Capital'e abone olun.
ENDEKSİN HEDEFİ YIL SONUNDA 28.500

Endeksin Hedefi Yıl Sonunda 28.500

Finans Portföy Genel Müdürü Zafer Onat, piyasalar için, genel beklentinin ötesinde değerlendirmeler yapıyor. İMKB’de hızlı bir yükseliş beklemiyor, doların 1.3’ün bir daha altına inmeyeceğini söylü...

Son Güncelleme: 01.04.2005

hedFinans Portföy Genel Müdürü Zafer Onat, piyasalar için, genel beklentinin ötesinde değerlendirmeler yapıyor. İMKB’de hızlı bir yükseliş beklemiyor, doların 1.3’ün bir daha altına inmeyeceğini söylüyor. “Faizde 15-16 seviyeleri çok zor” diye konuşuyor. Ona göre, AB beklentileri satın alındı ve Mayıs ayındaki Fransa’daki referandum öncesinde büyük bir hareket zor görünüyor. Onat, “Türkiye’ye çok büyük paraların gireceğini düşünmüyorum. AB hikayesi piyasa tarafından kanıksanmaya başlıyor” diyor.

Aralık ayında hızlı bir yükseliş trendine giren borsa, bu performansını Şubat ayında da korudu. Ancak, mart ayında, yurtdışı piyasaların da etkisiyle kâr realizasyonları yaşandı. Endeks, 28.500 düzeyinden, seans içinde 23.900’lere kadar geriledi.

Finans Portföy Genel Müdürü Zafer Onat, mayıs ayında yapılacak Fransa’daki referanduma kadar kârın realize olmaya devam edeceğini düşünüyor. Son 10-15 günde piyasada önemli bir yabancı satışının olduğunu söyleyen Zafer Onat, daha önce Türkiye’ye yatırım yapmamış olan yeni yabancıların geldiğini söylüyor.

Ona göre, daha önce gelişmekte olan piyasalar içinde değerlendirilen Türkiye’yi artık bazı kurumlar Avrupa çatısı altında konumlandırmaya başladı. Bu da Türkiye’ye yönelik potansiyel alıcıların artmasını sağlayacak. Onat, temkinli bir tahminle endeksin yıl sonunda 28 bin seviyelerini aşmayacağını düşünüyor.

En önemli hareketin dövizde yaşanacağını söyleyen Zafer Onat, doların 1.300 seviyesinin altına inmeyeceğini 1.300-1.650 arasında hareket edeceği tahmini yapıyor.

Finans Portföy Genel Müdürü Zafer Onat, piyasalara ilişkin beklentilerini şöyle anlattı:

Şirketiniz fon yönetiminde nasıl bir strateji izliyor?

Fon yönetirken mutlak bir stratejiden söz etmemiz çok mümkün değil. Biz portföy yönetimi şirketini kururken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yaşamanın avantajını kullandık. Yurtdışında hangi piyasalarda, hangi şirketler başarılı oluyorsa, biz de kendimizi ona göre şekillendirdik.

Şirketimiz 2000 ‘de kuruldu. Fonlarımızı, bu işin en iyi yapıldığı yer olarak gördüğümüz Amerika’daki bir portföy yönetim şirketinin küçük bir kopyası şeklinde oluşturduk. 9 yatırım fonumuz ve bir borsa yatırım fonumuz(DJIST) bulunuyor. Her birinin belirgin stratejileri var.

Başlangıçtan itibaren fonlarımızı kendi stratejilerine ve yönetim felsefelerine göre ayırdık. Mesela değer fonumuz, değer vaat eden şirketlere yatırım yapan, borsa ucuzken yüzde 100’ün üzerine çıkan, pahalıyken yüzde 25 seviyesine inen bir yatırım fonu. 2000’den bugüne bu fonumuz tüm A tipi fonlar arasında en iyi performansı sergileyenlerden bir tanesidir. Bu nedenle bizim amacımız yatırımcılara çeşitli ürünler sunabilmektir. Paranızı verin her koşulda size en iyi getirileri getiririz diye bir iddiamız yok.

Endekste bir düşüş trendi var. Bu trend ne kadar sürer?

Son dönemde dövizin, faiz ve hisse senedinin yönü tamamıyla para giriş çıkışı ile doğru orantılı. İş, değerleme esasından biraz uzakta. Para girdiği sürece kimsenin değerlemeye baktığı yok.

Son dönemde Avrupa Birliği ülkesi olma hikayesi hep satın alındı. Onun neticesinde geçtiğimiz Aralık 2004’ten Şubat ayının sonuna kadar Türkiye’de bayağı bir portföy yatırımı yapıldı. Gözlemlediğimiz kadarıyla özellikle yurtdışından birçok yeni yatırımcı Türkiye’ye geldi. Türkiye’yi alalım diye bir moda oluşuyor, bu şekilde alım yapıyorlar.

Faiz, şubat sonunda 16 bileşiklere kadar gelmişti. Mesela bu 16 bileşik bizim yıl sonu için öngördüğümüz rakamdı. Bu rakam daha ikinci ayın sonunda gelince insanlar bir miktar tedirgin oldular. Çünkü, baktığımızda beklenen enflasyon yüzde 8-8,5 düzeyinde, bir yandan Amerika faizleri artırıyor. O zaman faiz nereye kadar böyle gidecek diye insan soruyor. Nihayetinde bugün henüz kırılgan bir ekonomiye sahip ülke olma durumundan uzaklaşmış değiliz. Çok büyük bir borç stokumuz var. Bunun neticesinde gelişmiş bir piyasa çarpanıyla faize sahip olmak bize çok makul gelmiyor. Bununla beraber borsa da hareket etti. 28.500 seviyelerine kadar çıktı.

Bu çok yüksek bir seviye midir?

Tarihsel olarak endeksin görmüş olduğu 3.50, hatta 3.78 gibi bir rakam var ama buna çok takılmamak gerekir. Aslında şirketler 2 doların üstündeki seviyelerde pahalı. Şu an ki hareketi tamamıyla bir kâr realizasyonu olarak değerlendiriyorum. Altında neden aramaya gerek yok. IMF ile aramızdaki pürüzler geçtiğimiz aylarda da biliniyordu. Şimdi gündeme geliyor. Çünkü, insanlar hep bir neden arıyor. Birçok portföy yatırımcısı oldukça büyük paralar kazandı. Türkiye’de hazine bonosunda kazanılan para dolar bazında dünya üzerinde hisse senetlerinde bile kazanılmayan türden. Aralık’ta dolarınızı 1.400’den bozdunuz. Şubat’ın sonunda 1.250’ye düşmüştü, Merkez Bankası’nın müdahalesine rağmen. Yani, hiçbir şey yapmasanız bile yüzde 10 para kazanıyordunuz.

Bir de 21-22’den bono aldınız diyelim ki onda da faiz 16’ya düştü. Oradan da yüzde 7-8 civarında para kazanıyorsunuz. Yani 3 ayda yüzde 20’ye yakın reel para kazanmış oluyorsunuz. Tabii ki bunun realizasyonu çok normal.

Yani geçici bir durum. Tekrar yükseliş trendine girecek o zaman?

Yükseliş trendi derken esasında biz her şeyin değerleme esaslı çalışacağını düşünüyoruz. Türkiye’ye çok büyük paraların gireceğini düşünmüyorum. AB hikayesi piyasa tarafından kanıksanmaya başlıyor. Cari açık büyük bir tehlike. Bu nedenle döviz kurlarında bir hareketlenme bekliyorum. TL aşırı değerli. Bu açıdan baktığımız zaman TL’de bir düzeltme mutlaka gerçekleşecektir. Bu hızlı bir şekilde gerçekleşirse piyasadaki dengeleri daha sert bir şekilde bozabilir. Dolayısıyla, genel ekonomik hissiyat açısından negatif bir etki yaratabilir.

Fakat, makul bir hızda kur artışı şeklinde gerçekleşirse ve tüm dengeler yerine oturursa zarar verici bir sıkıntı ile karşılaşmadan bu dönemi atlatabiliriz. Faizde 18-19 seviyeleri Türkiye’nin mevcut borç stoku düşünülürse makuldür. Bütün dünyada enflasyonist bir baskı var. Ocak ayında Amerika’nın enflasyonu Türkiye’ninkinden daha yüksek çıktı. İnsanların kafasında soru işareti oluşturması gereken bir gelişme bence.

Sıcak para girişiyle biz bu olumlu ortamı sağlayabiliyoruz. Bir miktar işin içinde illüzyon var. Biraz daha dikkatli davranmak gerekir. Sonsuza kadar hisse senedi fiyatları yukarı çıkacak diye bir şey yok.

Endeksin hangi yönde seyir edeceğine ilişkin nasıl bir senaryo oluşturdunuz?

Mayıs ayında Fransa’da referandum var. O zamana kadar özellikle son dönemde oluşmuş kârın realize olmaya devam edeceğini ve bir iki ay daha böyle sıkıntılı bir dönem yaşayacağımızı düşünüyorum. Bundan kastım faizler 25-30’a çıkar, dolar 1.600-1.700’e fırlar değil. Ama insanların beklediği gibi faizin 15-16’nın altında gelmesini, endeksin 30-35 bin seviyelerine çıkmasını önümüzdeki dönemde çok ön görmüyorum.

Şu anda hükümetin önünde yüklü bir ajanda var, bunların yapılması gerekiyor. Reel ekonomiyle ilgili olumlu gelişmelerin kaydedilmesi gerekiyor. Türkiye borcu borçla çevirir yapıdan hala kurtulabilmiş değil. Bunlar da önümüzdeki 3-5 ay içinde düzelebilecek konular değil.

Ekonominin kırılganlığı yine bu sıcak para olarak tabir ettiğimiz olgunun üzerinde duruyor. Son 1-2 yılda halk dolara Euro’ya spekülasyon yapardı, şimdi TL’ye yapılıyor. İnsanlar dövizlerini herhangi bir değerlemeye bakmadan satıyorlar. TL bonolar, hatta çok uzun vadeli bonolar alıyorlar. Buradan spekülasyon aracılığıyla para kazanmaya hedefliyorlar. Benim en çok endişe ettiğim konulardan bir tanesi bu insanların herhangi bir nedenle paniğe kapılabilme ihtimalleri. İnsanlar TL’ye söylenildiği kadar alışkın değiller. Bu spekülasyon amaçlı bir para ikamesi. Nihayetinde insanlar bir gün pozisyonlarını realize etmek isterlerse bu TL üzerine değil yabancı para birimi üzerine olacak.

Yıl sonu için endeks tahmininiz nedir?

Yıl sonunda endeksin 28 bin seviyelerinde olacağını tahmin ediyorum. Ancak, tabii yıl sonunu tahmin etmek, bunu belirli unsurlara dayandırmak zor. Çünkü, piyasalarda çok hızlı değişimler oluyor. Dolar-Euro paritesinde Euro’nun lehine çok sert bir gelişme olursa ekonomi ne olur, Amerika çok hızlı faiz artırmaya başlarsa ne olur bunlar büyük soru işaretleri. Örneği Dolar-Euro paritesinde doların aleyhine çok hızlı bir gelişme olursa Avrupa’da 25 milyon insan işsiz kalacak. Bu resesyon demek. Türkiye kendi içine kapalı bir ekonomi değil. Yıl sonuna ilişkin tahminler yapmak çok anlamlı değil. Bugünden yarını tahmin edemiyorum.

50 bin seviyeleri görecek diye tahminler yapılıyor…

Bu rakamlar sansasyon yaratmak için telaffuz edilir. Yoksa neye göre 50 bin? Bugün borsanın geldiği seviyeye baktığımız zaman bence 2 bin puan daha değer kaybetse ucuz hale gelmez, normal hale gelir diye düşünüyorum.

Sektör bazda beklentileriniz nedir?

Son 1-2 yıldır bankacılık sektörü çok ön plana çıktı. Çünkü, faizler hızlı şekilde düştüğü zaman bankalar inanılmaz büyük kârlar yazmaya başladılar. Bu yıl mali sektörden çıkış olabileceğini söyleyebilirim. Mali sektör için kolay para kazanma dönemi sonlanıyor. Bankalar kendi yapılarını güçlendirdiler.

Artık komisyona dayalı gelirler önem kazanıyor. Bu açıdan baktığımızda bankalardan sanayi şirketlerine doğru bir kayış olacağına inanıyorum. Sanayi şirketlerinde de montaj usulü çalışanlar değil de gerçek anlamda bir şey üretenlere doğru bir yönelme olacaktır.

Gerçek anlamda üretim yapan şirketler hangileridir?

Mesela Arçelik ve Beko gerçek anlamda üretim yapan şirketlerdir. Bunun dışında Turkcell gibi servis şirketlerine de ilginin olacağına inanıyorum. Her ne kadar Telsim ve Avea rekabeti olsa da Turkcell başlı başına iyi bir konuma geldi. Oldukça avantajlı olacağını düşünüyorum.

Bunların dışında son dönemde çok fazla cazibeli şirket halka açılmadığı için yatırım yapılacak çok fazla şirket yok. Baktığınızda yatırım yapılabilecek 20 şirket var. Bunların da 7-8’i banka, 2-3 tanesi holdingdir. Geriye de herkesin bildiği 8-10 şirket kalıyor. Bunların dışında borsada olan diğer şirketlere yatırım yapmıyoruz, yatırım yapmayı da düşünmüyoruz.  

Mortgage ile bağlantılı olarak inşaat ve bununla bağlantılı sektörlere ilişkin bir beklenti var. Siz bu hisselerde bir hareket bekliyor musunuz?

Faizler düştüğü zaman mortgage konut finansmanı konusunda çok önemli bir model olacak. Ama, mevcut faiz seviyesinde şu anda mortgage çok anlamlı değil. İnsanlarda ayda 150 YTL ödeyerek villa sahibi olacakları yanılgısı oluştu. Şu anda zaten mortgage benzeri faizlerle 20 yıl vadeye kadar konut kredisi veriliyor. TL bazında aylık yüzde1.5 seviyelerinde konut kredisi almak mümkün. Eğer oturup hesap ederseniz bu faizleri 20 yıl boyunca ödemek mümkün değil. Bu nedenle faizlerin daha da aşağı gelmesi lazım ki bu model anlamlı hale gelsin. Tabii ki çok büyük konut talebi olacak diye konunun spekülasyonu yapılıyor. Ben öyle büyük bir talebin olacağını düşünmüyorum. Konut fiyatları bu beklentilerle bayağı bir şişti.Türkiye’nin genelde bir konut açığı var. Ama zaten bu fiyatlara yansıyan bir olgu. Çimento ton fiyatı sanıyorum 80-85 YTL civarına geldi. Dolar bazında 60-65 dolara geliyor ki 1-1,5 yıl önce 30-38 aralığındaydı. Dolayısıyla bu sektörler çok daha iyi olur demek mümkün değil.

Turizm sektöründe bir hareket beklentisi var. Bu alanda bir ivme söz konusu olur mu?

Turizm potansiyeli en yüksek alanlardan biri. Türkiye’nin çıkışı turizmden olur diye düşünüyorum. Bütün dünyada artık ulaşımın rahatlaması, sınırların kalkması nedeniyle en gözde sektörlerden biri haline geldi. Türkiye’nin de turizmde pazarlayabileceği birçok unsuru var. Lokasyon, mevsim avantajlı. Fakat borsaya kote turizm şirketlerine baktığımız zaman güçlü şirket yok. 1-2 otelle olabilecek bir iş değil. Şirketlerin büyük olması lazım. 15-20 milyon dolarlık şirketler yatırımcıları çekemezler. Bireysel yatırımcı belki dönem dönem alabilir, ama kurumsal yatırımcılar çok küçük, yönetimi şeffaf olmayan, hakkında fikir sahibi olamayacağımız şirketlerden uzak duruyor. Kaldı ki yabancılar çok uzak duruyorlar.

Dolarda bir hareketlilik var. Bu cephede nasıl bir gelişme olabilir?

TL değerli. Bu açıdan doların ve Euro’nun TL karşısında değer kazanması son derece normal. İnsanları paniğe sevk edecek düşünceler oluşturmaması lazım. Nihayetinde serbest kur rejimindeyiz ve bu rejimde sert hareketler olabiliyor. Amerika faizleri artırmaya devam edeceği için paritenin dolar lehine gelişeceğini düşünüyorum. Amerika çok büyük bir ekonomi. Dünyada üretilen malların yüzde 40’ı burada tüketiliyor. Yani, neredeyse üretilen her 2 üründen 1 tanesi Amerika’da tüketiliyor. Amerika müşteri. Amerika tüketicisi harcamazsa dünyadaki hiçbir çark dönmez. Makro ekonomik dengeler açısından çok doğru olmasa da Amerika’nın parasının bir miktar primli işlem görmesi gerekiyor.

Yıl içinde dolar hangi aralıkta gidip gelir?

Ben bir daha 1.300’ün altına geleceğini tahmin etmiyorum. Merkez Bankası zaten oldukça yüklü miktarlarda döviz alımı yaptı. Satmak isteyenler de sattı zannedersem. Parite 1.40’ların üstüne çıkmazsa ki çıkacağını sanmıyorum, dolar bir daha 1.300’lerin altına gelmez. Buna karşılık 1.600-1.650’nin de üstüne çıkmasını beklemiyorum. Türkiye’nin parası şu an aşırı değerli gözüktüğü için spekülatörlerin atağına da maruz kalabilir. Hatırlarsanız 1997’de Tayland’daki para aşırı değerli olduğu için spekülatörlerin atağı sonrasında Uzakdoğu krizi yaşanmıştı. Türkiye’de para giriş çıkışını dengeleyen veya kısıtlayan kurallar yok. Ekonominin bu bacağı saldırıya açık.

SPOT 1

Faiz ve endeks nereyi zor geçer?

% 15-16

Zafer Onat’a göre faizler, beklendiği gibi yüzde 15-16 düzeyinin altına gelmeyecek, borsa da 30-35 bini geçmeyecek.

SPOT 2

İMKB’de yatırıma uygun kaç şirket var?

20 şirket

Onat, “Baktığınızda yatırım yapılabilecek 20 şirket var. Bunların da 7-8’i banka, 2-3 tanesi holdingdir. Geriye de herkesin bildiği 8-10 şirket kalıyor” diyor. 

SPOT 3

1.300 TL

Zafer Onat’a göre ABD Doları, bir daha bu düzeyin altına inmez, ancak 1.5’i de geçmez.

UZUN VADELİ BONOLARI TAVSİYE ETMİYORUM

Orta risk almak isteyen TL yatırımcısına ne tavsiye edersiniz?

Orta risk almak isteyen TL yatırımcısı için çok uzun vadeli bonolara gitmeyi tavsiye etmiyoruz. 2005 içersinde ve vadesi dolan bonolar bence yeterli bir risk içeriyor zaten. Daha uzağına gitmek çok anlamlı olmaz diye düşünüyorum. 2006’ya veya sabit kuponlu kağıtlara gitmek nispeten riskli olur. Değişken kuponlu kağıtlar makul. Çünkü, faiz seviyesindeki dalgalanmalardan uzun vadede etkilenmiyorsunuz.

Kısa vadeli alım satımı takip edecek gücünüz varsa ve vergi sorununuz da varsa DJIST’i(Dow Jones İstanbul 20) borsa yatırım fonunu tavsiye ediyorum. Endeksin belirli seviyelerinde alım satım yaparak vergisiz kazanç elde edebilirsiniz. Son derece dönemli. Aynı zamanda riski dağıtmış olursunuz. Döviz yatırımcıları için söyleyecek bir şey yok. Zaten döviz bazında bir yatırım söylemek çok mümkün değil. Şu an için Eurobond’ları da çok tavsiye edemiyorum. Çünkü, Amerika çıtayı yukarı kaldırdığı zaman Eurobond’lar aşağı geliyor. Dolayısıyla yabancı Eurobond’ları şu an için tavsiye etmiyorum. Ama global bir portföy yapalım derseniz paranın üçte birini dövizde tutmanızı, geri kalan kısmı için ise TL enstrümanlarını tercih etmenizi tavsiye ederim.

POTANSİYEL YABANCI ALICI SAYISI ARTIYOR

YABANCI SATIŞ YAPTI Yabancıların hisse senedini satalım kaçalım gibi bir yaklaşımları olacağını zannetmiyorum. Son 10-15 günde piyasada bayağı bir yabancı satışı oldu. Yabancılar zaman zaman bizdeki dolaşımdaki hisselerin yüzde 40-60 arasında sahipliğini yapıyorlar. Şu anda bunun üst seviyelerindeyiz. Tabii bunun ne kadarı gerçek yabancılarındır bunu kestirmek çok kolay değil. Yabancıların uzun vadeli yaklaşanları da var, kısa vadeli yaklaşanları da. 3-4 ay önce pozisyon almış olanlar kısa vadeli amaç için yatırım yaptılarsa kârlarını realize edip gidebilirler ki bu son derece normal.

HER FONUN STRATEJİSİ VAR Ama uzun vadeli yatırım yapanlar borsa 35 binde olsa 25 binde olsa onların kararını değiştirmez. Her fonun bir yatırım stratejisi vardır. Fonların yatırım stratejisine göre hareket ederler. Türkiye’de de işler çok sarpa sarmazsa, 2001 yılı gibi yabancıların net bir çıkış yapacaklarını tahmin etmiyorum. Hatırlarsanız 2001’de de yabancı sahipliği yüzde 30-35’in altına düşmemiştir zaten.

YENİ YABANCILAR GELİYOR Türkiye’ye hiç yatırım yapmamış bir İspanyol fon bizim halka arzımızda alım yaptı. Türkiye bugüne kadar gelişmekte olan piyasalardaydı. Ama bazı kurumlar Türkiye’yi artık Avrupa çatısı altına koyuyor. Bunu yaptığınız zaman yurtdışındaki fonların çoğunun yatırım yapabildiği bölgeleri vardır. Örneğin Avrupa’ya yatırım yapabilir, ama gelişmekte olan bölgeye yapamaz. Türkiye Avrupa’da olduğu için bu grubun içine girebiliyor. Potansiyel alıcılar gittikçe artıyor.

HANGİ YATIRIM FONU ALINMALI?

Fonlarla ilgili neler söyleyebilirsiniz. Hangi tip fonu tavsiye edersiniz?

Yatırımcı almak istediği fonu net bir şekilde öğrenmeli. Çünkü, fonların A tipi, B tipi gibi çok geniş tanımları var. Kendi içlerinde çok farklı yönetim stratejileri izlerler. Mesela biz de bir A tipi değişken fon var ve agresif yönetiriz. Yani, yüzde 70-80 hisse senedi içerir. Değer fonumuz var, değerleme üzerinden yatırım yapar. İkisi de A tipi fondur ama aralarında dağlar kadar fark var. Yatırım fonlarının yönetim ücretlerine dikkat etmeleri gerekir. Faizler azaldıkça yönetim ücretleri önemli bir unsur haline geldi. Kendi vadelerine, risk toleranslarına göre yatırım fonlarını belirlemeliler. Risk almak istemeyenler likit fonları, muhafazakar düşünenler bir miktar tahvil bono fonlarını, yüksek risk almak isteyenler ise DJIST gibi hisse senedi endeksini yansıtan borsa yatırım fonlarını alabilirler.

EVLİLİKLER BANKACILIĞI NASIL ETKİLEYECEK?

Mali sektörden çıkış olacağını söylediniz. Ancak, bankaların yabancılarla görüştüğünü duyuyoruz. Olası evliliklerin endekse yansıması nasıl olur?

Bankalar geçmişteki o büyük kârları artık elde edemeyecekler. Bu nedenle insanlar büyüme çok büyük olmayacağı için bir miktar bu hisselerden uzaklaşabilirler. Satın almalar, birleşmeler sadece bankacılıkta değil, diğer sektörlerde de önümüzdeki dönemde gündemi meşgul edecek diye düşünüyorum. Türkiye’yi zaten bugüne kadar etkileyen unsurlardan bir tanesi direkt dış yatırımlardır. Direkt dış yatırımlar Türkiye’de önemli bir seviyeye gelmedi. Gelen yatırımcılara uygun ortamı sağlayamamamız bunun en önemli nedenlerinden biri. Bu ortam iyileştirilirse Türkiye’ye önümüzdeki dönemde oldukça büyük direkt dış yatırımlar girebilir. Bunların girmesi zaten ekonomiyi çok rahatlatır. İşte o zaman önümüz açılır.

EBRU FIRAT
efirat@capital.com.tr

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER