Capital'e abone olun.
REKABET YENİDEN ŞEKİLLENECEK

Rekabet Yeniden Şekillenecek

Şaban Erdikler / Andersen Genel Müdürü   Şaban Erdikler, Andersen Türkiye’nin bir numarası... Yıllarını bu şirkete verdi. Enron olayı ile birlikte ortaya çıkan tablo, onları da etkiledi. He...

Son Güncelleme: 01.07.2002

Şaban Erdikler / Andersen Genel Müdürü

 

Şaban Erdikler, Andersen Türkiye’nin bir numarası... Yıllarını bu şirkete verdi. Enron olayı ile birlikte ortaya çıkan tablo, onları da etkiledi. Her şeye rağmen yollarına devam ettiler. Ancak, ABD’den “Andersen isminden vazgeçebilirsiniz” şeklindeki mesajla, yeni bir süreci başlattılar. Ernst&Young’la alınan birleşme kararı, bu aşamada geldi. Şimdi ortaya çıkan büyük yapı, yeni döneme hazırlanıyor. Şaban Erdikler, “2006 yılı için koyduğumuz hedefi de 2004 yılına çekiyoruz. Türkiye’de 2004 yılında katma değer yaratan Türkiye’nin öncü profesyonel hizmet kuruluşu haline geleceğiz” diyor. 

 

Aslında işlerin kötü gittiği, bir şeyler yapılması gerektiği açık idi. Ancak, yine de bir umut da yok değildi. Bu nedenle Andersen Türkiye ekibi geleceğe çok kötümser bakmıyor, konsantrasyonunu bozmuyordu. Derken 16 Mayıs 2001 tarihinde Andersen Worldwide Societe Cooperative’den çok hayati bir mesaj geldi... Mesaj, Andersen Türkiye’nin geleceğini doğrudan etkileyen, yönlendiren bir yapıda idi:

 

“Andersen ismi altında faaliyet göstermek çok fazla gerçekçi değil. Diğer firmalarla birleşme görüşmelerine başlayıp kendi geleceğinizi tayin etme hakkına sahipsiniz. Üstünüze ne düşüyorsa yapın.”

 

Enron olayı ile “Andersen” markasının zarar gördüğü biliniyordu. Ancak, şirketin bu olaydan sonra nasıl bir strateji izleyeceği merak konusuydu. “Andersen” isminden vazgeçilecek miydi? Yoksa prestijin simgesi bu marka ile devam mı edilecekti?

 

Enerji devi Enron’un milyarlarca dolarlık iflası, şirketin denetimini üstlenen Andersen ile ilgili iddiaları da gündeme getirdi. Enron olayının yankıları, Amerika’da mali tablo düzenlemeleriyle ilgili kural ve standartları değiştirebilecek güçte cereyan etti. Andersen ise bu süreçte güven ve  prestij üzerine kurulu imajını zedeledi.

 

Sonunda ise markadan vazgeçme kararı verildi. Andersen Worldwide Societe Cooperative’den bütün ülkelerdeki şirketlerine başka şirketlerle birleşmelerinin yolunu açtı.

 

Türkiye’de ise Andersen, Ernst&Young ile birleşme kararı aldı. Marka zararının olağanüstü boyutlarda olduğunu belirten Andersen Genel Müdürü Şaban Erdikler şöyle konuşuyor:

 

“Andersen’ın bu yıpranmayı kısa dönemde telafi etme imkanı yok. Onlar da son derece gerçekçi davranıyorlar bu konuda. Andersen ismini tekrar eski pırıltılı hale dönüştürmektense bu ismi mümkün olduğu kadar çok aşağı seviyede kullanmak, belki de tamamen ortadan kaldırmak şeklinde bir kararları var. Bu kararı da dünya çapında uyguluyorlar.”

 

Erdikler ile Ernst&Young birleşmesini ve pazarın bundan sonra nasıl şekilleneceğini konuştuk:

 

Enron olayı Amerika’da kural ve standartları değiştirebilecek boyutta cereyan etti. Siz Andersen’ın buradaki sorumluluğu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

 

Olayla ilgili bizim edindiğimiz bilgiler ikinci elden. Andersen’ın bize anlattığı bilgiler ve çeşitli yayın organlarında çıkan görüşlerden öğrendik. Bunların hepsi bir arada değerlendirildiğinde, bugün için bile Andersen’in bu olaydaki sorumluğu net olarak ortaya konmuş durumda değil.

 

Açılmış davalar var. Bütün bunlar değerlendirildikten sonra bunu net bir şekilde ortaya koymak lazım. Ama Andersen bir taraftan kendi bünyesi dahilinde araştırmalarını sürdürürken diğer taraftan da Amerikan mahkemelerinde yaptıklarının hesabını veriyor. Öbür taraftan da mesleki örgütlere karşı kendi konumunu hiza etme gayreti içinde. Bunlar tamamlamadan Andersen’ın çok suçlu olduğunu söylemek biraz yargısız infaz olur. Beklemek gerekiyor. Ama Andersen’ın bu işten ceza görmesi gerekiyorsa, bunu en ağır şekilde öder.

 

Tazminatlardan çok daha önemli olan isim, marka zararı olağanüstü boyutlarda. Andersen’ın bu yıpranmayı kısa dönemde telafi etme imkanı yok. Onlar da son derece gerçekçi davranıyorlar bu konuda. Andersen ismini tekrar eski pırıltılı hale dönüştürmektense, bu ismi mümkün olduğu kadar çok aşağı seviyede, belki de tamamen ortadan kaldırmak şeklinde bir kararları var. Bu kararı da dünya çapında uyguluyorlar.

 

Bu kararın nedeni markanın zarar görmesi değil mi?

 

Kesinlikle. Andersen dünyada çok güçlü bir marka. Ayrıca, Türkiye’de, belki de dünyada olduğundan çok daha güçlü bir markaydı. Amerika’da, Amerikan kanunlarına göre yapılan bir işlem var. Biz de bunun sonucunda Andersen isminin yarattığı olumlu havadan faydalanamaz hale geldik. Bize de zararı dokundu.

 

<b>Enron olayı sürerken Türkiye’deki müşterilerinizin tutumu nasıldı?

 

Son derece pozitif bir tutum sergilediler. Bir kere hepsi olayın bizim dışımızda cereyan ettiğinin farkındalar. Desteklediklerini söylediler. Bizimle çalışmaktan hoşnut olduklarını dile getirdiler. Yazılı ya da telefonla, belki 500 destek mesajı aldık.

 

 Türkiye ofisi olarak bizim bu olayların dışında kaldığımızı, yine eskisi gibi bizim hizmetlerimizden faydalanacaklarını, kendilerini hala Andersen’ın bir parçası hissettiklerini defalarca söylediler.

 

<b>Şu anda Andersen dünyada nasıl bir strateji izliyor? Bütün ülkelerde farklı şirketlerle mi birleşme yoluna gidiliyor?

 

Amerika’nın toplam içindeki payı yüzde 45’ler civarında. Yüzde 55’lik bölümü de diğer 83  ülkeye bölünmüş durumda. Andersen Worldwide Societe Cooperative’den hem Amerika’ya hem de diğer ülkelerdeki ofislere, “Andersen ismi altında faaliyet göstermek çok fazla gerçekçi değil. Dolayısıyla, aynı alan da faaliyet gösteren diğer firmalarla birleşme görüşmelerine ve kendi geleceğinizi tayin etme hakkına sahipsiniz. Onun için üstünüze ne düşüyorsa yapın” diye mesaj geçildi.

 

Türkiye’de Andersen, Ernst&Young ile birleşme kararı aldı. Bu süreçten biraz bahseder misiniz?

 

Türkiye’de bizim çok avantajlı bir konumumuz var. Andersen ismi, Türkiye’de denetim, müşavirlik işiyle bir anlamda özdeşleşmiş durumda. Bir marka haline gelmiş. Türkiye’de bir numara. Çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki, birinci bizdik. İkinci, üçüncü yoktu bile. Belki dördüncü, beşinci başka firmalar vardı.

Dolayısıyla Andersen’ın bu durumu ortaya çıkınca, diğer firmalar çok yakından ilgilendiler. Kendi faaliyetleriyle, bizim faaliyetlerimizi bir şekilde birleştirme niyetini açıkça ortaya koydular. Bunların bir kısmı olaya, bizim elemanlarımızı almak şeklinde yanaştı. Tabii bu bizim tarafımızdan profesyonellik içinde kabul edilebilir bir davranış olarak görülmedi. Doğrusunu istersiniz onlarla çok temas içinde olmadık.

 

Bazı firmalar da bir bütün olarak birleşme içerisinde, yalnız bu bütünün bazı parçalarını öne çıkararak birleşme arzusunu dile getirdiler. Onlarla da görüşmeler yaptık. Bir yerden sonra tıkandı. İki firmayla KPMG ve Ernst&Young (E&Y) ile ilişkilerimizi belli bir noktaya getirdik. Ondan sonra KPMG firmasıyla ilişkilerimizi bir yerde dondurmak zorunda kaldık.

 

Çünkü, Ernst&Young, Andersen’ın merkez kuruluşu tarafından en fazla tavsiye edilen kuruluş haline geldi. Bunun da sebebi, Ernst&Young bir taraftan ülkelerle birer bir görüşmeler yaparken, diğer taraftan da Andersen’ın merkeziyle de bir takım genel, global anlaşmalar geliştirmeyi başardı. Öyle bakınca biz de Ernst&Young’la devam ettik.

 

İlk anlaşmayı tam olarak ne zaman imzaladınız?

 

Bununla ilgili ilk mutabakat metnini nisan ayında imzaladık. O zamandan beri de iki firmanın kendi faaliyetlerinin gözden geçirilmesi, bu birleşmenin yaratacağı olumlu ve olumsuz gelişmeler tehditlerin, fırsatların değerlendirilmesi işlemleri tamamlandı. Şimdi artık bu birlikteliğin gerektirdiği geniş kitlenin kuruluşu aşamasındayız.

 

Bu birlikteliğin gerektirdiği kanuni iznin alınması aşamasındayız. Bu işlemlerin de en geç haziran ayı içinde tamamlanacağını ve temmuz ayından itibaren Türkiye’nin en büyük, en itibarlı, en elit müşavirlik firmasının kurulmasını bekliyoruz.

 

<b>Diğer ülkelerde de Ernst&Young mı tercih edildi? Yoksa farklı şirketler de var mı?

 

Bazı ülkelerde PricewaterhouseCoopers ile birleşenler var. Ama kararını vermiş durumda olan 60 civarında ülkeden 51’i  Ernst&Young’ı tercih etti.

 

<b>Kaç kişi işten ayrıldı?

 

Öyle ya da böyle ayrılanların sayısı yüzde birden aşağı. Ama bunu “Bak Andersen’ın başına bu geldi, insanlar ayrıldı” düşüncesine bağlamamak lazım. Ya da “Böyle bir birleşmeden dolayı rahatsız oldular, ayrıldılar” dememek lazım. Andersen operasyonu 650 kişiden fazla bir operasyon, bu sayı içinde ayrılanların sayısı şu an itibariyle herhalde 7 kişiyi bulmamıştır. Her türlü nedenden ayrılanlar buna dahil.

 

<b>Müşterileriniz bu birleşmeyi nasıl karşıladılar?

 

Birleşme ihtiyacı içinde olunduğunu onlar da görüyorlardı. Bizim Türkiye’deki çok özel konumumuz itibariyle “Siz lokal firma olarak devam da edebilirsiniz. Bu kararı verirseniz biz yine sizlerle beraberiz” diyenler oldu. Bu, gerçekten çok gurur verici bir olay. Bir insanın 30 yıllık meslek hayatında duyabileceği en büyük tatmin bu. Ernst&Young ile birleşme kararı verdiğimizde de, hemen bunu müşterilerimizle paylaştık.

 

<b>Bu birleşmeyi çalışanlarınız nasıl karşıladı?

 

Bu operasyonların birleştirilmesi işleminde bir tasarruf sağlama amacı yok. Niyet, Türkiye’nin gerçekten en elit, en seçkin, en büyük danışmanlık ve denetim kuruluşunu kurmak ve çalıştırmaktı. Böyle olunca çalışanların çok fazla rahatsızlık duymalarını gerektirecek bir durum ortaya çıkmıyor. Ama tabii bu kendi içinde veri olarak kabul edilebilir bir durum değil.

 

Bir birleşme işlemi sırasında bazı insanlar rahatsız olacaktır. Bu rahatsızlığı ortadan kaldırmak için, sanıyorum oldukça sağlıklı bir iletişim planı oluşturduk. Her türlü insanla, her aşamada bilgileri sonuna kadar açık bir şekilde paylaştık. İnsanlarımızın tereddüt duymalarına yol açacak şeyleri ortadan kaldırdık. İnsanlar da kendi gelecekleriyle ilgili tereddüt duymamaya başladılar.

 

Tabii bunun başka bir tarafı da var. Bizim insanlarımız gerçekten Türkiye’nin seçkin insanları. Sıkı çalışırlar, çok iyi eğitilirler, çok işe adanmış, agresif insanlardır. Bunlar da zaten değerin kendilerinde olduğunun bilincindeler. Bunu bildikleri için de çok fazla “İşsiz kalırım” endişelerine de gerek yok.

 

Bu birleşmede neyi hedefliyorsunuz? İşin mali boyutu ne?

 

Bu örgüt, yine benim yönetimimde, Ernst&Young’daki arkadaşlarımızın da ihtisas alanlarındaki çalışmalarını sürdürmelerine dayalı bir çalışma olacak. Andersen çok global çalışan, kurumsal bir firma. Biz Andersen olarak 2006 yılına ilişkin planlarımızı Türkiye’de yapmıştık. 2006 yılı için bizim öngördüğümüz hedef, Türkiye’de 100 milyon dolarlık bir hizmet kuruluşu haline gelmekti. Doğrusunu istersiniz bununla ilgili altyapıları da oluşturmuştuk.

 

Biz şimdi o projeyi bu yeni oluşum çerçevesinde hayata geçireceğiz. 2006 yılı için koyduğumuz hedefi de 2004 yılına çekiyoruz. Türkiye’de 2004 yılında katma değer yaratan Türkiye’nin öncü profesyonel hizmet kuruluşu haline geleceğiz. 

 

Bu sektörde kaç şirket var?

 

Denetim şirketlerinin sayısı belli dört tane. Ernst&Young diyelim artık, PricewaterhouseCoopers, KPMG ve Deloitte&Touche... Bunların asıl faaliyet konusu denetim.

 

Ayrıca, sadece müşavirlik alanında çalışanlar da var. McKinsey ve Boston Consulting gibi... Bunların sayısı da 10 civarında. Yani yabancı firmaların sayısı 20’den aşağı. Yerli şirketlerin sayısını tespit etme imkanı pek yok. Her gün beşi, onu kuruluyor, kapanıyor. Niye Türkiye’den büyük uluslararası müşavirlik firmaları çıkmıyor? Çünkü beraber çalışma alışkanlığımızı yeterince geliştirmiyoruz.

 

Bu birleşme sonrasında pazarda rekabet nasıl şekillenecek?

 

Türk firmaları beraber çalışma alışkanlığında çok fazla mesafe alamıyor. Oralar da çok fazla birleşme beklemiyorum. Aşağı yukarı herkesin piyasadaki konumu netleşmiş durumda.

 

Uluslararası firmalar arasında birleşmeler çok zor. Zaten buradaki kararların Türkiye’de verilmesi de söz konusu değil. Bunu hep beraber kabul etmek zorundayız, ki Türkiye bu tür firmalar bakımından belirleyici ülkelerden bir tanesi değil. Öyle olunca da biz sadece etkileniyoruz.

 

Yakın gelecekte birleşmeler gözükmüyor. Bunun nedenlerinden bir tanesi müşavirlik piyasası dünyada çok iyi değil şu aralar. Amerika’da yaşanan krizden henüz çıkılmış değil. Avrupa piyasası da çok fazla sağlıklı gelişmiyor. Bu işlerde de katma değer giderek azalmaya başladı. Çok fazla insana dayalı bir iş oldu. 

 

<b>“JETPA’DA NELER YAPTIK?”

 

Jetpa’nın da Andersen müşterileri arasında yer alması ilgi çekiciydi... Bu konu bir dönem gündeme geldi. Siz bu konuya açıklık getirebilir misiniz?

 

Biz Jetpa’yı hiçbir zaman denetlemedik. Şimdi olayın bir şahsi bölümü var. Benim de Şaban Erdikler olarak yer aldığım. Bir de temsil ettiğim şirketle ilgili tarafı var. Şahsımla alakalı tarafı şu: Ben ailem itibariyle Siirtliyim. Oralarla alakalı bir gönül bağım var. Bunu hiçbir zaman inkar etmem. Elimden gelen ne ise yapmak isterim. Türkiye’nin bir parçasıdır. Bu bütün içinde Siirt’in de bir yeri olmalıdır. Bir işadamı çıkıp iyi niyetli olarak, aynen kavram da şu;  “Bu ülkenin topyekün kalkınması için elimden geleni yapacağım. Ama benim yardıma, desteğe ihtiyacım var”  dediği noktada benzer hedefleri, benzer amaçları taşıdığını düşündüğünüz samimi olduğuna inandığınız bir insana yardımcı olmak ister misiniz? İstemez misiniz? Ben istedim. Fadıl Bey’e ve Jetpa’ya yardımcı olmak için gayret sarf etmişiz. Ama bir nokta gelmiş ki o noktada Fadıl Bey’in samimiyeti, yapmak istedikleri ile söyledikleri arasındaki fark olduğu noktasında ayrılmışız. Bu benim şahsımla alakalı bir durum.

 

Andersen’ın metodolojisinde bütün müesseslerin belli bir aşamaya geldikten sonra profesyonel hizmet alma ihtiyacı duymaları son derece takdir edilecek bir olaydır. İşte o noktadan itibaren bir şahıs şirketi olmaktan kurumsallaşmaya doğru gitmeye başlıyorsunuz. Bu çerçevede Jetpa ile çalışmaya başladık. Birlikte çalışmaya başladığımızda da sadece yönetim hizmetleri danışmanlığı vereceğimizi söyledik. Amacımız şirketi kurumsallaştırmaktı. Ama denetim çalışmalarına girmedik. Çünkü denetim çalışmaları hesap verebilir olmayı gerektiriyor.

 

Bizim değerlendirmelerimize göre daha işe girerken ki değerlendirmelerimize göre size hesap verir bir durum yoktu. Hizmetlerde belli bir noktaya geliriz. O noktada oturur değerlendiririz durumu diye hareket ettik. Dört beş aylık bir çalışmamız oldu. Bazı hedefler koyduk ortaya ERP gibi. Şirketlerin ayrı bilanço ve gelir tablolarının oluşturulmasıyla ilgili  bazı uygulamalarımız oldu. Bu arada da Fadıl Bey’in birtakım başka girişimleri gündeme gelmeye başladı. Ne oldu futbolcu almaya başladı. Dedik ki “Bir dakika Fadıl Bey sizin gidişiniz hayırlı değil. Bu şartlar altında çok fazla devam edemeyiz.” Şu an itibariyle de alacaklarımız var. Mahkemeliğiz.

 

<b>“ÜÇ SEKTÖRE ODAKLANACAĞIZ”

 

Odaklanmak istediğiniz özel bir alan var mı?

 

Bazı endüstrilere odaklanmak istiyoruz. Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda bakıldığında yeni bir yapılandırılma söz konusu. Kurulların kurulması, yatırım ortamının iyileştirilmesi gibi. Bunu net bir şekilde görüyoruz. Biz bu tarafta aktif oyunculardan bir tanesi olmak istiyoruz. Yani devletin yeniden yapılandırılmasında Andersen, Ernst&Young tecrübesinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu kurulların oluşturulmasında, faaliyet alanlarının belirlenmesinde bize önemli görevler düştüğü kanaatindeyiz. İkincisi enerji konusu. Enerji alanında Türkiye’de yatırım yapmak isteyen yabancı firmalar, Türkiye’de bu konuda bazı hakları elde etmişti. Dağıtım, operasyon haklarının devri gibi haklar. Enerji konusunda çok fazla tecrübesi, birikimi olmayan şirketlerin bu birikimi bir şekilde yabancı ortaklar, stratejik ortaklıklarla sağlamalarına destek olacağız. Bir de finans. Biliyorsunuz finansta da bir yeniden yapılanma söz konusu. İstanbul yaklaşımı deniyor. Bizim de bu konuda çok büyük tecrübelerimiz var. Bunlar dünyada ilk defa Türkiye’de yaşanan olaylar değil. Yurt dışındaki tecrübeleri buraya aktarmaya çalışacağız. Bundan sonra da bu üç alanda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Kamu, enerji, finans. Ayrıca telekomünikasyonla ilgili çalışmalarımız zaten var.

 

<b>“YAPILAN İŞLERİN KATMA DEĞERİ AZALDI”

 

Katma değerin azaldığını söylediniz. Bunda krizler mi etkili yoksa genel olarak bir değişim mi söz konusu?

 

Katma değerin azalmasında krizin etkisi var tabi. Ama başka nedenlerde etkili. Yeni ekonomi, mutlaka teknolojinin işe adaptasyonunda çok önemli ilave getriler sağladı. Ama sanıyorum şöyle bir sıkıntıyı da beraberinde getirdi bu durum. Dikiş makinelerinde yaşanan evrime benzetmek gerekiyor. Bir zamanlar evlerimizde dikiş makineleri vardı. Bu dikiş makinelerini annelerimiz, teyzelerimiz dikiş dikiyorlardı. Ama bunlar basit makinelerdi.

 

Sonra dikiş makineleri birtakım yeni fonksiyonlarla birleşti. Evlerde kullanılabilir olmaktan çıktı. Bunun yanı sıra, konfeksiyon da ilerlemeye başladı. Dikiş makineleri artık her eve lazım, her kızın çeyizinin bir parçası olmaktan çıktı. ERP sistemi başlangıçta bu tür şirketlerin tekelindeydi. Nitelikli iş durumundaydı. Ama sonra bilgisayar konusunda biraz yetenekli, biraz da çalışmış herhangi bir insanın yapabileceği bir iş haline geldi.

 

Orada artık önemli olan projenin yönetilmesi. Bir ERP sisteminin yönetilmesi, hardware yatırımından daha fazla fiyatlarla yapılabilir hale gelmeye başlayınca insanlar çekimser davrandılar. İşler çok iyi gitmeyince oradaki talep azalmaya başladı. Enron olayından sonra hem ERP kur, hem denetle olmaz kardeşim dendi. Oralarda hafif hafif çekilmeler var.

 

“BU YIL 45 MİLYON DOLAR GELİR BEKLİYORUZ”

 

Danışmanlık işinin Türkiye’deki hacmi ne kadar?

 

Öyle bir şey söylenemez. Sürekli gelişen bir piyasa. Denetlediğiniz şirkete bir anlamda da müşavirlik hizmeti verirsiniz. Daha fazla hizmet vermeye başlarsınız. Ya da yeni iş alanları açılır. Müşavirlik firmalarını karşılaştırmada kullanılacak en temel iki ölçü vardır. Biri gelir seviyesi, diğeri çalıştığı insan sayısı. Biz oralarda bir numaraydık. Bu birleşmeyle de açık arayla yine bir numara olmaya devam edeceğiz.

 

2002’i takvim yılı olarak ele alırsak 45 milyon doları civarında bir gelir bekliyoruz. Bununla beraber aşağı yukarı bin kişilik bir örgütten bahsediyoruz. 2004 hedefimizi de söyledik. Enron olayı ile Türkiye’deki firmaların yapılanması da tamamen değişmek durumunda kalabilir. Biz orada beklenen gelişmeleri dikkate alarak kendi yapımızı örgütleyeceğiz.

 

Eskiden “Entegre hizmet sunuyoruz” diyorduk ama artık entegre hizmet sunmak çok takdir edilen bir şey olmaktan çıktı. Piyasada aynı ihtiyaçlar var. Bununla beraber bu ihtiyaçların aynı şirket çatısı altında yürütülme imkanı pek fazla kalmadı. Biz de burada akıllı çözümlerle birbiriyle birleştirilebilir hizmetleri bütünleştirerek diğerlerini bunlardan ayırarak hizmet vermek durumundayız.

 

 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER