Capital'e abone olun.

Oradaydım, Nasıl Unuturum!

Selçuk Yaşar, Erol Üçer, Mehmet Ali Berkman, Jan Nahum, Claude Nahum, Hasan Güleşçi, Servet Topaloğlu, Haluk Maga, Can Paker, Cahit Paksoy… İş dünyasının bu tanınmış isimleri kariyerleri boyunca bi...

Son Güncelleme: 01.09.2007

Selçuk Yaşar, Erol Üçer, Mehmet Ali Berkman, Jan Nahum, Claude Nahum, Hasan Güleşçi, Servet Topaloğlu, Haluk Maga, Can Paker, Cahit Paksoy… İş dünyasının bu tanınmış isimleri kariyerleri boyunca birçok önemli olaya tanıklık etti. Bazen olayların içinde yer aldılar, bazen de olayları bizzat kendileri yönettiler. İş dünyasının bu 10 önemli isminin başlarından geçen unutamadıkları olayları kendi anlatımlarıyla sayfalarımıza taşıdık.

Selçuk Yaşar’ın “Aşırı Sola” Karşı Girişimi
İş dünyasının duayenlerinden biri olan Yaşar Holding Onursal Başkanı Selçuk Yaşar, yarım yüzyılı aşan sanayicilik hayatında Türkiye ekonomisinin gelişimine tanıklık etti. TÜSİAD’ın kuruluşunda aktif rol oynayan Yaşar, o günlere bizim için döndü:

“Tüsiad’ın Faydası Büyük Oldu”
 Sanayicilik hayatımda geriye dönüp baktığım zaman birçok önemli olaya tanıklık ettiğimi görüyorum. Ancak, TÜSİAD’ın kuruluş süreci benim için ayrıcalıklı bir konuma sahip. O yıllarda ülkemiz son derece çalkantılı, belirsiz ve tehlikeli bir süreçten geçiyordu. Bu nedenle 1971’de Türkiye Sanayicileri ve İşadamları Derneği’ni kurmaya karar verdik. Bu düşüncemizi 2 Nisan 1971’de resmen hayata geçirdik. Vehbi Koç, Nejat Eczacıbaşı, Sakıp Sabancı, Raşit Özsaruhan, Ahmet Sapmaz, Melih Özakat, İbrahim Bodur, Hikmet Erenyol, Osman Boyner, Muzaffer Gazioğlu ve ben kurduk. TÜSİAD’ın ülkemize büyük faydası oldu. Aşırı sola karşı kuruldu.

“Ecevit’i Tenkit Ediyorduk”
 O tarihlerde İstanbul ve İzmir başta olmak üzere ülkemizin hemen her yerinde grevler vardı. Sosyal ve ekonomik durum hayli sıkıntılıydı. Böyle bir ortamda iş dünyasının görüşlerini kamuoyuna aktarma ihtiyacı doğdu. Zira o dönemde Türkiye, çok kritik bir eşiğe gelmişti. TÜSİAD’ın bu yöndeki çalışmalarında önemli katkılarım oldu. İzmir’de ‘Devir’ adlı bir dergi yayımlamaya başladık. Başına Gazeteci Altemur Kılıç’ı getirdik. Ben o tarihlerde ‘Ege Ekspres’ adlı gazeteyi de çıkarıyordum. Rahmetli Ecevit’in politikalarını tenkit ediyorduk. Memleket sorunlarına sahip çıkıyorduk.

“Sakıp Sabancı Beni Tebrik Etti”
Kuruluş yıllarını takip eden süreçte, ikinci idare heyetinde yönetim kurulu başkan yardımcılığını üstlendim. Hatta rahmetli Sakıp Sabancı başkanlığı üstlenirken yönetimde benim de olmamı şart koştu. Kuruluş sürecinde son toplantı Koç Holding’e ait olan Kabataş’ta bir ofiste yapıldı. Kuruluş nedenleri, felsefesi, izlenecek strateji gibi ayrıntılar ele alındı. İş, TÜSİAD’ın masraflarının karşılanmasına gelince farklı görüşler dile getirildi. O noktada bir çıkış yaparak izlenmesi gereken yöntemi açık açık dile getirdim. Hiç unutmuyorum rahmetli Sakıp Sabancı, toplantının sonunda yanıma gelerek, “Eğer o çıkışı yapmasaydın kuruluş bildirgesi imzalanamazdı” dedi ve beni tebrik etti.

Güleşçi’nin Japon Lastikçiyle Tarihi Günü
Sabancı Holding eski CEO’larından Hasan Güleşçi, bu grupta 40 yıl görev aldı. Grupta önemli anlaşmalara imza attı. Onlardan biri kendisini çok etkiledi. İşte kendi anlatımıyla Güleşçi’nin unutamadığı tarih gün:

“Pozitif Bir Müzakereciydi”
Sabancı’da yürüttüğüm joint venture’ların en önemlisi Lassa ile Bridgestone arasında akdedilen ortaklık anlaşmasıyla neticelenen müzakeresidir. Bu ortaklık Sabancı’ya büyük prestij sağladı ve tabiri caizse bizi Japon firmalarına tanıttı. Bugün dünya otomotiv lideri Toyota’nın Sabancı ile ortak olmak üzere Türkiye’ye gelmesinin yolunu açtı.

Brisa ortaklığı müzakerelerinde Japon muhatabım, hayatının büyük bir kısmını dünyanın dört bir tarafındaki Bridgestone tesislerinde geçirmiş olan Bay Akio Mino idi. İşin olurunu arayan pozitif bir müzakereciydi. Ben ona, o da bana güvenmişti.

“Baş Başa Görüştük”
 Japonya’daki son görüşmemizde unutamayacağım tarihi bir gün yaşadık. Hisse satış bedelinde mutabık kaldık, ancak bazı konularda ilerleme sağlayamadık. “Bay Mino sizinle yalnız görüşebilir miyiz” diye sordum. Başka bir odaya geçince, “Mutabık kalamadığımız maddeler içinde elimdeki kağıda önemli olan beş başlığı yazacağım. Lütfen siz de elinizdeki kağıda önemli olan beş başlığı yazın. Size söz veriyorum, eğer sizin listenizde olup benim listemde yer almayan bir başlık varsa hiç müzakere etmeden isteğinizi kabul edeceğim. Siz de aynen böyle yapıp benim listemde olup da sizinkinde olmayan bir başlığı aynen kabul eder misiniz” dedim. Muhteşem bir insanmış. Hemen elini uzattı ve “Tamam Bay Güleşçi” diyerek elimi sıktı.

Müzakere Tek Madde
 Şirketin yönetimiyle ilgili beşer madde yazdık. Tesadüfen ve belki de kültürel farklılıklarımız nedeniyle Bay Mino’nun ve benim listelerimizde yer alan üçer madde karşılıklı listelerde yoktu. Bunlar üzerinde hemen anlaşma sağladık. Bay Mino, “Bay Güleşçi, şu madde benim için önemli. Eğer sen bu madde ile ilgili olarak benim teklifimi kabul edersen senin listendeki diğer maddede sizin teklifinizi de ben kabul edeceğim” dedi. Karşılıklı jestler yaparak müzakereyi tek maddeye indirdik. Yaratılan olumlu hava içinde o maddeye de bir orta yol bularak müzakereyi anlaşma ile neticelendirdik. Ben oradaydım ve o günü hiç unutamam.”

Berkman: “Arçelik’in Vizyonunu Belirlemiştik”
Bugün Akkök Holding’in CEO’su olarak kariyerini sürdüren Mehmet Ali Berkman, çok uzun yıllar Koç’ta çalıştı. Berkman kariyerindeki en önemli dönemi bize şöyle aktardı:

“Gece Gündüz Çalıştık”
 İş yaşamımdaki en önemli olay, Arçelik Genel Müdürlüğü’ne atandığım 1994 yılında Türkiye en önemli ekonomik krizlerinden birini yaşarken gerçekleştirdiğimiz dönüşüm oldu. Bir taraftan 1996 başında Gümrük Birliği’ne gireceğimizin kesinleşmesi diğer taraftan yüzde 275’e varan bir devalüasyon yaşadık. Ekonomi dünyasında büyük bir kesim otomotiv ve dayanıklı tüketim sektörlerinin yaşayamayacağını iddia ediyor, şirketlerin değer kaybetmeden satılmaları konuşuluyordu. Devalüasyonu takiben 4-5 ay ekonomi neredeyse tamamen durdu, fabrikaları erken tatile çıkardık ve gece gündüz demeden uzun bir çalışma sonrası yeni stratejimizi oluşturduk.

“Yeni Vizyonu Belirledik”
 Bir taraftan dayanıklı tüketim grubunu Arçelik çatısı altında birleştirirken, diğer taraftan organizasyonu sadeleştirerek, işçi ile en üst yönetim seviyesi arasında 5 kademe bulunan yatay bir yapı oluşturduk. Bu yapı hızlı ve doğru karar vermemizi ve üretime en yakın kişilerin karar sürecine dahil olmasını sağlayacaktı. Bu kapsamda Ardem, Türk Elektrik ve Atılım Şirketleri Arçelik çatısı altında birleşti. Yatay organizasyon yapısı iletişimi güçlendirdi. 2 yıl sonra tamamen sıfırlanacak gümrük vergileri karşısında rekabet edebilmek için cesur ve kararlı adımlar attık, vizyonu belirledik.

“Hedefe Erken Ulaşıldı”
Bu vizyon çerçevesinde iki temel hedef belirledik. Bunlardan ilki 2000 yılında 3 milyar dolar ciroya ulaşmaktı. İkincisi ise yatırım malları dahil döviz gideri ile döviz gelirini üç yıl içerisinde en azından eşitleyecek şekilde ihracat gelirinin artırılmasıydı. Hedeflere öngörülenden daha kısa sürede erişildi. Bayrağı devralan arkadaşlar şirketi çok daha ileriye götürdü.

Nahum: “Otomotivde Kore’yi Geçmiş Olurduk”
Claude Nahum, efsanevi yönetici Bernar Nahum’un oğlu. Kıraça Holding’in kurucu ortağı olarak kariyerini sürdüren Nahum, unutamadığı bir olayı bizimle paylaştı:

“Vehbi Koç’a Motor Yapacağım Dedim”
 Yıl yanılmıyorsam 1971. Londra’da Regents Park’ta Vehbi Bey ile yürüyoruz. Cuma günüydü ve kendisini camiye götürdüm. 23 yaşındaydım ve Ford’un Dunton’daki araştırma geliştirme merkezinde çalışıyordum. Vehbi Bey bana, “İyi güzel, buralarda çalışıyorsun, ama ne zaman dönüp doğru dürüst çalışmaya başlayacaksın?” dedi. Ben de, “Uygun görürseniz yakında dönüp arabalarımıza motor tasarlayacağım” dedim. “Hadi bakalım” diye cevap verdi.

“Gm’nin Rotatif Motorunu Yapacaktık”
Döndüm ve yanıma üç Türk mühendisi, iki ressam alarak işe koyuldum. Biz GM’nin lisansını Felix Wankel’den 50 milyon dolar ödeyerek aldığı ve her şeyi korunmuş olan rotatif motoru tasarlayacaktık. Bir yıl boyunca günde 16-17 saat çalıştık. O günlerde İngiliz Autocar dergisi enteresan bulduğu motorların detaylı, ama küçücük kesitlerini yayımlıyordu. O resimlerin fotoğraflarını çektik, büyüttük, belirli oranları çıkarttık ve oradan başladık.

“Bu Motor Çalışmaz Dediler”
 5 ay boyunca resim çizdik, hesap yaptık. O zamanlar bilgisayarlar sayılı idi. Motoru bilgisayarda modelleyip hatalarımızı görmemiz için devasa yazılımlar gerekiyordu. Hepsini kendimiz yazdık, ama o boyuttaki tek bilgisayar Ankara’da Bağ Kur’da idi. Kartlar deliniyor, birimiz Ankara’ya uçakla gidiyor, sonuçlar alınıyor ve bu işlem tekrar tekrar yapılıyor ve sonuca varıyorduk. Resimleri bitirdik. Ancak ölçülerde hangi toleransların gerekli olduğunu bilmiyorduk. Ahmet Binbir Bey ile beraber kalktık Almanya’ya lisans sahibi NSU şirketine gittik. ‘Bu motor çalışmaz, gelin bize lisans parası ödeyin size yeni motor çizelim” dediler. Teşekkür ederek döndük ve motoru bitirdik.

Çağdaş İsminde Araba Yaptık”
Prototipleri bizim resimlerimize göre İngiltere'nin meşhur Weslake şirketine yaptırdık ve gidip gelerek takip ettik. Motorları denedik ve bütün dayanıklılık testlerini geçti. Hatta motorlardan birini Anadol'umda kullandım. Anadol motoru 50 beygir iken bizim motor 108 beygir gücünde idi.

Tam motorun Türkiye’de seri imalatı için hazırlıkların ortasında iken lisans sahibi GM rotatif motoru imal etmekten vazgeçti. Babam Bernar Nahum ve holding üst idaresi, ”Eğer onlar yapmıyorsa bir bildikleri var, biz de yapmayalım” dediler ve proje orada gömüldü. O yıllarda Kore otomotivde bir hiç iken, biz motor ve Çağdaş isminde bir araba yapmıştık. Eğer o yıllarda bu çalışmalar durdurulmasa bugün Kore seviyesini çoktan geçmiş olurduk.

“Beyaz Ev’i Siz Yapmıştınız Değil mi?”
Gama Holding’in yönetim kurulu başkanı Erol Üçer, Rusya’da tarihi bir olay yaşadı. Olayı kendi ağzından aktarıyoruz:

“Endişe İle Olayları İzliyorduk”
 GAMA, 1993’te Moskova’da dünyanın en büyük doğalgaz firması Gazprom’un genel merkez kompleksinin inşaatına başlamıştı. Bir ara Rusya’da yönetim karıştı. 4 Ekim 1993’te Devlet Bakanı Boris Yeltsin’e bağlı ordu birlikleri eski komünistlerin direndiği Rus Parlamento Binasını, T–72 tanklarıyla bombaladı. ‘Beyaz Ev’ olarak bilinen parlamento binası ağır darbe aldı. Binanın bombalanışı, Yeltsin’in tanklar üzerindeki fotoğrafları bütün dünya televizyonlarında birinci haber oldu. Yoğun olarak çalıştığımız bu ülkedeki olayları endişeyle izliyorduk.

“Üç Ayda Bitirmemizi İstediler”
Ayaklanmanın bastırılmasından 48 saat sonra, Rus hükümetinden bir temsilci ekibimize ulaştı ve Kremlin’in Gama’dan bir yetkili çağırdığını bildirdi. Kremlin, Parlamento binasının onarılmasını 3 ayda tamamlanmasını istiyordu. Rus Hükümeti öncelikle Rus inşaat firmalarıyla görüşmüş, ancak onlar işin bir yıldan önce tamamlanamayacağını bildirmişlerdi. Hava çok soğuk, süre çok kısa, iş çok zordu. Toplanıp yapılacak işlerin üzerinde çalıştık ve sonuçta bir prestij işi olarak gördüğümüz onarım için alelacele bir sözleşme imzaladık.

“The Time’a Haber Olduk”
Bir hafta sonra 4 ay sürecek gecesi gündüzü olmayan bir çalışma sürecine başladık. Rus ilgililer gizli dosyalarını depolara doldurdu. Ekim sonunda başladığımız iş aralık sonunda tamamlanma noktasına geldi.

30 Aralık 1993 günü Beyaz Ev’de törende Rus Hükümeti Gama’ya bir şeref belgesi verdi. Ocak başında Devlet Başkanı Boris Yeltsin, isyancılara karşı mücadelesini kazandıktan sonra 3 aydan biraz daha sonra Başbakan Victor Chernomyrdin Hükümeti Parlamento binasına taşınmış oldu. Beyaz Ev, bizim için çok ilginç ve prestijli işlerden birisidir. Konu o zaman The Time’a haber olmuştu. Nerede bir konuşma olsa yabancılar Time’dan hatırlayıp, “Beyaz Ev’i siz yapmıştınız değil mi” derlerdi.

“Zırhlı Araca Bindik Bize Ateş Ettiler”
Türkiye’nin yetiştirdiği önemli yöneticilerden biri olan Jan Nahum, çalışma hayatının önemli bir bölümünü otomotivde geçirdi. Otomotiv sektöründe birçok olaya tanıklık eden Nahum, yaşadığı ilginç bir öyküsünü bize anlattı:

Jandarmanın İhalesindeyiz
Yıl 1988 ve Otokar ekibi olarak Lice’nin civarında bir köyün yakınlarındayız. Bir Range Rover’da Kudret Önen, Serdar Görgüç ve Akif Nuray varız. Önümüzde giden zırhlı personel taşıyıcılarını izliyoruz. Jandarma Genel Kuvvetleri’nin ihtiyaç duyduğu zırhlı araçların tedariki için ihale yapıyordu. Jandarma Genel Komutanı merhum Hulusi Sayın ve karargahının üst rütbe subaylarının geldiğini gördük. O an araç testlerini bizzat izleyeceklerini anladık. Testler yapıldı ve araçların arazi kabiliyetleri izlendi. Sonra arabalar yan yana teftiş için dizildi. Paşa ve mahiyetindekiler ekiplerden bilgi aldı, araçları inceledi. Sıra bize geldi. Bilgileri aldı, sonra ekibimize döndü. “Bu araçlar ile Mehmetçiği savaşa yollayacağız, bu şaka değil, siz nasıl bize bu araçları teklif ediyorsunuz?” diye sordu. Paşa, kendi üslubuyla terör ile mücadelenin bir şaka olmadığını ve bir ölüm kalım ortamı olduğunu idrak etmemiz ve bu durum karşısında sorumlu davranmamız için bize fırsat veriyordu.

“Biz Kendimizden Çok Emindik”
Yaptığımızdan emin ve gururlu bir şekilde Paşam, “Aracımız en az onlarınki kadar iyi ve zırh koruması bakımından onlar kadar güçlü ve emniyetli. Arazi de aracı gördünüz, hiç bir eksik tarafımız yoktu” diye yanıt verdik.

Paşa bir taraftan Mehmetçiği, bir taraftan milli sanayiyi düşünüyor, bir taraftan da bizi sorumlu olmaya zorlamayı deniyordu. Yanıtımız sıkıntı yaratmıştı, emin değildi. Bu rütbeye gelmiş bir komutanın engin tecrübesinin ürünü kararını hemen verdi. Eğer biz o kadar emin isek, bunu laf ile değil, ama inanç ile teşhir etmeliydik. “Kendinizden bu kadar emin iseniz, Mehmetçiği içine koyup koruyacağınız aracın içine girin size ateş edelim” dedi.

“Sorumluluk Bana Aitti”
 Paşa terörle mücadelenin ciddiyetini iyice idrak etmemizi bekliyor ve bunun dersini bize herkesin önünde veriyordu. Eğer cayar isek kurumumuza tayin ettiğimiz yeni yön ve strateji o an ölecek, Mehmetçik için uygun gördüğümüzü kendimiz için yeterli bulamamış olmanın utancı ile tüm yaşamımız boyunca yüzleşmek durumunda kalacaktık.

“Komutanım araca girmeye hazırım” dedim. Ben ve Kudret Önen araca girdik. Üstümüze ateş edildi ve aracımız denemeyi başarıyla geçti. İhale zor geçti ve kazandık. Takip eden yıllarda Otokar dünyanın en önemli zırhlı üreticilerinden biri oldu. Bize doğru nişan almış ve ateş eden askerlerin görüntüsü bugüne dek aklımdan hiç silinmedi.

Servet Topaloğlu/Real, Tansaş Ve Carrefour’un Eski Ceo’su

“64 Milyon Dolar Zarar Vardı”
Ocak 2002’den 30 Nisan 2005 döneminde Tansaş'daydım. Tansaş, 2001’de 141 bin metrekare satış alanı ve 200'ün üzerinde mağazasıyla faaliyet gösteriyordu. 2001’i 408 milyon dolar ciro, eksi 22 milyon dolar EBITDA ve 64 milyon dolar bilanço zararı ile kapamıştı. Şirketin borsa değeri o tarihlerde 80 milyon dolar seviyesine kadar düşmüştü. Şirketin hissedarları bize güvendiler ve Tansaş ve Macrocenter'in yönetimini 3 Ocak 2002 tarihinde tam yetkiyle bize teslim ettiler.

“İtibar Kaybettik Düzeltin”
 Gerek şirketin 16 Mart 2002 stratejisi olarak hala konuşulan iş stratejisini oluşturduktan gerekse de stratejiyi sahada icra edecek kilit pozisyonları oluşturan çalışma arkadaşlarımızı ikna ettikten sonra geceli gündüzlü ve istikrarlı bir çalışma temposuna girdik. Hissedarlarımız bize, “Hem itibar hem para kaybettik. Lütfen bunu düzeltmemize yardımcı olunuz'' demişti ve bu samimi yaklaşım adrenalinimizi daha da üst seviyeye çıkarmıştı.

“Ender Bir Vakaydı”
Doğuş’un, Tansaş'ı satma kararından sonra Mayıs 2005’te şirketten ayrılırken, ortalama satış alanımız ve mağaza sayımız, verimsizlik nedeniyle kapattığımız mağaza sayısı yeni açtıklarımızdan daha fazla olduğundan, hala 2002'in oldukça altındaydı. Ancak, satışlarımız 1 milyar dolar mertebelerine yaklaşmıştı. Bu başarı öyküsü 2004’te dünya perakende konferanslarında konuşulur oldu. Tansaş ile ilgili yurtdışında yayınlar çıktı. Yerel, nispeten küçük bir perakendecinin, global perakendecilerden pazar payı alması ender görülen vakalardandı. Bunu Türkiye'de başarmıştık.

3 Eski Ceo’dan Özel Anlar
“Wındows 95’in Lansmanını Unutamıyorum”

 
Microsoft eski CEO’su Haluk Maga, kariyerindeki en ilginç günü şöyle hatırlıyor:
“Kariyerimdeki en önemli olaylardan biri Windows 95’in lansmanıydı. Windows 95’in lansmanı sanki dünyanın yeniden keşfi gibi bir olaydı ve ben Amerika Seattle’daydım. Bir sürü insanla birlikte bu olaya tanık olmak, orada olmak inanılmazdı. O ruh halini paylaşmak çok müthişti. Çünkü, Windows 95 dediğimiz ürün sonuçta tamamen bir software. Ama, nihayetinde onu bir kutu halinde, bir kitapçıkla sembolize etmek müthiş. O kutunun üretimden çıkışını, o zamanı da düşünürseniz müthişti ve ben 29 yaşında bir ürün müdürü olarak üstünde çalıştığım bir projenin sunumundayım. Bu benim hiç unutamadığım çok özel bir olaydı. Aradan 13 yıl geçtiği halde o günü hiç unutmadım.”

“İşçiler Yürüdü Ama İsimlerini Vermedim”
 
Türk Henkel’in eski CEO’su Can Paker tanıklık ettiği en özel günü şöyle anlattı:
“16 Haziran olayları diye bir gün yaşandı Türkiye’de. İşçiler Gebze’den İstanbul’a yürüdü, ardından da askeri darbe oldu. Bu askeri darbeden sonra bana sıkıyönetimden geldiler. O yürüyüşe katılanların ismini ver dediler. Henkel’deki işlerim de bu yürüyüşe katılmışlardı. “Ben vermeyeceğim” dedim. “Biz biliyoruz katıldıklarını, ama kim olduklarını söyle” dediler. Söylemedim, tabii onların da canı sıkıldı. “Terk edin fabrikamı” dedim. Enteresan bir şekilde yıllar sonra DİSK, bana Türkiye’deki demokrasiye katkılarımdan dolayı bir ödül verdi. Bu yıl Liberal Düşünce Derneği, aynı isimle Türk demokrasisine katkılarımdan dolayı bir şeref ödülü verdi. Bu iki olay beni çok heyecanlandırdı.”

“2 Şirketin Birleşmesine Tanık Oldum”
 
Bugün Yıldız Ambalaj grubu başkanı olarak kariyerini sürdüren Cahit Paksoy, Aycell ile Aria birleşmesinin başrol oyuncularından biriydi. Paksoy, süreci şöyle anlatıyor:
 “Her biri 4-5’er milyar dolar yatırım yapmış ve zor durumda olan bu 2 şirketin birleşme sürecini yöneten isimlerden biri olma şansına sahip oldum. Sektöre yaptıkları yatırımlarla dev boyutlarda olan iki GSM operatörünün birleşmesi Avea’yı doğurdu. Telekomünikasyonda dengelerin değişmesinde büyük rol oynadı. Bu birleşme uluslararası boyutta da çok ses getirdi. Türkiye-İtalya ekonomik ilişkilerinde çok önemli bir köşe taşı oldu. Bir tarafta devlet, diğer tarafta Türkiye İş Bankası, başka bir tarafta Telecom İtalia Mobile’nin olduğu bu dev birleşme 2003 sonunda sonuçlandı ve bugün halen Türkiye’nin çok değerli şirketlerinden biri olmayı sürdüren Avea doğdu.”

Ebru Fırat
efirat@capital.com.tr

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER