Capital'e abone olun.
YENİ ÜRÜNLERİ OTLA, BÖCEKLE YARATIYORLAR!

Yeni Ürünleri Otla, Böcekle Yaratıyorlar!

1997’de yazdığı kitap, inovasyon dünyasına yepyeni bir bakış açısı getirdi. Biyolojist Janine Benyus, “biyomimikri” kavramını ortaya koyan ilk kişiydi. Doğadan ilham alan fikirlerle inovasyon yarat...

Son Güncelleme: 01.05.2009

1997’de yazdığı kitap, inovasyon dünyasına yepyeni bir bakış açısı getirdi. Biyolojist Janine Benyus, “biyomimikri” kavramını ortaya koyan ilk kişiydi. Doğadan ilham alan fikirlerle inovasyon yaratılabileceğini savunuyordu. Bu fikrini de farklı sektörlerde yeni ürünler yaratarak iş dünyasına kanıtladı. Kurduğu Biomimicry Guild adlı şirket Nike, GE ve Boeing gibi devlere danışmanlık hizmeti veriyor. Benyus, “Şirketler bize inovasyonda hangi noktalarda zorlandığını anlatıyor ve biz de doğada bu zorluğu aşan örnekleri araştırıyoruz. Sadece ürünün tasarım değil, üretim, pazarlama ve ambalaj süreçlerini de onlarla birlikte düşünüyoruz” diyor. Benyus’a göre gelecekte doğadan ilham alan ürünler giderek artacak.

 

 “Hayvanlar, bitkiler ve mikroplar mükemmel birer mühendis. Neyin doğru işlediğini ve en önemlisi dünya üzerinde neyin bozulmadan kalacağını buluyorlar.” Bu sözler 1997’de iş dünyasına “biyomimikri” kavramını getirmiş isme, biyolojist Janine Benyus’a ait. “Biyomimikri: Doğadan İlham Alan Yenilik” kitabı ilk çıktığında Benyus, inovasyona getirdiği tamamen farklı bir bakış açısıyla dikkat çekti. Sürekli yenilik yaratmak için didinen şirketlere, hemen yanı başlarındaki tabiat anayı taklit edebileceklerini açıklıyordu. Benyus’a göre doğanın 3,8 milyar yıllık araştırmalarından ardında net bir gerçek yatıyor: Doğadaki fosiller başarısızlık örnekleri ve hayatta kalmanın gizemi etrafımızda saklı.

Benyus, geçen 10 yılı aşkın zamanda biyomimikrinin başarılı örneklerini verdi. Deniz kabuklarının spiral formundan esinlenen pompalar, ormanın ahenkli dokusundan ilham alarak yaratılan halılar ve mercanların oluşumunu taklit eden çimento üretimine kadar pek çok yeniliğe imza attı. Doğadaki modelleri inceleyip, doğanın tasarımlarını taklit ederek problemlere çözüm getiren bilim adı olarak açıkladığı biyomimikriyi bir standart olarak benimsetmek için Biomimicry Institute’u  kurdu. Biomimimcry Institute kâr amacı gütmeyen, eğitim odaklı bir organizasyon. Benyus’un kendi gibi biyolojist olan Dayna Baumeister ile birlikte Biomimicry Guild adlı danışmanlık şirketi, alanında tek ve şirketlerin inovasyon süreçlerine yardım ediyor. Müşterileri arasında Nike, P&G, Boeing, Seventh Generation gibi büyük şirketler yer alıyor. Bu şirketlerin problemlerine doğadan, inovatif çözümler getiren Benyus ve ortağı, sadece yeniliğin tasarımında değil pazarlanmasında ve ambalajında da danışmanlık yapıyor. Hatta bir adım daha ileri giderek bu şirketlere daha kolektif çalışmaları için organizasyonel danışmanlık hizmeti de veriyor.

3,8 milyon yılını Ar-Ge’ye harcayan ve 10 milyon tür barındıran doğa ananın çözümlerini şirketlere aktaran Janine Benyus ile ortaya koyduğu biyomimikri kavramını, inovasyon süreçlerine kattığı avantajları ve tabiat anayı taklit etmenin püf noktalarını konuştuk:

- Şirketler doğadan ilham almayı nasıl öğrenir? Siz şirketlere inovasyon süreçlerinde nasıl yardımcı oluyorsunuz?
Biomimicry Guild adını verdiğimiz bir danışmanlık şirketimiz var. Çeşitli alanlardaki  mühendisler, biyologlar, mimarlar ve kimyacılardan oluşan 12 kişilik bir ekiple çalışıyoruz. Biyologlarımız tasarım masasında görev alıyor.

Şirketler bize aşmakta zorlandıkları noktalarda başvuruyor, hangi fonksiyonlarda zorlandıklarını aktarıyor. Biz de doğada bakterilerden tek hücrelilere bitkilerden hayvanlara kadar bu zorluğu aşan tüm örnekleri araştırıyoruz. Arılardan zebralara kadar yani A’dan Z’ye bir rapor hazırlıyoruz. Şirketin yaşadığı zorluğu hangi canlının nasıl aştığını belirliyor ve en uygun stratejileri sunuyoruz. Fikirlerin ortaya çıktığı beyin fırtınası raporlarımızı 1 ila 4 ay arası değişen bir sürede tamamlıyoruz.

Şirketler bu stratejilerin hangisini uygulayabileceklerine, ne tarz bir ürün çıkarabileceklerine karar veriyor. Ardından bu ürünü, sistemi yaratmaya çalışıyorlar. Biz de şirketle birlikte doğanın bu kodlamayı nasıl yarattığını, doğada nasıl üretildiğini bulmaya çalışıyoruz. Bu ürünün tasarımını, nasıl üretileceğini, pazarlamasının ve ambalajının nasıl olması gerektiği gibi ayrıntılarını da düşünerek şekillendirmeye çalışıyoruz.

Tasarım masasına her aşamada doğadan fikirler getiriyoruz. Bu, bir fanın üretimi de, deniz suyundan tuzu ayıran bir sistemin yaratılması da olabiliyor. Hatta çok daha kapsamlı projelerde yer alıyoruz. Örneğin son bir yıldır HOK mimarlık şirketi ile Hindistan Lavasa’da doğadan esinlenen ve kendi ekosistemine sahip bir konut bölgesi yaratmayı amaçlıyoruz.

- Biyomimikri anlayışıyla hangi şirketlere ne gibi çözümler ürettiniz?
Örneğin en başarılı çalışmalarımızdan biri, hastanelere, ofislere ya da okullara döşeme halı üreten Interface Ink ile gerçekleştirdik. Yepyeni bir halı döşeme yöntemi geliştirdik. Doğanın nasıl çözümler ürettiğini incelerken, yapraklarla kaplı bir ormandaki ahenki fark ettik, elinize rastgele aldığınız bir tek yaprağın aslında bütünle uyumlu olduğunu kavradık.

hedİşte buradan aldığımız esinle, neden her halı parçasını tamamen farklı bir dizaynla yapmayalım diye düşündük. Böylece Interface Ink bir eskiz halı üretti, farklı desenlere sahip bu halıyı parçalara böldü. Böylece bir puzzle’ın parçaları gibi halı parçalarına sahip oldular. Bu parçalar birbirinin aynı değildi ama birbiriyle uyum içindeydiler aynı orman dokusu ve yaprak örneğinde olduğu gibi… Bu yeni halı dizaynıyla bir halı parçası zarar gördüğünde uygun parçayı yerleştirmek çok kolaylaşıyordu. Hem birbirinden farklı dizaynlarda halılara sahip olmak, hem bu parçaların ahenk içinde bir arada olabilmesi üretim süreçlerini kolaylaştırdı. Interface bu yenilik sonrası doğada olan renklerle halı üretmeye başladı. Her halı yansıtmak istediği ortamın, ki bu yere düşmüş sonbahar yaprakları ya da nehir kenarında taşlar olabiliyor, rengiyle birebir aynı tasarlanıyor. Bu tarzda üretilen Entropy halılar, Interface Ink’in en çok satan ürün oldu. Bugün şirketin satışlarının yüzde 40’ını bu halılar oluşturuyor. Ayrıca bu halılar üretimde ve kurulumda da çok az çöp çıkarıyorlar.

-Başka bir örnek daha var mı?
Bir örnek daha… Colombia Forest Products, sualtında kendilerini zamklamayı beceren deniz midyelerini taktik ederek yeni bir ahşap yapıştırıcısı yarattı. PureBond isimli ürün böyle ortaya çıktı ve tüketici tarafından hızla talep gördü.

- Bu başarılı örnekler sonrası sanırım diğer şirketler de bu alanda kafa yormaya başladı…
Tabii, bizim danışmanlık vermediğimiz şirketlerin kendi inovasyon süreçlerinde yarattıkları da çok sayıda yenilik var. Japon JRWest şirketi, hızlı ekspres trenler üretiyor. Hızlı trenler hava basıncı nedeniyle tünellerden çıkarken çok fazla ses çıkarıyordu. Şirket bu sorunu çözmek için kolları sıvadı. Shinkansen serisi trenleri yaratan Eiji Nakatsu, aynı zamanda bir kuş gözlemcisiydi. Bu sorun için kuşların nasıl bir çözüm ürettiğini inceledi ve yalıçapkını isimli minik ama gayet hızlı ve etkili bir avcı olan kuş türünün suya girişte basınca gayet dayanıklı olduğunu, suya girerken hiç su sıçratmadığını fark etti. Kuşun gagasından esinlenerek trenin formunu yeniledi. Uzun burun formuna sahip yeni 500-serisi Shinkansen trenleri, yüzde 10 daha hızlı gitmeye başladı. Bu trenler hava basıncını yüzde 30 oranında indirmeyi ve elektrik kullanımını yüzde 15 azaltmayı da başardı.

- Örnekleriniz gerçekten çok ilginç… Başka endüstrilerden de örnekler verebilirseniz sevinirim…
Bir örnek de çimento sanayinden vereyim… Bir çimento üreticisi Calera, okyanusdaki mercan oluşumunu örnek alarak CO2 üretimi azaltabildiği bir sistem yarattı. Okyanus suyundaki CO2’yı almaktansa, mercan oluşumunda olduğu gibi deniz suyunun içindeki magnezyumu ve kalsiyumu ayırarak CO2 elde etti ve bunu beton yapımında kullandı. Bu inovasyonla Calera, karbon salımını yüzde 90 oranında azaltmayı başardı.

- Biyomimikri yaklaşımı şirketlere inovasyon sürecinin ötesinde ne gibi avantajlar sağlıyor?
Bu yaklaşım şirketlere asalet katar. Bath Üniversitesi profesörlerinden Julien Vincent’in yaptığı bir araştırma, çok ilginç sonuçlar ortaya koyuyor. Vincent, TRIZ adını verdiği sistemle yeniliklerinin nasıl yaratıldığına bakıyor. Fark ediyor ki, insanların yarattığı yeniliklerle doğadaki çözümler çok az örtüşüyor. Yüzde 88’inde sonuçlar farklı çıkıyor ve aslında problem insan eliyle değil, doğa tarafından çözülüyor. İşte aslında bu sonuç, şirketler açısından çok önemli.

Bugün tüm şirketler, sürdürülebilir, yeni ve asil teknolojiler arıyor. Biyomimikri onlara hem asil, hem temiz hem yeni teknolojiyi yenilikleri yaratma fırsatları veriyor. Doğadan aldıkları bu inovasyonlarla enerji ve hammadde kullanımında, maliyet ve vergilerinde tasarrufa gidiyorlar. Sonuçta bize başvuran şirketler daha çevreci çalışmak, daha çevreci proseslere geçmek, daha yeşil ürünler yaratmak istiyor. Doğanın nasıl yaptığını anlamaya çalışıyorlar ve biyomimikri bu noktada yardımcı oluyor.

- Ama şirketler için hem çevreye saygılı hem tutumlu olmak ilk etapta oldukça zor. Bu dengeyi nasıl kurmaları gerekiyor?
Bence şirketler daha düşük maliyetlerle, daha az enerjiyle çalışmaya alıştı. Kimi şirketler bu yola 10 yıl önce girdi, şu an ise epey güçlü pozisyondalar. Çünkü şimdi daha az hammadde gideri ödüyorlar. Daha az atık üretiyorlar. Bu yolda geçtikleri zorlu süreçten ve yatırımlardan sonra temelde yalın ve güçlü hale geldiler.

Bu şirketler tasarruf etmenin yanında daha mutlu hissedarlara sahipler. Daha da önemlisi müşterileri daha sadık. İşe alımlarda da artık kişiler, belli bir sosyal yanı olan, çevreci geçmişe sahip, belli bir sosyal amacı olan firmalarda işe girmek istiyor. Bu da daha yetenekli ve akıllı insanları çekmelerini sağlıyor.

- Peki sizce hangi şirketler doğadan yaratılan inovasyonlarda daha başarılı?    
Şu anda doğadan taklit edilen inovasyonlar üzerinde çalışan şirketleri söyleyeyim… Boeing, Nike, GE, Interface Ink, Calera, P&G, Seventh Generation ve HOK Mimarlık….

- Biyomimikri anlayışınızı başlarda çalıştığınız şirketlere anlatmada sorunlar yaşadığınız oldu mu?
Evet, tabii… Yeni bir yaklaşımdı, şirketler doğadan öğrendiklerini nasıl adapte edeceklerini kestiremiyorlardı. Bu anlayış, tasarım tarafında daha kabul edilebilirdi. İnovasyonu yaratanlar için, Ar-Ge çalışanları için fikirlere, yeniliğe çok açık oldukları için bu anlayışın benimsenmesi daha hızlı oldu. Doğadan esinlenmenin değerini de kavrıyorlardı ancak ortaya konacak yeniliğin proseslerinin sürekliliği konusunda düşünceleri vardı. Doğadan aldıkları ilhamı üretim, tasarım ya da pazarlama aşamasına taşıma noktasında soruları vardı. Biz de tasarım masasının Ar-Ge’nin ötesine geçerek yöneticilere gitmeye başladık.

Biyologlar olarak tasarım inovasyonunu da aşarak yönetim odalarına girdik. Böylece fark ettik ki daha çevreci ürünler yaratmak isteyen şirketler, aynı zamanda kurum olarak da daha yeşil olmaz arzusundaydı. Biz de tüm şirkete bir ekosistem olarak bakmaya başladık. Aynı yemek zincirinde olduğu gibi ‘şirketin bir atığı, bir tedarikçisinin hammaddesi olabilir mi’ diye inceledik. Bu da bir şirketin sanayi zincirini oluşturdu.

- Bu durumda şirketlerin organizasyon şemalarını da etkilemeye başladınız, öyle mi?   
Aslında evet, şirketlerin organizasyon genişlemelerinde görev aldık. Çünkü, doğadaki ekosistemdeki dengelerle ve rollerle şirket içindekiler aslında çok benzer. Ayrıca doğadaki işbirliği ve rekabeti de detaylı olarak inceledik. Özellikle işbirliği ve menfaate dayalı ilişkiler şirket organizasyonundakilerle inanılmaz benzer. Şirket içindeki sistem olgunlaştıkça ve karmaşık hale geldikçe menfaate dayalı ilişkiler ve işbirlikleri artıyor. Şirket içi daha kollektif çalışması noktasında çalışmalar yaptık. Bu tip çalışmaları Seventh Generation ve Interface Ink için gerçekleştirdik.

Biyomimikri’nin Geleceği Nasıl Olacak?

3,8 Milyar Yıllık Deneyim
Hayvanlar, bitkiler ve mikroplar mükemmel birer mühendis... Neyin işlediğini, neyin uygun olduğunu ve en önemlisi dünya üzerinde neyin bozulmadan kalacağını buluyorlar. Bir gerçek var ki 3,8 milyar yıllık araştırmalar ve gelişmelerden sonra, fosiller birer başarısızlık örneği ve hayatta kalmanın gizemi etrafımızda saklı.

Üniversitelerde Ders Oldu
Aslında biyomimikrinin gelecekte bir tasarım ve inovasyon standardı haline geleceğini düşünüyorum. Şu an Biomimikri Enstitüsü’nde bunun için çalışıyoruz. Şu an farklı üniversitelerde 20 profesör biyomimikri üzerine dersler veriyor ve öğrencilerini yetiştiriyor. Üç kolej biyomimikriyi yan ders olarak veriyor. Artık mimarlık, biyoloji ya da tasarım okuyan öğrenciler biyomimikri dersleri görecekler.        

Doğanın En İyi 100 Teknolojisi
“Nature's 100 Best Technologies” adıyla yeni bir kitap yazıyorum. Bu kitap 2010 yılında raflarda olacak. Kitapta doğadan taklit edilmesi gereken fikirleri yazıyorum, bu kitapta hangi alanlarda neler yapılabilceğini 100 fikir ile açıklıyor olacağım. Kitapta daha önce esinlenilen örnekleri de veriyorum. Örneklerini asknature.org adlı web sitemde bulabilirsiniz, uygulanan 25 fikri orada aktarıyorum.

Tüketiciyi Tavlayacak Ürünler
Evet, gelecekte doğadan esinlenen daha çok ürün yaratılacağı kesin. Tüketiciler sorusuna gelince… Bence, bu ürünlerle daha çok tavlanacak.  asknature.org sitesini de mimarlar, biyologlar, Ar-Ge çalışanları için bir kaynak noktası olarak görüyorum. Doğadan çözümleri bulabilir, fonskiyonel zorluklarını yazabilirler, kalıcı ürünler yaratmak için çalışabilirler.

Fikri Doğadan Aldılar

Deniz Kabuğunun Kıvrımlı Pompa
Merkezkaç kuvvetli pompalar büyük miktarlarda enerji harcıyor aynı zamanda titreşim yaratıyor ve verimi düşürecek boşluklara neden oluyordu. Bu sorunlara çözüm bulmak için doğadan ilham alınarak deniz kabuğu gibi spiral formlu yeni bir pompa modeli geliştirildi. Amerikan Pax şirketi bu yeni ürünü, kıvrımları sayesinde yüzde 20 ila 40 arasında daha az elektrik kullanıyor. 2-3 kat daha sessiz çalışıyor. Pax, bu etkili spirali havacılık, uzay, ilaç, havalandırma sistemleri ve rüzgar tribünleri gibi farklı alanlarda uygulamak için çalışıyor.

Arı Peteklerinden Esinlenilen Teleskop
Arizona Üniversitesi’ne bağlı Steward Observatory Mirror Laboratuvarı’nda üretilen devasa teleskop aynalarının ilham kaynağı arıların bal petekleri. Arıların altıgen bal peteklerinden esinlenerek yaratılan aynalar, hem ağır değiller hem havanın geçişine izin veriyor. 8,5 metrelik aynaların her birini ağırlığı 23.5 ton. Sert, dayanıklı ama alternatiflerine göre oldukça hafif olan aynalar, Kuzey Şili’de yapılacak dünyanın en büyük teleskopunun parçaları olacak. Havanın devir daim edilmesini sağlayan bu aynalar, teleskopun camını soğuk tutacak ve böylece görüntü daha net olacak.

Istakoz Gibi Dayanıklı Cep Telefonu
Cep telefonlarında dayanıklılık üzerinde pek çok araştırmalar yapılıyor, Motorola da bu noktada doğanın dayanıklılığa nasıl çözüm bulduğunu inceledi. Istakozların kitin ve kalsiyum karbonattan oluşan sert, dayanıklı kabuklarının kalitesine ulaşmak isteyen Motorola, kabuklu hayvanlar üzerinde bir süre çalıştıktan sonra i560 modelini yarattı. Bu model, polikarbonat ve kauçuk benzeri bir plastikle kaplayarak ıstakozla aynı dayanıklılığı elde etti. İ560 askeri standartları karşılaması için darbeye, kire, sarsıntıya ve ısı değişikliklerine dayanıklı hale getirildi.

Ağaçkakan Gagası Gibi Balta
100 yıldan uzun zamandır piyasada olan İtalyan spor firması Camp’ın tasarımcıları buz baltasının üretilirken ağaçkakandan örnek aldılar.  Tasarımcı Franco Lodato’ın yarattığı buz baltası, ağaç gövdesini saniyede 25 kez gagalayabilen usta oymacıları taklit etti. Tasarımcı baltanın ağaçkakana benzemesi için ön tarafına bir mil koymuş ve omurgayada hafif bir kavis vermiş. Böylece darbeler daha etkili ve verimli olmuş. Bu camp şirketinin en çok satan ürünü. 

Hindistan’da Doğayı Taklit Eden Konutlar
-HOK Mimarlık ile çalıştığınız şehir projesinden bahsetmiştiniz. Bu projede bir şehir kendi ekosistemini nasıl oluşturabiliyor?

Her Adımda Biyomimikri Hok
ile çok ciddi bir projemiz var. Dediğim gibi Hindistan Lavasa’da yaptıkları konut bölgesinde her adımda biyomimikriyi uygulamaya karar verdiler.

Kendi Kendine Yeten Binalar
Tamamen kendine yetebilen kendi ekosistemine sahip binalar için çalışıyoruz. Fikir, kendi su kaynağını yaratan ve temizleyebilen, kendi enerjisini sağlayan ve kendini yenileyen binalar yaratmak.

Tüketen Değil Sürdürülebilir Yerleşim
Sadece doğadan alan ve tüketen değil aldıklarını yerine koyabilen ekosisteme değer yaratan binalar yaratmayı hedefliyoruz. Binaların doğanınki gibi kendi ekosistemlerini yaratmaları için çalışıyoruz.

Havayı Da Kendi Temizleyecek
Çöpleri depolamak, geri dönüşüm, suyu ve havayı temizlemek, biyolojik çeşitlilik için yeni yollar bulmaya çalışıyoruz.

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER