Capital'e abone olun.
EN ZEVKLİ YELKENLİ ROTALARI

En Zevkli Yelkenli Rotaları

Uno’nun patronu Hasip Gencer, neredeyse tüm hafta sonlarını denizde geçiren bir yelkenci. Hem gezmek hem yarışmak için yelken kullanan Gencer, 40 yaşından sonra öğrendiği bu spora tutkuyla bağlanmı...

Son Güncelleme: 01.02.2008

Uno’nun patronu Hasip Gencer, neredeyse tüm hafta sonlarını denizde geçiren bir yelkenci. Hem gezmek hem yarışmak için yelken kullanan Gencer, 40 yaşından sonra öğrendiği bu spora tutkuyla bağlanmış. İleriye dönük planları arasında denizde her gün biraz daha fazla vakit geçirmek ve emekliliğinde Laser Master yarışına katılmak var. “Yelken, çocuklara hayatı öğretmek için en iyi spor” diye düşünüyor. Bu nedenle Uno olarak bir yelken okulu açmayı planlıyor.

Çok değil bundan 10 yıl önce başlayan bir tutku bu. Uno’nun sahibi Hasip Gencer, denizle olan ilişkisini bir adım ileri götürerek 1997’de yelken kullanmaya başlamış. Önceleri Fransız yapımı Moby Dick isimli teknesiyle, ailesini de yanına alarak uzun gezintilere çıkıyor. Ardından kendi deyimiyle “Her şeyi müsabakaya dönüştürme arzusuyla” yelken yarışlarına katılmaya başlıyor. İkinci teknesi Uno ile tanışması da o zamanlara rastlıyor. Şimdi İngiliz yapımı 12 metrelik Uno ile İstanbul’da olduğu her hafta sonu yarışıyor. Gencer’in dümenini tuttuğu Uno isimli tekne, 15 kişilik ekibiyle yarışlarda hayli iddialı. Bu yıl İstanbul Grand Prix’sini ilk 3’te bitirmeyi planlıyorlar. Hasip Gencer, yelken sporunun 40 yaşından sonra da öğrenilebilecek ve başarı kazanılabilecek bir dal olduğunu kanıtlamak arzusunda. “Hafta sonu İstanbul’daysam en güzel vakit geçirilecek yer tekne. Deniz, temiz hava, sosyalleştiğiniz bir arkadaş grubu… Her geçen yıl bir gün daha fazla denizde kalırsam kendimi mutlu addedeceğim” diyor Gencer.

Ailesiyle yaptığı yelken gezilerinde Yunan adaları rotasını tercih ediyor. Yarış için ise adrenalini yüksek Fenerbahçe-Adalar arasındaki Caddebostan parkurunu seviyor. Türkiye’nin ilk ambalajlı ekmek markası Uno’nun kurucusu ve patronu Hasip Gencer ile yelken tutkusunu ve sosyal sorumluluk projesi olarak açmayı düşündükleri yelken kulübünü konuştuk.

Yelkenle Tanışma
Benim denizle ilişkim eski ama yelkenle ilişkim o kadar eski değil. Yelkenle 10 yıl önce tanıştım. Önceleri sadece geziyordum, sonra bir tekne aldım ve yelken yapmayı, tekne kullanmayı öğrendim. Biraz yelken yaparak biraz da gezerek zaman geçirmeye başladım. Bunun hem yaşam tarzıma hem kişiliğime çok uygun bir spor olabileceğini fark edince, genel yapı olarak her şeyi müsabakaya dönüştürme arzusunda olduğumdan, yarışlara katılmaya başladım. Aslında gezi teknesiyle de yarışmak mümkün ama benim gezi teknem yetmeyince 5 yıl önce yarışmaya uygun bir tekneye geçtim. Şimdi hem gezinti hem yarışlar için yelken kullanıyorum.

Moby Dick Ve Uno
Şu an iki teknemiz var. Moby Dick, Fransız yapımı bir yarış ve gezi teknesi. Uno ise tamamen yarış için dizayn edilmiş, İngiliz Yelken Milli Takımı için özel yapılmış bir tekne. İki tekne de 12 metre. Mody Dick Bodrum’da duruyor, yazın gezmek için onunla açılıyorum. Bütün yarışlara katılamasam da vaktimin büyük bir kısmını denizde geçiriyorum. İşler nedeniyle bir ay gibi blok zaman ayıramıyorum ama her hafta sonu denizdeyim. Yelken özveri gerektiriyor, İstanbul’da olduğumda başka bir şey yapmıyorum hafta sonları. Ancak İstanbul’da olamadığım zaman yarışları kaçırıyorum. Eğer İstanbul’daysam benim için en güzel vakit geçirilecek yer deniz. Temiz hava ve sosyalleştiğiniz bir arkadaş grubu…

İş Hayatı Gibi…
Yelkene geç başladım, keşke daha erken başlasaymışım… İş hayatıyla yelken arasındaki paralellikleri gördükçe hakikaten çok etkilendim. Gerçekten ister denizde seyrediyor olun ister yarışın, doğa koşullarıyla baş etmeyi öğreniyorsunuz. Özellikle programlı ve tedbirli olmak, ne yapacağınızı, nereye gideceğinizi bilmek çok önem kazanıyor. Çok hızlı karar almak ve hareket etmek zorundasınız. Bugün bile iş hayatında karşılaştığım bazı hususları, yelkenle paralellik kurarak kafamda modelleyebiliyorum. Fırtınanın geleceğini hissetmek, “denizde bir şey yapmıyorum” demek mümkün değil, mutlaka bir karar almak ve onu aksiyona geçirmek zorundasınız.

Yarış Rotaları
İstanbul’da Fenerbahçe-Adalar arasındaki yarışları çok seviyorum. Boğaz yarışları da çok güzel oluyor. Yarış için rüzgârın değişken olduğu, adrenalinin yüksek olduğu rotalar bunlar. Zaten İstanbul’da üç yarış parkuru var: Ataköy, Caddebostan ve Ataşehir parkuru. İstanbul’un denizi de rüzgârı da çok değişkendir, gün içinde bile değişkenlik gösterir. Öngörülmesi kolay değildir, mevcut durum yüzde 80-90 değişir. O dönüşüm hali olaya odaklanmanızı sağlıyor. Bu da İstanbul yarışlarını çok zevkli kılıyor. İstanbul’da bazen yarıştan sonra ya da yarış iptal edildiğinde ekip olarak gidip Burgazada’da Rum meyhanesi Barba Yani’de yemek yeriz.

hed

Takımın Hedefi
Yarışlarda ben dümenciyim. Toplamda 15 kişilik bir ekibimiz var ama tekne üzerinde 9-10 kişi oluruz. Ekip, benim gibi 35-40 yaşından sonra yelken öğrenen arkadaşlarım ve şirket çalışanlarından oluşuyor. Biz “Bu iş 40 yaşından da sonra öğrenilebilir, yarışılabilir ve iyi sonuç alınabilir”i kanıtlamak istiyoruz. Yarış kategorisi Grand Prix’de şu an İstanbul yarışlarında ilk 3’teyiz ve önümüzde 4 yarış daha var. Hedefimiz ilk 3’te bitirmek. Hocamız Türkiye’de yelken dünyasının en önemli isimlerinden biri Levent Özonur. O bize nasıl daha iyi yarışabileceğimizi öğretiyor, ben de dümenle tekneyi yönetiyorum.

Gezide Yunan Adaları
Gezi için Yunan adalarını tercih ediyorum. Türkiye’de de gerçekten çok güzel kıyılarımız var. Ama maalesef bizim kıyılardaki kirlilik giderek artıyor. O yüzden Yunan adalarına doğru gidiyorum. En son Argos’tan geliyordum, denize girelim dedim. Bir baktım kimsenin yaşamadığı kayalık kadar bir adada restoran yapmışlar, tekneler için şamandıralar koymuşlar. Bu bir kültür, işte bu yüzden Yunan adaları tekne kaynıyor. Benim gezilerde belli bir rotam yoktur. Ailemle çıkarım, demirleyip aynı koyda kalma huyum pek yoktur. Çıkarım 8-10 saat bir adaya giderim, birkaç saat kalır diğerine geçerim. Yer mühim değil, ben yelken yapmayı severim. Gece gitmeyi de çok severim.

Zengin Sporu Değil
Yelken sanıldığı gibi bir zengin sporu değil. Ayrıca yelken yapmanız için illa yelkenliniz olması da gerekmiyor. Bir yelkenli edinmek, bir araba fiyatına olabiliyor. Sadece gezmek için değil, bir yarış ekibine katılarak da bu sporu yapabilirsiniz. Herkes her hafta yarışa katılamıyor, 20 kişilik bir ekibe girebilir ve bir tekneyle düzenli olarak denize çıkabilirsiniz. Biz yarış teknemizi Uno olarak finanse ediyoruz. Tekne bakımı çok korkulan bir rakam değil. Bir tekneyi yarışta tutmak, yılda 50 bin YTL’lik bütçeyle sağlanabiliyor. Türkiye’de yarış kategorisi Grand Prix’de 10-12 tekne yarışıyor. İspanya ve İtalya’da aynı tip tekne yarışlarına bile 50-60 tekne katılıyor. İsterim ki, Türkiye’de de yelken sporuna yönelik sponsorluklar artsın, her hafta sonu 100 tekne yarışlara çıksın.

Tek İsteğim Denizde Olmak
Kişisel olarak denizde olmayı çok seviyorum. Her geçen yıl bir gün daha fazla denizde kalırsam kendimi mutlu sayacağım. Denizin üstünde olmak bana yetiyor. Hayatımız hep daha ileriye, daha uzağa, daha yükseğe diyerek zorluklarla geçti. Artık sadece denizde daha fazla zaman geçirmek istiyorum. Günün birinde ofiste daha az, teknede daha çok kalmak istiyorum. İleride, belki emekliliğimde Laser Master yarışına katılmak istiyorum. Bu dünya şampiyonasına katılmak kişisel bir hedef benim için. Umarım gerçekleştirebilirim.

Çocuklara Yelken Kulübü Kuracağız

Zengin Sporu Sanılıyor
Türkiye’de teknecilik ve yelkencilik çok geride. Son 1-2 yıldır daha gündemde olsa da, yelken yapan insanlar yok denecek kadar az. Çocukları futbola, basketbola yönlendiriyoruz ama yelken sporu çok küçük bir camianın içinde gibi görülüyor. Yelken kulüpleri de az, ailelerin ve çocukların ilgisi de... Yelken zengin sporuymuş ya da bir camianın elindeymiş gibi algılanıyor. Ailelerin çocuklarını yelkene yönlendirebileceği bir mekanizma da yok. Yelken öyle bir spor ki çocuk 7 yaşında başlar 10 yaşında derece alır ve 70 yaşına kadar devam eder.

En Eğitici Alan
Yelken, çocuğun kişiliğine en çok değer katan spor dalı. Tüm diğer saha sporlarında saha şartları bellidir, beceriniz varsa iyi yaparsınız. Ama burada çocuk, doğayı anlamayı ve kontrol edemediği birçok faktörün varlığını daha küçük yaşlarda özümsüyor ve hayata öyle hazırlanıyor. Durum böyle olunca biz yelken sporunun gerçekten yayılmasını ve genişlemesini istiyoruz. Uno olarak çocukluktan başlayarak yelken sporunu Türk insanına sevdirmek istiyoruz. Bu konuda belli hazırlıklarımız var. Uno olarak, yelken okulu ya da kulübü kurmayı ve çocukların bu alanda yetiştirilebilecekleri ortamı sağlamayı istiyoruz.

hed

Belediyelere Ricacıyız
“Yelken yapmak istiyorum” diyen her çocuğa küçük bir yelkenli olan optimistlerden vermek istiyoruz. Biz hazırlıklarımızı yapıyoruz. Her tarafımız denizlerle dolu ama biz şirket olarak 3-5 optimisti bağlayacağımız bir yer istiyoruz. Ama denizler kapılmış, denize çıkacak yer yok. Biz denize çıkma imkânına kavuşunca hemen projeye başlayacağız. Neredeyse tüm belediyelerle görüşüyoruz, ricacı olduk… Bundan 20 yıl sonra binlerce gence yelken öğrettik ve onlar yarışıyor diyebilirsek başarılı olacağız.

İş Dünyası İçin Yelkenden Çıkan Dersler

Her Şey Kontrol Edilemez
Yelken de iş hayatı da bir müsabaka zaten. Yelkenle yarışırken de gezerken de iki tane çok önemli faktör var. Denizcilik insana ilk olarak bütün faktörleri kontrol edemediğinizi öğretiyor. İş hayatında olduğu gibi… Doğanın ya da pek çok etkenin, sizin kontrolünüzün dışında olduğunu gösteriyor.

Öngörü Ve Tecrüberin Önemi
Burada yapabileceğiniz iki şey var: Biri, o faktörlerin ne zaman ve nasıl oluşacağını doğru olarak öngörmek. Bu da belli bir tecrübe ve bilgi gerektiriyor. Ama yine de tüm öngörülerin doğru çıkmasına imkan yok. Çünkü denizde rüzgârın nereden, ne kadar eseceği tam olarak tespit edilemiyor.

Hatasız Bitiremezsin
Yarışta, bütün tekneler parkura aynı zamanda başlıyor ama parkurun bir yerinde rüzgar esmiyor, bir yerinde çok esiyor. Bu bir öngörüyle bağlantılı pozisyon alma durumu. İş hayatında da öyle öngörülerde bulunuyorsunuz, rüzgar çok esecekse yelken ekip sayısının hava koşullarına uygun olması lazım. Aynı şekilde şirketi ya da yelkeni doğru kullanmak lazım ki bunlar artık kontrol edebildiğiniz şartlar.

Doğru Öngörü Ve Beceri
Doğru öngörüyü ve doğru beceriyi bir araya getirdiğinizde sonuç alınıyor. Bugün bir yarışı hatasız tamamladım demeniz mümkün değil. Az hatayla bitirmek söz konusu. Hiçbir zaman mükemmel yarıştım diyemiyorsunuz ancak doğru öngörü ve doğru beceriyi bir araya getirince, aynı işteki gibi diğerlerinin önüne geçiyorsunuz.

Strateji Yüzde 40 Etkili
Yarıştan önce parkur veriliyor tabii ve biz de oturup yarışın stratejilerini çıkarıyoruz. Ama bunun başarıya etkisi ancak yüzde 30- 40. Aynı iş hayatındaki gibi. Oturup 5 yıllık iş planı yapıyoruz ama bu plan tüm dış etmenlerin sabit olduğu bir ortamı varsayıyor. Hava 15 knot poyraz esecek diyoruz. Hava hep böyle eserse her şey aynen uygulanacak demektir. Ama nasıl iş hayatında dolar kuru ertesi ay değişiyorsa, denizde de o poyraz 15 değil 25 knota çıkıyor ya da lodos oluyor. Dolayısıyla stratejinizi sürekli
yenilemeniz gerekiyor. Zaten işin zorluğu ve güzelliği de burada.

Elçin Cirik
ecirik@capital.com.tr

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER