Capital'e abone olun.
YABANCI GÖZÜYLE GÖZDE SEKTÖRLER

Yabancı Gözüyle Gözde Sektörler

Sanem Bilgin / Alliance Capital Türkiye Ofisi Genel Müdürü Alliance Capital, dünyanın önde gelen fonlarından biri.  Milyarlarca dolarlık fonu yönetiyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu geliş...

Son Güncelleme: 01.06.2001

Sanem Bilgin / Alliance Capital Türkiye Ofisi Genel Müdürü

Alliance Capital, dünyanın önde gelen fonlarından biri.  Milyarlarca dolarlık fonu yönetiyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan piyasaların bu pastadan aldığı pay ise 4 milyar dolar. Şirketin Türkiye ofisinin genel müdürü Sanem Bilgin, bu fonda Türkiye’nin payının yüzde 4 olduğunu söylüyor. Ona göre, yeni dönemde Türkiye’nin şansı artıyor, İMKB yeniden gözde hale geliyor. Sanem, “Yabancı yatırımcılar yeniden İMKB’de alıma geçtiler” diyor.

Son altı ayda İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), art arda yaşanan krizler nedeniyle ciddi dalgalanmalara sahne oldu. Şubat ayında yaşanan devalüasyonun ardından 7 binli seviyelere kadar düşen borsa, toparlandı ve piyasada yeni beklentiler oluşmaya başladı. Beklentilerin oluşmasında, yabancı kökenli yatırımcı ve fonların aldıkları pozisyonlar, büyük bir önem arz ediyor. Bu yüzden yabancılarla çalışan aracı kurumların alış veya satışları, İMKB’nin açıkladığı yabancı kökenli alış ve satışlar, büyük bir dikkatle izleniyor.

Ayrıca, gelişmekte olan piyasalara yatırım yapan fonların Türkiye payındaki değişim, izlenen önemli göstergelerden biri. Çünkü gelişen piyasalar arasında Türkiye’nin önemi çok büyük. Hatta Güney Afrika’dan sonra ikinci büyük borsa olması nedeniyle yabancı fonlar, Türkiye’den vazgeçemiyor. Bu nedenle de gelişen ülke fonlarında Türk hisse senetlerinin kayda değer bir payı var.

Türkiye’de kayda değer bir yatırıma sahip fonlardan biri de Alliance Capital... Merkezi New York’ta bulunan Alliance Capital, dünyanın ilk 5 fon yönetimi şirketi arasında yer alıyor. Şirketin toplam yönettiği fon miktarı 500 milyar doları buluyor. Alliance Capital’in Türkiye’nin de içinde bulunduğu, Latin Amerika, Asya ve gelişen Avrupa piyasalarındaki fon miktarı ise 4 milyar dolar.

Alliance Capital’in Türkiye Ofisi Genel Müdürü Sanem Bilgin, Türkiye’nin bu fon içindeki payı yüzde 2.8-3 civarında olduğunu söylüyor.

Türkiye’deki şirketlerle ilgili araştırmaların İstanbul Ofisi aracılığıyla yapıldığını ifade eden Sanem Bilgin, “Şirket ziyaretleri ve çeşitli kurumlardaki analistlerle yaptığımız görüşmeler sonrasında şirketleri değerlendiriyoruz. Bu araştırma sonucunda alınan hisse senetleri de en az bir yıl süreyle fon portföyünde tutuluyor” diyor.

Alliance Capital’in Türkiye Ofisi Genel Müdürü Sanem Bilgin, art arda yaşanan krizlerin ardından yabancı yatırımcıların eğilimlerini ve beklentilerini Capital’e anlattı.

Art arda yaşanan krizler yerli yatırımcıları olduğu kadar yabancı yatırımcıları da beklenmedik bir anda yakaladı. Bu yabancı yatırımcıları nasıl etkiledi?

Bu krizler bir çok yabancı yatırımcıyı bir anda yakaladı. Bu kadar büyük bir devalüasyonun, bu kadar çabuk olmasını kimse beklemiyordu. Dolayısıyla birçok yabancı yatırımcı, devalüasyona Türkiye'ye yatırımını yapmış bir şekilde yakalandı ve satışlar geldi. Son bir ayda ise yaşanan olumlu gelişmelerle yabancı yatırımcıların alıma geçtiğini gördük. Yasaların çıkması, IMF ile yapılan yeni anlaşma, faizlerdeki düşüş ve bankacılık sektöründe yapısal reforma yönelik gelişmeler, yabancı yatırımcılar tarafından olumlu karşılandı.

Şu anda hem bizim hem de diğer yatırımcıların en büyük endişesi, hükümetin programa verdiği desteği sürdürüp sürdüremeyeceği. Uygulama aşamasında sorun çıkmaması ve taahhütlerin zamanında yerine getirilmesi çok önemli.

Ancak IMF bu defa daha sıkı bir denetim mekanizması kuruyor...

Evet, IMF'nin düzenli olarak gelişmeleri denetleyecek olması çok önemli. Türkiye üstüne düşen görevi yapmazsa, IMF de parayı göndermeyecek. Bu açıdan hükümetin de programa uymaktan başka çaresi yok. Fakat, kasım ve şubat ayında yaşanan krizlerin patlamasındaki en büyük etken, hükümetin daha önce yapılan programa yeterince uyamaması ve taahhütlerini zamanında gerçekleştirememesidir. Bu nedenle, Türkiye'deki politik risk, hala en önemli risk olarak görülüyor. Politikadaki çalkantılar, dengesizlikler, büyük tartışmalar da sermaye piyasalarını olumsuz etkileyen faktörlerin en başında geliyor.

Güvenin tekrar tam olarak oluşması zaman alacaktır. Yabancılar tarafından çok yakından izlenecek gelişmeler de, programa olan bağlılık, bankacılık sektöründeki yapısal reformlar ve özelleştirmeler olacaktır diye düşünüyorum.

Yabancı yatırımcıların borsadaki payı nasıl bir değişim gösteriyor?

Şu anda yabancı yatırımcıların borsadaki payı yüzde 40 civarında. Fakat, toplam işlem hacmindeki payları çok daha düşük ve yüzde 10 civarında. Çünkü, yabancı yatırımcılar, yerli yatırımcılar kadar alım-satım yapmıyorlar. Ancak, şunu söyleyebilirim; son 1-2 aydır yaşanan olumlu gelişmelerle birlikte, yabancı yatırımcılar alıma geçti.

Rakamlara baktığımızda, Ocak-Mart arasında net 140 milyon dolarlık yabancı girişi olduğunu görüyoruz. Nisan ayında ise bu rakam 232 milyon dolara yükselmiş. 2000 yılında ise ikincil piyasadan 2,8 milyar dolarlık bir çıkış yaşanmıştı. Fakat, halka arzlardaki yükü alımları da göz önünde bulundurduğumuzda, net çıkış 800 milyon dolara düşüyor. 1999'da ise piyasaya 1 milyar dolarlık net giriş olmuş.

Bu girişte hisse senedi fiyatlarının çok ucuzlamış olmasının da etkisi var mı?

Tabii ki. Hisse senedi fiyatları çok ucuzlamıştı. Dolar kurunun belli bir istikrara kavuşması da yabancı yatırımcıların yeniden alıma geçmesinde etkili oldu. Yatırımlarını yabancı para birimini TL'ye çevirerek yaptıkları için, kurdaki belirsizlik nedeniyle bir süre beklemeyi tercih ettiler.

Bunun dışında sermaye piyasalarının gelişmesi için neler yapılmalı?

Türkiye'de kurumsal fonların artması, sermaye piyasalarının gelişmesi için ön koşul. Sosyal güvenlik reformunun tamamlanması, bununla birlikte emeklilik fonlarının kurulması, hem sermaye piyasalarına uzun vadeli kaynak yaratacak, hem de sermaye piyasalarının derinliğin artmasını sağlayacaktır.

Bir karşılaştırma yaptığımızda Türkiye'de toplam fonların GSMH'ye oranı yüzde 1.5 civarında. Bu oran Mısır'da yüzde 6, Brezilya'da yüzde 11, Fas'ta bile yüzde 7. Türkiye’de bu oran yüzde 1.5 değil de, 10 olsaydı, bu sermaye piyasaları için 20 milyar dolar ek kaynak anlamına gelirdi.

Ayrıca, şirketlerin halka açıklık oranlarının da artması gerekiyor. Türkiye'de şirketlerin halka açıklık oranları yüzde 20 civarında. Bu oran yeterli değil. Bir çok küçük ve orta büyüklükteki aile şirketi, kaynak yetersizliğinden dolayı, belli bir kurumsal kültüre ve büyüklüğe ulaşmadan, halka arz yapmayı tercih etmişler. Bu tür şirketlerin hisse senetlerine artık eskisi kadar talep yok.

Şu anda, toplam piyasa değeri 1 milyar doların üzerinde olan sadece 15-20 civarında şirket var. Bunlar da işlem hacminin yüzde 65-70'ini oluşturuyor. Bu nedenle, Türk Telekom gibi büyük şirketlerin halka açılması sermaye piyasaları açısından çok olumlu bir gelişme olur.

Likidite açısından baktığımızda, birçok ülkeye göre Türkiye'deki işlem hacmi çok yüksek. Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti gibi diğer gelişen Avrupa piyasaları ile karşılaştırıldığında, Türkiye'deki işlem hacminin 4-5 kat daha yüksek olduğunu görüyoruz. Bu nedenle söz konusu ülkelerde büyük miktarlarda alım satım yapmak daha zor oluyor.

Bu durum piyasa açısından olumlu olmakla beraber, aynı zamanda yüksek volatiliteyi beraberinde getiriyor. Çünkü düşük halka açıklıkla, yüksek işlem hacmini bir araya getirdiğinizde borsada çok hızlı iniş çıkışlar yaşanması kaçınılmaz. Böyle bir ortamda politik istikrarın olması ve programa uyulması çok önemli.

Yabancı yatırımcıların İMKB’de tercih ettiği sektör ve hisse senetleri hangileri?

Daha önce yabancı yatırımcılar daha küçük piyasa kapitalizasyonuna sahip şirketlere de yatırım yapabiliyorlardı. Fakat şu anda dünyada yaşanan küreselleşmeye paralel olarak sermaye piyasalarında da bir küreselleşme yaşanıyor.

Eskiden ülke fonları varken, şu anda sırf bir ülkeye yatırım yapan fonlardan çok, gelişen ülke fonları, gelişmekte olan ülke fonları gibi daha global fonlara yönelim başladı. Bu fonlar çok büyük olduğu için, ancak İMKB-30'a yatırım yapabiliyorlar.

Son dönemde ülke fonlarına ilgi nasıl?

Piyasalar eskisi kadar izole değil ve artık global sektörel trendler daha önem kazandı. Bunu hem bizim gibi yabancı fonların hem de Merrill Lynch gibi büyük aracı kurumların analistlerine baktığımızda, daha net görüyoruz. Artık araştırmacılar, ülke bazında değil de, sektör bazında organize oluyor. Yani analistlerden biri sadece gelişen Avrupa piyasalarındaki bankacılık sektörüne, bir diğeri telekom sektörüne bakıyor. Ve yatırım kararı verirken Mısır'daki bir telekom şirketinin, Türkiye'deki bir telekom şirketiyle karşılaştırmasını yapıyor.

Eskiden ülke fonlarına talep vardı ve yatırımcılar beklentilerine göre bu fonlardan alırdı. Şu anda ise ilgi daha çok bölgesel ve küresel fonlara kaydı. Örneğin bizim gelişen piyasa fonlarımızda yaklaşık 4 milyar dolar var. Bu fonlar vasıtasıyla Latin Amerika, Asya ve gelişen Avrupa olmak üzere üç bölgeye de yatırım yapıyoruz.

Peki bu fonların içinde Türk hisse senetlerinin payı nedir?

Türkiye, gelişen Avrupa bölgesinde, Güney Afrika'dan sonra yatırım yapılması gereken ikinci büyük ülke. Şu anda gelişen Avrupa'da, Türkiye'nin payı yüzde 10 civarında. Gelişen Avrupa'nın da dünyadaki gelişen piyasalardaki payı yüzde 28-29 civarında. Dolayısıyla, Türkiye'nin de dünyadaki gelişen piyasalardaki payı yüzde 2,8-3 civarında.

Borsada, ilk 5 aydaki performans ortada. Size göre yıl sonuna kadar İMKB’de nasıl bir trend izleyecek?

Yaz aylarına giriyoruz. Bu dönemde turizm gelirlerine bağlı döviz girişiyle, ödemeler dengesi rahatlayacak. Faizler üzerindeki baskının da azaldığı bir dönem olacak. Yani haziran ve temmuz aylarını atlattıktan sonra daha rahat bir döneme gireceğimizi umuyorum. Yılın son çeyreğinde de borsanın yönünü programın ne kadar uygulandığı belirleyecek. Bunu da şimdiden tahmin etmek çok zor.

Peki bu ortamda potansiyel taşıyan hisse senetleri için ne diyeceksiniz?

Gelecek vaat eden hisse senetleri tabii ki var. Bu yıla yüksek döviz borcuyla giren ve satışları TL olup, girdileri dolar olan şirketler krizlerden çok olumsuz etkilendi ve finansal tabloları çok bozuldu. Bu nedenle yatırım yaparken bilançolar çok iyi incelenmeli.

Sektör bazında baktığımızda da krizlerin bazı sektörleri daha olumsuz etkilediğini görüyoruz. İç talebin durma noktasına gelmesi nedeniyle, otomotiv, beyaz eşya gibi sektörler krizlerden en çok darbe yiyen sektörler oldu. Ancak, bu sektörlerde de ihracat esnekliğine sahip şirketler, krizi minimum zararla atlatabildiler. Ayrıca, 2002 yılının bu sektörler için çok daha iyi geçmesi bekleniyor ve daha uzun vadeli bakan yabancı yatırımcılar şimdiden bu beklentiyi satın almaya başladılar.

Size göre bu yılın gözde sektörleri hangileri olacak?

Aslında bu krizlerden etkilenmeyen sektör yok gibi. Avantajlı durumda olan sektörlerden bazıları, gıda, biracılık ve perakende. Biracılık sektörü, turizm sektörünün canlanmasından olumlu etkilenecektir. Gıda ve perakende, temel ihtiyaca dayalı sektörler oldukları için, defansif özelliklere sahipler.

Peki bankacılık sektöründe nasıl bir trend bekliyorsunuz?

Bankacılık sektörüne baktığımızda, kısa vadede olumsuz gibi görünen gelişmeler, uzun vadede çok daha sağlıklı bir bankacılık sektörüne işaret ediyor. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması ile birlikte, haksız rekabet ortadan kalkacak, sağlam sermaye yapısı, iyi bir dağıtım ağı ve alt yapısı olan bankalar, çok daha avantajlı bir konuma geleceklerdir.

“DOĞRUDAN SERMAYE GİRİŞİ ŞART”

Yabancı yatırımcılar sermaye piyasalarına karşı daha ilgili, ancak doğrudan yabancı yatırımlar yok denecek kadar az...

Evet, Türkiye'ye doğrudan yabancı sermaye çok az geliyor. Miktar olarak sadece 1 milyar dolar civarında, yani GSMH'nin yüzde 0,5'i kadar. Doğu Avrupa ülkelerine baktığımızda bu oranın yüzde 5 seviyelerinde olduğunu görüyoruz. Bizde de bu rakam yüzde 5 olsaydı, her yıl 10 milyar dolar kadar sermaye girişi olurdu. IMF'den aldığımız para zaten 16 milyar dolar. Her yıl 10 milyar doların girmesi ve bu paranın da borsaya değil, uzun vadeli yabancı sermaye yatırımı olarak gelmesi Türkiye için çok iyi olurdu.

Bugüne kadar makro ekonomik ve politik istikrarın olmaması ve yasal çerçevenin tam olarak oturmamış olması, yabancı yatırımcıları Türkiye'ye doğrudan yatırım yapmaktan uzak tutmuş. Ancak, önümüzdeki beş-altı yıl içinde, doğrudan yatırımların çok büyük ölçüde artacağı düşüncesindeyim. Türkiye Avrupa için çok büyük ve önemli bir pazar.

“TÜRKİYE DAHA AVANTAJLI”

Ekonomilerde global bir yavaşlama yaşanıyor. Bunun gelişmekte olan piyasalara, dolayısıyla Türkiye'ye etkisi ne olacak?

Hem Amerika hem de Avrupa yavaşlamaya giriyor. ABD'de geçen yıl yüzde 5 olan büyümenin, bu yıl yüzde 3,3'e, Avrupa'da ise yüzde 3,5'tan yüzde 2,9'a düşmesi bekleniyor. Dolayısıyla ABD'de daha sert bir düşüş yaşanacak. Latin Amerika piyasaları ABD ile olan yakın bağları sebebiyle, bu yavaşlamadan olumsuz etkileneceklerdir. Aynı zamanda Asya ülkeleri teknoloji ağırlıklı ihracata dayalı olduğu için, orada da problem var. Dolayısıyla genel olarak global konjonktürü de takip etmek lazım. Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişen Avrupa bölgesi, diğer iki bölgeye göre daha avantajlı görünüyor.

Gelişen Avrupa piyasalarına baktığımızda İsrail politik belirsizlik ve barış sürecindeki problemlerden dolayı zor bir dönem geçiriyor, Mısır'da çok büyük bir ekonomik durgunluk yaşanıyor, Rusya yatırımcılara güven veren bir ülke değil. Bu çerçevede ele aldığımız zaman, herkes çok iyi durumda da Türkiye çok kötü durumda gibi bir şey söz konusu değil. Ayrıca IMKB, gelişen Avrupa bölgesinde, Güney Afrika'dan sonraki en büyük borsa olma özelliğini koruyor. Türkiye'nin bir çok endeksteki ağırlığı nedeniyle, birçok fon Türkiye'de belli bir yatırımı zaten bulundurmak zorunda. Bu nedenle ne olursa olsun söz konusu fonlar Türkiye'den tamamen kaçamıyor. Bu çerçevede, Türkiye'nin diğer ülkelere göre birçok avantajı olduğunu bile söyleyebiliriz.


 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER