Capital'e abone olun.

Müze Açtıran Maket Sevdası

İş adamı Nejat Çuhadaroğlu, 20 yıldır maket yapıyor. Ancak birçok maketçinin aksine tek bir temaya bağlı değil… İkinci Dünya Savaşı’ndan Kardak Krizi’ne, ay ışığında bir çilingir sofrasından fantas...

Son Güncelleme: 01.03.2008

İş adamı Nejat Çuhadaroğlu, 20 yıldır maket yapıyor. Ancak birçok maketçinin aksine tek bir temaya bağlı değil… İkinci Dünya Savaşı’ndan Kardak Krizi’ne, ay ışığında bir çilingir sofrasından fantastik figürlere kadar her türlü enstantane onun için ilham kaynağı olabiliyor. Çuhadaroğlu, geniş bir askeri obje koleksiyonuna da sahip. En büyük hayali ise içinde maketçilikle ilgili her şeyin bir arada bulunabileceği dev bir müze açmak.

Çuhadaroğlu Holding’in 4’üncü katında ziyaretçileri şaşırtıcı bir sürpriz bekliyor. Burada, iş adamı Nejat Çuhadaroğlu’nun savaş  koleksiyonu ve maket müzesi bulunuyor. Kapı girişinde sizi bir SS subayı karşılıyor. Sağ elini kaldırmış, “Heil Hitler!” der gibi… Müzeden içeri adımınızı attığınızda ise İkinci Dünya Savaşı’nın çeşitli cephelerinde birbiriyle çarpışmış onlarca askeri bir arada buluyorsunuz. Bir yanınızda haşin bakışlı bir Japon subayı, diğer yanınızda bir Alman paraşütçü. Karşınızda ise Kuzey Afrika cephesinde General Rommel’in emrinde çarpışmış bir tankçı… Ancak bu tankçıyı diğer askerlerden ayıran önemli bir özelliği var. Sebebini, bu olağanüstü koleksiyonun yaratıcısı Nejat Çuhadaroğlu anlatıyor: “Koleksiyonumda tamamlanması en uzun süren parça bu. General Erwin Rommel’in tankçılarından olan bu askerin kıyafetlerini toplamam 6 yılımı aldı. Özellikle ceketini bulmak çok zor oldu. Önce ayakkabılarını buldum. Daha sonra diğer parçalar geldi…”

200 metrekarelik alanın tümü çeşitli savaşlarda kullanılmış gerçek askeri malzemeler, orijinal savaş objeleri ve Çuhadaroğlu’nun hünerli ellerinden çıkmış maket çalışmalarıyla dolu. Kullandığı malzemeleri kimi zaman çöpten buluyor, kimi zaman yurtdışından alıyor. Ara sıra çocuklarının Barbie bebeklerinin saçlarını bile bu uğurda kesiyor!

Çocukluğundaki resim ve heykel tutkusunun ilerleyen yıllarda maketçilik hobisine döndüğünü anlatan Nejat Çuhadaroğlu, bugün holdinginin 4’üncü katını “Maket Müzesi”ne çevirmiş durumda. Hayali, 20 yıllık hobisinin ortaya çıkardığı bu eserleri ve askeri obje koleksiyonunu daha büyük bir yerde, bağımsız bir binada sergilemek. Çuhadaroğlu ile maket tutkusu ve savaş malzemeleri koleksiyonu üzerine konuştuk.

- Maketçilik hobiniz ilk ne zaman başladı?
Çok küçük yaşlarda resim ve çamurdan heykeller yaparak başladım aslında. Annem heykel ve resim bölümünden mezun. Babam da yüksek mimar. Durum böyle olunca, ben de resim ve heykele karşı Allah vergisi ciddi bir kabiliyetle doğmuşum. Bir de hayal gücüm çok zengin. Bir dönem hem resmi hem heykeli bıraktım. 1988’den itibaren ise tam anlamıyla tekrar bu hobime geri döndüm. Türkiye’de ilk maketçilik yapan isimlerden biriyim. Bu konuya çok gönül verdiğim ve vakit harcadığım için çok geliştim. İlk maketimi halen müzede sergiliyorum. Ona her baktığımda, nereden nereye geldiğimi çok net görüyorum.

- Holdinginizin bir katını “Maket Müzesi” yaptınız. Bu müzenizden biraz bahseder misiniz?
Son zamanlarda saymadım ama burada 60 kadar konulu maketimi sergiliyorum. Müzemizin çok önemli bir özelliği var. Maketçilik yapan insanlar devamlı belli kategorilerde çalışır. Örneğin sadece gemi, uçak ya da sadece militarist temalar yaparlar. Ben ise her türlü konuda maket yapıyorum. Müzede de bunların tümü bir arada sergileniyor. Diorama dediğimiz konulu maketlerde; Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, bilim-kurgu, sivil, fantastik, uzak ve yakın tarih olarak çeşitli kategoriler var. Sadece askeri maketler yapmıyorum. O açıdan dünyada bu müze gibi başka bir müze yok. Farklı temalardaki onlarca modelleme çalışmasının bir arada sergilendiği tek müze.

- Daha büyük bir müze açma hayaliniz olduğunu belirtmiştiniz. Bu konudaki çalışmalarınız ne durumda?
En büyük hayalim Koç Müzesi gibi bir yer açmak. Onu yapmam gerekiyor. Çünkü hem mevcut yere sığamıyorum, hem eserleri istediğim gibi sunamıyorum. Bana çok daha büyük bir alan lazım. Yüksek tavanlı, tarihi bir bina olabilir… Sadece bir müze düşünmüyorum. İnsanlar gittikleri zaman maketçilik üzerine, orada sergilenen konuların tarihi üzerine bilgi sahibi olabilmeliler. Farklı resim, heykel galerilerinin de bir arada olacağı çok geniş bir proje var hayalimde.

- Müzenizde maketlerinizin yanı sıra askeri obje koleksiyonunuzu da sergiliyorsunuz…
Evet, bu müzede sadece maketler yok. O maketlerin yanlarında konuyla ilgili orijinal parçalar da var. Yani İkinci Dünya Savaşı’ndan bir Nazi birliğiyle ilgili maketin hemen yanında, Nazi askerlerinin o dönemde kullandığı askeri malzeme ve kıyafetler birebir orijinal olarak, en ince ayrıntısına kadar cansız mankenlerin üzerinde sergileniyor. Birçok parçanın askeri müzelerde bile olmadığını söyleyebilirim. 

- Maket yapma hobiniz bir iş adamı olarak size neler kazandırıyor?
Öncelikle kesinlikle kafamı boşaltıyor. Bana pozitif bir enerji verdiği kesin. Hayattan zevk almamı sağlıyor. Beyninizi çalıştırıyor. Çünkü sürekli detaylarla uğraşıyorsunuz. El becerinizin dışında sürekli zihninizi de geliştiriyor. Aynı anda hem mimari detaylar çözüyorsunuz, hem tornacılık yapıyorsunuz. Maket yaparken sürekli farklı sorunlarla karşılaşıyorsunuz. Örneğin malzeme sıkıntınız oluyor, detay sıkıntınız oluyor… Tüm bunlar sizin çözüm üretme kabiliyetinizi de geliştiriyor. Zaten hobinin amacı da budur. İnsanlara hobileri sorulunca; kitap okumak, gezmek, yemek yemek gibi doğal olarak yapılması gereken şeyleri sayıyorlar.

- Peki yoğun iş temponuzda nasıl vakit ayırabiliyorsunuz?
Bence herkesin bu tarz bir hobisi olmalı. Sonuçta ben boş vakit öldürmüyorum. Türkiye’de insanların yüzde 80’i inanılmaz derecede vakit öldürüyor. Verimsiz çalışma ve zamanı iyi kullanamama konusunda aşırı derecede başarılıyız... Bu kadar vakit alan, ağır bir hobim olmasına rağmen aileme, işime ve diğer zevklerime vakit ayırabiliyorum. Dolayısıyla “Kitap okuyacak vakit bile bulamıyorum” diyen insanlara sadece gülüyorum. Bu onların boş işlerle çok fazla vakit kaybettiğini gösteriyor.

- Hobinizle ilgili yurtdışındaki gelişmeleri nasıl takip ediyorsunuz?
İş için yurtdışı seyahatlerim çok sık oluyor. Dolayısıyla bu hobimle ilgili alışveriş yapma, etkinlikleri takip etme imkanı da rahatlıkla buluyorum. Avrupa’da, ABD’de, Japonya’da maketçilikle ilgili onlarca fuar, yüzlerce yarışma yapılıyor her yıl. Özellikle fuarları takip etmeye çalışıyorum. Şimdiye kadar birçok ödül kazandım. Ancak bunların hepsi yurtiçinden. Yurtdışındaki yarışmalara hem vakitsizlikten hem maket taşıma probleminden dolayı bir türlü katılamadım. Gerçekten büyük ebatta bir modellemeyi ona hiç zarar vermeden başka bir ülkeye taşımak oldukça zor. Ama inşallah bu yaz sonu katılmayı planladığımız 2 yarışma var. Biri Londra’da, diğeri Prag’da. Yurtdışına gidip Türk’ün gücünü göstermek istiyoruz açıkçası…

Şu anda üzerinde çalıştığınız maketleriniz neler?
Osmanlı-Rus Savaşı'nı, Plevne'yi yapıyorum. Henüz bitmedi. Bitmek üzere olan Kurtuluş Savaşı var, Yunan-Türk savaşı. Daha başlamadığım çok önemli iki projem var. Bunlardan biri gladyatörler. Diğeri de korsanlar. Sahile yanaşmış, defineyi çıkarmış korsanlar yapacağım. Kendi aralarında tartışma çıkmış. Define paylaşımı kavgası yapıyorlar. Ama çok güzel bir Pasifik sahili düşlüyorum. Daha bunlar gibi onlarca projem var ama vakit bulamıyorum.

- Peki müzenizi kimler geziyor, merak edip gelenler çok oluyor mu?
Kendi misafirlerime mutlaka gösteriyorum. Yurtdışından yurtiçinden gelen konuklarımı da müzede gezdiriyorum. Bunun dışında merak edip gelenler de oluyor. Herkes çok etkilendiğini söylüyor.

 “Aksiyon Film Eleştirmeni Olabilirim”

“Tarihi Filmler Hatalarla Dolu”
Maketçilik benim çok farklı konularda kendimi geliştirmemi de sağladı. Örneğin ciddi bir film eleştirmeni olabilirim. Kostümlerde, kullanılan malzemelerde veya tarihi bir filmde gerçekle bağdaşmayan objeler hemen dikkatimi çekiyor. Maalesef Türk sinema endüstrisi de bu konuda çok başarısız… Örneğin Kurtuluş Savaşı’yla ilgili yapımlarda kıyafetlerden efektlere kadar inanılmaz ciddi hatalar var.

“En Çok Tarih Kitapları Okuyorum”
Tüm bunları fark etmemi sağlayan da maketçiliğim oldu. Çünkü askeri konulu çalışmalarımın gerçekçi olabilmesi için onlarca dergi, kitap veya fotoğrafı incelemem gerekiyor. O dönemdeki mimari yapı nasılmış, askerlerin kıyafet detayları nasılmış... Tüm bunları araştırıp ondan sonra maketlerimi yapıyorum. Dolayısıyla tarih kitapları en fazla okuduğum eserler arasında ve bu yüzden filmlerde gerçekle ilgili olmayan sahneleri hemen fark ediyorum.

“En Değerli Objeler Alman Ordusunda”

Polo’nun Tasarımcısı
Paris’te bu askeri üniformaları aldığım bir dükkan var. Bir gün orada çok şık giyimli, orta yaşlı bir Amerikalı bayan gördüm. Çok şaşırdım çünkü orada genellikle kadınlar olmaz. Baktım, büyük bir dikkatle Alman askerlerinin üniformalarını inceliyor. Merak ettim, ne aradığını sordum. “Ben moda tasarımcıyım, Polo Ralph Lauren için çalışıyorum” dedi. Bu bile Alman askeri kıyafetlerinin ne noktada olduğunu gösteriyor bence şıklık anlamında.

Hitler’in Şıklık Merakı
Savaş temasıyla ilgilenen tüm koleksiyonerlerin ana kaynağı her zaman Alman ordusu olmuştur. Zaten o yüzden en pahalı parçalar da Almanya’ya ait olanlar. Çünkü Hitler, kendi gücünü ve ordusunun büyüklüğünü göstermek için bu konuya özellikle çok önem vermiş. Alman Ordusu’nun kıyafetleri o zamanlar bile tasarımcılar tarafından hazırlanıyormuş. Baktığınızda gerçekten en ufak ayrıntısına kadar inanılmaz şık detayların olduğunu fark edersiniz.

“Barbie Bebeklerin Saçlarını Maketlerimde Kullanıyorum”

- Maket yaparken en çok hangi malzemeleri kullanıyorsunuz?
Her türlü malzemeyi kullanıyorum. Toprak, taş, kum, ahşap, kumaş… Ama en çok ahşap, metal ve reçine kullanıyorum. Artık etrafta dolaşırken her şeye farklı bir gözle bakıyorum. Maketlerimde kullanabileceğimi düşündüğüm her türlü objeyi topluyorum. Örneğin yazın Göcek’e gideriz. Ben sahilde elimde poşetle dolaşırım, yerlerde bir şeyler ararım. Hem çöpleri toplar çevrecilik yaparım hem maketlerim için inanılmaz farklı objeler bulurum.

- Çocuklarınızın yaşı küçük. Onların hobinize yaklaşımı nasıl?
Evet biri 9, diğeri 13 yaşında. Tabii çok ilgilerini çekiyor. Hatta onların oyuncaklarını kullandığım da oluyor. Örneğin bazı bilim kurgu modellemelerimde, Barbie bebeklerin kafalarını kesip, saçlarından yararlanıyorum.

Yasemin Erdoğan
yerdogan@capital.com.tr

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER