Capital'e abone olun.

Liderlerin Teşekkürü

Şimdi dünyanın “emlak kralı” haline geldi. Ancak, zor döneminde ona “yönderlik” yapan, önünü açan, elinden tutan birileri vardı. Bu sayede Donald Trump çok önemli bir işadamı oldu. Sadece Trump mı?...

Son Güncelleme: 01.10.2008

Şimdi dünyanın “emlak kralı” haline geldi. Ancak, zor döneminde ona “yönderlik” yapan, önünü açan, elinden tutan birileri vardı. Bu sayede Donald Trump çok önemli bir işadamı oldu. Sadece Trump mı? Dünyada Google’ın yaratıcılarından HP’yi kuranlara kadar çok sayıda girişimci aynı kaderi paylaştılar… Başarıya gidecek “girişimci ruha” sahiptiler… Yaratıcılık ve harika fikirler geliştirmek, ortak özellikleri idi. Çok iyi ortakları ve benzersiz bir ekipleri vardı. Eksik olan ise onların hayatını dönüştürecek, yardım edip, önlerini açacak birileriydi… Zor dönemde ortaya çıkan bu “benzersiz” insanlar, çok sayıda iş insanının zirveye çıkmasına katkıda bulundu… Capital Dergisi’nin Yayın Direktörü M. Rauf Ateş, “Teşekkürü Bir Borç Bilirim” adlı yeni kitabında, dünyadan, özellikle Türkiye’den başarılı yönetici ve iş insanlarının bilinmeyen öykülerini, kendi ağızlarından anlatıyor… Rahmi Koç, Muhtar Kent, Selçuk Yaşar, Süreyya Ciliv, Suzan Sabancı Dinçer, Ahmet Zorlu, Asım Kocabıyık ve daha pek çok iş insanının yer aldığı kitaptan öne çıkan bazı öyküleri sizlerle paylaşıyoruz.


Zorlu’nun Cevdet Amcası
Ahmet Zorlu, iş hayatındaki ilk dersleri mağaza yönettiği dönemde edindi. İlk başarıyı o zaman yakaladı, ilk büyük hataları da o dönemde yaptı. Hayata bakışını etkileyen en önemli insanla da o mağazada tanıştı. “İş hayatımdaki başarıda onun da payı vardır” diye nitelendirdiği ve amca diye hitap ettiği Cevdet Panayırcı’yı şöyle anlatıyor:
“Çalışmaya küçük yaşlarda babamın Denizli’deki dokuma atölyesinde başladım.  Çocuksu merakımla atölyedeki her işi takip eder, konuşmaları dinlerdim.  Karşı mağaza komşumuz işadamı Cevdet Panayırcı, Babadağ’da o zamanın en popüler isimlerinden biriydi.  İşini çok seven, çok çalışan biriydi.  Çok da başarılıydı.  Onun işine duyduğu sevgi çocuk halimle beni çok etkilemişti.  İşin patronu olduğu kadar işçisiydi de.  Yapılan her işe en ince ayrıntısına kadar hakim idi.  Hiç yerinde duramadığı için de komik bir lakabı vardı: “pireli”. Geceleri 01:00’e, hatta 02:00’ ye kadar çalışır ve buna rağmen sabah 07:00'de işinin başında olurdu.  İşine verdiği önem giyimine de yansırdı. Çok şık ve çok özenli giyinirdi.   Onu çok iyi gözlemlemiş olmalıyım ki bütün bunları hatırlıyorum.  İşine bağlılığı, aynı zamanda hayata da bağlılığını gösteriyordu.  Onun bu özellikleri iş hayatında benim için de örnek teşkil etmiştir.”

“Efsane Sulzberger’i Unutamam”
Hürriyet Gazetesi’nin icra kurulu başkanı Vuslat Doğan Sabancı, Bilkent Üniversitesi’nde işletme eğitimi aldıktan sonra eğitim ve iş amacıyla ABD’ye gitmişti. Ancak ortada bir iş, hatta çalışma izni bile yoktu. Planı tam istediği gibi ilerlememişti:

“Oraya gidince acı gerçeği gördüm. Henüz hiçbir şey hazırlanmamıştı. O dönemde Milliyet’in Dış Haberler Müdürü Sami Kohen idi. Sami Bey, bana New York Times gazetesinde bir mülakat ayarlamıştı. Görüşmeye gittim, ancak mülakattan hiç memnun kalmadım. Hiç iç açıcı bir görüşme olmamıştı. Çünkü orada öğrendim ki, sendikadan dolayı beni hiçbir şekilde çalıştıramayacaklar. Üstelik para da istemiyordum. Zaten para verseler de olmuyordu. Çünkü, öncelik Amerikalılardaydı. ‘Sizi işe alırsak sendika bize bunun hesabını sorar’ diyorlardı.
Bütün kapılar kapanmıştı.”

Tam hayal kırıklığı içinde New York Times’ın binasından dışarı çıkıyordu ki, şansını bir daha denedi ve Arthur Sulzberger ile tanışma olanağını yakaladı. İşte bu tam bir dönüm noktası olmuştu. Şimdi New York Times’ın başkanı olan Sulzberger, Vuslat Doğan Sabancı’nın iş yaşamına yeni bir pencere açmış, bugünkü konumuna ulaşmasına katkıda bulunanlar arasında ilk sıralara yükselmişti. “Hayatımda teşekkürü hak edenler arasında onun yeri ayrıdır” diyor ve ekliyor:

“Benim ilk teşekkürüm ona olurdu. Bana New York Times’da staj imkanı açarak hayatımda bambaşka bir dönem başlattı. Eğer o olmasaydı, ben ertesi gün Türkiye’ye dönecektim ve birçok kapı bana kapanacaktı. Onun için bugün teşekkür etsem, ona çok sıkı bir teşekkür ederdim.”

Ciliv’in Babası Ne Yapmıştı?
Turkcell CEO’su Süreyya Ciliv, kitapta birkaç öykü ile yer alıyor. Bunlardan birisi ise babasıyla ilgili:

“Hiç unutmuyorum. Ortaokuldayız. Bir gün matematik imtihanımız vardı. İmtihana girdik. Hocamız ‘Toto’ lakabıyla bilinen Necmiye Hanım idi. Lakabının ‘Toto’ olmasının sebebi çok fazla 0-1-2 vermesiydi. Çok değerli, çok bilgili, bir o kadar da sert ve disiplinli bir hocaydı. İlk imtihandan ben 5 buçuktan 6 aldım, arkadaşım Ali 9 aldı. Hafta sonunda babam sordu, oğlum nasıl gidiyor okul diye. Ben de ‘İyi baba’ karşılığını verdim.

 ‘Matematikten hiç imtihan oldunuz mu?’ diye devam etti.  Ben de ‘Olduk’ karşılığını verdim. Bu kez, ‘Kaç aldın?’ diye üsteleyince, ‘Baba sınıfın en yüksek ikinci notunu aldım’ dedim. Ancak, cevabım onu tatmin etmemişti ki, sorusunu yineledi: ‘Oğlum kaç aldın?’

Artık kaçacak yerim kalmamıştı; ‘5,5’tan 6 aldım’ dedim. Annem de yanımdaydı, ‘Oğlum, 10 üstünden 5,5 almışsın, bununla övünmekten utanıyor musun?’ dedi.

Annem bunu da yumuşak bir sesle söyledi. Ancak, bu bende büyük bir etki yapmıştı. Annem de tasdik edince, daha da zor durumda kalmıştım.
Fakat olayın şöyle bir iyi tarafı oldu. Ondan sonra matematiği çok ciddiye aldım. Artık her cumartesi ve pazar sabahı evde matematik kitabındaki sadece ödev konularını değil, tüm problemleri çözmeye başlamıştım. Bunu kendi kendime bir bulmaca çözer havasında yaptım, ödev gibi değil bir oyun olarak gördüm.”

Karaçam: Ya Mr. Bull Olmasaydı?
Yapı Kredi Bankası’nın eski genel müdürü Burhan Karaçam’ın hayatını etkileyen 3 insandan biri de öğretmeniydi. Karaçam, o yılları şöyle hatırlıyor:

“Robert Koleji’nde, lise döneminde Mr. Cornelius H. Bull adında bir öğretmenimiz vardı. Mister Bull derdik. Okulla ilişkisini kesmiş olmasına rağmen mezuniyet törenimize gelmişti. Bana, ‘Seni hep uzaktan izledim, gözlemledim’ demişti. Liderlik gibi bazı vasıflarımı övdü. Diplomamı aldıktan sonra biraz sohbet ettik. Beni tebrik etti. ‘Seni okula geldiğinden beri izliyorum. O günlerdeki davranış biçimlerinin seni bugüne getireceğini tahmin etmiştim’ diye konuştu ve şunları ekledi:

“O dönemde bazen kendi düşüncelerin, bazen de toplumun beklentileri nedeniyle, hep ön plana çıkardın. Sürekli ön planda kaldın. Bunun disiplinsizlikten kaynaklandığını düşünenler vardı. Ben ise disiplinsizlikten çok içindeki o enerjinin taşması olarak değerlendirdim. Seni okuldan ayırmak isteyen çok sayıda hoca oldu. Ama hep ben engel oldum. Şu anda ne kadar haklı olduğumu görüyor ve mutlu oluyorum.’

Böylece mezuniyet törenimde çok önemli bir gerçeği öğrenmiştim. Eğer Mr. Bull olmasaydı, belki de beni okuldan atacaklardı. O nedenle Mr. Bull, hayatıma yön veren en önemli kişilerden biri olmuştur.”

Sakıp Amcam’dan Ne Öğrendim?
Sabancı Holding’in yönetim kurulu başkanı olan Güler Sabancı’nın iş hayatında etkili olan insan sayısı birden fazla. Ancak önemli isimlerden birini merhum Sakıp Sabancı. Güler Sabancı, amcasından öğrendiklerini şu başlıklar altında anlatıyor:

1. “Öğrendiklerim öyle sözlerle, kelimelerle kolay anlatılmaz. Fakat öncelikle ondan hayatın ve insanların kıymetini bilmeyi öğrendim.
2. Yaptığım işi sevmeyi öğrendim. Ve sevilerek yapılan işin başarılı olduğunu onun sayesinde anladım.
3. Sakıp Bey, sürekli daha iyiyi aramayı bir yaşam biçimi olarak kabul etmişti. Her yaptığımız işten sonra ‘Elinize sağlık’ derdi. Ama ondan sonra da ‘Bir dahaki sefere bunu daha iyi nasıl yapabiliriz’ diye sorardı. Ben bunu çok kuvvetli almışım.
4. Arkadaşlarım bazen, ‘Güler Hanım bir nefes alalım, başarının tadını çıkaralım’ diyorlar, ama ben yine de dayanamıyorum, her iş bittikten sonra bir dahaki sefere daha iyi nasıl yaparız diyorum.
5. Sakıp Bey önyargısız yaklaşırdı olaylara ve insanlara, ben de öyleyimdir. Kendimi açık tutarım ve bardağın hep dolu tarafını görmeye çalışırım.”

Özyeğin: Patronum, Patron Yaptı
Fiba Holding’in başkanı Hüsnü Özyeğin, kitabın yazılmasına esin veren işadamlarından biri… O nedenle kitapta uzun bir yeri var. İş hayatındaki başarıya giden yolda birkaç kişiye “teşekkür” eden Özyeğin, patronunu da unutmuyor. Kitapta nedeni ayrıntılı anlatılan bu teşekkürün öyküsü ise şöyle:

“Robert Kolej Anderson Hall 42 nolu yatakhane arkadaşım Mehmet Emin Karamehmet’e iki defa teşekkür ediyorum. Birinci teşekkürüm beni 29 yaşında bankacılığın B’sini bilmezken Pamukbank’a yönetim kurulu üyesi, 32 yaşında genel müdür olarak atadığı için.

Mehmet Emin’e bir başka davranışı nedeniyle ikinci kez teşekkür etmek istiyorum. 1983’te yılda 100 milyon dolardan fazla zarar eden bir banka olan Yapı ve Kredi’yi 1987 yılında 70 milyon dolar kar eden bir banka haline getirince, kendisinden Yapı Kredi’nin yüzde 1 hissesini istedim. Yarısını bana bağışlamasını, yarısını kendim alacağımı söyledim. Beni diğer Çukurova yöneticilerinden ayıramayacağını ve hisse veremeyeceğini söylediği için tekrar teşekkür ediyorum. Zira o anda kendi bankamı kurmaya karar verdim.”

Selçuk Yaşar’ın İlham Kaynağı
Yaşar Holding’in kurucusu ve şeref başkanı olan Selçuk Yaşar ise bakın Vehbi Koç’a neden teşekkür ediyor:

“1972 yılından itibaren şu an hepsi rahmetli olan Sayın Vehbi Koç, Sayın Nejat Eczacıbaşı ve Sayın Sakıp Sabancı ile birlikte TÜSİAD’ın kuruluş çalışmalarına katıldım. Vehbi Bey TÜSİAD İstişare Konseyi Başkanı idi, ben de yönetim kurulu üyesiydim. Bu münasebetle uzun yıllar birlikte çalışma ve dostluk kurma fırsatım oldu. Kültürel çalışmalara ve eğitime destek verme, memlekete hizmet, memleket meseleleriyle ilgilenme, sosyal hayattaki ilişkiler, dürüstlük ve özellikle tevazuyu kendisinden öğrendim.

Boya fabrikasını açmaya çalıştığımız 1954 yılında sayın Vehbi Koç’un Ankara Talebe Yurdu’nu eğitem hediye ettiğini öğrenince, ona ilk hayranlığım doğdu.

Ondan sonra kendisinin eserlerini hep izledim, sözlerine önem verdim.
TÜSİAD’ı kurmadan önce beni Osmanbey’deki evine bir gece, eşi Sadberk Hanım’la yemeğe davet etti. O gece ona olan hayranlığım büyük bir sevgi ve saygıya dönüştü. Evlatlarını, ülkesini, Türk halkını seven insan oluşları beni onlara daha çok bağladı.

Organizasyon, teşebbüs ve yöneticilikte Türkiye’de en ileri olduklarını çok iyi biliyorum. Danışmaya, yöneticiye, yeniliğe, maddi bakımdan motivasyona, atılıma, özerkliğe, denetime, tasarrufa, disipline, vefaya, hataları affetmezliğe dayalı üstün yönetim anlayışlarını unutmam.
Türk ekonomisi ve özel sektörüne büyük katkıları olduğu gibi, birçok genç sanayici ve işadamının yetişmesine de ön ayak olmuştur. Kendisini hep bir baba gibi sevdim, saydım ve takdir ettim.”

Öngör, Patronunu Niye Unutmadı?
Ayhan Şahenk, Akın Öngör’ün hayatındaki önemli iş insanlarından biriydi. Kitapta bu önem ayrıntılı vurgulanıyor. Öngör’ün paylaştığı anekdotlardan birinde şu satırlara yer veriliyor:

”Ondan sonraki müthiş değişim, dönüşüm uygulamalarımız büyük zorluklar ile oldu. Ülkemizde hiçbir kuruluş bunları yapmıyordu. Piyasa böyle değişimlere yabancı idi. Çünkü, ortada bir kriz ve zorunluluk yoktu... Sadece bizim vizyonumuz böyle idi... İşte bütün bu müthiş serüvende Ayhan Bey büyük bir cesaret ile destek verdi, bana bu fırsatı  verdi...

Benim başarılı bir yönetici olarak Garanti Bankası’na inanılmaz ufuklar açan büyük değişimini gerçekleştirecek müthiş bir takım kurmama imkan verdi... Ve bu çok değerli profesyonelleri yönetmemize,  dünyaca takdir edilen başarılara imza atmamıza  destek verdi..Banka taze sermaye girmeden 150 milyon dolarlık piyasa değerinden 5 milyar dolara kadar çıktı... Şimdi benden sonraki dönemde yine o müthiş takım Ergun Özen önderliğinde bu sayıları da katladı, büyük başarılar kazandı... Garanti Türkiye’de ortalarda ‘mediocre’ ve köhne bir bankadan, yenilikçi, yaratıcı, müşterileri  ve kreditörleri tarafından en beğenilen banka oldu. Türkiye’nin en gözde bankası oldu..

Ayhan Bey’in yerine başka patronlar bu yeşil ışığı vermezdi... Ben değişik guruplarda deneyim kazanmıştım, tanıyordum... Ayhan Şahenk’i benim yaşamımda bana müthiş katkısı olan bir kişi olarak saygı ve rahmetle anıyorum...”

Lee Iaccoca’nın İlk Mentoru
Chrysler’in efsane CEO’su Lee Iaccoca’nın hayatına damgasını vuranlardan biri de “iş yönderim” diye nitelendirdiği Charlie Beacham idi. Kendisi için önemini şu sözlerle ortaya koyuyordu: “Akıllı olmak için parlak bir eğitime ihtiyacım olmadığını babamdan öğrendimse, Charlie Beacham’dan da parlak bir eğitimim olabileceğini ama yine de sokak zekasına sahip olabileceğimi öğrendim.”

Ford’da başladığı iş yaşamında tanıdığı Beacham’ı şöyle anlatıyor: “Charlie, kitaptan öğrenilenlerin sizi ancak bir yere kadar getirdiğini bilirdi. Yaptığı ilk işlerden biri, beni 3 ay showroom’da çalışmak üzere bir Ford kamyon merkezine yollamak oldu. Mutlu değildim. ‘Üniversiteye gittim. Yüksek lisansım var. Allah’ın unuttuğu bu yerde kullanılmış kamyon satmakla ne işim var benim?’ dedim. O da bana, ‘Çünkü, iş tam burada, kitaplardan öğrendiklerini boş ver. Bir arabaya veya bir kamyona binlerce dolar ödemeye hevesli bir adam içeri girdiğinde ne olduğunu keşfetmen lazım’ karşılığını verdi.

Charlie, araba işinde doğrudan satış diye bir şey olamayacağını iyice aklıma soktu. Her şey bağımsız bayiler ağı üzerinden satılıyordu. Araba satmak tamamen bayilerle ilişkili bir işti. Bu hiç unutmadığım bir ders oldu.’

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER