Capital'e abone olun.
ONLAR SÜREKLİ FİNAL OYNUYOR

Onlar Sürekli Final Oynuyor

Beko Elektronik, Mavi Jeans, Kale Seramik, Efes İçecek Grubu ve Zorlu Tekstil Grubu... Bu 5 şirketin de ortak özelliği, ihracat konusunda yakaladıkları başarı... Ancak, ihracatı, sadece ürün satışı...

Son Güncelleme: 01.08.2002

Beko Elektronik, Mavi Jeans, Kale Seramik, Efes İçecek Grubu ve Zorlu Tekstil Grubu... Bu 5 şirketin de ortak özelliği, ihracat konusunda yakaladıkları başarı... Ancak, ihracatı, sadece ürün satışıyla sınırlamadılar, bulundukları ülkelerde marka yarattılar, iç pazarda büyük başarıya ulaştılar. Mavi Jeans, ABD pazarında 1.1 milyon jean satıyor. Kale Seramik seramikte; Zorlu Tekstil ise ev tekstilinde Türkiye’yi ilk 3’e soktu... Efes İçecek Grubu, Rusya ve Kazakistan’da ulusal markalar yarattı. Beko, elektroniğin yaratıcısı İngiltere’de ciddi bir pazar payına ulaştı. İşte bu 5 şirket, Milli Futbol Takımı gibi, uzun zamandır Dünya Kupası’nda finali oynuyor. 

 

Büyük çıkış, 1984 yılında, Sait Akarlar’ın Mavi Jeans’i kurmasıyla başladı. Önce iç piyasaya üretim, ardından küçük ihracat denemeleri geldi. Ardından dış pazara odaklanmada, bilinçli bir strateji dönemi... 2002 yılına gelindiğinde, 30’un üzerinde ülkeye ihracat yapan, dış pazarlarda 2 bin 700 noktada müşterisiyle buluşan bir şirkete ulaşıldı. Geçen yıl satılan jean sayısı, 1.1 milyonu ABD’ye olmak üzere 3.3 milyona yaklaştı. İhracat 96 milyon doları buldu. Genel müdür Nurettin Kanterelli, “Hedefimiz 2005 yılında 6 milyon jean ihraç etmek” diyor.

 

MAVİ JEAN’İN 2005 HEDEFİ

 

Nurettin Kantarelli/Mavi Jeans Genel Müdürü

 

“Guatemala, Orta Amerika’nın o incecik bağlantı noktasında minik, fakir bir ülke. Geçenlerde bir tanıdığım, o ülkenin turistik bir kasabası olan Antigua’da gezerken, üzerinde Mavi Jeans olan yerli bir kıza rastlamış. Nereden bulduğunu sormuş. Kız da övünerek ‘Kuzenim Miami’de yaşıyor. Bana Amerika’dan hediye getirdi’ demiş. Bir Guatemalalı’nın kuzenine Amerika’dan götüreceği en cazip hediyenin Türk malı bir blue jean olması çok önemli bir olay bence. Bir ülkenin futbolu ve müziği dünyaya görece daha kolay yayılırken, bir blue jean markası için bu çok daha zordur.”

 

Bu hikayeyi anlatırken Mavi Jeans Genel Müdürü Nurettin Kantarelli’nin gözlerindeki ışıltı görmeye değerdi. Gerçekten de Mavi Jeans, yurtdışında markalaşan ender Türk şirketlerinden biri. 10 yıl gibi kısa bir sürede yakalanan bu başarının ardında, hayatını tekstile adamış bir isim duruyor, Sait Akarlılar...

 

“Kim bu Mavi?”

 

Tekstil deneyimi aslında çok daha gerilere dayanan Sait Akarlılar, 1984’te Erak Giyim’i kurdu. Erak Giyim, Lee-Wrangler gibi dünya markalarına üretim yaptı. İşte bu üretim belki de Mavi Jeans’i bugüne taşıyan tecrübenin de oluşmasını sağladı. Sait Akarlılar, artan ihraç fazlası denim pantolonları çeşitli isimlerle iç pazara sürüp deneme satışlar yaptı. Satış denemelerinin çok iyi sonuç vermesiyle kendi markasını yaratma düşüncesi oluştu. 1991 yılında, Yenibosna’dan Newyork’a uzanan yolun da ilk adımı böylelikle atılmış oldu.

O zamanlar Sait Akarlılar da Mavi’nin bir dünya markası olacağını düşünmüyordu. Kaliteli ve uygun fiyatlı bir blue jean markası yaratmak en büyük hayaliydi.

 

İşte bu dönemde Nurettin Kantarelli Mavi Jeans ailesine katıldı. Nurettin Kantarelli, “Kimin giymesini istiyorsan, onun üzerine göre pantolon yapacaksın”  anlayışının Newyork’a uzanan yolu kendilerine açtığını söylüyor. İşte bu anlayış, dış pazarlarda yavaş ama, emin adımlarla tanınan Mavi Jeans serüvenin de çıkış noktası oldu.

 

Dünyaya nasıl yayıldı?

 

Önce Mavi Jeans adıyla 1994’ten itibaren küçük küçük ihracat denemeleri yapılmaya başlandı. Nurettin Kantarelli, o dönemi şöyle anlatıyor:

 

“Her zaman marka bilinci yüksek pazarlarda yer almak üzere projeler geliştirdik. Girilen pazarlarda laboratuar çalışmaları yaptık. Ya Amerika örneğindeki gibi şirket kurduk ya Almanya’da yaptığımız gibi ortalık çalışmasına girdik ya da İngiltere’de olduğu gibi çok iyi bir distribütör ile çalıştık. Burada önemli olan, Türkiye’de Türk’e göre Türk markası olmak fikrini, Amerika’da Amerikalı’ya göre Amerikan markası ya da Almanya’da Almanlara göre Alman markası olmak şeklinde uygulamaktı. Mavi yurtdışında bu yolu izledi.”

 

Amerika nasıl fethedildi?

 

2001’de Amerika’da 1 milyon 100 bin adet Mavi Jeans markalı blue jean satıldı. Amerika gibi devasa bir pazarda Mavi markasıyla ulaşılan bu başarı, aslında planlı, hesaplı, disiplinli bir çalışmanın ürünü. Nurettin Kantarelli’ne göre, “Amerikan rüyası”, şans, tesadüf gibi unsurlarla açıklanacak bir şey değil. Ona göre, iç piyasa verilerinden çıkarılan derslerle kurulmuş yeni bir globalleşme modeli bu.

 

Mavi Jeans, Amerika pazarına ilk girdiği dönemde pantolonlarını birebir satmaya çalıştı. Ancak, bu yöntemin başarılı olamayacağı kısa sürede anlaşıldı. Çünkü, Amerikalar gerek vücut ölçüleri gerekse beğenileri ile Türklerden çok farklıydı. Amerika’da, Amerikalı’ya göre jean tasarlama anlayışı da buradan doğdu. Amerikalı gençlere göre tasarlanan “Molly” modeli çok tutuldu. Nurettin Kantarelli, “Amerika’da markayı tüketiciyle satış noktasında karşılaştırma yöntemi küçük, butik, meraklısına yönelik hizmet veren specialty store’lardı. Bu özel satış noktalarının müşterisi çok özeldi. Bu kitlenin bizi keşfetmesini sağladık.

 

Keşfedildikçe adımız duyuldu, adımız duyuldukça moda olduk. Büyük mağaza zincirleri ayağımıza geldi” diyerek nasıl merak edilen marka olduklarını anlatıyor. 

 

Bu merak Mavi Jeans’i gençler arasında özel bir jean markası haline getirdi. Marka kısa sürede gençler arasında popüler oldu. Uzun bir süre içinde oluşturulan bu merak 2001’de büyük bir reklam kampanyasına dönüştürüldü. Kampanya, Amerika ve Kanada’da yoğun bir şekilde yürütüldü. Kantarelli, “Dünya markası olmaktaki kararlılığımızı bütün çalışmalarımızda ifade ediyoruz. Bu reklam kampanyaları da bunun bir parçasıdır” diyor.

 

Mavi Jeans’ın bugünü

 

Mavi Jeans, bugün 30’un üzerinde ülkeye ihracat yapıyor. Şirket, dış pazarlarda toplam 2 bin 700 noktada müşterisiyle buluşuyor.

 

2001’de yurtdışında toplam 3 milyon 270 bin adet jean satıldı. Bu satışın 1 milyon 100 bin adeti Amerika’ya yapıldı. Amerika şirketin en önemli pazarı durumda. Amerika’yı.950 bin adet ile Kanada izliyor. 2001’de 915 bin adet satış gerçekleştirilen Almanya, şirketin en önemli 3’üncü hedef pazarı durumunda. Bu ülkelerin yanında yeni girilen İngiltere, Avusturalya ve İskandinavya pazarlarında da şirket güçlenmeye çalışıyor.

 

2001’de toplam 96 milyon dolar değerinde ihracat yapıldı. Bunun 36 milyon doları Mavi Jeans markalı ürünlerden elde edildi.

 

Nurettin Kantarelli, 2002 yılında 3.5 milyon adet Mavi Jeans markalı ürün ihracat edeceklerini söylüyor. 2005 hedefini ise 6 milyon adet olarak açıklıyor.

 

“AMERİKA’DA BORSAYA AÇILABİLİRİZ”

 

Mavi Jeans Genel Müdürü Nurettin Kantarelli, geleceğe yönelik stratejilerini şöyle değerlendirdi:

 

TEK MARKAYLA YOLA DEVAM: Yatırımlarımızı hep Mavi markası üzerine yaptık. Şu ana kadar markamıza çok ciddi yatırımlar yaptık, belli bir noktaya getirdik. Önümüzü de görüyoruz. Markayı daha ne kadar geliştirebileceğimiz konusunda da çok somut düşüncelere sahibiz. Türkiye’nin dünyada satılan tüketici ürünü olma şerefini taşıyoruz. Türkiye’nin ilk defa Amerika televizyonlarında reklamı yapılan tüketici markası olma onuru da bize ait. İleri de Amerikan borsalarında sunulan şirket olma onuru da bize ait olabilir. Birçok ilk gerçekleştirdik. Bunlara yeni başarılar eklemek istiyoruz.

 

AMERİKA’DA MAĞAZA AÇACAĞIZ: Henüz kendimize ait bir mağazamız yok. Ama, şu anda mağaza açmak için hazırlanıyoruz. Bu yeni bir strateji. İlk defa New York’ta deneyeceğiz. Önümüzdeki aylarda Manhattan’ın moda ve alışveriş merkezi olan Union Square’da 450 metrekarelik, üç katlı mağazamızı açacağız.  Ayrıca, Almanya’da Berlin, Frankfurt yada Köln’de, İngiltere’de ise Londra’da mağaza açmayı planlıyoruz.

 

ÜLKEYE ÖZEL PAZARLAMA: Her ülkedeki pazarlama politikalarını bağımsız olarak belirliyoruz. Bir ülkede yaptığımız uygulamaları birebir başka bir ülkeye götürüp uygulamıyoruz. Amerika’da geçtiğimiz yıl mükemmel bir reklam kampanyası yaptık. New York’un merkezindeki Times Square’da bilboard’ımız büyük etki yaptı. Yani ülkeden ülkeye pazarlama stratejilerimiz değişiyor.

 

DÜNYAYLA REKABET EDİYOR

 

Süleyman Caner, Kale Şirketler Grubu Seramik Grubu Başkanı... Yönettiği grup, seramik alanında bir dünya devi... 62 milyon metrekare üretim kapasitesine sahip. Türkiye’nin seramik ihracatının yüzde 40’ını gerçekleştiriyor. 2001 yılında dış satım miktarı 70 milyon dolara ulaştı. Üstelik en büyük pay da Avrupa ülkelerinde... Süleyman Caner, hedeflerinin yurtdışında üretim yapmak olduğunu söylüyor ve “Dünya ile rekabet ediyoruz. Prodüktif bir kuruluşuz. Dünya standartlarındayız” diyor.

 

DÜNYANIN SERAMİKÇİSİ!

 

Süleyman Caner/Kale Şirketler Grubu Seramik Grubu Başkanı

 

Seramik alanında dünya çapında tanınan firmalar arasında bir Türk şirketi de yer alıyor. 62 milyon metrekarelik üretim kapasitesiyle bir alanda kurulu dünyanın en büyük şirketi unvanının sahibi Kale Şirketler Grubu’ndan bahsediyoruz. Üretimi, teknolojisi, kaynaklarıyla dünya seramik devlerine kafa tutan Kale Grubu, Türkiye’nin dünya seramik ihracatçıları arasında 3’üncü sıraya oturmasında önemli ölçüde rol sahibi... Türkiye’nin seramik ihracatının yüzde 40’ını gerçekleştiren grup, dünyada aranan markalar arasında bulunuyor.

 

Grubun seramik bölümü başkanı Süleyman Caner, bu başarıyı, “Çocuk yetiştirir gibi ihracatı özenle büyüttük” diye anlatıyor. Caner, bu yıl gruptaki 40’ıncı yılını dolduruyor. Kendisi başarıya giden yolda en çok emek gösteren isimlerden biri. Kale Grubu’nun dış pazarlardaki başarısını da en yakın tanığı olarak anlatıyor.

 

İhracat nasıl başladı?

 

Aslında seramik taşa toprağa dayalı bir sektör olduğu için ihracatı da çok zor. Hemen hemen her ülke bu sektöre yatırım yapıyor. Kale Grubu’nun dış pazarlarda ulaştığı başarı bu açıdan da çok anlamlı.

 

1950’lerin sonunda İbrahim Bodur tarafından temeli atılan Çanakkale Seramik, kuruluşun ilk yıllarında ihracat yapmaya başladı. Süleyman Caner, “Bizi ihracatın sürükleyeceğini biliyorduk. Büyük üretimlerin ihracatla dengelenebileceğini düşünüyorduk. Patronumuz İbrahim Bodur, uzun bir dönem içersinde bu durumu gördü ve ihracata başladık”  diye anlatıyor.

 

Grup ilk ihracatını Vico Amsterdam Corporation adlı bir Holandalı firmaya yaptı. Başlangıçta Hollandalı firma için onların kutularında, metrik ölçülerde olmayan özel ürünler üretildi. Bu ürünler yolcu ve yükü beraber alan gemilerle taşındı. O dönemlerde, önce müşterinin beğenileri ve standartlarını öğrenen grup, yavaş yavaş kendini dış pazarlarda tanıtmaya başladı. Süleyman Caner, “Kendimizi onlara tanıtıp, ürünlerimizin kaliteli olduğunu gösterdik. Böylece küçük küçük artışlarla ihracatımızı zaman içersinde büyüttük” diyor.

 

5 kıta 50 ülke

 

Kale Grubu o dönemlerde üretiminin yalnızca yüzde 10’unu ihraç ediyordu. İhracata verilen önem zaman içersinde meyvelerini vermeye başladı. Grup, kendi markasında, kendi kutularında ihracat yapmaya özen gösterdi. İhracat zaman içersinde artmaya başlayınca, Kale ismi de dış pazarlarda aranan markalar arasına girdi. Süleyman Caner, “İhracata verdiğimiz özenin karşılığını, bugün aynı ürünü yarım dolar fazlaya satarak alıyoruz” diyor.

 

Kale Grubu, bugün 5 kıtada 50 ülkeye seramik ihracatı gerçekleştiriyor. Seramik, grubun amiral gemisi durumunda. Grubun gerçekleştirdiği 100 milyon dolarlık ihracatın, 70 milyon doları seramikten elde ediliyor. Ayrıca, grup Türkiye’nin yaptığı seramik kaplama malzemeleri ihracatının da 3’te 1’ini gerçekleştiriyor.

 

Almanya’da ihracat lideri

 

Kale Grubu yaptığı ihracatla hedef pazarlarında liderliğe oynuyor. Almanya pazarına en çok ihracat yapan şirketler sıralamasında Kale Grubu 1’inci sırada yer alıyor. İngiltere’ye ise en çok seramik ihracatı yapan 2’inci şirket durumunda. Suudi Arabistan ve İsrail’de de ön sıralarda yer aldıklarını söyleyen Süleyman Caner, demiryollarının gelişmesiyle birlikte İsrail pazarının önümüzdeki dönemde öne çıkacağını vurguluyor. Grup bu yıl ilk kez Irak’a ihracat gerçekleştirdi.

 

İhracatın yüzde 60’ı Avrupa Topluluğu ülkelerine yapılıyor. Burada Almanya, İngiltere ve Fransa grubun en önemli pazarlarını oluşturuyor. Uzakdoğu ise üzerinde çalışılan pazarlar arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalarla bu pazarın etkinliği arttırılmak isteniyor. Süleyman Caner, Amerika ve Kanada’nın çok parlak pazarlar olduğuna dikkat çekiyor. Bu ülkelere de ihracat yaptıklarını söyleyen Caner, bu iki ülkeyi, geleceğin hedef pazarı olarak gösteriyor.

 

Grup uzun zamandır yurtdışında yatırım yapmaya hazırlanıyor. İstenilen şartlar gerçekleşirse, planlanan ülkelerde yatırım yapılacak. İlgilenilen pazarların başında Bulgaristan geliyor. Pazara ilişkin etüt çalışmaları devam ediyor. Ukrayna ise yatırım için takip edilen diğer bir ülke. Ancak, bölgedeki istikrarsızlık yatırım kararını etkiliyor. Takipte olunan bir başka ülke ise İran. İran son derece cazip bulunuyor.

 

Kapasitenin yarısına ulaşılacak

 

2001’deki kriz ve daha önce yaşanan deprem felaketi nedeniyle inşaatların durması doğal olarak seramik sektörünü de etkiledi. Kale Grubu da bu süreci aşmak için ihracata ağırlık verdi. Üretimin yüzde 60’ı, bazen de yüzde 70’i ihracata yönlendirildi. Süleyman Caner, ihracattaki hedeflerini, “Arzumuz ihracat miktarını yüzde 50’nin altına indirmemek” olarak açıklıyor. Tabii bu hedefte ülkenin içinde bulunduğu durumda etkili oluyor.

 

2002’de 20-22 milyon metrekare civarında ihracat yapılması hedefleniyor. Süleyman Caner, Türkiye’nin kalkınabilmesi için ihracatın yüzde 50-60 mertebelerine getirilmesi gerektiğini söylüyor. Bu süreçte kendilerinin de üretimlerinin yüzde 50-65’ini ihraç etmek istediklerini vurguluyor. Grup 62 milyon metrekare kurulu kapasitesinin 30 milyon metrekaresini 5 yıl içinde kullanmayı planlıyor.

 

Dünya ile rekabet ediyor

 

Kale Şirketler Grubu, seramikte gösterdiği performansla aslında dünya şirketi olma vasfına oldukça yakın. Ancak, Türkiye’deki maliyet sorunları grubun önünü kesiyor. Süleyman Caner, dünya şirketi olma hedefinin neresindesiniz sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Dünya ile rekabet ediyoruz. Prodüktif bir kuruluşuz. Dünya standartlarındayız. Kale dünyaya üretim yapıyor. 50 ülkeye ihracat yapıyorsanız ve bunun yüzde 60’ını Avrupa Topluluğu ülkelerine ihraç ediyorsanız, bu sizin beli bir noktaya ulaştığınızı gösterir. Teknolojimiz çok modern, verimli çalışıyoruz, modayı yakalıyoruz, fiyatlarla da rekabet edebiliyoruz. Ancak, girdi ve ulaşım sorunu önümüzde önemli bir engel. KİT’lerin kontrolündeki elektrik, doğal gaz, taşıma gibi maliyetler bize rakiplerimizin fiyatlarıyla verilirse dünya şirketi olmamamız için bir neden yok.”

 

“ÜRETİMDE İYİ, PAZARLAMADA ZAYIFIZ”

 

Gerçekleştirdiğiniz ihracatın ne kadarını kendi markanızla yapıyorsunuz?

 

Kendi kutumuzda kendi markamızla ihraç pazarlarına gidiyoruz. Bu bizim için çok önemli. Markasız(No name) üretim yapmıyoruz.

 

Seramikte marka ne kadar önemli?

 

Marka fiyatınızı belirliyor. Marka geliştirmek suretiyle birim fiyatın artırılması gerekiyor. Türkiye’nin ortalama fiyatı metrekarede 3-3.5 dolar civarındadır. Halbuki İtalya’nın ihracat fiyatı 7 dolardır. Biraz daha kaliteli ürün yapmak ve bunu iyi pazarlamak gerekiyor.

 

Sektörünün en önemli dertlerinden biridir bu. Üretim başarıyla gerçekleştiriliyor. Ancak, pazarlamada sorunlar var. İhracat yapmak önemli değil. İhracat edeceğiniz ürünü iyi ve değerinde pazarlamak önemli. Üreticilerimizin satıcı ve tüccar yönünü geliştirilmesi gerekiyor. Bunu da öğreniyoruz.

 

Zorlu Holding Tekstil Grubu, sadece Türkiye’de değil, dünyada da ev tekstilinin en büyüklerinden biri... Sektörde yarım asırı geride bırakmak üzere... Ancak, esas çıkışı, son 20 yılda yakaladı. Bugün 50 ülkeye ihracat yapıyor. 2001 yılı ihracatı ise 240 milyon dolar. Şirket, ABD ve Fransa’da çok güçlü. İngiltere ve Almanya’da ise büyüme sürecinde. Güney Afrika’da Pazar payı yüzde 40’ı aştı. Grup başkanı Vedat Aydın, 2005 yılında 350 milyon doları hedeflediklerini belirtiyor ve “Sırada dünya markası olma var” diyor.

 

DÜNYA LİGİ’NDE İLK 3’DE OYNUYOR

 

Vedat Aydın/Zorlu Holding Tekstil Grubu Başkanı

 

Türkiye’nin de dünya çapında tanınmış çok başarılı şirketleri var. Ama, aralarında biri var ki Türkiye’yi dünya ev tekstili liginde ilk üçe taşıdı. Bahsettiğimiz bu başarı öyküsünün sahibi Zorlu Holding Tekstil Grubu. Türkiye’nin ihracat takımında ön sıralarda yer alan şirket, dış pazarlarda emin adımlarla büyüyor. Tekstil grubunun başında, sektörün deneyimli isimlerinden Vedat Aydın bulunuyor. Vedat Aydın, ihracat pazarlarındaki başarının mimarlarından birisi. Grubun geldiği noktayı, Vedat Aydın’la birlikte değerlendirdik.

 

20 yıllık serüven

 

Aslında Zorlu Holding tekstile 1950’li yıllarda girdi. Ancak, ihracatın asıl ivme kazandığı dönem 20 yıl önceye dayanıyor. Grup, 20 yıldır perde, 5 yıldır da çarşaf ihracatı yapıyor.

 

20 yıl önce ürünlerin yurtdışına açılması fuarlarla gerçekleştirildi. İlk önce birkaç firmayla deneme ihracatı yapıldı. Vedat Aydın, o döneme ne olursa olsun ihracat yapalım mantığının hakim olduğunu söylüyor.

 

Aslında o dönemlerde iç pazar ev tekstili için son derece cazipti. Üretim fazlası olmadığı için üreticiler iç pazarı tercih ediyorlardı. Birçok firma sırf ihracat yapmış olmak için dış pazarlara açılıyordu. Zorlu Tekstil de ağırlıklı olarak iç piyasaya çalıştı. Dolayısıyla ihracatı da cüzi miktarlardaydı. Ancak, zaman içersinde ev tekstilinde üretici sayısı artınca, iç pazar giderek çetrefilleşti, müşteri bulmak zorlaştı. Vedat Aydın, o dönemi, “İç pazardaki satışlar zorlaşınca aldık çantamızı düştük yollara” diye anlatıyor.

 

Diğer üreticiler gibi Zorlu Tekstil de ilk olarak en kolay gidilen Avrupa’ya, özellikle de Almanya pazarına gitti. Ancak, ihracattaki tecrübesizlik sorun yaratıyordu. Bu ülkelere organize çıkılmadığı için pazarlar yabancıydı. İlk dönemlerde ürünler ithalatçılara ve toptancılara satıldı. Ancak, zaman içersinde kazanılan tecrübe İngiltere, Fransa ve Amerika pazarlarına da gidilmesini sağladı. Ürünler de artık toptancıya değil, perakendeciye verildi.

 

Hedefteki 4 ülke

 

Zorlu Tekstil bugün 50 ülkeye ihracat yapıyor. 2001’de toplam 240 milyon dolar değerinde ev tekstili ürünü ihraç edildi. 2002’de ise ihracat hedefi 260 milyon dolar olarak belirlendi. Vedat Aydın, 2005 yılı için 1 milyar dolar civarında bir hedef saptadıklarını söylüyor. Ancak, Türkiye’deki şartlar bu hedefi şimdilik rafa kaldırdı. 2005 için oluşturulan yeni hedef ihracatın 350 milyon dolara ulaşması yönünde şekillendi.

 

Zorlu Tekstil, dış pazarlarda İngiltere, Almanya, Fransa ve Amerika’yı kendine hedef pazar olarak belirledi. Zaten şirket, Amerika ve Fransa pazarında çok güçlü. İngiltere ve Almanya pazarında ise güçlenme çalışmaları sürüyor. Şirket Güney Afrika’da ise yüzde 40 pazar payı ile lider durumda.

 

Şirketin Güney Afrika, Fransa, Bulgaristan ve Amerika’da üretim tesisleri bulunuyor. Kısa bir süre sonra İran’daki yatırım da devreye girecek. Rusya’da da yatırım yapılması planlanıyor.

 

Fransa’da bir numara

 

Marka bilinirliğini ölçmek çok zor. Dış pazarlarda bu daha da zor. Zorlu Tekstil’in dış pazarlardaki gücüne ilişkin resmi veriler yok. Ancak, Fransa’da Belair markasıyla yüzde 60 pazar payına sahip. Bu ülkede şirketin marka bilinirliği de çok yüksek. Almanya ve İngiltere pazarına ilişkin kesin bilgi yok. Ancak, Vedat Aydın’ın tahmini Almanya’da yüzde 5, İngiltere’de ise yüzde 10 pazar payına sahip oldukları yönünde.

 

Zorlu Tekstil Taç markası ile komşu ülkelerde de çok iyi tanınıyor. Bu ülkeler içinde de İran ve Rusya sivriliyor. Bunlar dışında Bulgaristan, Romanya, Irak, Ukrayna, Suriye gibi komşu ülkeler de Taç markasını çok iyi tanıyor. Aslında, şirket bu pazarlara yönelik yoğun çalışmalar gerçekleştirmiyor. Mesela, İran pazarında Taç markası sınır ticariyle tanındı. Vedat Aydın, bu pazarların fakir olduğunu, dolayısıyla çok agresif davranmadıklarını vurguluyor. Esas hedefin, zengin ve gelişmiş ülkeler olduğunu belirtiyor.

 

“Marka almak istiyoruz”

 

Ev tekstilinde dünyanın önde gelen şirketleri arasında ilk üçe giren Zorlu Tekstil’in önünde iki Amerikalı şirket bulunuyor. Vedat Aydın, amaçlarının bu alanda ilk üçteki konumlarını korumak olduğunu söylüyor ve ekliyor, “Sadece sektörde değil, tüketicinin gözünde de bilinen markalara sahip şirket olmak istiyoruz.”

 

Bu hedef doğrultusunda Zorlu Tekstil Fransa, Almanya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde tanınmış bazı markalarla işbirliği yapmak istiyor. Bu işbirliğinin ya markanın satın alınması ya da ortak işbirlikleri şeklinde gerçekleştirilmesi planlanıyor. Amerika için de benzer bir strateji izlenecek.

 

“Dünya şirketi olacağız”

 

Zorlu Tekstil Grubu, sektör içinde aslında dünya şirketi seviyesine ulaştı. Çünkü, grup ev tekstilinde dünyanın en büyük ilk üç şirketinden biri. Ancak, Vedat Aydın dünya şirketi olmak için tüketicinin, yani kadının gözünde de ilk üçte olmak gerektiğini vurguluyor. Bu açıdan Zorlu ismi henüz dünya tüketicisinin gözünde bu noktaya ulaşamadı. Vedat Aydın 5 yıl içinde tüketicinin gözünde de dünya şirketi olacaklarına dikkat çekiyor. O, bu hedefe nasıl ulaşacaklarını ise şöyle anlatıyor:

 

“Tüketicinin gözünde dünya şirketi olmak için üretimi artırmak gerekiyor. Şu anki üretim kapasitelerimizle kadının dikkatini çekemeyiz. Çok daha fazla üretmemiz lazım. Üretimi mutlaka kendimiz yapacağız diye bir şey yok. Bilgimizi becerimizi anlatıp, Türkiye’deki ve Uzakdoğu’daki firmalara kalitemize uygun üretim yaptırabiliriz. Ayrıca, ciromuzu da 3-5 kat artırmamız gerekiyor.”

 

“DAĞITIM KANALLARIMIZI DEĞİŞTİRDİK”

 

Zorlu Holding Tekstil Grubu Başkanı Vedat Aydın, dış pazarlardaki dağıtım kanallarını nasıl değiştirdiklerini şöyle anlatıyor:

 

KOLEKSİYON SATIYORUZ: Almanya pazarında 2003’te hangi renkler, hangi desenler satılacak bunu öğreniyoruz. Ona göre ar-ge departmanımız ürün geliştiriyor. Pazardan toplanan bilgiler doğrultusunda ürün geliştirme yöntemini benimsiyoruz. Geliştirilen ürünlerden hazırlanan koleksiyonumuzu alıp perakendeciye pazarlıyoruz.

 

MÜŞTERİ MUHATAP İSTİYOR: Dağıtım kanalını değiştirmenin ikinci unsuru ise satış ofisleridir. Gittiğimiz pazarlarda satış ofisleri kuruyoruz. Çünkü, müşteriler anında sorularına yanıt bekliyorlar. Üçüncü adımda ise depo tutuyoruz. Bunu önce Amerika’da ve Almanya’da yaptık. Şimdi İngiltere’de yapacağız. Zaten Fransa’da üretim ve pazarlama şirketimiz var. Hangi ülkeye mal satacaksak, o ülkenin lisanından anlayan ekiplerle, pazarlama ofisi kurup, depo tutup, o ülkenin zevkine uygun koleksiyon hazırlıyoruz. 

 

AVRUPA VERSİYONU OLACAK: Dağıtım kanallarımızı geliştirmek için Linens Mağazalar Zinciri projesini hayata geçirdik. İlk olarak Türkiye’nin yakın çevresinde mağaza açmaya başladık. Şu ana kadar dış pazarlarda 5 mağaza açtık. Romanya’da Kostanta ve Suudi Arabistan’da Cidde’de mağaza açacağız. Bunlar bitmiş projeler. Üzerinde çalıştıklarımız ülkeler de var. Bunun Avrupa versiyonu ise ileri de olacak.

 

Efes İçecek Grubu, Türkiye’de bira pazarını oluşturan lider şirket... 1990’lara kadar yerel bir niteliği vardı. O tarihte gerçekleştirilen strateji değişikliği ile başta Rusya olmak üzere eski Sovyetler Birliği pazarına yönelme kararına varıldı. Ardından yatırımlar geldi, bu ülkelerde marka yaratma girişimleri başarıya ulaştı. Şimdi 7 ülkede faaliyetlerini sürdürüyor. Rusya, Kazakistan, Ukrayna ve Romanya’da bira fabrikaları var. Üstelik gazlı içecekte de yüzde 48’lik paya sahipler. Grup başkanı Muhtar Kent, “Hedefimiz, 2004 yılında yurt dışı operasyonlarımızı, Türkiye’deki bira işinin ulaştığı büyüklüğe getirmek “diyor ve bölgesel güç hedefine dikkat çekiyor.

 

“HEDEF BİRADA BÖLGESEL LİDERLİK”

 

Muhtar Kent/Efes İçecek Grubu Başkanı

 

Anadolu Grubu’na bağlı olan Efes İçecek Grubu, dış pazarlarda 12 yıl gibi kısa bir sürede çok önemli bir başarı kazandı. Yatırım yaptığı birçok ülkede pazar birincisi oldu. Ancak, asıl başarı markalaşma sürecinde kazanıldı. Efes’in markaları bulunduğu pazarlarda tüketicinin en çok tanıdığı markalar arasına girmeyi başardı. Efes İçecek Grubu’nun başında Muhtar Kent bulunuyor.

 

Muhtar Kent, önce bölgesel güç olacaklarını, ardından da yeni hedeflere doğru koşacaklarını söylüyor. Grup dış pazarlardaki bira hacmini, 2004 yılı sonunda, Türkiye’deki büyüklüğe ulaştırmayı planlıyor.

 

Nasıl ihracata başladılar?

 

Efes İçecek Grubu, 1990’lara girerken başında ihracata başladı. İlk olarak Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Birleşik Devletler Topluluğu ülkeleri ile Rusya’ya ihracat yapıldı. O dönemde, bu pazarlarda satış ve dağıtım organizasyonları kurulurken, diğer yandan da pazar yapısı, tüketici tercihleri, makro ekonomik gelişmeler gibi unsurlar derinlemesine analiz edildi. Pazardaki boşluğu gören grup, hemen yatırım imkanlarını araştırmaya başladı. Muhtar Kent, “O dönemde ve mevcut durumda da bu pazarlar dünyada gerek bira gerekse kola açısından ileriye dönük en ciddi potansiyele sahip pazarlardı” diyor.

 

 Ancak, bu pazarlar ciddi riskler taşıyordu. Pazarın sorunlarını Muhtar Kent şöyle anlatıyor:

 

“Bu ülkeler önemli fırsatlar yaratmakla beraber, ciddi riskler de taşımaktadır. Özellikle bazı hukuki düzenlemeler, rekabet uygulamaları gibi hususlar açısından bu pazarları incelediğimiz dönemlerde yatırım imkanlarını zorlaştıran birçok unsur bulunmaktaydı.”

 

Bütün bu sorunlara rağmen, Efes bu pazarlarda arzu ettiği noktaya ulaştı. 1990’ların başında ihracat yolu ile girilen pazarlarda bugün grubun çok önemli yatırımları bulunuyor.

 

4 ülkeye yatırım yapıldı

 

Efes İçecek Grubu yurt dışı faaliyetlerini 7 ülkede sürdürüyor. Grubun yurtdışında Rusya, Kazakistan, Ukrayna ve Romanya’da bira fabrikaları ve pazarlama, satış ve dağıtım organizasyonları bulunuyor. Ayrıca, Kazakistan, Azerbeycan, Kırgızistan ve Türkmenistan’daki Coca-Cola şişeleme tesisleri bu coğrafyadaki en büyük içecek sistemlerinden biri.

 

Grup gazlı içecekte bu bölgede yüzde 48 pazar payı ile lider. Efes İçecek Grubu bugün 30’un üzerinde ülkeye ihracat yapıyor. Ancak, ihracatta ağırlığı Batı Avrupa pazarları oluşturuyor. Bu pazarlara 2001’de toplam 23 milyon litre bira ihracatı gerçekleştirildi. Bunun değer olarak karşılığı ise 10.4 milyon dolara ulaştı.

 

Rusya önemli bir Pazar

 

Grubun yurt dışı pazarları içinde Rusya önemli bir rol oynuyor. 1999’da faaliyete başlanılan Rusya’da, Efes Pilsener’in yanı sıra, sıfırdan yaratılan Stary Melnik markası 2.5 yılda çok önemli bir konuma geldi. Stary Menlik, Moskova bölgesinde premium segmentten aldığı yüzde 19 pay ile lider durumda. Bu marka Rusya genelinde ise 3’üncü en büyük premium marka olma unvanın da sahibi.

 

Ancak, bu markanın asıl başarısı ise tüketici cephesinde gerçekleştirildi. Stary Melnik Rus tüketicisi tarafından kısa sürede benimsenerek, Rusya genelinde yüzde 40 bilinirlik oranına ulaştı. Efes Pilsener markası ise Moskova’da lisanslı üretilen markalar arasında yüzde 29 pay ile lider oldu.

 

2001 sonu itibariyle Rusya genelinde grubun hacim bazında pazar payı yüzde 3, değer bazında ise payı yüzde 4 arttı. Muhtar Kent, “Artan talebi karşılayabilmek için Moskova fabrikamızın kapasitesini bu yıl 300 milyon litreye çıkarttık. Güney Rusya’da, Rostov bölgesinde ise 100 milyon litre kapasiteli yeni bir bira fabrikasının inşaatı sürüyor. Bu fabrikayı da 2002 sonundan önce devreye alıp, Rusya’daki toplam kapasitemizi 400 milyon litreye çıkartacağız” diyor.

 

Kazakistan’da da lider

 

Efes’in diğer önemli pazarı ise Kazakistan. Geçen yıl bu ülkede yüzde 15 pazar payı ile lider olan grup, bu pazarda da yeni markalarla gücünü arttırıyor. Karagandinskoe isimli mevcut marka yeniden yaratıldı. Bu marka, ülkenin ilk pastorize birası olma özelliğini de taşıyor. Markanın ülke çapında yüzde 70’in üzerinde bilinilirlik oranına ulaşması da önemli bir başarı.

 

Kazakistan’daki bira talebi hızlı artıyor. Muhtar Kent, pazardaki talebi karşılayabilmek için yeni yatırımlar yaptıklarını söylüyor. Karaganda’daki mevcut 40 milyon litrelik kapasiteye ek olarak Almati’de 60 milyon litre kapasiteli yeni bir tesis yatırımı gerçekleştiriliyor. 2002 sonunda Kazakistan’daki kapasitenin 100 milyon litreye ulaşması planlanıyor.

 

Ortaklık avantaj yarattı

 

Efes İçecek Grubu Ukrayna’daki faaliyetlerine 2001’in ortasında başladı. Odesa’daki bir fabrikanın çoğunluk hisseleri satın alındı. Karadeniz anlamına gelen Chernomor markası yeniden tasarlanıp pazara sunuldu. Muhtar Kent, Ukrayna’daki operasyonların henüz başlangıç aşamasında olduğuna dikkat çekiyor. Ona göre, bu pazar da önümüzdeki dönemde hızlı bir şekilde gelişecek.

 

Grup Romanya’daki üretimine 1998’de başladı. Hemen ertesi yıl dünyanın en büyük bira şirketlerinden Interbrew ile yüzde 50 oranında yapılan ortaklık şirketin pazardaki gücünü perçinledi. Romanya pazarında Efes Pilsener markasının yanı sıra Caraiman isimli başka markaları da bulunuyor.

 

Hedef bölgesel liderlik

 

1989’da yola Adriyatik’ten Çin’e uzanan bölgede lider olma hedefiyle çıkılmıştı. 5 yıl içinde bu hedefin gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Muhtar Kent’e göre, bu hedefe giden yolun yüzde 80’ini aşıldı. Eğer her şey yolunda giderse, 2004’te Efes İçecek Grubu bu bölgenin lideri olacak. Muhtar Kent, neden dünya değil de, bölgesel liderlik sorumuzu şöyle yanıtlıyor:

 

“Adriyatik’ten Çin’e kadar olan bölgede hemen hemen hepsi yükselen pazarlar içerisinde sayılan 22 ülke ve 400 milyon potansiyel tüketici bulunuyor. Dolayısıyla çok cazip bir bölge. Erişebilecek hedefler ortaya koymazsanız, hedeflerin değeri sıfır olur. Biz organizasyon olarak Adriyatik Çin hedefine kitlendik. Bu hedefe de çok iyi adımlarla yürüyoruz. Önce bölgesel bir güç olmak gerekiyor. Bunu gerçekleştirince başka hedeflere koşarız.”

 

Grup 2004 yılı itibariyle yurt dışı operasyonlarını Türkiye’deki bira işinin ulaştığı büyüklüğe getirmeyi planlıyor. Yani yurtdışında satılan bira hacminin, toplam bira hacminden aldığı yüzde 30’luk pay, 2004 yılı itibariyle yüzde 50’ye çıkacak.

 

“AVRUPA’DA STRATEJİK ORTAKLIKLARLA BÜYÜYECEĞİZ”

 

Interbrew ile bir işbirliğine giderek bu pazarlarda da iddianızı gösterdiniz. Batı Avrupa pazarında ne durumdasınız? Nasıl bir strateji izleyeceksiniz?

 

Türkiye’yi coğrafya olarak Avrupa’da sayarsak, Avrupa’da en hızlı büyüyen bira şirketlerinden biriyiz. Bundan 4 yıl önce Avrupa’da büyüklük itibariyle 16-17’inci sıradaydık. Avrupa biranın beşiğidir. Son birkaç yıldaki performansımızla 12’inci sıraya yükseldik. 2003’te ise 8’inci olmayı planlıyoruz. Batı Avrupa’da henüz lider olduğumuz bir ülke yok. Çünkü, burada bira markaları çok eskiye dayanıyor. 1200 yıllık markalar var.

 

Almanya pazarına Beck’s ile yaptığımız anlaşmayla giriyoruz. Beck’s’i Türkiye’de biz üretiyoruz. Bunun karşılığında Beck’s Almanya’da Efes üretecek. Bütün Almanya’da Efes’i Beck’s dağıtacak. Önümüzdeki dönemde de Efes Pilsener lisansının Interbrew’in Batı Avrupa’daki seçilmiş bazı operasyonlarına verilmesi suretiyle işbirliğimizi daha da ileriye götürmek niyetindeyiz. Böylece, Efes Pilsener’in Batı Avrupa’daki bulunabilirliğini, satışlarını ve pazar payını artırmak için de önemli bir fırsat yaratmış olacağız. Dolayısıyla, bu  pazarda stratejik işbirlikleriyle büyüyeceğimizi söyleyebilirim.”

 

Beko Elektronik, sadece 30 yıl önce televizyon üretimine başlayan Türkiye’nin, örnek şirketlerinden... Geçen yıl 2.2 milyon televizyon üretti, Avrupa’nın en büyük 6 üreticisi arasına girdi. Üretiminin yüzde 77’sini ihraç etti. Bu hız, 2002’de de devam ediyor. Yıl sonu hedefi ihracatta 400 milyon dolara ulaşmak. Genel müdür Ali Sümerval, 2005 yılında 6 milyon adet üretim hedeflediklerini belirtiyor ve  “Bu üretimle Avrupa’da lider olmayı hedefliyoruz” diyor.

 

“YENİ HEDEFİMİZ AVRUPA LİDERLİĞİ”

 
Ali Sümerval/Beko Elektronik Genel Müdürü

 

Reklamlarında “Bir dünya markası” sloganını kullanarak iddialarını ortaya koydular. Grundig ve Lucky Star gibi tanınmış markalar, üretimde kullandıkları elektronik aksamlarda, onların tasarladığı ürünleri tercih edince teknolojide ulaştıkları nokta herkesi şaşırttı. İngiltere pazarında gerçekleştirdikleri başarı ise bütün Avrupa’nın dikkatini çekti. 2005’te 6 milyon adet televizyon üretme hedefiyle ise şimdi Avrupa’nın en büyük televizyon üreticisi olmaya aday...

 

Uzun yıllar Aydın Çubukçu gibi deneyimli bir ismin yöneticiliğinde yükselen şirket, bugün grup içersinde yetişen genç ve parlak isimlerden biri olan Ali Sümerval yönetiminde yola devam ediyor. Bir Türk markasının Avrupa’yı fethediş öyküsünü, şirketin genel müdürü Ali Sümerval anlattı.

 

İlk yolculuk Avrupa’ya

 

Türkiye’de televizyon üretimi 1970’li yıllarda başladı. O dönem yılda sadece 7 bin adet televizyon üretiliyordu. Aradan geçen 10 yılda Türk televizyon üreticileri önemli bir yol kat ederek 400 bin adete ulaştılar. Ancak, asıl önemli gelişme 1988’de yaşandı. O yıl üreticiler ilk kez televizyon ihraç etmeye başladılar.

 

Beko Elektronik ise sektöre paralel bir gelişme gerçekleştirerek ilk ihracatını 1988’de yaptı. İlk yıl 55 bin adet televizyon ihraç edildi. Seçilen ilk pazarlar ise Avrupa ve Ortadoğu idi... O tarihten itibaren özellikle Avrupa pazarında yükselen bir grafik izlendi. Tabii bu süreçte Avrupa’daki değişen yapı da belirleyici oldu.

 

Üretim maliyetlerinin pahalı oluşu, Uzakdoğu’dan Avrupa’ya yapılacak ihracatın lojistik nedenler dolayısıyla zor oluşu Türkiye’yi üretim açısından avantajlı pozisyona getirdi. Bu süreçte Beko Elektronik de Türk elektronik sektörünün yurt dışı piyasalardaki yükselişinde çok önemli bir rol oynadı. Ali Sümerval, “İlk dışa açılma dönemlerinde Avrupalı müşterilerin Türkiye’deki üretimlerin kalitesiyle ilgili endişeleri vardı. Ancak, kaliteye yapılan yatırımlar ve üretim teknolojisinde kat edilen mesafe ile Türkiye pazarının rekabet gücü ve kalitesi bütün dünya tarafından kabul edildi” diye anlatıyor. 

 

Avrupa’nın 6’ıncı üreticisi

 

Beko Elektronik bugün 60 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Bu ihracatın yüzde 30’u Beko markasıyla yapılıyor. Bunun dışında dünyanın çeşitli ülkelerinden 74 farklı marka için de Original Equipment Manufacturer(OEM) üretimi gerçekleştiriliyor.

 

İhracattan en büyük payı yüzde 85 ile Avrupa Birliği ülkeleri alıyor. Avrupa Birliği ülkeleri içinde ise Almanya, İngiltere, Fransa ve İspanya en fazla ihracat yapılan pazarlar olarak sivriliyor. Avrupa Birliği dışında ağırlıklı olarak ihracat yapılan ülkelerin başında İsviçre, Norveç, Estonya ve Ukrayna geliyor.

 

Beko Elektronik, 2001’de 2 milyon 200 bin adet televizyon üretti. Bu üretim adetleri Beko Elektronik’i Avrupa’nın en büyük 6’cı üreticisi yaptı. Yılda 33 milyon televizyon üretilen Avrupa pazarında şirketin payı ise yüzde 7’ye ulaştı. 2001’de üretiminin yüzde 74’ünü ihraç eden şirket, cirosunun yüzde 66’sını ihracattan elde etti.

 

Hedef Avrupa liderliği

 

Ali Sümerval, “2002 yılında üretilecek 35 milyon adet televizyondan 5 milyonunu biz üreteceğiz. Bu üretimimizin de yüzde 90’ını ihraç etmeyi planlıyoruz. İhracatımızı ağırlıklı olarak Batı Avrupa pazarına yapacağız. İhracatın 1 milyon adeti dünyanın önde gelen televizyon markaları için OEM üretimden oluşacak” diyor.  Hedeflenen bu ihracattın 400 milyon dolar civarında bir ciro yaratması planlanıyor.

 

Eğer, Beko Elektronik bu hedeflerini gerçekleştirirse, Avrupa’nın en büyük televizyon üreticileri sıralamasında ilk üçe girecek. Ancak, Ali Sümerval’in daha büyük bir hedefi var. Beko olarak 2005 yılında 6 milyon adet televizyon üretmeyi planladıklarını söyleyen Ali Sümerval, “Bu üretimle Avrupa’da lider olmayı hedefliyoruz” diyor.

 

İngiltere çok popüler

 

Avrupa’da Beko tanınan televizyon markalarından biri. Ancak, özellikle İngiltere’de Beko’nun marka bilinirliği çok yüksek. Şirketin İngiltere’de yüzde 3 oranında pazar payı bulunuyor. Avrupa’da 51 ekran televizyon segmenti için üreticiler arasında çok yoğun bir rekabet yaşanıyor. Dolayısıyla, 51 ekran televizyon kategorisi en önemli segment olarak kabul ediliyor. İşte Beko Elektronik asıl başarısını bu segmentte gerçekleştiriyor. Şirketin bu kategorideki pazar payı yüzde 10. Fransa ve İspanya şirketin hedef pazarlarından ikisi. Bu pazarlardan ise şirket yüzde 5 pay alıyor.

 

Yurt dışı satışlar İngiltere, Fransa, Almanya, Poloya , İspanya ve Rusya’daki satış ofisleri aracılığıyla yürütülüyor. Ofis kurulmayan ülkelerde ise ithalatçılar aracılığıyla satış gerçekleştiriliyor. Bazı pazarlarda ise direkt dağıtım kanallarına gidiliyor. Beko Elektronik özellikle Avrupa pazarında çok yaygın bir satış organizasyonu oluşturmuş durumda.

 

Teknoloji rekabetçi yapıyor

 

İhracattaki başarıyı Ali Sümerval teknolojiyi yakından takip etmelerine bağlıyor. Ona göre, özgün ürünlerle piyasalara girmek daha rekabetçi yapıyor. Teknolojide ulaşılan noktayı Ali Sümerval, “Beko Elektronik’in en önemli özelliklerinden biri ürünlerinin dış görünüşünden başlayan ve tüm elektronik devrelere kadar giden tasarım ve üretiminin kendi mühendislerince, kendi araştırma-geliştirme laboratuarlarında en son teknolojiyle yapmasıdır. Yıllardır kendi teknolojimizi kendimiz üretiyoruz. Üretimini yaptığımız Grundig ve Lucky Goldstar markaları üretimde kullanılan elektronik devrelerde kendi tasarımları yerine bizim tasarımlarımızı tercih etmesi de bunun ispatıdır” diye anlatıyor.

 

“AVRUPA’DA MARKA SATIN ALABİLİRİZ”

 

Beko Genel Müdürü Ali Sümerval, Avrupa pazarına yönelik stratejilerini şöyle özetledi.

 

TÜRKİYE TV ÜSSÜ Dünya televizyon üretiminin geleceğine baktığımızda, üretiminin lojistik, maliyet ve kalite faktörlerine dayanacağını görüyoruz. Dolayısıyla, üretimin önümüzdeki yıllarda Amerika pazarı için Meksika’da, Uzakdoğu pazarı için Çin’de, Avrupa pazarı için ise Türkiye’de yoğunlaşacağını düşünüyoruz.  Bugün Avrupa’da televizyon üretmenin hiçbir cazibesi kalmadı. Bu nedenle birçok büyük marka Avrupa’daki üretim tesislerini kapatmakta ve ihtiyaç duyduğu televizyon üretimlerini Türkiye’ye kaydırmaktadır.

 

AVRUPA’DA MARKA YÖNETİMİ Avrupa’da bazı önemli televizyon markaları ise hem üretim hem de pazarlama faaliyetlerinden çıkmayı planlamaktadır. Bu şekilde bizim Avrupa stratejilerimize uyan markalar olması halinde bu markaları portföyümüze katacağız. OEM satışlarımızın yanına Avrupa’da marka yönetimi ve pazarlama fonksiyonlarını ekleyeceğiz. Avrupa genelindeki parktaki televizyon adedimiz arttıkça bu televizyonlara satış sonrası hizmet vermek daha da önemli hale gelecek.

 

YENİ PAZARLARA DOĞRU Avrupa genelinde hizmet verecek bir satış sonrası hizmet ağı için de çalışmalarımızı başlattık. Avrupa’nın yanı sıra Rusya, Hindistan ve Amerika’da bizim için heyecan vereci pazarlardır. Buralarda da hızla varlığımızı artırmayı planlıyoruz. Organizasyonlarımızı ve yatırımlarımızı bu pazarları düşünerek geliştiriyoruz.”

 

 

 

 

 

 

 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER