Capital'e abone olun.

Birleşmeyi İnceliyoruz

Naci Sığın / Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü   Naci Sığın, Yapı Kredi Bankası’nın genel müdürü... Yaşanan krizin, diğer sektörler gibi, bankacılığı da vurduğunu, karlılığın düştüğünü söylüy...

Son Güncelleme: 01.03.2002

Naci Sığın / Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü

 

Naci Sığın, Yapı Kredi Bankası’nın genel müdürü... Yaşanan krizin, diğer sektörler gibi, bankacılığı da vurduğunu, karlılığın düştüğünü söylüyor. Uygulayacakları yeni stratejiler, sunacakları ürünlerle 2002 yılında bunu aşacaklarını belirtiyor. Sektördeki konsolidasyon için ise temkinli konuşuyor. Çeşitli seçenekleri incelediklerine dikkat çekiyor ve “Bu çerçevede baktığınız zaman, sadece grup bankalarıyla değil, daha geniş bir platformda düşünebiliriz. Tabii ana hissedarımızın bankası olması nedeniyle, akla Pamukbank geliyor. Bu son derece doğal” diyor.

 

Yapı ve Kredi Bankası, Türkiye'nin en büyük dört bankasından biri. Sektörde yaşanan sıkıntılar doğal olarak bu bankaya da yansıdı: Sektör genelinde olduğu gibi, reel olarak geriledi, takipteki alacakları arttı. Kredi kartı pazarındaki liderliği, bankayı ilk defa bu kadar çok üzdü. Çünkü, ödemelerde sorun yaşandı. 3 milyon 500 bine ulaşan kredi kartı müşterisi bulunan Yapı Kredi, 82 bin dosyayı kanuni takibe almak zorunda kaldı.

 

Bankacılık sektöründe yaşanan konsolidasyon süreci, Yapı Kredi’yi de etkiliyor. Çünkü, Doğuş Grubu bankalarının birleşmesinin ardından, gözler iki kardeş banka olan Yapı Kredi ve Pamukbank’a çevrildi. Bazı alt operasyonlarını birleştiren iki bankanın tek çatı altında birleştirilmesine yönelik söylentiler, grup yetkililerince birkaç satırlık açıklamalarla yalanlanmıştı.

 

Ancak, Yapı ve Kredi Bankası Genel Müdürü M. Alp Naci Sığın, iki bankanın birleşmesiyle ilgili ilk kez doğrudan bir açıklama yaptı. Birleşmesinin fizibil olup olmadığına ilişkin inceleme çalışmalarının sürdüğünü belirten Sığın, ancak şu anda alınan bir karara varmadıklarına dikkat çekiyor. "Banka açısından en faydalı yaklaşım neyse, o şekilde hareket edeceğiz" diyen M. Alp Naci Sığın, hedeflerini ve sektöre ilişkin değerlendirmelerini Capital'e anlattı:

 

2001 yılı, hem reel hem de finans kesimi çok zor geçti. Siz bu dönemde nasıl bir strateji izlediniz?

 

2001 yılında yaşanılan ekonomik daralmanın yüzde 7.5-8 civarında olması bekleniyor. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük küçülme. Doğal olarak nesiller bu derin küçülmeyi daha önce hissetmediği için de, ekonomik olduğu kadar sosyal açıdan da hepimiz etkilendik.

 

Kriz kuşkusuz bizi de oldukça olumsuz etkiledi. Yapı Kredi Bankası olarak faiz ve kur riskinden çok etkilenmedik, ancak kredi riski bizi olumsuz etkiledi. Çünkü, biz öteden beri bankacılığı esas iş olarak aldık ve bilançomuzun büyüklüğü açısından hiçbir zaman yönetemeyeceğimiz kur riski ya da faiz riski üstlenmedik. Ana ilke olarak bankacılığı, reel sektöre ve bireylere hizmet etme aracı olarak kullandık. Ancak, gerek bireyler gerekse reel sektör, kendilerinin de kontrol edemediği nedenlerden dolayı taahhütlerini yerine getiremediler. Bu da bizi olumsuz etkiledi. Karlılığımız tüm sektörde olduğu gibi geriledi.

 

Her şeye rağmen, yine de bankacılığın ve de uzun vadeli ilişkilerin bize vermiş olduğu sorumluluk bilinciyle yaklaştık. Açıkçası müşterilerimizin üzerine çok acımasız gitmedik. Çünkü, biz müşterilerimiz varolduğu müddetçe varız, müşterilerimizle birlikte büyüyoruz. Bu nedenle sıkıntıyı ağırlıklı olarak biz üstlenerek, 2001 yılını tamamladık.

 

“Sıkıntıyı üstlenerek 2001 yılını tamamladık, karlılığımız düştü” diyorsunuz. Yıl sonu rakamlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

 

Mali tablolarla ilgili herhangi bir bilgi veremiyorum. Reel sektörü yeniden yapılandırma kanunuyla ilgili olarak bankacılık sisteminde de belirli bir düzenleme yapılmakta ve şu aşamada da denetim aşamasındayız. Bu nedenle denetim raporları tamamlanıncaya kadar bilgi vermememiz gerektiği düşüncesindeyim.

 

Ancak, pazar payları açısından bilgi verebilirim. Bilançomuzda dolar bazında bir büyüme söz konusu. Her ne kadar ilk yarı yılda küçülme olsa bile, ikinci yarı yılda, bankacılık sektöründeki konsolidasyonla birlikte dolar bazında büyüme sağladık.

 

Pazar paylarında ise vadesiz mevduatta yüzde 8, vadeli ve DTH’larda ise yüzde 12’ye ulaştık. Toplam kredilerde ise yüzde 12’lik bir büyüklüğümüz var. Kredi kartlarında ise işlem hacmi bazında yüzde 27’lik pazar payıyla liderliğimiz devam ediyor. Bireysel kredilerde yine yüzde 12’lik pazar payımız var.

 

Özellikle komisyon gelirlerimiz 1 yıl önceye göre TL bazında yüzde 105’lik bir artış gösterdi. Yıllardan beri yaptığımız hizmet bankacılığıydı. Bu dönem içinde de hizmet bankacılığının avantajını kullandık.

 

2002 yılı, sektördeki yeniden yapılanmanın ilk meyvelerinin toplanacağı yıl olacak. Sizin YKB olarak hedefleriniz neler?

 

Aslına bakılırsa bizim hedefimiz oldukça çok. Ancak, bunlar ekonomik gidişatla kısıtlı. Her şeyden önce, bu yıl çok büyük bir büyüme yakalayacağımızı düşünmüyorum. Zaten bu programda da yüzde 3 olarak belirtildi. Ancak, benim buradaki tahminim yüzde 2-2.5 civarında.

 

Tabii ekonomi yüzde 7.5 küçüldükten sonra, yüzde 2-2.5 büyüme, 2000 yılına göre hala geride olacağımızı ifade eder. 2000 yılının sonunda GSMH 201.3 milyar dolardı. Biz bu rakama ancak 2004 yılında ulaşacağız. Bu çerçevede reel sektöre kaynak aktarımı tahmin edildiği kadar hızlı olmayacak.

 

Keza moral etkisini de düşünmek lazım. İnsanlar geçen yıl yaşadığı gerçekler nedeniyle çok cesaretli hareket etmeyecektir. Ancak, bizim hedeflerimiz oldukça hırslı. Az önce söylediğim pazar paylarımızı, kendi içlerinde yüzde 15-20 oranında artırmayı planlıyoruz.

 

Bu arada sektördeki konsolidasyonların süreceğini, kamunun bankacılık sektöründeki etkisinin göreceli olarak azalacağını düşünüyorum. Karlılık açısından net bir şey söylemem mümkün değil. Ancak, geçen yıl bilançomuzda önemli bir yer tutan hizmet-komisyon gelirlerinde, 2002 yılında da agresif bir hedefimiz var. Her ne kadar enflasyondaki artış yüzde 35-40 olacağı tahmin edilse de, bizim hedefimiz yüzde 75’tir.

 

Bu süreçte verimliliği artırma konusundaki çalışmalarımız devam edecek. Şu anda maliyet/gelir rasyomuz, yüksek enflasyon nedeniyle yüzde 60’lı seviyelerde. Bu rakamı yüzde 55’lere çekeceğimizi düşünüyoruz.

 

Bireysel tarafta bir hareketlenme var. Biz de bu piyasalardaki öncülüğümüzü ve lider konumumuzu gerek ürünler gerekse fiyatlama açısından sürekli olarak iyileştirmekteyiz.

 

Bunun için yeni ürün projeleriniz var mı?

 

Gençlik bankacılığı ve World Projesi bunlardan sadece ikisi. Gençlik bankacılığı diyoruz, çünkü Türkiye nüfusunun yaş ortalaması 28. Ayrıca, nüfusun yüzde 50’si 21 yaşın altında. Biz gençlik bankacılığında daha önce varolan ürünleri bir paket haline getirdik. Hedefimiz onları ileri dönük, kalıcı YKB müşterileri yapmak. Bunun için onlara özel ürünler, onlara özel çözümler sunuyoruz.

 

‘World Projesi’ hakkında biraz bilgi verir misiniz? Kredi kartı pazarında artan bir rekabet var. Hedefiniz kart sayısını artırarak pazardaki liderliğinizi sürdürmek mi?

 

Hedefimiz, hem kredi kartı müşterisini artırmak, hem de bu müşterilere ek imkanlar sağlamak. World Projesi, müşterilere sadece taksit imkanı sunmuyor. Bunun yanı sıra, müşterilerin harcamalarına istinaden, grup şirketlerinin sinerjisinden yararlanarak sunacağımız imkanlardan yararlanacak.

 

Ayrıca, sadece harcayan değil, harcanan mağaza ve harcatan bankanın ortak yarar sağlayacağı bir platform. Tabii burada sadece müşteri değil, kartın kullanıldığı üye işyerleri için de aynı yaklaşım içerisinde olacağız. Herkesin faydalanabileceği, karın paylaşılabileceği bir sistem yaratıldı. Bunları da yıl içinde yeni ürünler izleyecek.

 

YKB, uzun yıllardır kredi kartları pazarının lideri durumunda. Ancak, krizler nedeniyle bu alanda büyük sorunlar oldu. Bunlar size nasıl yansıdı?

 

Tabii ki biz de çok olumsuz etkilendik. En geniş kredi kartı portföyüne sahip bir banka olarak ki, şu anda 3 milyon 500 bin adet kredi kartına sahibiz. Bugünlerde 82 bin dosyamız maalesef kanuni takibe aktarıldı. Bu süreçte biz sorumluluk çerçevesinde müşterilerimize olabildiğince yardımcı olmaya çalıştık. Doğaldır ki, bunlar kendi kaynağımız değil, mudilerden toplanan kaynaklardır. Bunları en iyi ve en emniyetli şekilde korumak ve tekrar sahiplerine geri göndermek bizim görevimiz. Bu çerçevede imkanlarımız dahilinde gerek cezai faiz oranlarında gerekse de komisyonlarda ödeme ve taksitlendirme yaparak müşterilerle anlaşma yoluna gittik.

 

Ancak, yaşanılan büyük işsizlik sonrası, iyi niyetli olan birçok müşterimiz de bu borçlarını ödeyemedi. Onlarla ilgili de kanuni takip ne gerektiriyorsa, onu yapmak zorunda kaldık. Fakat ciddi bir miktar zarar yazmamıza rağmen yine de uzun dönemde bu yaraların sarılacağı düşüncesindeyiz. Orada da genel yaklaşımımız, kapasitesi olan müşterilerimizi çok zorlamadan, sıkıntıya düşürmeden, vadeye yayarak yardımcı olmak. Bu arada ocak ayından itibaren tahsilatlarda ciddi bir iyileşme var. Ancak, gerek faiz gerekse anapara açısından geçen yıl büyük bir zararı üstlenmek zorunda kaldık.

 

Bu dönemde en çok şikayet edilen konuların başında yüksek temerrüt faizleri geliyor...

 

Her ne kadar kredi kartı faiz oranlarının yüksek olduğu söylense de, temel faiz oranlarının yüzde 2 olduğu ABD’de kredi kartı faizleri yüzde 14-15 civarındadır. Oysa Türkiye’de temel faiz oranları yüzde 5, kredi kartı faizleri ise yüzde 8-9’dur. Tabii ki temerrüt faizleri de kısa vadeli borçlanmaların olduğu bir ortamda, borçlanmanın bileşik etkisi maalesef kredi kartı alacaklarına yansıtılmıyor.

 

Çünkü, temerrüt faizleri düz yıllık hesap üzerinden yapılıyor. Oysa borçlanmalar kısa vadeli ve onların faiz kapitilizasyonu bir şekilde yansıtılıyor. Yani temerrüt faizleri her üç ayda ya da her ay tahsil edilse, bu kadar yüksek olmayacak. Sanıyorum, önümüzdeki dönemde bununla ilgili yapısal düzenlemeler olacak.

 

Temerrüt faizleri yüksek olsa bile, bizler birçok vakada borçlunun ödeyebileceği şekilde iyileştirmeler yaptık. Ancak, sonuç olarak bu paranın maliyetidir. Paranın maliyeti yüzde 150’yse, siz de bunu aylık olarak yüzde 12’nin altında yapamazsınız. Sonuçta bu bankacılık sektörünün fahiş bir faizlendirmesi değildir.

 

Maalesef, kamu açıkları ve diğer olumsuz etkenler faizleri yükseltiyor, bu da tüketiciye yansıtılıyor. Önümüzdeki dönemde kamu açıklarının makul seviyelere çekilmesi, faizlerde belirli bir gerileme imkanı sağlayacaktır. Bu paralelde tüketiciye yansıyan faizler de düşecektir.

 

Tüketici kredisi faizleri yüzde 4.5’lara kadar düştü. Bu düşüş devam edecek mi?

 

Bu direkt olarak genel faiz dengesiyle çok bağlantılı. Bu yıl bütçedeki Hazine borçlanması faiz oranı yüzde 69,5 seviyesinde. Kısa vadeli faiz oranları da yüzde 59. Şu an itibariyle tüketici kredi faizleri yüzde 4,5-5 arasında değişiyor.

 

Ben yılın ilk yarısında tüketici kredilerinin düşebileceği son noktanın yüzde 4’ler civarında olacağını düşünüyorum. Ancak, tüketici kredisi faizlerinin 2000 yılındaki kadar düşmesini hiçbir zaman beklemiyorum.

 

Geçen yılın son aylarından itibaren tüketici kredilerine ilgi bir hayli arttı. Buna karşın ticari kredilerde çok fazla hareket yok. Bu cephede hareketlenme ne zaman başlayacak?

 

Aralık ayında biraz mevsimsellik biraz da vergi avantajlarının etkisiyle ekonomide canlanma gördük. Ancak, ocak ayıyla birlikte hava şartlarının çok sert olmasının da etkisiyle durağan döneme girdik. Fakat şubat ayıyla birlikte yine hafif kıpırdanmalar başladı. Ancak, geçen yıl çok sayıda işyerinin gerek borçlanma gerekse faaliyet açısından çok sıkıntılı dönem geçirdiği unutulmamalı.

 

Bu nedenle cesaretlerini tekrar kazanmaları belirli bir zaman alacak. Bunun da yılın ikinci çeyreğinden itibaren olacağını tahmin ediyorum. Bu tahmin, içeride ve dışarıda herhangi bir kriz olmaması durumunda geçerli. Tüketici tarafındaki hareketlenmenin ticari tarafa göre daha fazla olduğu doğru. Ben büyümeyi de tüketici tarafından yakalayacağımızı düşünüyorum. Çünkü, ihracat tarafında, dünyadaki ekonomik küçülmenin devam ettiği bir ortamda, büyüme yakalamak çok zor.

 

Turkcell, halka açıldığı dönemde, "Grup kredilerinin payı yüzde 18'den yüzde 10'lara gerileyecek" demiştiniz. Şu anda grup kredilerinin toplam kredilerdeki payı nedir?

 

Turkcell'in halka açılmasından sonra, grup kredileriyle ilgili ana para ve faiz ödemeleri açısından önemli gelişmeler yaşadık. Şu anda da yasal limitler içerisindeyiz. Ancak, denetim safhasında olduğumuz için, kesin rakamları veremiyorum. Teminatlar açısından çok daha iyi bir noktaya gelmiş durumdayız.

 

1999 yılındaki Bankalar Kanunu çerçevesinde, bankalar öz kaynaklarının azami yüzde 65'ini grup şirketlerine kullandırmaktadır, ki bu rakamın 2006 yılı sonuna kadar yüzde 25'e gerilemesi gerekiyor. Dolayısıyla da, yasal mevzuat çerçevesinde grup kredilerimiz de tedrici olarak aşağı inecektir.

 

Yapı ve Kredi Bankası iştirak bakımından oldukça zengin bir banka. Önümüzdeki dönemde iştirakler konusunda neler yapacaksınız?

 

YKB, halka açık bir banka ve yüzde 40'ı İstanbul ve Londra Borsası'nda işlem görüyor. Bu nedenle bizim yönetim olarak bankamızın menfaatleri doğrultusunda yaklaşımlarımız devam edecek. Evet, iştirakler açısından oldukça zengin bir bankayız. Çünkü, yüksek enflasyon nedeniyle, sermaye ve para piyasalarının da gelişmediği bir ortamda, sermayeyi koruyacak mali enstrüman yoktu. Bu nedenle bankamız kaynaklarını nominal aktifler yerine, fiziki aktiflere yatırmayı tercih etti.

 

Bankanın mali ürünlerini dağıtma ve kitlelere çabuk eriştirme açısından yapılan yatırımların da iştiraklerin artmasında etkisi var. Ağırlıklı olarak da telekomünikasyon ve yeni ekonomi alanında yatırımlar yapıldı. Burada da 1994 yılında Turkcell'e, Ericsson ve Sonera'yla birlikte iştirak ettik. Daha sonra Superonline internet erişim şirketini kurduk. Yabancı ortaklarla birlikte diğer kablosuz sektörlere girildi.

 

 Bizim amaçlarımızdan biri de, bankacılık hizmetlerini, müşterilerimize elektronik ortamda daha hızlı, daha verimli sunma yaklaşımımızdır. Yeni bankalar kanununda iştirakler kısıtlanıyor. Bu nedenle yasal mevzuat ve piyasalar elverdiği müddetçe, iştiraklerdeki paylarımız tedrici olarak azaltılacaktır.

 

Son zamanlarda BDDK Başkanı Sayın Engin Akçakoca'nın da sık sık gündeme getirdiği "Grup bankalarında birleşme olacak" sözleri, tüm gözleri sizin üzerinize çeviriyor. Çünkü, Doğuş Grubu'nun bankaları birleşme yoluna gitti. Sizin Pamukbank'la böyle bir birleşme planınız var mı?

 

Tabii ki 2001 yılında yaşanan krizler neticesinde konsolidasyon sadece bankacılık sektöründe değil, reel sektörde de gündeme geldi. Zaten dünyada da, 90’lı yılların ortalarından itibaren verimliliği ve ticari tarafta etkinliği artırma açısından güçlerin birleştirildiğini gördük. Bu çerçevede baktığınız zaman, sadece grup bankalarıyla değil, daha geniş bir platformda düşünebiliriz. Tabii ana hissedarımızın bankası olması nedeniyle, akla Pamukbank geliyor. Bu son derece doğal.

 

Bununla ilgili olarak da belirli çalışmalar yapılıyor. Fakat banka olarak yönetim kurulumuzda kamuoyunu bilgilendirmemiz gereken bir gelişme henüz söz konusu değildir. Halka açık bir banka olmamız nedeniyle, banka açısından en faydalı yaklaşım neyse o şekilde hareket edeceğiz. Gelişmeler çerçevesinde bu değerlendirmeler devam ediyor. Her şeyden önce denetim raporlarının çıkacağı Mayıs 15'e kadar bankacılık sisteminde herhangi bir birleşme beklenmemeli. Zaten, şu anda almış olduğumuz somut bir karar mevcut değildir.

 

Teknik alt yapı konusunda bazı faaliyetlerinizi birleştirme yoluna gittiniz?

 

Evet, derinlik çalışmaları çerçevesinde, Pamukbank'la bir takım arka operasyonları birlikte kullanıyoruz. Örneğin Yapı Kredi Teknoloji AŞ, YKB ve iştiraklerinin yanı sıra, Pamukbank ve onun iştiraklerine de teknolojik açıdan destek veriyor. Keza nakit merkezlerimiz Pamukbank'a da hizmet veriyor. ATM'ler uzun zamandır birlikte kullanılıyor. Birlikte yapacağımız işleri merkezileştirerek, verimliliği artırıp, maliyetleri düşürme konusunda epeyce mesafe kat etmiş durumdayız.

 

“SENDİKASYONDAN VAZGEÇİLMEZ”

 

DTH faizlerindeki düşüş nedeniyle, DTH maliyetlerinin, sendikasyon maliyetlerinin altına gerilediği söyleniyor. Siz bu hesaba katılıyor musunuz?

 

Güçlü ekonomiye geçiş programıyla birlikte, kamu bankalarının yeniden yapılandırılmaya başlanması ve bu operasyonun yıl sonuna doğru tamamlanması mali sektöre ciddi bir ferahlama getirdi. Kamu bankalarının günlük borçlanmalardan çıkarılması ister istemez reel TL faizlerini olduğu gibi, DTH faizlerini de düşürdü. Türkiye'deki bankacılık sektörü son 15 yıldan bu yana hiçbir zaman mevduat olarak libor seviyesinden borçlanmamıştı.

 

DTH faizleri şu anda yüzde 2,5-3 seviyesinde, sendikasyon kredisi faizleri de libor artı 2-2,5, yani yüzde 4-4,5 seviyesinde. Şu an itibariyle fiyat farklılıkları açısından mevduat munzam maliyetini, tasarruf mevduatı sigorta fonu primini ve diğer vergileri koyduğunuz zaman, mevduat maliyetleri ile sendikasyon maliyetleri arasında çok fark olmadığı görülüyor. Ama bunlar hiçbir zaman birbirleriyle ikame olacak kaynak olarak görülmemeli. Önceki yıllarda “Biz mevduatı bırakalım, yurtdışından borç alalım” diyemediğimiz gibi, şimdi de “Mevduat maliyeti çok düşük, biz sadece mevduat alalım, dış kaynağı bir tarafa bırakalım” diyemiyoruz.

 

Bankaların dış piyasalarla sadece sendikasyon ilişkisi yok.

 

Dolayısıyla bankacılık sektörünün o piyasalardan uzaklaşmaması lazım. Ancak daralan bir ekonomi ve likit bankalar var. Bu nedenle sendikasyon piyasasına karşı iştah oldukça azalmış durumda. Yine de geçen yıla göre, sendikasyonlarda yüzde 25-30 civarında büyüme bekliyorum.

 

“İSTANBUL YAKLAŞIMI PROSESİ UZATIYOR”

 

Reel sektörle bankacılık sektörü arasındaki buzları eritmesi planlanan İstanbul Yaklaşımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu yöntem doğru mu?

 

Bu çok uzun süredir konuşulan ve tartışılan bir konuydu. Nihayetinde yeni yasayla önümüzdeki dönemde uygulanacak. Her şeyden önce, uzun vadeli, kalıcı ve enflasyonist olmayan bir büyümeyi sağlamamız için reel sektörü çalıştırmamız gerekiyor. Bunu yapabilmek için de tek finansal aracı, bankalardır. Dolayısıyla bankaların reel sektöre kaynak aktarması kaçınılmaz.

 

Ancak bu 15 Mayıs’tan önce olmayacak. Bana göre bu uygulama daha önce başlatılmalıydı. Çünkü çok uzun bir zaman geçti ve birçok şirket İstanbul Yaklaşımı’nı bekleyemeden operasyonlarını durdurmak zorunda kaldı. 15 Mayıs'a kadar epey bir zaman var. Bu nedenle kısa dönemde etkisini göstereceğini düşünmüyorum. Zaten bankalar borçları yeniden yapılandırma, faiz indirimi gibi bir takım girişimlerle geçen yıldan beri bunu yapıyor. Bu yeni kanunla birlikte ek kaynak verme imkanı da doğdu.

 

Bana göre, olayı hızlandırmak için, bir aktif yönetim şirketi kurulması ve bununla reel sektöre kaynak aktarılması daha pratik bir çözüm olacaktı. Genel olarak olumsuz değilim, ancak proses uzun olacağı için gereken etkiyi almamız düşündüğümüz kadar çabuk olmayacaktır.

 

 “YABANCILARIN GELMESİ ZOR”

 

2001 yılında yabancı bankaların sektöre olan ilgisi bir hayli arttı. Ancak girişleri oldukça kısıtlı oldu. Size göre, önümüzdeki dönemde bu cephede neler olacak?

 

Yabancı bankaların buraya gelmeleri mevcut yapı çerçevesinde oldukça güç. Çünkü, bankacılık sektöründeki yükler oldukça fazla. Nominal kazançlar üzerinden vergilendirme yapıldığı müddetçe ve sektörün direk ve indirek olarak bu kadar yüksek vergilerle çalıştığı bir ortamda yabancı oyuncuların Türkiye'ye gelmesi mümkün değil.

 

Ayrıca, şu anda bir geçiş programı içerisindeyiz. Belirsizliklerin yaşandığı bu ortam yabancı bankaların Türkiye'ye gelmesini engelliyor. Buna ek olarak sektördeki kamu ağırlığı da bir hayli fazla. Şimdi böyle bir ortamda yabancı bankaların çok iştahlı olacağını düşünmüyorum. Geçiş süreci tamamlandıktan sonra bankacılık sektörü kamu rekabeti ve diğer yükümlülükler açısından işlem yapabilir hale gelecek. Bu nedenlerle ben yılın ikinci yarısına kadar yabancı yatırımcıların Türkiye'ye geleceğini zannetmiyorum.

 

Size böyle bir teklif gelmesi halinde nasıl bir strateji izleyeceksiniz?

 

Biz her zaman için paylaşma taraftarı olan bir bankayız. Dolayısıyla yarattığımız değerleri yatırımcılarla paylaşma açısından hiçbir tereddüdümüz yok. Böyle bir teklif gelmesi halinde, bankanın menfaatleri doğrultusunda değerlendirilecek. Uygun görüldüğü takdirde, böyle tekliflere ve ortaklıklara açık olacağız.

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER