Capital'e abone olun.

Anneliğin Gerçek Bedeli

İşin doğrusu gerçekten zor bir hesap. Zaten şimdiye kadar da ortaya tam bir sonuç çıkmaması da, zorluğu ortaya koyuyor. Ancak, çalışandan ev kadınına, anneliğin bir bedelinin olduğu da bir gerçek.....

Son Güncelleme: 01.08.2001

İşin doğrusu gerçekten zor bir hesap. Zaten şimdiye kadar da ortaya tam bir sonuç çıkmaması da, zorluğu ortaya koyuyor. Ancak, çalışandan ev kadınına, anneliğin bir bedelinin olduğu da bir gerçek... ABD’li ekonomi gazetecisi Ann Crittenden, “Anneliğin Bedeli” adlı kitabıyla, bu konuya yeni bir boyut getiriyor, dünyanın en paha biçilmez değerine, neden düşük bedel biçildiğini tartışıyor. Capital, bu tartışmaya, dünyadan ve Türkiye’den uzmanlar ile araştırmaların ışığında yeni bir bakış açısı getiriyor...

“Çocuk yetiştirmek dünyanın en önemli işidir” diyen ABD’nin hazine sekreterlerinden ünlü ekonomist Lawrence Summers sözlerine şöyle devam ediyor :

“Modern ekonomilerde servetin üçte ikisi yaratıcılık ve girişimcilik gibi insan yetenekleri tarafından yaratılıyor. Bu nedenle, günümüzde ‘insan kaynağı’nın niteliklerinin yükseltilmesi ekonomik gelişme açısından çok önemli. Bu da büyük bir özenle, iyi evlatlar yetiştiren, onlara iyi eğitim olanakları sunan ebeveynlerin ABD ekonomisinin servet üreten en önemli gücü olduğu anlamına geliyor.”

Oysa işini gücünü bırakıp, evinde çocuğuna bakmayı tercih eden annelere hala “işsiz” gözüyle bakılıyor, yaptıkları işlerin ekonomik değeri “sıfır” olarak kabul ediliyor. Çocuk yetiştirmek dünyanın en önemli işi olabilir ama maalesef anneler bu değerli deneyimi özgeçmişlerine  yazamıyorlar. Oysa, çalışan kadın için ise annelik gerçekten çetin bir deneyim...

Amerikalı ekonomi gazetecisi Ann Crittenden, bu yıl yayımlanan “The Price of Motherhood: Why the Most Important Job In the World Is Still the Least Valued ” (Anneliğin Bedeli : Niçin Dünyanın En Önemli İşine Halen En Düşük Değer Biçiliyor?) adlı kitabında, anneliğin bedelini çok boyutlu olarak ele alıyor. Crittenden, dünyanın en önemli işine biçilen değerin neden bu kadar düşük olduğunu sorguluyor ve annelerin yarattığı büyük değere karşılık ödemek zorunda oldukları bedel arasındaki adaletsizliği ortaya koyuyor.

Anne olmanın verdiği o tatlı keyfin, çocukların bir gülücüğünün değeri elbette biçilemez. Tüm anneler ağız birliği etmişçesine “Anneliğin verdiği keyif ve mutluluk her şeye bedel” diyor. Ancak, maalesef mutluluk ve keyif annelerin maaşlarına, emeklilik haklarına yansıtılmıyor...

Çarpıcı bir öykü

Etrafımız anne olduğu için işini bırakmak zorunda kalan, terfisi geciken veya geciktirilen, hasta çocuğuna bakmak için bir saat geç kaldığında üstlerinin gözünde  bunu telafi etmek için kendini bütün bir haftasonu çalışmak zorunda hisseden kadınların hikayeleri ile dolu. ABD gibi gelişmiş ülkelerde bile annelerin hele çalışan annelerin engelli koşuya çıkmış atletler  misali her an her türlü güçlüğe hazır olması gerek.

Ann Crittenden, “Anneliğin Bedeli” adlı  kitabında, ABD gibi gelişmiş bir ülkede bile, anne olma kararı alan, kariyer sahibi kadınların çok önemli çelişkiler yaşadığını belirtiyor ve bunu anlatmak için Massachusetts Valisi Jane Swift’in yaşadıklarını örnek olarak veriyor:

İkiz çocuk annesi olan Massachusetts Valisi Jane Swift, üçüncü çocuğuna hamile kaldığında yer yerinden oynadı. Ona oy veren seçmenleri bile bu yükün altından nasıl kalkacağını merak etmeye başladı. Gazetelerin baş köşelerinde, Swift’in aile yaşamı ile iş arasındaki dengeyi nasıl tutturacağı uzun uzun tartışıldı. Swift’in evde oturan bir kocası olmasına rağmen kimse çocukların bakımını onun üstlenebileceğini düşünmedi bile...

Toplum, en sonunda, seçimini çocuk sahibi olmaktan yana kullanan Swift’in, kendi tercihlerinin tüm sonuçlarına, bedellerine katlanması gerektiğine karar verdi! Yani Swift istiyorsa valilik görevini bırakabilirdi ama eğer devam edecekse çocuklarına fazla vakit ayırmamayı göze almalıydı...

Maaşları bile daha az

Amerika da, Türkiye gibi annelerin hayatının çok kolay olmadığı bir ülke. Vergi sistemi, işyeri politikaları, boşanma yasaları ve refah sistemi çocuk yetiştirme işine gereken önemi vermiyor. “Anneliğin Bedeli” adlı kitapta bu konudaki açıklar tek tek incelenerek, ortaya konuluyor. Crittenden, ABD’de çocuk yetiştirmenin “iş” olarak tanınması gerektiğini ve bu işi ücret karşılığı yapan kişilere veya gönüllü olarak üstlenen annelere “üretken vatandaş” gözüyle bakılmasının bir zorunluluk olduğunu savunuyor. Ona göre, çocuk yetiştiren annelere ve bu sorumluluğu üstlenen diğer bireylere, çalışanlarla aynı sosyal ve ekonomik haklar tanınmalı...

Şu anda ise ABD’deki bazı uygulamalar bu fikirler ile tam ters doğrultuda. Örneğin kolej eğitimli kadınlar “annelik vergisi” ödemekle yükümlü. Amerika’da da 30 yaşında çocuksuz bir kadın, eşit bir erkekten yüzde 10 daha az kazanıyor, çocuklu bir kadın ise bir erkeğe göre 0yüzde 30 daha düşük ücret alıyor.

İş İdaresi Yüksek Lisansı (Master of Business Administration) olan 200 kadın arasında yapılan bir araştırma, iş yaşamına 9 ay kadar ara verenlerin, diğerlerine göre yüzde 17 daha az kazandığını gösteriyor. Araştırmalar Türkiye genelinde kadınların, erkeklerden yüzde 64 ile yüzde 100 arasında değişen oranlarda daha düşük ücret aldığını ortaya koyuyor.

Anneliğin gerçek bedeli

Avrupalı anneler, ABD’lilere göre, çalışma saatleri, vergi ve tatiller gibi konularda daha şanslı olsa bile, Atlantik’in her iki yakasında da akademik hayatta ve iş yaşamında üst seviyelerde kadınların payı halen çok düşük. Çocuksuz kadınlar arasındaki üst düzey yönetici oranı çocuklu kadınlara göre daha yüksek.

Elbette anneliğe tam bir maddi bedel biçmek mümkün değil. Ancak, kadınların ve annelerin yaptığı işlerin ekonomik değerini saptamaya yönelik akademik araştırmalar yapılıyor. ODTÜ Sosyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doçent Dr. Ayşe Saktanber’in ikiz çocukları var. Saktanber, anne olan kadınlara hukuki ve ekonomik anlamda destek olacak düzenlemeler yapılması gerektiğini savunuyor. Saktanber’in bu konudaki değerlendirmeleri şöyle:

“Anneliğin ekonomik değerinin bulunması çok zor. Anneliğe bir tür dokunulmazlık atfediliyor, işin ekonomik tarafı annelik kutsallaştırılarak rafa kaldırılıyor. Ev kadınlığı ve annelik, iktisat paradigması içinde öncelikle yeniden işgücünün yeniden üretimi bahsinde  gündeme gelir. Bu minvalde annelerin yarattığı iktisadi değerin hesaplanması da her zaman sorun oluşturan bir konudur. Üstelik annelik gibi insanların gönüllü katılımlarıyla ortaya çıkan bir durumun ve onun gerekleri için harcanan maddi/manevi mesainin maddi bir karşılığı olabileceği ihtimali bile, bildiğimiz gibi hemen bütün kültürlerde son derece itici bulunur. En gelişmiş ülkelerde bile olsa olsa çalışma hayatını ve işgücü piyasasında kadın istihdamını kolaylaştırmak için kimi destekleyici yan tedbirler alınır. Kreş ve bakım evleri yaygınlaştırılır. Oysa, kadınların annelikle toplumsal hayatın sürekliliğini sağlayan, olmazsa olmaz bir işlevi yerine getirmekte olduğu kabul edilmelidir ve kadınların toplumdaki gerek iktisadi, gerekse sosyo-kültürel statüleri yeniden gözden geçirilip, düzenlenmelidir.

Kadın evde ne yaratır?

Ev içinde gerçekleştirilen tüm üretim faaliyetlerinin bir ekonomik değeri var. Aslında, ev kadınları da, çalışan kadınlar da evde yaptıkları işlerle ülke ekonomisine katkıda bulunuyorlar. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Zehra Kasnakoğlu’nun, “Ev İçi Üretim Faaliyetlerinin Değerinin Ölçülmesi” başlıklı makalesi bu konuyu derinlemesine ele alıyor.

Kasnakoğlu, “Yemek pişirme, bulaşık yıkama, çocuk bakımı, dikiş dikme gibi tüm ev içi üretim faaliyetlerinin bir ekonomik değeri olmasına karşın, bu tür faaliyetler milli gelir hesaplarında yer almamaktadır. Bu da bu tür üretken faaliyetleri yapan kadınların üretici değil, tüketici olarak algılanmasına neden olmaktadır” diyor.

Kasnakoğlu, makalesinde ev içi üretim değerlerini hesaplamış ve hane içindeki önemini saptamış. Çalışmasında, ev içi üretimi değerlendirmek için asgari ücret, piyasada aynı işi yapan işçilerin piyasa ücreti (piyasa maliyeti yöntemi) ve ev hizmetlisi olmak üzere üç ayrı yöntem kullanmış. Ev içi üretim değerlendirmesindeki değişik meslek gruplarının ücretleri, 1994 Gelir Dağılımı Araştırması’ndan hesaplanmış ve değerlendirme 1994 fiyatlarıyla yapılmış. Çalışmanın sonuçları kadınların ev içi üretime çok daha fazla zaman ayırdıklarını ve erkeklerden iki – üç kat daha fazla katkıda bulunduklarını gösteriyor.

Ev işinin aylık değeri

Asgari ücret yaklaşımıyla bir hesap yapıldığında, Türkiye’de kadınların bir ay boyunca ev işi yaparak yarattıkları değer 86,7 dolar ve ortalama hane gelirinin yüzde 30,7’sine eşit. Ev hizmetlisi ve piyasa maliyeti yöntemleri ile ev içi üretimin değeri hesaplandığında karşımıza daha yüksek rakamlar çıkıyor.

Ev hizmetlisi yaklaşımında bu işleri yapmak için bir ev hizmetlisi tutulsaydı ona ödenecek para esas alınıyor. Bu yönteme göre, kadınların ev içi üretim yoluyla bir ay içinde gerçekleştirdiği faaliyetlerin bedeli 113,8 dolar ve hane gelirinin yüzde 40,2’sine eşit oluyor.

Piyasa maliyeti yönteminde, aynı işleri yapan farklı kategorilerdeki işçilerin ücretleri esas alınarak hesap yapılıyor. Bu yönteme göre, Türkiye’de bir kadın ayda evinde 109,3 dolarlık üretim yapıyor ve bu rakam hane gelirinin yüzde 38.6’sına eşit oluyor.

Ev içi üretim değerleri gelir grupları itibariyle incelendiğinde karşımıza çok daha ilginç sonuçlar çıkıyor. Düşük gelirli hanelerdeki bireyler ev içi üretimlerini artırarak gelir açıklarını kapatmaya çalışmakta, bu nedenle fakir hanelerde ev içi üretim faaliyetleri ve bunların hane gelirine katkısı artmaktadır.

İSVEÇ: ANNELER İÇİN BİR CENNET

Ann Crittenden, anneler için ideal sosyal, ekonomik ve hukuki düzenlemeleri getiren ülkeler arasında en iyi örneğin İsveç olduğunu söylüyor. İsveç gerçekten de anneler için tam bir cennet. Dünyada erkeklerin ev işleri ve çocuk bakımına en fazla zaman ayırdığı ülke. Annelerin çalışma hayatından tamamen kopmaması, ev ve işteki sorumluluklarını birlikte mutlu biçimde götürebilmelerini sağlayan bir dizi düzenlemeler yapılmış.

İsveç’te anneler hamilelik ve doğum sonrasında 1 yıl boyunca ücretli izin alabiliyorlar. Babalar ise doğum sonrasında 10 gün boyunca izinli sayılıyor ve isterlerse 1 ay ücretli izine ayrılabiliyorlar.

Kreşlerde verilen hizmetin kalitesi çok yüksek ve devlet tarafından destekleniyor. Bu çabaların sonucunda, İsveç’te kadınların ve erkeklerin işgücüne katılım oranı eşit seviyeye gelmiş. Aile içinde kadının ekonomik gücü yükselmiş ve babaların ev işlerine katılımı artmış. Annenin geliri ve babanın ev işlerine katkı oranı arasında da bir korelasyon olduğu saptanmış. Babanın ev işlerine katkısı arttıkça annelerin gelirinin yükseldiği saptanmış. İsveç’te bu gelişmeler  ataerkil uluslardan gelen göçmenler içinde geçerli.

“ÇOCUK SAYISI ARTTIKÇA ANNELERİN ÇALIŞMA OLASILIĞI AZALIYOR”

Prof. Dr. Zehra Kasnakoğlu/ODTÜ

Türkiye’de anne olan kadınların karşılaştığı dezavantajları tam olarak ortaya koyan çok kapsamlı bir çalışma yok. Ancak, Prof. Dr. Zehra Kasnakoğlu’nun “Kentsel Kesimde Kadın ve Erkeklerin İşgücüne Katılımları ve Kazanç Farklılıkları” adlı çalışması çocuklu kadınların yaşadığı bazı sorunları, bir anlamda ödedikleri bedelleri açıkça ortaya koyuyor. Prof. Dr. Kasnakoğlu, bu bulguları şöyle sıralıyor:

EVLİ KADININ İŞGÜCÜN KATILIMI:  Evli kadınların iş gücüne katılma olasılığı, bekar kadınlarınkinden  yüzde 44,6 daha azdır. Beklenildiği gibi, kadının evlilik durumu, işgücüne katılımında etkin bir rol oynamaktadır.

KÜÇÜK ÇOCUK SAHİBİ OLMAK: On iki yaşın altında çocuk sahibi olmak, kadının işgücüne katılımını azaltırken, erkeğin ise katılımını artıran yönde etki yapmaktadır.

Kadının işgücüne katılma olasılığı, çocuk sayısı arttıkça düşmektedir.  Sıfır ile altı yaş arası küçük çocuk sahibi olmanın, işgücüne katılma üzerindeki negatif etkisi, 7-11 yaş arası çocuklara sahip olmanın negatif etkisinden daha fazladır.

BEBEK İÇİN İŞE ARA: Kentsel kesimde kadınların bir kısmı çocuklarına bakmak için işinden ayrılmakta, ancak çoçuklar büyüdükten sonra işgücüne yeniden katılmaktadır.

Özetle kadının işinden çocuklarına bakmak için ayrılması, gelir, deneyim ve statü kaybına neden olmaktadır. Yeniden işgücüne dahil olmak istediğinde deneyimsizliği aleyhine çalışmaktadır.

ÇOCUĞA DAHA FAZLA ZAMAN: Kadınların, "çocuk bakımı, ve çocuk bakımı ile ilişkili işlere" ayırdıkları zaman (yiyecek alışverişi, yemek pişirme, bulaşık- çamaşır yıkama, ütü, temizlik, dikiş-sökük dikme gibi), erkeklerin bu işlere ayırdıkları zamanın sekiz katıdır.”

YAŞAMIN İÇİNDEN PORTRELER

“ANNELİK ÖZGEÇMİŞİN EN BAŞINA YAZILMALI”

Neslihan Tokcan/Beril Ve Kerem’in Annesi

Neslihan Tokcan, Capital’i de yayınlayan, Türkiye’nin en büyük dergi grubu Doğan Burda Rizzoli’nin genel müdürü. Kızı Beril 25, oğlu Kerem ise 19 yaşında. Tokcan, “Anneliğe, ödenecek bir bedel olarak bakmıyorum. Bana neler kattığını düşünüyorum. Ben annelikten müthiş deneyimler kazandığına inanıyorum” diyor. İlk çocuğu dünyaya geldiğinde hiç hesapta yokken iş hayatına tam 6 yıl ara veren Tokcan, bir anne olarak düşüncelerini şöyle açıklıyor:

ÇALIŞMA HAYATINA 6 YIL ARA: İlk 9 ay ve bebek doğduktan sonra geçen birkaç yıl, bebeğin çok yoğun bakım istediği bir dönem. Ben o yıllarda işimi bırakmıştım, bu ciddi bir bedeldi benim için. Tam 6 yıl çalışmadım. Ancak, niyetim 6 yıl iş hayatından ayrı kalmak değildi ama eşimin işi nedeniyle yurtdışına gittiğimiz için bu ara uzadı. Ben ilk hamileliğim sırasında, işi bırakıp 2 yıl sadece bebekle ilgilenmeyi, ardından ikinci çocuğumu dünyaya getirip 1-2 yılda onu büyütüp 3-4 yıl içinde iş hayatına geri dönmeyi planlamıştım. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı ve Beril’den sonra ikinci çocuğuma sahip olmak 6 yılımı aldı. İkinci çocuğum doğduktan 6 ay sonra çalışmaya başladım.

İKİ ÇOCUKLA HAYAT: İkinci çocuğumu da çok isteyerek dünyaya getirdim ve bedel ödemeye hazırdım. Kerem doğduktan sonraki 1 yıl benim için çok zordu. İş bir taraftan, Beril’in okulu bir yandan... Akşam erken çıkabileceğim bir iş seçtim, saat 4’te çıkıp eve gelebiliyordum. Eve bir yardımcı bulduk. Bir takım bedeller ödeniyor ama bence en büyük bedel, vicdan azabı...Ben Kerem ile daha fazla birlikte olamadığım için hep vicdan azabı duydum.

HER ŞEYE DEĞER: Ben anneliğin, özgeçmişin en başına yazılması gerektiğini düşünüyorum. Kolejdeki yıllığımda da arkadaşlarım bana “bir düzine çocuk sahibi olabilmesi dileğiyle” diye yazmışlardı. Çocukların  insana çok şey kattığına inanıyorum. Ödediğim en büyük bedel, iş hayatına izin bir ara vermek oldu. Ancak, hem yoğun iş hayatının hem yoğun anneliğin çok iyi biçimde bir arada gitmeyeceğini biliyordum. Onun için iş hayatında yavaş başladım, anneliği rayına oturttum ve ondan sonra da hızlandım. İş hayatı çok önemli ama hem anneliği hem iş hayatını büyük başarı ile götürmek çok zor. Dolayısıyla, çocuk sahibi olanlar, bir süre için iş hayatında hızlarını kesmek zorundalar.

GENEL MÜDÜR EVE GİDİNCE: Türk erkeklerini biliyorsunuz yoğun iş tempolarını bahane ederek hayatı paylaşmıyorlar. Benim hayatımda öyleydi. Bizim toplumumuzda annelerin yükü babalara göre daha fazla. Ben işte çok yoğun ve ağır bir tempo içindeyim. Benim yerimde bir erkek olsa eve gidip, ayaklarını uzatıp dinlenir. Oysa ben işten çıkınca, ev işlerine dalıyorum. İşyerinde milyon dolarlarla uğraşırken, eve gidince bunları düşünüyorum.
 
“İŞ DIŞINDAKİ TÜM ZAMANIM TİMUR’A AİT”

Didem Gordon/ Timur’un Annesi

Didem Gordon, Timur’un annesi ve Finansinvest’in genel müdürü.  Gordon, oğlu dünyaya geldikten bir buçuk ay sonra iş başı yaptı. Daha doğmadan her şey organize edildi, evde bir çalışma düzeni kuruldu, bakıcı ablası bulundu.  Gordon, o günleri ve annelikle ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı;

Timur doğduğunda kariyerinizde hangi noktaya ulaşmıştınız?

İş hayatına 1987 yılında başladım. 1992’de evlendim ve 1998’de oğlumu doğurdum. Timur doğduğunda üst düzey yöneticiydim, Inter Portföy Yönetimi’nde genel müdür yardımcısıydım.

Annelik sizi zorladı mı?

Aslında beni çok zorlamadı. Sektör her zaman çok çok stresli. Fakat ben çok rahat bir hamilelik dönemi geçirdim. Timur doğduğunda hayatımızı çok iyi organize etmiştik. O yüzden, işe çok çabuk bir şekilde geri döndüm. İki ay sonra işe tekrar başladım.Teknoloji de çok gelişti. Evde olduğum zamanda da tamamen işi takip edebiliyordum. Biraz da şanslıydım, işim de evime çok yakındı. Bebeği öğle saatlerinde kontrol edebiliyordum.

Arkadaş çevrenize baktığınızda her çalışan kadının sizin kadar şanslı olduğunu söyleyebilecek misiniz?

Gelir seviyeniz belli bir düzeyin üzerinde ise çocuğunuza özel bir bakıcı tutabiliyorsunuz, hatta evinizde sürekli olarak kalan full-time bir bakıcıda olabiliyor bu...Benim çevremdeki kişilerin çoğu bu yola başvuruyor. Çocuk sahibi olmak onların kariyerini olumsuz etkiliyor diyemem. İlk çalışma hayatına atıldığım yıllarda çocuk sahibi olsaydım, çok zorlanabilirdim. Çocuk sahibi olduğumda kariyerimde belli bir düzeye gelmiştim.

Anneliğin parasal bedelini hesaplayacak olsak  içine neleri katmak gerekiyor? Uykusuz gecelerin bedeli hesaplanamıyor hala..

Bu sorunuz üzerine çocuğum olmasaydı diye düşündüm. Çocuğuma ayırdığım zaman, enerji ve parayı nerelere harcadım diye düşündüm. Belki çok farklı bir hayatım olabilirdi, belki de değişen hiçbir şey olmazdı. Çocuğun size maliyeti nedir  sorusunun cevabı belki “sıfır”, belki de çok ölçülemeyecek bir maliyet. Nasıl baktığınıza bağlı.

Benim maaşımın çok küçük bir kısmı oğlumun direkt masraflarına gidiyor. Önemli bir kısmı, onun geleceği için bir birikim olarak tasarruf ediliyor. Ondan önemlisi çok iyi bir anne, çok iyi bir iş kadını, çok iyi bir eş olmak, hepsini birlikte yapmak çok zor. İşi ve işin gerektirdiği sosyal aktiviteler dışında kendime ayırdığım zaman oğlum Timur doğduktan sonra sıfıra iniyor. Boş zamanlarımın tümü ona ait. Bunun maliyetini hesaplamakta çok zor aslında.
 
GENÇ ANNE ADAYLARINA TAVSİYELER

Belkıs Alpergun/ Ece Ve Alp’in Annesi

Pamuk Factoring’in genel müdürü Belkıs Alpergun, 11 yaşındaki Alp’in ve 4,5 yaşındaki Ece’nin annesi. Alpergun’un, kariyer yapmayı hedefleyen genç anne adaylarına çok önemli önemli üç tavsiyesi var. İşte Alpergun’un deneyimlerinden çıkardığı dersler:

* Çalışan annelerin en büyük problemi, çocuklarını teslim edebilecekleri bir bakıcı bulmak. Bunu bebek doğmadan organize etmek gerek. Ben ilk çocuğum Alp’in doğumunda ona içime sinen tatlı bir abla bulana dek 1 yıl evde oturdum. Bir yardımcı ile çok şey paylaşıyorsunuz...Aynı evi paylaşmanın dışında, çocuğunuzu yani en değerli varlığınızı emanet ediyorsunuz.

* Ev ile işin yakın olması çok büyük bir etken. Alp üç yaşında iken Gayrettepe’de oturduğum eve geçtim. İş ile arası sadece 5 dakika. Şehir ortamı, betonların içinde, çok harika bir ev değil ama sonuçta çocuklarıma yakın. Enka okullarına devam ediyorlar. Çalışan anne için evin yakın olması çok önemli. Bazı alışkanlıklarınızdan zaman zaman vazgeçmeniz gerekebiliyor. Öyle 6 odalı, 3 banyolu evlerimiz yok bizim. İki çocuğum ve bir bakıcı ablamız var. Bir şekilde sığıyoruz.

* Çalışan eşler çocuk yapmaya karar verdiklerinde, bazı güçlükleri göze almalı. İş hayatında kariyerinizde yükseldikçe bazı şeyler kolaylaşıyor. Maddi gücünüz varsa işler daha rahat yürüyor. Biz eşimle birlikte sosyal yaşama önem veren insanlarız. Arkadaşlarımızla bir yerlere gitmek hoşumuza gidiyor.

Sosyal yaşama da katılmak istiyorsanız, şehre yakın olmak avantajlı. Bir zaman sonra biraz daha şehir dışında, daha geniş bir evde oturmak belki belli bir zaman sonra daha mantıklı olabilir Ama şu an 10 yaşında bir oğul ve 5 yaşında bir kız annesi olarak, sosyal bir insan olarak ev ile işin yakın olması ve şehre yakın benim için çok daha önemli. Bunlardan vazgeçmek istemiyorsanız ev seçiminizi dikkatli yapmalısınız.

“YUVAYA YAKIN OLABİLMEK İÇİN EVİ TAŞIDIK”

Deniz Veral/ Ekim Ve Defne’nin Annesi

TEB Factoring Genel Müdürü Deniz Veral’de konuştuğumuz tüm diğer anneler gibi “annelik o kadar özel bir duygu ki karşılığında ödenen bedeller, maliyeti hiç önemli değil” diyenlerden. Veral sorularımızı şöyle yanıtladı: 

Siz anneliğinizin özellikle ilk yıllarında ne gibi güçlükler yaşadınız?

İlk çocuğumda yakında destek olacak bir akrabam yoktu ve özellikle o dönemde nitelikli bakıcı bulmak çok zordu. Bütün İstanbul'u tarayarak bulabildiğim tek güvenilir yuvaya kızımı 5,5 aylıkken vermek zorunda kalmıştım ve bu yuvaya yakın olabilmek için evimizi taşımıştık.On yıl sonra ikinci kızımı evde anneanne ve yardımcı ile büyütüyorum ve ilk kızımda yaşadığım zorlukları anımsadığımda bu sefer çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum.

Kariyerinizi ne yönde etkiledi?

Kariyerimde anne olmanın hiçbir olumsuz etkisinin olmamasının da gerçek bedelinin çocuklarımla çok sınırlı vakit geçirebilmek olduğunu söylemeliyim.Bu yüzden de eşimle yaptığımız her program ve her tatili hep onlarla beraber olacak şekilde ayarlıyoruz.

Anneliğe bir bedel biçmek gerekse neler hesaba katılmalı?

Bunun parasal maliyetini hesaplamanın mümkün olamayacağını düşünüyorum ama annelik o kadar özel bir duygu ki hiç önemli değil.  Bu hesaba iyi yetiştirmek içi harcanan emek,tehlikelerden uzak tutabilmeye çalışmanın heyecanı ve sıkıntısı,en ufak hastalığında duyduğunuz üzüntüler,onu üzgün veya sıkıntılı görmenin üzüntüsü gibi unsurlar nasıl dahil edilebilir bilmiyorum.....Listede bence duygu yükünün boyutu çok büyük.

 


 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER