Capital'e abone olun.
SÖRF BENİM İÇİN MUTLULUK DEMEK

Sörf benim için mutluluk demek

Cenk Kıvılcım’la sörf ve diğer sporlara olan tutkusu üzerine konuştuk...

Son Güncelleme: 21.04.2017

Nil Dumansızoğlu
ndumansizoglu@capital.com.tr

Yelken, sörf tahtası, deniz, güneş ve rüzgar… Tüm bunlar Cisco Türkiye CEO’su Cenk Kıvılcım için “müthiş bir adrenalin ve mutluluk” anlamına geliyor. Sörf onun için her şeyden uzaklaşabildiği bir terapi ânı… Öğrenmenin çok zor olduğunu ve zaman aldığını belirten Kıvılcım, “Yelkeni güç harcamadan dengede tutup hızlı gitmeye başladığınız an, lüks bir araca binmeye benziyor” diyor.

Hayatımda sporsuz hiçbir dönem olmadı. Bir hastalığım olmadığı sürece de sporun hiç eksik olmasını istemiyorum. Sporu bıraktığım zaman stresim artıyor.” Cisco Türkiye CEO’su Cenk Kıvılcım, spora olan tutkusunu bu sözlerle ifade ediyor. Basketbol, futbol, tenis, yüzme, golf, sörf gibi pek çok spor dalıyla çocukluk yıllarından beri ilgilenen Kıvılcım için sörfün hayatında farklı bir yeri var. İnsanın azimle her şeyi başarabilen inanılmaz bir mekanizma olduğunu sörf sayesinde öğrendiğini belirten Kıvılcım, 7 yıllık öğrenme sürecinde pek çok kez bırakmayı düşünse de pes etmediğini söylüyor. “Sörfü öğrenmesi çok zor, ancak bu süreci atlattığınız zaman inanılmaz bir keyif olduğunu görüyorsunuz” diyor.
Yılda 2 hafta sadece sörf odaklı tatil yapan Kıvılcım, ailesine de bu tutkuyu aşılamış. Eşi ve büyük kızı da sörf tahtasına çıkmaktan çok keyif alıyor. 6 yaşındaki küçük kızı ise şimdiden hevesli… Kıvılcım’la sörf ve diğer sporlara olan tutkusu üzerine konuştuk:
* Sizin spora olan tutkunuz ne zamana dayanıyor?
 Benim çocukluğum Göztepe’nin Çemenzar Sokağı’nda geçti. Belki herkes bunu söyler ama bizim mahallemiz gerçekten farklıydı. Sabahın 9’unda sokağa çıkar ve 15 çocuk akşama kadar hiç durmadan top oynardık. Benim de spora olan tutkum aslında bu zamanlara dayanıyor. Futbolla birlikte diğer arkadaşlarımdan farklı olarak basketbolu da çok seviyordum. Mahallemize her yaz Amerikalı bir çocuk gelip 2-3 ay kalıyordu. Onunla birlikte tüm yaz boyunca basket oynuyordum. İlkokul 3 ya da 4’üncü sınıf dönemlerimde bazı kulüpler beni yetiştirmek üzere yaklaştılar. Bir futbol antrenmanından çıkınca üstünüz başınız çamur içinde oluyor. Duş alacak da doğru düzgün bir yer olmuyordu. Halbuki basketbolda salonda oynuyor, maç bitince güzelce duşunuzu alabiliyordunuz. Bana basketbol daha cazip geldi.
* Daha sonra basketbola devam ettiniz mi? Bunun dışında hangi sporlara ilginiz oldu?
 Kadıköy Anadolu Liseli, eski adıyla Maarif Kolejliyim. Bu dönemde lise takımında basketbol oynadım. Fehmi Sadıkoğlu antrenörlüğümüzü yaptı. Bana çok inanıyordu ve beni milli takıma çıkarmak istiyordu. Hatta Almanya ile özel bir maçta oynatmıştı. Çocukken diğerlerine göre uzun boyluydum ancak büyüdükçe basketçilerin arasında kısa kalmaya başladım. Ben de böylece bırakmaya karar verdim. Bunun nedeni de birkaç sporu birden yapmamdı. Mahallede tüm gün futbol oynardım, arada yüzmeye giderdim. Antrenörüm bu konuda çok uyardı, çünkü kas gruplarımın gelişmesi için sadece basket oynamam gerekiyordu. Ortaokul dönemlerinde bunların dışında plaj voleybolu çok ilgimi çekiyordu ve yazları halamın yazlığına gittiğimde orada oynuyordum.
* Peki sörfe olan ilginiz nasıl başladı?
Aynı zamanda çok başarılı bir diş hekimi olan kuzenim Ulvi Uçar, Türkiye’de ilk sörf yapmaya başlayanlardan biri… Ben de 80’li yıllarda aslında ondan etkilenerek sörfle ilgilenmeye başladım. Ancak yüzme, basketbol, futbol derken o kadar çok spor yapıyordum ki o dönemde çok vakit ayıramadım. Sörfü asıl 1999 yılında öğrenmeye karar verdim. İlk sörf dersimi eşimle evlendikten sonra balayında aldım. Daha sonra Belçika’da, kendime sörf tahtası, yelken aldım ve orada göle çıkıp kendim yapmaya başladım. Fakat insanın kendi kendine öğrenemeyeceği bir spor varsa sörftür… Çok teknik bir spor ve öğrenmesi zaman alıyor.
* Sörf öğrenirken en çok hangi konular zorluyor?
 Sörf, bir yelken ve bir tahtayla yapılan bir spor. Rüzgar yelkeni yalıyor ve çekiyor, siz de ağırlığınızla doğru bir denge merkezi oluşturuyorsunuz. O dengeyi başardığınız zaman son sürat gidebiliyorsunuz. Bunu yapabilmek için trapez adını verdiğimiz kemerin kancasını yelkendeki ipe takıyorsunuz. Bu ilk adım. Dengede durmadan önce ilk öğrenilmesi gereken o kemeri takabilmek. Kancayı takıp kendinizi geri verdiğinizde rüzgar sizi o kadar kuvvetli çeker ki tahtanın üstünde ayaklarınız sağlam durmaz ve yelkenin üzerine düşebilirsiniz. İkinci olarak ağırlığınızı ne kadar vermeye çalışsanız da tek direnç noktası ayağınız ve o da tahtanın üzerinde. İşte o noktada sert havalarda sörf tahtasının arkasında bulunan ayak takma yerlerinden destek alınır. Bunu yapabildiğiniz zaman çok az enerji harcayarak çok keyif alabiliyorsunuz. Bir de sudan kalkış diye bir teknik var. Yelkeni öyle bir ayarlıyorsunuz ki rüzgar alttan doldurmaya başlıyor. O rüzgar bir anda yelkeni hatta sizi de kaldırıyor. Tahtanın üzerine çıktığınız sırada o rüzgar hala sizi çekmeye devam ediyor. Doğru hareketlerle onun sizi düşürmemesini becermeniz lazım. Bu önemli bir teknik. Türkiye’de genelde bunu en son öğretirler, denizlerimiz çok dalgalı olmadığı için çok gerekli görülmez. Oysa ben Belçika ve Hollanda’da yaptığım için ilk kez bunu öğrettiler. Bunları doğru yapmaya başladıktan sonra o geçiş o kadar inanılmaz oluyor ki birdenbire müthiş bir keyif almaya başlıyorsunuz. O güne kadar beliniz, kaslarınız ağrıyor, ayaklar direnç göstermeye çalışıyor ve vücutta sürekli bir stres oluyor. Yelkeni güç harcamadan dengede tutup hızlı gitmeye başladığınız an, lüks bir araca binmeye benziyor.  
  • 1
  • 2
  • 3

  • Etiketler: cenk kıvılcım cisco garanti emeklilik hobim

    İsminiz:

    Yorumunuz:


    FOTO HABER