Capital'e abone olun.

Atölye Mezunları

Sabri Ülker, Mehmet Zorlu, Durmuş Yaşar, Necmettin Bitlis, Mithat Gürsoy ve diğerleri… Hepsi de Türkiye’nin önde gelen sanayicileri. Ancak, onları farklı kılan bir ortak özellikleri ise iş yaşamlar...

Son Güncelleme: 01.03.2003

Sabri Ülker, Mehmet Zorlu, Durmuş Yaşar, Necmettin Bitlis, Mithat Gürsoy ve diğerleri… Hepsi de Türkiye’nin önde gelen sanayicileri. Ancak, onları farklı kılan bir ortak özellikleri ise iş yaşamlarına çok küçük bir atölyede başlamış olmaları… Bazıları kilogram, bir bölümü de adetle üretim yaptı. Aralarında sadece kutu kutu imalata başlayanlar da vardı. Ancak, şimdi alanlarında birer dev haline geldiler, dünya çapında şirket oldular. “Atölye günleri” ise birer hoş anı olarak anılarda kaldı…  
 
Gıda devi Ülker’in kurucusu Sabri Ülker, iş hayatına atıldığında, çok büyük sermayesi yoktu. Ancak, “girişimcilik ruhu”na sahipti. Türkiye’deki önemli bir boşluğu görmüş, elindeki küçük sermayeyle işe koyulmuştu. Doğal olarak küçük bir imalathanede üretime koyuldu. Günde sadece 200 kilogram bisküvi üretebiliyordu. Onu da ilkel yollarla pazarlıyordu.  
 
Aradan yıllar geçti. Sabri Ülker, Türkiye’nin en büyük gruplarından birini yarattı. Çok sayıda şirketi ve dünya çapında işleri var. Grubun bugün bisküvi üretimi 450 bin tona, cirosu ise 1.6 milyar dolara ulaştı.  
 
Sadece Sabri Ülker mi? Mehmet Zorlu, Durmuş Yaşar, Sani Konukoğlu, Necmettin Bitlis ve diğerleri… Türkiye’de “girişimcilik ruhunu” temsil eden çok sayıda işadamı ve sanayici, iş hayatına küçük bir atölyede, mütevazı kapasite ile başladılar. Farklı üretim alanlarında, birbirlerine çok benzeyen başarı öyküleri yarattılar.  
 
Bu hikayelerin ortak özelliği ise başlangıçlarının küçük atölyelere uzanıyor olmasında yatıyor. Neredeyse sıfırdan iş hayatına atılan bu isimleri çalışkanlık, azim ve hırs zaman içersinde zirveye taşıdı. Küçük atölyeler başarılı şirketlere dönüştü, binlerce kişiye istihdam yaratıldı. Zirve tırmanışında ise alanlarında öncü rol üstelenerek sektörlerinin gelişmesine de katkıda bulundular.  
 
Yukarıda saydığımız ve aşağıda öykülerini okuyacağınız bu örnek işadamları başlangıçta atölyelerde veya imalathanelerde küçük miktarlarda üretim yaparak işe koyuldular. Bugün her biri üretimleriyle kendi alanlarında sürükleyici rol oynuyorlar.  
 
Denimin iki başarılı yolcusu  
 
Mavi Jeans’ın kurucusu Sait Akarlılar, iş hayatına küçük bir atölye ile atıldı. İlk atölyesini 1960’da kurdu. Askerlikten sonra üç ortağı ile daha büyük bir atölye açtı. O dönemde 250-300 metrekarelik imalathanesinde ayda 2-3 bin adet mont üretiyordu. Mercan ve Sultanhamam’da 1971 yılına kadar parka üretimi gerçekleştirdi. Gençlerin ihtiyaçlarını iyi gözlemlemesi onu başarıya taşıdı. Gençlere verdiği önem, önce Güven Giyim’i, ardından da  Erak Giyim’i kurmasını sağladı.  
 
Mavi Jeans markasıyla 1991’de denim üretimine başladı. 300 metrelik atölyede başlayan bu öykü, bugün 75 bin metrekarelik bir alanda devam ediyor. Erak Giyim yılda 9-11 milyon adet blue jeans üretimi gerçekleştiriyor.  
 
Denim pazarının bir diğer önemli oyuncusu Eroğlu Giyim’in de ortaya çıkışı küçük bir atölyede gerçekleşti. Nurettin Eroğlu, 1983’de Kadırga’daki atölyesinde çocuk ürünleri üreterek Eroğlu Giyim’i yarattı. O dönemde iç pazar için günde 100 parça fason üretimi gerçekleştirdi. Bugün 100 bin metrekarelik 3 fabrikasında günde 45 bin adet, ayda ortalama 1 milyon adet üretim yapan bir firma haline geldi. Şirket, Colin’s ve Loft’un yanı sıra Amerika ve Avrupa’nın çeşitli markalarına da fason üretim yapıyor.  
 
Denizli’den yayılan öykü  
 
Zorlu Holding’in kurucusu Mehmet Zorlu, Denizli’de ailesi ile birlikte fason üretim yaparak iş hayatına atıldı. 1953’te aile 50-60 adet dokuma tezgahına sahipti. O yıllarda 60 tezgahta günde ortalama 12 bin metrekare çarşaf üretilebiliyordu. Aile zaman içersinde tezgah sayısını arttırdı. Daha sonraki yıllarda ise sanayileşme sürecine girildi. Sanayileşme dönemini Ahmet Nazif Zorlu şöyle anlatıyor:  
 
“Sanayileşme anlamında ilk tekstil yatırımımız 1974 yılında Bursa’da dokuma tezgahları satın alarak başlattık ve aynı yıl kadife tesislerimizi kurduk. 1980’den sonra dokuma ve tül üreten Korteks’i kurduk ve uluslararası pazarlara yöneldik.”  
 
Bugün Zorlu Holding, tekstilde 600 milyon metrekarelik üretim gücü bulunuyor. 63 ülkeye 250 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiren grup, ev tekstilinde dünyanın 3’üncü büyük entegre tesisinin de sahibi. Holding ev tekstili dışında Vestel markası ile de dayanıklı tüketim sektöründe de iddialı bir konumda bulunuyor. Mehmet Zorlu’nun dokuma tezgahları ile ateşlediği meşale, bugün Ahmet Nazif Zorlu komutanlığındaki 19 bin kişilik büyük bir ordunun elinde yanmaya devam ediyor.  
 
İki terzi, iki örnek başarı  
 
Hazır giyim sektörü, terzi olarak iş hayatına atılıp isimlerini markaya dönüştüren iki örnek başarı sahip. Terzihaneden fabrikaya uzan bu hikayelerin ilki Mithat Gürsoy’a ait. Kendisi 1937’de Ankara Anafartalar Caddesi’nde bir katta Mithat Giyim’i kurdu. O dönemlerin Mithat’ı 50 metrekarelik küçük bir terzihaneydi. Burada erkek takım elbiseleri, ceket, pantolon ve pardesü dikti. Haftada ortalama 5 takım elbise yaptı.  
 
Mithat Gürsoy’un o küçük terzihanesi bugün Türkiye’nin en önemli hazır giyim üreticilerinden birine dönüştü. Şirket yılda 1 milyon adet bay ve bayan dış giyim üretiyor. Ortalama günlük üretim miktarı ise 3 bin parça civarında.  
 
Terzi Abdurrahman Sarar ise 1944’de Eskişehir’in Bayat pazarında açtığı küçük bir terzihane ile işe koyuldu. İlk başlarda 2-3 kişinin çalıştığı atölyede, zaman içinde çalışan sayısı arttı. O tarihlerde haftada 20 ceket, 20 pantolon dikti. İşleri iyi gidince, 1969’da ilk atölyesini kurdu ve burada 14 kişi çalıştırdı.  
 
Bugün Sarar’ın 52 bin metrekarelik alanda kurulu 2 fabrikası mevcut. Üretim merkezlerinde günde 3 bin 500 takım elbise, 2 bin mont ve kaban, 500 palto ve pardesü, 3 bin 500 gömlek ve bin adet kadın ceket, etek ve pantolon yapılıyor.  
 
Şarapla büyüyen iki işadamı  
 
Doluca ve Diren, Türkiye’de şarapçılık alanının önde gelen iki şirketi… adlarının öne çıktığını görüyoruz. Başlangıçta küçük üretimlerle yola çıkan bu iki önemli şirket, kurucularının başarılarıyla bugüne taşındı.  
 
Türkiye’nin en eski şirketlerden biri olan Doluca’nın geçmişi, Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanıyor. Geisenheim Şarapçılık Enstitüsü'nde enoloji ve vitikültür dallarında eğitim görmek için Almanya’ya giden Nihat Kutman, 3 yıl sonra Türkiye’ye döndü. 1926’da Galata’da kurduğu Vinikol Şarap Evi, Doluca’nın başlangıcını oluşturdu. O tarihlerde Nihat Kutman yalnızca 100 bin litre şarap imal etti. Bugün Doluca yılda ortalama 12 milyon litre şarap üretiyor. Ayrıca, modern teknolojiyle donatılmış tesisleri ile Avrupa’nın önde gelen üreticileri arasında yer alıyor.  
 
Şarapçılıktaki diğer önemli isim ise Vasfi Diren… 1958’de kendi evinin içinde oluşturduğu imalathanede şarap üreterek iş hayatına atıldı. İlk yıl 15 ton şarap üretti. Diren Şarapçılık bugün yılda 750 ton şarap üretiyor. Ancak, Vasfi Diren’in açtığı bu yol yalnızca şarapla sınırlı kalmadı. Bugün Diren Grubu, süt ve süt ürünleri, meyve suyu, şarap ve marmelat kategorilerinde yılda 100 bin tonun üzerinde üretim gerçekleştiriyor.  
 
Üç sektörde üç başarılı isim  
 
Jumbo’nun kurucusu Nubar Çolak da iş hayatına atölye ile başladı. İlk olarak1947’de Çemberlitaş Sırmakeş Han’da üretime başladı. O dönemlerde eğilip bükülebilen sarı dökümden çatal, kaşık üretimi yapılıyordu. Nubar Çolak, yaptığı araştırmalarla sağlam ürünler üretmeyi başardı. 1956’da paslanmaz çelik ithal etti ve yepyeni ürünler üretti. İşte bu gelişmeler kendisini başarıya taşıdı. O dönemler günde ortalama 40 düzine çatal ve kaşık imal etti. Oysa bugün günde ortalama 4 bin düzine çatal, kaşık ve bıçak üretiyor.  
 
Doğtaş Mobilya’nın temeli ise 1972’de Hacı Ali Doğan tarafından atıldı. Başlangıçta çeyiz ürünleri satan Ali Doğan, kanepeye olan talebi fark edince üretime başladı. 1985 yılında ikinci el komprosör, dikiş makinesi gibi aletler alıp 7 mobilya işçisiyle birlikte günde 8 kanepe, ayda da 3 takım yatak odası üretmeye başladı. Çalıştıkları atölye ise 800 metrekarelik bir alan üzerine kuruluydu. Bugün Doğtaş 45 bin metrekarelik alanda, yılda 1 milyon 100 bin metrekarelik modüler mobilya kapasitesine sahip. Ayrıca, şirketin, yılda ortalama 200 bin adetlik koltuk ve kanepe üretim kapasitesi de bulunuyor.  
 
Sıfırdan başlayıp başarıyı yakalayanlardan biri de Keskinoğlu Şirketler Grubu’nun kurucusu İsmail Keskinoğlu… Çeşitli işlerde çalışan İsmail Keskinoğlu’nun kaderi evde beslemek için aldığı bir Denizli horozu ve iki tavuk ile değişti. Tavukları kısa zamanda çoğalınca yumurta ticaretine başladı. Oğlunun ısrarı ile minyatür bir tavuk çiftliği kurdu. Zaman içersinde işlerini büyüterek 4 şirketli bir grup oluşturdu. Başlangıçta günde 20 yumurta satıyordu. Oysa bugün şirketi günde 1 milyon adet yumurta, yılda 30 bin ton  piliç üretiyor.  
 
100 yerli ilaç üretti  
 
Eczacıbaşı Topluluğu’nun kurucusu Nejat Eczacıbaşı, eğitimini vitamin ve hormon konularında yaptı. Doktorasını tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönünce babasının eczanesinde çalışmak istemedi. İstanbul’a giderek o dönem çok ihtiyaç duyulan ve zor bulunan balıkyağını imal etti. Bu müstahzarı 1942 yılında D-Vital adıyla satmaya başladı. Bu ürünü Vital adlı çocuk maması takip etti.  
 
Nejat Eczacıbaşı, 1950’lere gelindiğinde laboratuarlarında 100 yerli ilaç üretiyordu. Daha sonra ilk modern ilaç fabrikasını ve seramik sağlık gereçleri fabrikasını kurarak öncü bir rol üstlendi. Onun laboratuarlarla temelini attığı Eczacıbaşı Topluluğu, bugün 1.3 milyar dolar ciro yapıyor. Oğlu Bülent Eczacıbaşı yönetimindeki grup, yılda ortalama 200 milyon kutu ilaç üretiyor.      
 
GÜCÜNÜ BOYADAN ALDI  
 
Yaşar Holding’in temeli baba Durmuş Yaşar’ın boya ticaretine başlamasıyla atıldı. Atölyeden sanayileşmeye uzanan zorlu yolculuk oğul Selçuk Yaşar’ın azmi ile 40’dan fazla şirketli, 10 bini aşkın çalışanlı dev bir topluluğa dönüştü.  
 
BOYAYI ELLE KARIŞTIRDILAR: Durmuş Yaşar, 1927’de İzmir Şeritçiler 9 numaralı dükkanda ilk boya mağazasını açtı. 1941 yılında ise oğullarıyla birlikte üretime başladı. İlk üretim dükkanın arka bölümündeki atölyede gerçekleştirildi. O dönemde boyayı bidonlarda elle karıştırarak yaptılar. İlk üretimleri ise birkaç bidon civarındaydı. Selçuk Yaşar, üretim sistemlerini şöyle aktarıyor: “Elle çalışan ezme makineleriyle boya yapardık. Dört ayrı makinede 4 kişi çalışıyordu.”  
 
“YAŞARİN” İLK BOYA MARKASI: O günlerde tamamı ithal edilen, yerli olarak da elle karıştırılarak üretilebilen boyaların yerini, makinelerle hazırlanan markalılar aldı. Durmuş Yaşar ve Oğulları’nın, "Yaşarin" ve "Hazırlanmış Boya" adlı markaları Türkiye'deki ilk boya markası olma sıfatının da sahibi. Yıllar itibariyle gelişen iş hayatları baba ve oğullarının inancı ve gayretleriyle 1953’de Bornova'da bir boya fabrikasına dönüştü ve adı DYO oldu.  
 
BİDONDAN 135 BİN TONA: Bugün Yaşar Holding, Selçuk Yaşar başkanlığında faaliyetlerini sürdürüyor. Holdingin kimya grubu yılda 135 bin ton boya ve 10 bin ton yapı yardımcı malzemeleri üretiyor. 950 çeşit ürün, 60 bin farklı renk üreten boya grubunda 2 bin 100 kişi istihdam ediliyor. Yaşar Holding bunun dışında Pınar markasıyla da gıda alanında güçlü bir yere sahip. Gıda grubunun cirosu 200 milyon dolar seviyesinde. Holding’in cirosunun ise 2003’te 1.4 milyar dolar olması öngörülüyor.  
 
İKİ TEZGAHTAN HOLDİNG YARATTI  
 
Bugün ondan fazla sektörde faaliyet gösteren Sanko Holding’in geldiği noktada Sani Konukoğlu’nun girişimcilik ruhunun ve azminin çok önemli payı var. O, veresiye aldığı 18 kilogram iplikle yola çıktı ve sadece tekstilde günlük üretimi 300 tona ulaşan bir devin oluşumunda fitili ateşleyen kişi oldu.  
 
KÜÇÜK YAŞTA İŞE ATILDI: 1943’de ilkokulu bitirerek dokumacılık yaptı. İki tezgahta veresiye aldığı 18 kilogramlık iplikle üretime başladı. Daha sonra işlerini geliştirerek tezgah sayısını 70’e çıkarttı. 5 yıl sonra İstanbul'da 24 gözlü yerli bir bobin makinesi yaptırdı. Bu tarihten itibaren de işini hep geliştirdi, büyüttü.  
 
MAĞARADA PAMUK ÜRETTİ: 1962’de saf dışı kalmış eski model makinelerden yararlanarak bir mağarada kurduğu hidrofil pamuk tesisi onun çalışma azminin ulaştığı noktayı çok iyi anlatıyor. 1943 yılında başlayan zorlu yolculukta, 1966 yılı dönüm noktası oldu. Mağarada süren üretim mücadelesi “Hilal Kolektif ” adında bir şirkete dönüştü. Bu gelişmeyi ardı ardına yaptığı yatırımlarla izledi. Hızla büyüyerek Anadolu Kaplanları efsanesinin de öncüleri arasında yer aldı.  
 
GÜNDE 300 TONA ULAŞTI: Bugün Abdülkadir Konukoğlu kaptanlığındaki holding 12 bin 500 çalışanı ile yılda 1.2 milyar dolar civarında ciro yapıyor. Tekstilden finansa otomotivden bilişime kadar ondan fazla alanda faaliyet gösteriliyor. Holding ana faaliyet alanı olan tekstilde 500 bin iğlik kapasiteyle yoluna devam ediyor. Günlük 250-300 ton tekstil üretim kapasitesi bulunuyor. Bu rakamın 100 tonunu gruba bağlı şirketler kullanıyor.  
 
ÜLKER’İN ÖRNEK ÖYKÜSÜ  
 
Sabri Ülker’in yola çıktığı dönemle bugün geldiği noktayı kıyasladığımızda örnek bir başarı öyküsüyle karşılaşıyoruz. Onun küçük bir atölye ile başlayan yolculuğu bugün 17 bin çalışanı olan, 1.6 milyar dolar ciro yapan Ülker Topluluğu ile sürüyor.  
 
BİSKÜVİDEKİ FIRSATI GÖRDÜ: Sabri Ülker, 1944 yılında İktisat ve Ticaret Mektebi’nden mezun olunca kendisine iş aramaya başladı. O günlerde İkinci Dünya Savaşı döneminde bisküvi, börek, çörek gibi unlu maddelerin üretimine konulan yasak serbest bırakıldı. Bu alandaki boşluğu gören Sabri Ülker, bisküvi üretmeye karar verdi. Ancak, imalat yapılacak yer, makine ve tesis gibi alt yapı yoktu. Uzun araştırmalardan sonra bir azınlığın çalışmayan imalathanesini satın aldı. Sabri Ülker, o günlerde kendisine güç veren hatırasını şöyle anlatıyor: “Bize imalathaneyi satan Rum sitemde bulunanlara, boşuna konuşuyorsunuz, yeni mektebi bitirmiş, bir şeyden haberi olmayan birisi, altı aya varmaz yarı fiyatına geri aldığımı göreceksiniz demiş.”  
 
ATÖLYESİNDE ÜÇ İŞÇİ VARDI: O dönemin zor şartlarında durup dinlenmeden çalışan iki kardeş Sirkeci’deki bu imalathaneyi 1944 yılında işler bir atölye haline dönüştürmeyi başardı. Sadece 3 işçinin çalıştığı atölyede günde 200 kilogram petit beurre bisküvisi üretmeye başladılar. Bu zorlu şartlar sadece tek çeşit bisküvi üretimine izin veriyordu. İki kardeş o dönemler yılda 73 ton bisküvi üretebiliyordu.  
 
450 BİN TON BİSKÜVİ ÜRETİYOR: Sirkeci’deki atölyede temeli atılan Ülker, bugün 1.6 milyar dolara ulaşan cirosu ile Türkiye’nin dev gıda şirketlerinden biri oldu. Yılda ortalama 150 milyon dolar ihracat yapan grubun bünyesinde 17 bin 500 kişiye istihdam sağlanıyor. Modern teknolojiye sahip fabrikalarında ise yılda 450 bin ton bisküvi üretiliyor. Gıdanın birçok alanında faaliyet gösteren grubun üretimi, diğer kategoriler de eklendiğinde daha da artıyor.  
 
  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER