİ bankacılığı olacak. Bu alana girme konusunda iş planları hazırlıyoruz” diyor ve şu anda yapılan çalışmalarla bu eksikliğin giderileceğini söylüyor.

HSBC Bank, Türkiye’de satın almalarla büyüyen ilk yabancı banka. Genel Müdür Piraye Antika, bu durumu, “Biz Türkiye’deki potansiyeli çok önceden gördük. Bu nedenle de 1990 yılında piyasaya girdik. En ağır kriz günlerinde büyüme yolunda önemli satın almalar gerçekleştirdik” diye açıklıyor.

Türkiye’nin ve bankacılık sektörünün önünün açık olduğunu söylüyor. Orta ve uzun vadede sektöre paralel büyümelerini sürdüreceklerini ifade ediyor. Şu anda organik büyüme modelinde olduklarını belirten Antika, “Ancak HSBC’de çalışıyorsanız, asla ‘yeni satın alma yok’ dememeniz gerektiğini bilirsiniz. Her zaman fırsatlara açık bir bankayız” diyerek satın alma konusundaki politikalarını da net olarak ortaya koyuyor. Piraye Antika, HSBC’nin bugün itibariyle büyük kurumsal, orta büyüklükteki kurumsal işletmeler ve bireysel alanda oldukça geniş müşteri kitlesine hizmet verdiğini söylüyor.

Şu anda olmadıkları tek alanın ise KOBİ bankacılığı olduğunu ifade ediyor. 2005 yılında bu konuda ciddi bir atak gerçekleştireceklerini, maliyetleri kontrol altında ve yüksek verimlilikte bir iş kolu kuracaklarını vurguluyor.

Piraye Antika HSBC Bank’ın mevcut konumunu, hedeflerini ve sektöre ilişkin beklentilerini Capital’e anlattı:

Türkiye’de satın almalarla büyüyen ilk yabancı bankasınız. Önce Demirbank’ı ardından da Benkar’ı satın aldınız. Bu satın almaların bankaya katkısı ne oldu?

Biz 1990 yılında ilk kez Türkiye’ye Midland Bank olarak girdik. Bu tarihten yaklaşık iki yıl sonra HSBC, Midland Bank’ı satın aldı. Biz de yolumuza HSBC Bank olarak devam ettik. İlk 5 yıl butik bir banka olarak hazine, sermaye piyasaları ve kurumsal bankacılık alanında çalıştık. Ekip olarak çok yüksek bir kârlılık yakaladık. Ancak, değişen Türkiye koşularında yakaladığımız kârlılığın sürdürülebilir olmayacağı düşüncesiyle, iş kollarımızı çeşitlendirmeye karar verdik. İlk aşamada üst gelir grubuna hitap eden, bireysel bankacılık faaliyetine başladık. Buna bağlı olarak da 1998-1999 yıllarında İstanbul, Ankara ve İzmir’de sekiz bireysel şube açtık.

Bu deneyim bize, bireysel bankacılıkta iyi bir konuma gelebileceğimizi gösterdi. Bu esnada da Türkiye’de kontrol hisselerini satmaya hazır bankalar vardı. Biz de danışmanlarından gelen talep üzerine Demirbank ile ilgilendik ve görüşmelere başladık. Esas amacımız ölçek ekonomisi yakalamaktı. Çünkü, Türkiye’de bireysel bankacılığa çok ciddi yatırımlar yapılmıştı. Biz de ya sıfırdan yeni bir yatırım yapacak, ya da hazır bir altyapı ve şube satış ağı satın alacaktık. Biz ikincisini tercih ettik. Maalesef, görüşmelerimiz sürerken Demirbank fon tarafından devir alındı. Biz de ilk fiyat teklifimizi fona yapmak suretiyle, bir ihale süreci sonrasında satın alma işlemini tamamladık.

Demirbank’ı satın alarak “ölçek ekonomisini yakalama” amacına ulaştınız mı?

Her şeyden önce bu satın alma bize önemli bir alt yapı imkanı sağladı. Açıkçası, o tarihte yeni yatırım yapılmıştı ve dolayısıyla Demirbank’ın aktif müşteri sayısı henüz oldukça kısıtlıydı.

Buna karşın bu satın alma bize daha önce HSBC ‘de bulunmayan ve bireysel bankacılık alanında ürün çeşitliliği, bunu destekleyecek sağlam bir sistem alt yapısı ve yetkin bir ekip kazandırdı.

Biz bireysel bankacılık alanında ölçek ekonomisi sayısını Benkar’ı satın alarak yakaladık. Advantage Card’la bankaya 1 milyon müşteri kazandırdık. Yoğun çalışmalar sonucu aktif müşteri sayımızı hızla artırdık. 2002 yılından bu yana da organik büyüme modelini takip ediyoruz.

Şu anda bireysel müşteri sayımız 2.1 milyona ulaşmış durumda. Dolayısıyla, bu satın almalar bize önemli bir platform yarattı. Bireysel ve orta ölçekli ticari müşteriye daha rahat ulaşmamızda da önemli rol oynadı.

2004 yılında ekonomide ciddi bir büyüme yakalandı. Siz HSBC Bank olarak 2004 yılı sonuçlarından memnun musunuz?

HSBC Bank, 2004 yılında hem kârlılık hem de hacim olarak ekonominin üzerinde bir büyüme gösterdi. Geçen yıl 2001’de yaptığımız stratejik iş planının sonuna başarıyla ulaştığımızı söyleyebilirim. 2004 yılında Advantage Card’ın HSBC’yle birleşmesini tamamladık. Gerek altyapı çalışmalarının gerekse tüm Advantage Card’ların HSBC kartlarına dönüştürülmesi sürecini tamamladık. Bu müşteri bazına diğer banka ürünlerinin çapraz satış seferberliğini de başlattık.

2004 yılı HSBC’nin bireysel alanda satın aldığımız işletme bireysel bankacılık iş kolu olarak zarar ediyordu. Dolayısıyla, 2004 yılı bizim için yapılan hamlenin tamamlandığı yıl oldu. Tabii diğer işlerimiz, yani kurumsal bankacılık, sermaye piyasaları ve yatırım bankacılığı iş kollarımız da benimsedikleri modelde büyümeye devam etti. Sonuçta, 2004 yılında hedeflerimizin üzerinde performans sağladığımızı söyleyebilirim. 

Bu yılın ilk 5 ayında banka olarak nasıl bir performans sergilediniz. Genel olarak ekonomide bir durgunluk olduğu söyleniyor. Bu durum bankanızı nasıl etkiledi?

Açıkçası 2005,  2004 yılından daha iyi geçiyor. Dediğiniz gibi, ekonomide bir yavaşlama söz konusu. Ancak, bizim işimize henüz etkisi olmadı. Planlarımızın hemen hemen iki katı gibi bir performans yakaladık. Özellikle kart, bireysel bankacılık ve kurumsal finansman işlerimizde bütçemizin üstünde performans gösterdik.

Az önce de söylediğim gibi, şu anda 2,1 milyon adet kredi kartına ulaştık. 150 binin üzerinde kurumsal müşterimiz var. Yerel bilanço büyüklüğümüz 4,5 milyar dolar seviyesinde. Mevduatlarımız 2 milyar doları aştı. Kredilerimiz de 3,5 milyar dolar civarında. Şu anda HSBC Bank, sektörde kredilerin toplam aktiflere oranı en yüksek bankalardan biri.

Şunu da belirtmek isterim ki, bizim ana işimiz Türkiye’de kurulmuş ticari işletmelere ve bireylere kredi kullandırmak ve diğer finansal hizmetleri sunmak. Biz burada sadece müşterilerimiz için var olan bir kurumuz. Kendi nam-ı hesabımıza  yaptığımız işlem, tuttuğumuz portföy yok denecek kadar azdır.

Peki yıl sonu için hedefleriniz neler?

Biz bu yılı çapraz satışa ayırdık. Son 3 yılda müşteri ediniminde önemli yol aldık. Şimdi de bu müşterilerde derinleşme hamlesini başlattık. 2005 yılı içerisinde kart müşterilerimize diğer bankacılık ürünlerini satma planımız var. Direkt kart satış ekibi kurduk. Bu alanda yoğunlaşıyoruz. Kartta organik büyümeye devam ediyoruz. Hem verimlilik hem de kart sayısı olarak artış hedefliyorduk, bu doğrultuda da ilerliyoruz.

2005’te bizi meşgul edecek en önemli konulardan biri de KOBİ bankacılığı olacak. Bu alana girme konusunda iş planları hazırlıyoruz. HSBC bugün itibariyle büyük kurumsal, orta büyüklükteki kurumsal işletmeler ve bireysel alanda oldukça geniş müşteri kitlesine hizmet veren bir kurum. Dolayısıyla, şu anda var olmadığımız tek alan KOBİ bankacılığı diyebilirim. Bu alanda bir eksikliğimiz vardı. Şu anda yaptığımız çalışmalarla bu eksikliği gidereceğiz.

Bizim büyük üretici şirketlerde penetrasyonumuz çok iyi. Bu şirketlerin tedarikçileri ve distribütörleri genelde ufak şirketler ve sayıca çok fazlalar. Bunlar genelde Türkiye coğrafyasına yayılmış durumdalar. Biz şube ağımız vasıtasıyla bu şirketlere ulaşmayı hedefliyoruz. Bunu büyük kurumsal müşterilerimize bir hizmet olarak yapmak istiyoruz. Amacımız söz konusu işletmelere kredi imkanları sağlayabilmek ve bankacılık hizmetleri vermek. Şu anda iş planlarımızı hazırlıyoruz. Bu planlarımızı yakın bir gelecekte de yönetim kurulumuzun onayından geçirerek, çalışmalara başlayacağımızı düşünüyorum.

Sektör genelinde bu alana yönelim bir hayli fazla. Siz burada hangi özelliklerinizle öne çıkmayı planlıyorsunuz? Farkınız ne olacak?

Farkımız sanırım yaklaşımımızda olacak. Biz bu tür şirketlere portföy yaklaşımı ile ulaşmak ve hizmet götürebilmeyi amaçlıyoruz. Maliyetleri son derece kontrol altında, yüksek verimlilikte bir iş kolu kurmayı planlıyoruz. Örneğin, bu tür işletmelerle ilgili skor kartlar geliştirmeyi düşünüyoruz. Yani klasik kurumsal bankacılıkta olduğu gibi, müşterileri tek tek değerlendirmek yerine, ürün grupları, müşteri grupları ve skor kartlar aracılığıyla bu müşterilerin kredilerini değerlendirmeyi planlıyoruz. Bu alanda verimli ve hesaplı hizmet götürerek de farkımızı ortaya koyacağız.

Ancak, Türkiye’de farklılık yaratmanın çok zor olduğunun da bilincindeyiz.  Çünkü her banka birbirine çok yakın işler yapıyor. Biz genelde hizmet kalitesinde fark yarattığımızı düşünüyoruz. Bilgi birikimi, hizmet kalitesi, satış ekibinin müşteriye yakınlığı ve müşteri odaklı hizmet vermesi, sattıkları ürünlerle ilgili çok iyi eğitim almış olmaları bizim en önemli avantajlarımız. Ürünleri gerek avantajları, gerekse riskleriyle son derece dengeli bir şekilde müşteriye anlattığımızı düşünüyoruz. Dolayısıyla da kalitatif fark yarattığımıza inanıyoruz.

Şube ağınız rakiplerinize göre biraz daha dar...  Şube sayınızı artırmayı planlıyor musunuz?

Bizim şu anda 157 şubemiz var. Bu sayı rakiplerimizin şube sayılarına kıyasla küçüktür. Şube sayımızı da önümüzdeki dönemde artıracağız. KOBİ bankacılığı  kapsamında, ilk aşamada 10-15 civarında şube açma planımız var. Amacımız hedef kitlemize daha iyi hizmet götürebilmek.

Bireysel krediler tarafında oldukça aktifsiniz ve rekabetçi faiz oranlarına sahipsiniz...

Bu tamamen maliyetlerimizle ilgili. Burada fonlama çok önemli. Dengeli bir fonlama politikası izliyoruz. Piyasa risklerinin yönetilmesinde son derece titiziz. Avantajlı oranlarda kredi veriyoruz ve piyasa payımız HSBC büyüklüğünde bir bankaya göre bireysel kredilerde oldukça yüksek. Tabii bunda Türkiye’de bireysel kredilerin toplam büyüklüğünün küçük olmasının da etkisi var. Doğru altyapı çalışmaları, müşteriye çabuk ulaşım, verimli bir şekilde geri dönüş ve doğru fiyatlama ile buraya geldiğimizi düşünüyorum. Bu politikamıza da devam edeceğiz. Piyasa risklerini yönetebildiğimiz ölçüde de bunu müşterilerimize avantajlarıyla birlikte yansıtmayı düşünüyoruz. 

Konut kredilerinde ciddi olarak vadeler uzadı ve faizler düştü. Önümüzdeki dönemde vadelerin daha da uzamasını bekliyor musunuz?

Açıkçası vadelerin daha fazla uzaması biraz zor. Faizlerdeki düşüş ise Türkiye’deki faizlerin düşmesine paralel olarak devam edecektir. Türkiye’nin iç borçlanma gereği düştükçe, TL faizlerinin düşmesi de son derece doğal. Hala yüksek bir risk primi var.

Bunun önümüzdeki dönemde düşeceğini ve piyasaların biraz daha rahatlayacağını düşünüyorum. Vade konusu biraz daha sıkıntılı. Çünkü, maalesef mevduat sahibi henüz vadesini uzatmış değil. Türkiye’de ortalama mevduat vadesi 3 ile 6 ay arasında oynuyor. Bu çok kısa bir vade. Mevduat vadesi uzamadıkça kredilerin vadesini biraz daha uzatmak sistem için riskli olacaktır diye düşünüyorum. Bu koşullarda uzatılan vadenin de çok kalıcı olmayacağı kanaatindeyim.

Peki mevduatta vadeyi uzatmak için neler yapılabilir? Sadece vergisel avantajlar bunun için yeterli olur mu?

Özendirici fiyatlama yapılabilir. Bunu biz de deniyoruz. Bu konuda devletin önemli katkıları olabilir. Örneğin, uzun vadeli mevduatlara daha düşük vergi uygulanabilir. Fakat öncelikle iç borçlanma ihtiyacının düşmesi gerekiyor ki devlet mevcut tasarruf için bankalarla olan rekabetini azaltsın. Çünkü, şu anda mevduatın alternatifi iç borçlanma senetleri. Hazine bonolarında müşterinin vade konusunda bir avantajı da var. Çünkü, bonoyu, isterse vadesine kadar tutabilir ya da vadesi daha gelmeden satabilir. Mevduatta böyle bir alternatif, olası  faiz kaybı nedeniyle çekici değil. Alternatif enstrüman bu kadar kolay sunuldukça, yatırımcı mevduata uzun vadeli para bağlamayacaktır. Ancak, Türkiye ekonomisinin normalizasyonu ile birlikte, daha fazla birikim mevduata yönelecektir. 

Şu anda TL tarafında bankacılık sektöründe yaratılabilecek uzun vadeli aktiflere oranla, yeni mevduat bankacılık sistemine akmıyor. Öyle ki, bankalar neredeyse uluslararası kuruluşlardan uzun vadeli TL borçlanıyorlar. Bu da çok normal bir durum değil. Tabii bu durum zamanla normalleşecektir.

Geçen yıl çeşitli şirketler için Körfez ülkelerinden ciddi kaynak elde etmeyi başardınız. Bu yıl da bu stratejiniz devam edecek mi?

Biz bildiğiniz gibi, Türkiye’deki işletmelere, Körfez ülkelerindeki yatırımcıların kredi vermesine aracılık ediyoruz. Bu alanda öncü konumdayız ve böyle kalmaya gayret edeceğiz. Körfez ülkelerinde Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen yatırımcı sayısı çok fazla ve olası yatırım miktarı milyar dolarlarla ifade ediliyor. Türk şirketleri de finansman ihtiyacı içerisinde. Biz elimizden geldiği kadar bu tür talep ve arzın birleşmesine aracılık ediyoruz. Kurumsal finansman alanında sadece Körfez ülkelerinden değil, olası  bütün piyasalarda bu türden kredilere aracı liderlik  işlemlerimiz devam edecek. Bu alanda iyi bir ivme yakaladığımızı düşünüyorum.

Hatta bizim önderliğimizde piyasadaki diğer bankalarda aktifleşti. Bizde buradaki öncü rolümüzden son derece gururluyuz.

Kriz sonrasında bankalar ellerindeki kaynakları kredilerde değerlendirme yolunu seçti. Ancak, gelen talebin bankaların ellerindeki kaynağı tam olarak kullandırmaya yetmediği ve bu nedenle sektörde bir sıkıntı olduğu söyleniyor…

Böyle bir sıkıntı benim dikkatimi çekmedi. Hatta oldukça fazla kredi talebi olduğunu söyleyebilirim. Ancak, şu da bir gerçek ki, bankaların elinde oldukça büyük bir likidite var. Bu likiditeyi gerek kurumsal gerekse bireysel kredilerde değerlendiriyorlar. Burada da çok rekabetçi bir ortam var. Yani şu anda miktar olarak kredi veren sayısı, kredi alan sayısından daha fazla olabilir. Tabii bankalar 2001’den sonra sektörde yaşanan büyük değişim sonrasında, portföylerinin önemli bir kısmını bonodan boşaltıp kredilerle ikame ettiler. Burada da kredi verme talebi doğdu. Bu açıdan bir şikayet olabilir.

Orta ve uzun vadede hedefleriniz neler? Banka olarak sektörün neresinde olmak istiyorsunuz?

Türkiye’de bankacılık sektörünün toplam aktifleri, Türkiye GSMH’sinin yaklaşık yüzde 70’leri civarında. Gelişmiş ülkelere baktığımızda ise, bu rakamın GSMH’nin katlarıyla ifade edildiğini görüyoruz. Bu bize Türkiye’de sektörün büyümesi anlamında çok büyük bir potansiyel olduğunu gösteriyor.

Bankacılık sektörünün ve buna bağlı olarak mali sektörün çok hızlı büyüyeceğini düşünüyorum. Biz bu büyümenin içerisinde yer almak, bu büyümeye koşut olarak ilerlemek istiyoruz. HSBC  Türkiye’deki böyle bir potansiyeli çok önceden görebilmiş bir kurumdur.

1990 yılında Türkiye’ye geldik. HSBC 2001 yılında Türkiye tarihinde gördüğü en ağır krizlerden birini yaşarken büyümeye karar verebilmiş, hatta 11 Eylül’den bir ay sonra yatırım kararımızı sonuçlandırmış bir bankayız. Dolayısıyla, şimdi bu öngörümüzün doğru çıkmış olması, bize çok büyük memnuniyet veriyor.

Dünyadaki rakiplerimiz, aradan 4 yıl geçtikten sonra, potansiyeli yeni görüp ilgilenmeye başladılar. Bu bizim açımızdan çok memnuniyet verici. Mutlaka bu pozisyonumuzu kaybetmeyeceğiz ve biz de bu potansiyele koşut büyüyeceğiz. Türkiye’nin önünde mükemmel bir  hamle imkanı olduğunu düşünüyorum ve ülke olarak bunu çok iyi değerlendirebileceğimizi düşünüyorum. .

Peki bu büyüme planınızı organik mi yoksa daha önce olduğu gibi inorganik yolla mı gerçekleştireceksiniz?

Büyümenin organik olabilmesi için yeterli bazımız var. Bu nedenle öncelikle organik bir büyüme olacak. Ama HSBC’de çalışıyorsanız, “Satın alma yok” demek zor. Her zaman fırsatlara açık bir bankayız. Şu anda özellikle üzerinde çalıştığımız bir konu yok, ama bu durumda “Neden olmasın?” demek daha doğru bir yaklaşım olacak. Yalnız  bu kararı vermemiz Türkiye’ye yeni girecek benzeri bir global bankaya göre biraz daha zor olacaktır. Çünkü, zaten son derece yeterli platforma sahibiz. Yeni bir yatırım kararında çok daha titiz ve seçici oluruz. Ama şu andaki planımız organik büyüme. Zaten bunu da gerçekleştiriyoruz.

Yeni yabancı bankaların piyasaya girmesi iş stratejilerinizi değiştirecek mi?

Hayır. Açıkçası bizim için rakibin yerli ya da yabancı olması önemli değil. Türkiye’de yerli bankalar son derece donanımlı ve güçlü rekabet halindeler. Biz belki sermaye gücümüz, risk yönetimi prensiplerimiz dışında birbirimize çok benziyoruz. Her zaman söylüyorum, Türk bankacılığı son derece gelişmiş bir sektördür. Buna bağlı olarak yabancı bankaların gelip de bu sektöre yeni bir ürün öğretmesi ya da yeni bir teknik alt yapı getirmesi çok da mümkün  değil.

Yerli-yabancı ayırımı yapmadan adil rekabet edecek uluslararası bankacılık ve risk yönetimi standartları çerçevesinde rekabet edecek kurumlara ‘Hoş gelirler’ diyoruz. Bu tür satın almalardan memnun olacağımızı ifade etmek isterim. Biz her zaman  güçlü ve akıllı bir rakipleri tercih etmişizdir. 

AGRESİF DEĞİL, SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME PEŞİNDEYİZ

Benkar’ı satın almanız kart pazarında sıkıntı yaratmıştı. Çok agresif olacağınız konuşuluyordu. Şimdi ise temkinli hareket ettiğiniz söyleniyor. Bundan sonra kart pazarındaki stratejiniz ne olacak?

KARTTAKİ STRATEJİ Kredi kartı ya da diğer iş kollarındaki bakışımız, diğer bankalara göre biraz daha farklı. Biz kısa zamanda büyük hacim ve kar yerine, sürdürülebilir bir büyüme ve sürdürebilir kârlılık peşindeyiz.

GİDİŞTEN ÇOK MEMNUNUZ Bizim planlarımız 1 ya da 2 yıllık piyasa payı kapma yönünde değil. Biz çok uzun vadeli sürdürülebilir iş planları kurma çabasındayız. Bu çerçevede de kredi kartında yakaladığımız ivmeden son derece memnunuz. Eğer yaptığımız işin kalitesine bakarsanız, Türkiye’de problemli kredi oranı en az olan kartlardan biri olduğumuz net olarak görünür. Açıkçası biz zararına bir piyasa payı büyütme modelini de benimsemiyoruz.

2 MİLYONU AŞTIK Kart alanındaki gelişmemizden son derece memnunuz ve büyümeye istikrarlı bir şekilde devam etmek istiyoruz. Bugün itibariyle 2001’de 450 bin olan kart sayımızı 2.1 milyona çıkarmış durumdayız. Bu çok ciddi bir sıçrama. Bu büyümeyi problemli kredi oranlarını kontrol altında tutarak başardık. Kârlı bir iş kolumuz var. Aşırı reklam harcamaları da yapmadık. Dengeli bir iş yönettiğimizi düşünüyoruz.

AMAÇ, ÇAPRAZ SATIŞ Karttaki yaklaşımımız uzun soluklu olmak olarak özetlenebilir. Bu yılda bu stratejimiz devam edecek. Bir taraftan kart sayımızı genişletmeye, diğer taraftan da kart müşterilerimize çapraz satışla diğer ürünlerimizi sunmayı hedefliyoruz.  Bu önemli bir hedef. Çünkü 2 milyon müşteriyi ikinci, üçüncü ürünleri satabilmek çok da kolay ulaşılabilir bir hedef değil.

RİSK YÖNETİMİ ÜRÜNLERİ GELİŞECEK

KOBİ bankacılığı dışında yeni alanlara girecek misiniz? Ya da bilançonuzdaki ağırlığını artırmak istediğiniz bir alan var mı?

Geçen yıl özellikle kurumsal finansman  ve risk yönetimi alanlarında çok aktiftik. Bu hem faiz hem de kur riskinde böyleydi. Bu ürünlerimizin TL ve dövizde çeşitlenerek artmasını istiyoruz. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz aylarda Türkiye’de VOB faaliyete geçti. Bu piyasanın gelişmesiyle birlikte bankalar bu alanda daha aktif olacak diye düşünüyorum. Ayrıca, Türk Lirası para piyasalarında vadelerin artmasıyla birlikte TL cinsinden faiz riski yöneten araçlar ortaya çıkacaktır. HSBC  tüm bu alanlarda öncü olarak var olacaktır.  Ürün geliştirme yeteneğimiz son derece gelişmiştir. Müşterilerimize hali hazırda tüm Türkiye piyasasında mümkün olan tüm risk yönetimi ürünlerini  sunar durumdayız. Mevcut ürünlerimize de artan bir talep var. Serbest kur rejimi ile birlikte  kurumsal müşteriler için kur riskini yönetmek önemli bir problem haline geldi. Bu nedenle şirketler bu tür ürünlerle kendilerini hedge etmek için son derece ilgililer. Dolayısıyla söz konusu ürünlerin çok gelişeceğini düşünüyorum. Biz de banka olarak önümüzdeki dönemde bu alanda oldukça aktif hareket edeceğiz.

YABANCI BANKALARIN PAYI YÜZDE 25’İ GEÇMEZ

Bu satın almaları kimlerin yapacağıyla ilgili. Şu anda bankacılık sektöründeki yapılanma henüz tamamlanmış değil. Yabancı sermaye girsin girmesin, bana göre bankacılık sektörünün önündeki en önemli sorun kârlılık. Sektörün büyümesi için kârlılığın artırılması ve sermaye birikimi gerekiyor. Zaten bunun için bu kadar çok yabancı sermaye ilgisi var. Çünkü Türkiye’de yakın tarihte yaşanan olaylar nedeniyle bankacılık sektöründe yeterli sermaye birikimi sağlanamadı. Sektörün dışarıdan sermaye ithal ediyor pozisyonunda olmasının nedeni de bu. Tabii bu süreçte maliyetlerin de doğru yönetilmesi gerekir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde sektörde konsolidasyon yaşanma olasılığı oldukça kuvvetli. Bana göre, mutlaka ve mutlaka banka birleşmeleri olması gerekiyor.

Size göre sektördeki yabancı payı ne olur?

Bunu söylemek açıkçası çok zor. Ama yine de yüzde 20-25’lerin üzerine çıkmayacağını düşünüyorum.

TÜRKİYE İÇİN AB YOLUNDA OLMAK ÖNEMLİ

Almanya’daki seçim sonuçları piyasaları çok rahatsız etti. AB kapıları kapanıyor yorumları yapılıyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Ben bu görüşe katılmıyorum. Türkiye için bence bu yolda olmak, bu yoldaki seyahat çok önemli. Çünkü seyahat süresince yapısal problemlerimizi çözeceğiz. Yolun sonuna geldiğimizde hedefe varıp varmamız çok önemli olmayacak. Avrupa’ya katılmış olsak da olmasak da, zaten orada olmuş olacağız. Uzun bir yoldayız ve çok iniş-çıkış olması son derece normal. Zaten yolun sonunda Türkiye AB’ye katıldığında, AB’de bir hayli değişmiş olacak. Bizim için önemli olan, şu andaki ev ödevlerimizi yapmak. Bizim Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz ekonomik yeniden yapılanmanın bir alternatifi yok zaten. Başarılı bir model istiyorsanız bunlar olmazsa olmaz şartlar. Dolayıysa Türkiye doğru yolda ilerlediği sürece bizim sürecimize çok etkisi olacağını sanmıyorum. Bizim gerek piyasa gerek sektör olarak bu tür olaylardan etkilenmememiz gerekiyor. Bu 100 metre koşusu değil, bir maraton. Maratonu da çok kondisyonlu koşmak zorundayız.

BELGİN BAYIR LEVENT
blevent@capital.com.tr

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER