Capital'e abone olun.

Çok Özel Bir Sınıf

Her yıl mayıs ayının son haftasında, Yeditepe’de bir grup arkadaş bir araya geliyor...  Yaşları 60 civarında... Aralarında öğretim üyesi, işadamı, üst düzey yönetici, ev kadını var. Ancak, en ...

Son Güncelleme: 01.04.2002

Her yıl mayıs ayının son haftasında, Yeditepe’de bir grup arkadaş bir araya geliyor...  Yaşları 60 civarında... Aralarında öğretim üyesi, işadamı, üst düzey yönetici, ev kadını var. Ancak, en önemli yanları, Türkiye’nin ilk işletme bölümünden mezun olmaları... Üstelik de 1963 yılında... “İş İdaresi” kavramına biraz da tebessümle yaklaşılan o yıllarda mesleklerine öncülük eden bu özel sınıf, yıllardır arkadaş gruplarını koruyup, görüşüyorlar. Tıpkı sınıfın ilk gününde olduğu gibi...

 

Türkiye’de işletme mesleğinin yaklaşık 40 yıllık bir geçmişi var. Yani, diğer mesleklerle karşılaştırıldığında aslında çok yeni. Türkiye’nin ilk işletme bölümü 1959 yılında, Boğaziçi Üniversitesi’nde “İş İdaresi” adı altında açıldı. O zaman Robert Kolej altında faaliyet gösteren üniversitede, işletme bölümünün ilk mezunları da diplomalarını 1963 yılında aldı.

 

Genç mezunlarının iş hayatına atıldığı o dönemde, Türkiye’de henüz işletmenin, pazarlamanın, reklamın önemi tam olarak bilinmiyordu. “İş İdaresi” kavramına da biraz tebessümle bakılıyordu. Üretim ön plandaydı ve “mühendislik” dönemin en popüler mesleği olarak kabul ediliyordu. Zaten parlak öğrencilerin tercih sıralamasında da İstanbul Teknik Üniversitesi ve mühendislik bölümleri zirvede yer alıyordu.

 

Böyle bir ortamda, ilk işletme mezunlarının işi de oldukça zordu. Ancak, onlar, prestijli bir okulda okumanın getirdiği avantajlar ve aldıkları yabancı dil eğitimi sayesinde bu zorlukların üstesinden geldiler. Yine de hemen hepsi,  evde ailelerinin, sokakta arkadaşlarının, askerde komutanlarının mesleklerine ilişkin meraklı sorularından hayli bunaldılar. Öyle ya daha önce kimse “Mesleğin ne?”diye sorunca işletmeciyim dememiş ya da anneler çocuklarını hep ya doktor olacak ya mühendis diye anlatmıştı o güne kadar...

 

“İş idaresi” ciddiye alınmıyordu

 

Koç Holding’deki Tofaş Grup Başkanlığı görevinden sonra emekliye ayrılan Gökçe Bayındır, Türkiye’nin ilk işletme mezunlarından biri. Bayındır işletme bölümüne giriş hikayesini şöyle anlatıyor:

 

“Ben aslında yüksek okula mühendislikte başlamıştım. Babam mühendisti. O zamanlar baba mesleğine devam etmek geleneği vardı. Okulu çok seviyordum, ortayı, liseyi de Robert Kolej’de okudum ve üniversiteyi de orada okumak istedim. Çok fazla alternatifim yoktu. Bu nedenle mühendisliğe girdim.

 

İkinci senemde, işletme, o zamanki adıyla iş idaresi bölümü yeni açılmıştı. Orası bana daha cazip geldi ve mühendisliği bıraktım. Benimle birlikte mühendislikten işletmeye geçen birkaç arkadaşım daha vardı. O zamanlar genciz, maceracı ruhumuz da var. Bir de tabii mühendislikten zaten çok hoşlandığımız söylenemezdi. İşletmeye geçtiğimde, annem ve babam pek memnun olmadılar. O zamanlar, iş idaresi adı bile hafife alınıyordu. İnsanlar mezun olunca ne yapacaksın dediklerinde, iş idare edeceğim diyordum ve tabii kimse anlamıyordu”.

 

“Tembellikten işletmeyi seçtim”

 

Profesör Dr. Mustafa Dilber de ilk işletme mezunlarından. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde pazarlama ve yönetim dersleri veren Dilber, Gökçe Bayındır gibi yüksek okula mühendislikle başlamış, sonradan iş idaresine geçmiş. Bu kararını zorunluluktan aldığını söyleyen Dilber,  “İşin ucunda tembellik de vardı. Mühendislik zordu. Başarılı olamadık. Neredeyse bölümden atılacaktık, imdadımıza işletme bölümü yetişti” diyor.

 

Akademisyenliğin de kendi seçimi olmadığını söyleyen Mustafa Dilber, “Peki neden akademisyen oldunuz” sorusuna ilginç bir öyküyle yanıt veriyor:

 

“Aslında akademisyen olmayı planlamamıştım. Amerika’ya gezip tozmaya, bir de master yapmaya gitmiştim. Orada Amerikalı bir kızla evlendim. Ailem bunu tasvip etmedi ve bana yaptıkları tüm maddi yardımı kesti. Parasız kaldık. Amerika’da iş bulup çalışmak da kolay değildi. Tek şansım doktora yapmaktı. Çünkü, ancak doktora yaparsam iş bulmam kolaydı. O zamanlar Amerika’da hocalık yapmak en kolay işti. Derken doktoraya başladım.

 

Minnesota Üniversitesi’nde yaptığım doktoradan sonra Türkiye’ye geri döndüm. Boğaziçi’nde hoca oldum. Oysa okurken planlarım bambaşkaydı. Babamın fabrikası vardı, Amerika’dan dönünce ben de gidip fabrikada çalışacaktım. Güzel bir kız yüzünden bunu yapamadım, hoca oldum”.

 

Anadolu’dan gelenlerin öyküsü

 

Robert Kolej’de yüksek okula devam edenlerin büyük bir bölümü, genellikle ortaokul ve liseyi de aynı okulda bitirmiş öğrencilerden oluşuyor. Bunların yanı sıra, Üsküdar Amerikan Koleji ile Galatasaray gibi dönemin önde gelen liselerinden mezun olanlar da vardı. Ayrıca, askeri lise kökenliler ve Anadolu’dan burslu gelenler de dikkati çekecek düzeyde idi.

 

Kolejde o zamanlar her yıl özellikle Anadolu’dan başarılı öğrenciler seçilip burs veriliyor. Bu öğrencilerin genellikle hangi bölümde okuyacaklarını seçme hakları yoktu. Burs karşılığı kuraya tabi oluyorlardı ve şanslarına hangi bölüm çıkarsa, devam ediyorlardı. İşletme Bölümü’nde de bu kuradan nasibini alan öğrenciler olmuş. Mustafa Dilber, bu öğrencilerin yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor:

 

“İşletme sınıfında Anadolu’dan burslu okutulmak üzere toplanıp getirilen çocuklar vardı. Bu arkadaşlar genellikle kendi tercihleri dışında bu bölümde okudular. Biz kolejden geliyorduk.

 

Ortaokul ve liseyi de kolejin prensipleriyle okumuştuk. Onlarla aramızda ciddi farklılıklar oluyordu. Örneğin İstanbullu ailelerin çocukları, Anadolu’dan gelen çocuklardan daha çok gezip tozuyorlardı. Üstelik derslerde de daha iyiydiler. Çünkü, İngilizce’yi lisede öğrenmişlerdi ve dersleri anlamaları çok daha kolay oluyordu. Oysa Anadolu’dan gelen burslu çocukların yabancı dili ya yoktu ya da kolejliler kadar iyi değildi. Elbette sonraları aradaki açık kapatıldı. Pek çok burslu arkadaş okul birinciliğine oynadı”.

 

Öztat, neden işletme okudu?

 

Bugün reklam sektörünün duayenlerinden biri olarak anılan Muammer Öztat, ilk işletme sınıfının burslu öğrencilerinden. Mezun olduktan sonra reklama gönül veren ve 1969 yılında kurduğu reklam ajansını başarıyla bugünlere kadar getiren Öztat, işletme bölümüne girişini şöyle anlatıyor:

 

“Bizim zamanımızda mühendislik çok popülerdi. İstanbul Teknik Üniversitesi de en iyi yüksek okuldu. Herkes oraya girmek isterdi. Biz İzmir Atatürk Lisesi’nden beş kişi geldik koleje... Bir kısmımız mühendisliğe girdi, bir kısmımız da benim gibi iş idaresine. İş İdaresi’nde okumak kendi seçimimiz değildi. Burslu gelmiştik ve bu bölümde okuyacaksınız dediler, biz de okuduk. İş İdaresi yeni bir bölümdü. Hiç birimiz tam olarak ne okuyacağımızı bilmiyorduk. Diğer yandan o yıl pek çok başka yenilik de üzerimizde denendi. Örneğin önceleri iki yıl okutulan İngilizce hazırlık sınıfını biz 10 ay okuduk.”.

 

GÖKÇE BAYINDIR’IN GÖZÜYLE İLK SINIFIN PROFİLİ

 

1939 doğumlu Gökçe Bayındır, Türkiye’nin ilk işletme mezunlarından... Uzun yıllar Koç Holding’de çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak Tofaş Oto grubu Başkanlığı görevinden emekli oldu. Şimdi Kadıköy’deki evinde, çok sevdiği Ayasofya ve Süleymaniye manzarası eşliğinde çayını yudumluyor. Evinde ziyaret ettiğimiz Gökçe Bayındır, “ilk işletme sınıfını” şöyle anlattı:

<b>BEN PARA KAZANMAYI SEÇTİM Sınıf arkadaşlarımızın çoğu, neredeyse yarısı mezun olduktan sonra akademisyenliği seçti. Bunda okulu çok sevmelerinin payı çoktu. Ben de okulda kalmayı düşünmüştüm ama diğer arkadaşlarımdan farklı olarak belki biraz daha para kazanmaya meraklıydım. Daha çok para kazanmak istiyordum. Malum hocalık da çok paralı bir iş değildi ve vazgeçip iş hayatına atıldım.

 

<b>İLK SINIFTA 5 BAYAN VARDI İşletme sınıfı mezunlarından Seha Tiniç son olarak Koç Üniversitesi’nde rektördü. Geçen sene rektörlükten istifa etti ve eşiyle Marmaris’e yerleşti. Ama duramadı. Amerika’ya gitti. Şimdi Texax Üniversitesi’nde kürsüsü var. Yücel Arpacı, kendi işinin sahibi. Süleyman Çelimli, ABD’de iş kurdu. Mustafa Dilber hoca oldu. Gönül Erkut, yine bizim okuldan çok sevdiğimiz bir arkadaşımızla evlendi. Hanımlar genellikle evlenip, evlerinin kadını olmayı tercih ettiler. Zaten ilk sene bölüm 29 mezun verdi, bunların içinde sadece beş hanım arkadaşımız vardı.

 

<b>KOLAY İŞ BULMUŞTUK Okuldan mezun olduğumuzda Türkiye’deki ortam ilk girdiğimizdeki gibi değildi tabi. Bizim ülkemiz yeniliklere çok kolay rahat adapte olabiliyor. Bugün çok fazla işletme mezunu olduğu için, çocuklar iş bulmakta zorlanıyorlar. Biz, hem sayıca az olduğumuzdan, hem de ihtiyaç nedeniyle iş bulmak da zorluk çekmediğimiz gibi, aksine iş beğenmekte zorlanıyorduk.

 

<b>OKUL ARKADAŞLARI UNUTULMAZ Eski dostlar başka oluyor Sonradan edinilen arkadaşlıklar da güzel ama okul arkadaşlarının yeri daha başka... Şimdi görüştüğüm beş, altı arkadaşım varsa bunların belki bir tanesi sonradan edindiğim arkadaşımdır. Diğerleri hep okuldan arkadaşlarım. Bugün hala görüştüğüm sınıf arkadaşlarım var. Bunlardan en çok Örsçelik Balkan, Seha Tiniç ve Taner Özgen’le görüşüyoruz. Bir araya geldiğimizde genellikle eski günlerden konuşuyoruz. Hatıralarımızı hatırlıyoruz. Eskisi gibi pişti, tavla oynuyoruz. Eskiden de çok takılırdık birbirimize, şaka yapardık hala yapıyoruz.

 

İLK İŞİMİ HOCAM BULDU

 

Muammer Öztat

 

İşletme Bölümü’nün burslu öğrencilerinden olan Muammer Öztat, 1963 yılında mezun olduktan sonra bölüm hocalarından Filiz Ofluoğlu sayesinde ilk işini bulur. Yaklaşık 33 yıldır kendi reklam ajansının sahibi olan Muammer Öztat, işletme eğitiminden profesyonel yaşama uzanan öyküsünü şöyle anlattı:

 

“Mezun olduğumuzda hiçbirimiz ne yapacağımızı bilmiyorduk. O yıl, bölüm hocalarımızdan Filiz Ofluoğlu, Koç Holding’in personel müdürü idi. Çok parlak bir insandı. Çoğumuzu ilk iş dünyasıyla tanıştıran o oldu. Ben de ilk işimi onun sayesinde buldum.

 

Okulu bitirdikten sonra, askere gitmeden üç ay İzmir’de Ege Makine şirketinde Can Kıraç’ın yanında çalışmıştım. Askerden dönünce Filiz Hanım beni mühendis Gündüz Pamuk’la tanıştırdı ve ben Aygaz’da reklam müdürü olarak göreve başladım. Bir sene Aygaz’da, iki sene Arçelik’te reklam müdürlüğü yaptım ve 1969’da kendi ajansımı kurdum. Hala da başındayım.

 

İşletme okuyup reklamcılık yapan ilk insanım herhalde. Mesleğimi yaparken en çok okulda öğrendiğim İngilizce’nin faydasını gördüm. Yurt dışındaki gelişmeleri takip edebildiğim için her zaman trendleri yakaladım, kendimi geliştirdim.

 

O zamanlar iş dünyasında satış muhasebe kavramları konuşuluyordu, oysa biz okulda pazarlama, reklamcılık dersleri okuduk. Bunlar yepyeni şeylerdi ve bizi ayrı dünyalara götürdü. Reklamı bilmek, reklamla ilgili bir şeyler okumak beni çok geliştirdi.

 

Arçelik o zamanlar bugün olduğu gibi, Türkiye’nin en büyük reklam vereniydi. Ben orada çalışırken çok genç yaşta büyük bütçelerin, büyük olayların başında bulmuştum kendimi. Bütün bunlar başarımda etken oldu”.

 

“POAŞ’DAKİ BAŞARIMI İŞLETME EĞİTİMİME BORÇLUYUM”

 

Ertuğrul Tuncer

 

Petrol Ofisi A.Ş. Genel Müdürü Ertuğrul Tuncer de Türkiye’nin ilk işletme mezunlarından. Okuldan hemen sonra askere giden, ardından da iş hayatına atılan Tuncer, işletme eğitimin kendisine kazandırdıklarını şöyle anlatıyor:

 

“1959 senesinde Robert Kolej’de İş İdaresi Bölümü’ne girdiğimde, bu bölüm yeni açılmıştı. O yıllarda mühendisler hem teknik hem de yöneticilik alanlarında tercih ediliyordu. Buna rağmen ben işletmeyi seçtim. Daha sonra da böyle bir tercih yapmış olmaktan dolayı hiçbir pişmanlık duymadım. 

 

Nitekim işletmecilik daha sonraki yıllarda Türkiye için yeni bir konu haline geldi ve buna ilaveten ülkemizde lisan bilen işletmecilere karşı da büyük bir talep doğdu. Çevremde kararımı eleştirenler olmadığı gibi, ailem de beni bu konuda destekledi.

 

Mezun olduktan sonra askere gittim. Askerliğimi tamamladıktan sonra da Mobil Oil Şirketi’nde işe başladım. Mobil personel seçiminde çok seçici davranıyordu; personel kalitesi çok yüksekti, kendimize model olarak alabileceğimiz kişiler çalışmaktaydı. İşletme okumanın avantajlarını mezun olduğum ilk günden itibaren görmeye başladım.

 

O tarihlerde ülkemizde sayıları bugünkü kadar çok olmayan uluslararası şirketlerde işe başlamanın önemli avantajları vardı. Ücret farkı, kariyer geliştirme olanağı ve iş güvencesi gibi önemli olanaklar sunuyordu. Bugün Petrol Ofisi’nde bulunduğum konumu ve şirketin özelleştirilmesinden itibaren kazandığı başarılara olan katkılarımı buna borçlu olduğumu düşünüyorum”.

 

<b>“EĞİTİMİMİ ANNEME BORÇLUYUM”

 

Hilmi Üçüncü

 

Hilmi Üçüncü, halen Pepsi Cola Mamülleri Limited Şirketi’nin genel müdürlüğü görevini yürütüyor. Liseyi bir Fransız lisesi olan St. Joseph’de okuduktan sonra İngiltere’ye, İngilizce öğrenmek için giden Üçüncü, dönüşte annesinin ısrarıyla Robert Kolej’de o yıl yeni açılan İş İdaresi bölümüne girmiş. Hilmi Üçüncü, işletme macerasını şöyle anlatıyor:

 

“İşletme bölümüne başlamam tesadüf eseri oldu. St Joseph’den mezun olduktan sonra İngiltere’ye, İngilizce öğrenmeye gittim. İngiltere’den dönünce bir arkadaşı anneme, Robert Kolej’de İş İdaresi diye bir bölüm açıldığından bahsetmiş. İtiraf edeyim, bölümün kapsamını doğru dürüst ben de bilmiyordum. O zamanlar mühendislik modaydı, mühendis olacağız diye tutturmuştuk ama annem sağ olsun çok ileri görüşlü kadınmış, onun sayesinde girdim bölüme... Okuduğuma da hiç pişman olmadım.

 

Biz mezun olduğumuzda işletme çok yaygın değildi ama iş bulmakta zorluk çekmedik. Bilhassa yabancı şirketlerde kolayca iş bulduk. Çünkü, o zamanlar yabancı dil bilen işletmeci yoktu. Türkiye’de işletme nedir bilinmiyordu ama uluslararası şirketler bu kavramdan haberdardı. İşletme kavramı sonradan çok yaygınlaştı.

 

İş hayatım boyunca üç tane yabancı şirkette çalıştım. İlk olarak Philips’te işe başladım. Chrysler de çalıştım ve son olarak Pepsi Cola’ya girdim. Bugün hala Pepsi Cola Mamülleri şirketinin başındayım. Hiç akademisyen olmayı düşünmedim. Zaten ailevi durumlar nedeniyle biran evvel çalışıp para kazanmam gerekiyordu. Ben de biran evvel iş hayatına girdim. Türk Eğitim Vakfı’nın Amerika’da master yapma bursunu kazanmıştım, çalışıyorum diye o bursu bile kullanamadım”.

 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER