
Kozmetik sektörünün en güçlü markalarından biri olarak da dikkat
çekiyor. Şirketin öyküsü ise bir hayli ilginç. Oriflame Yönetim Kurulu
Başkanı ROBERT AF JOCHNICK, iki kardeşiyle birlikte sektörde hiç
deneyimleri olmadan bu işe girme cesareti gösterdiklerini söylüyor.
Doğrudan satış işine inançlarının onları bir kozmetik devi haline
getirdiğini belirtiyor. İlk 7 yıl hiç kâr etmediklerini itiraf ediyor ve
"Yine de yılmadık. Bu işe olan inancımızla ve doğru hamlelerle bugün
1,5 milyar Euro'luk bir şirket haline gelmeyi başardık" diye konuşuyor.
Oriflame, dünyanın önde gelen kozmetik markalarından biri. Doğrudan
satış modeliıin ise en başarılı temsilcieriııden... Şirketin şu anki
yönetin kurulu başkanı Robert Af Jocnick, bu işi kardeşleriyle birlikte
tam bir girişimci gibi düşünerek kurduklarını söylüyor. İlk başlarda çok
sıkıntı çektiklerini itiraf ediyor. Hatta ilk 7 yıl kâra
geçemediklerini ama doğru insan kaynağına ulaşarak başarıyı
yakaladıklarını belirtiyor. Oriflame, asıl gücünü reklam yapmak yerine
eğitimli satış danışmanlarıyla doğrudan müşteriye ulaşarak elde etmiş
durumda. Johnick, sektörde bu vizyonla geldikleri yeri ve Türkiye
pazarıyla ilgili planlarını şöyle anlatıyor: "Toplam 3 milyon 600 bin
satışdanışmanımızla 60 ülkede faaliyet gösteriyoruz. AR-GE'de çalışan
100 bilim adamımız da her yıl 350 yeni ürün çıkarıyor. Son dönemde
ağırlıklı olarak Asya ülkelerinde büyüyoruz. Türkiye pazarını yükselen
yıldız olarak tanımlıyoruz. Hatta Türkiye, en büyük pazarımız olmaya
aday." Oriflame Yönetim Kurulu Başkanı Robert Af Jocnick'le markanın
büyüme öyküsünü, örnek iş modelini, şirketin geldiği yeri ve
kozmetikteki yeni trendleri konuştuk:
Capital: Oriflame'i kurmadan önce ne yapıyordunuz?
- Stockholm Ekonomi Üniversitesi'nden mezun oldum. Coca-Cola'da
çalışmaya başladım. 27 yaşındayken Coca-Cola'nın Brüksel
organizasyonunda ardından İskandinav ülkelerinde görev yaptım.
Coca-Cola'nın o bölgedeki CFO'suydum. Benden 3 yaş büyük olan ağabeyim
de aynı dönemde Frankfurt'taki Polaroid şirketinde çalışıyordu. Yani her
ikimiz de büyük şirketlerde görev yapıyorduk. Çok gençtik ve bir
mücadelenin içine girmek istiyorduk. Kendi şirketimizi kurma hayalimiz
vardı. Fırsatlarla dolu bir hayatın içindeydik. En büyük ağabeyim, bir
kozmetik şirketinin franchisee'sini almıştı. Onlar da doğrudan satış
yapıyordu. Bu şirket başarısız olup iflas etti. Bunun üzerine en büyük
ağabeyim, "Böyle bir iş modeli ve bu sektör çok iyi. Neden böyle bir iş
kurmuyorsunuz" diye sordu. Daha önce Fransa'daki Electrolux için de
çalışmıştım. Orada birkaç ürün için doğrudan satış yapmıştım. Yani
doğrudan satışı biraz biliyordum. Bu nedenle "Neden olmasın" diyerek bu
işe başladık.
Capital: İlk yıllarda en çok zorlandığınız konu ne oldu?
- Şirketi İsveç'te kurduk. O zamanlar İsveç sosyalist bir ülkeydi. Her
şey çok sınırlanmış ve yasaklıydı. Dolayısıyla zor bir pazarda bu
şirketi kurduk. Risk sermayesi denilen bir şey yoktu. Bankaların risk
sermayesi ya da nakit para akışı çok sınırlıydı. Bizim gibi küçük
şirketlerin bankalardan para alması çok zordu. 300 bin dolarımız vardı
ve 10 bin dolar kredi aldık. Tüm paramız bu kadardı. Bu noktadan sonra
şirketin hayatta kalması için çalıştık. Yaşadığımız en büyük zorluk,
kaynak bulma konusunda oldu.