Capital'e abone olun.
A TİPİ FONLARIN YENİ STRATEJİLERİ

A Tipi Fonların Yeni Stratejileri

Türkiye’de toplam 243 yatırım fonu var. Bunların da 125’ini A tipi fonlar oluşturuyor. Buna karşın toplam varlık değerleri sadece 869 trilyon lira. Çünkü piyasalardaki hızlı dalgalanmal...

Son Güncelleme: 01.06.2004

Türkiye’de toplam 243 yatırım fonu var. Bunların da 125’ini A tipi fonlar oluşturuyor. Buna karşın toplam varlık değerleri sadece 869 trilyon lira. Çünkü piyasalardaki hızlı dalgalanmalar bu fonların riskini artırıyor. Bu da yatırımcıların uzak durmasına nedenle oluyor. Oysa fon yöneticileri, portföyleri konusunda ince eleyip, sık dokuyorlar. Önemli bölümü hisse senedi yatırımlarını uzun vadeli gerçekleştiriyor. Aralarında kısa vadeli hareketlerden yararlananlar da var.  
 
Kurumsal Yatırımcı Yöneticileri Derneği’nin (KYD) verilerine göre, mart sonunda piyasadaki tüm yatırım fonlarının varlık değeri 23 katrilyon 604 trilyon liraya ulaştı. Bu rakamın 22 katrilyon 735 trilyon liralık kısmı B tipi fonlara ait. A tipi fonların varlık değeri ise sadece 869 trilyon 242 milyar lira. Yine KYD’nin verilerine göre, şu anda piyasada 118 adet B tipi fon varken, A tipi yatırım fonlarının sayısı 125’e ulaşmış durumda. Yani toplamda 243 yatırım fonu var. Ancak bu fonlara yatırım yapan yatırımcı sayısı oldukça az.  
 
Çünkü, piyasalara tam güven henüz sağlanmadı. Bu nedenle de hemen herkes parasının ya kısa vadeli fonlarda ya da kendi yönetiminde olmasını istiyor. Zaten genel olarak baktığımızda B tipi fonlardaki 22,7 katrilyon liralık varlık değerinin yüzde 85-90’lık kısmının da likit fonlarda olduğunu görüyoruz. Çünkü, bu fonlarda risk yok denecek kadar az ve diğer fonlara göre daha likit. A tipi fonlara ilginin az olmasının arkasında yatan en önemli etken ise riskleri. Çünkü, bu fonlar yapılarına göre, portföylerinin en az yüzde 25’ini hisse senedine ayırıyor.  
 
Türkiye’deki piyasaların, özellikle de İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’ndaki (İMKB) hızlı ve agresif hareketler nedeniyle de bu yapı, yatırımcıları A tipi fonlardan uzak tutuyor. Oysa, yılbaşından bu yana neredeyse tüm portföy yöneticilerinin önerisi, yatırımcıların ellerindeki paralarının önemli bir bölümünü A tipi fonlara kaydırması yönündeydi.  
 
Her ne kadar mayıs ayı başında YÖK yasa tasarısı nedeniyle başlayan gerginlik hisse senedi fiyatları üzerinde olumsuz etki yapsa da, birçok portföy yöneticisi uzun vadede A tipi fonlardaki getiri şansının yüksek olduğunu söylüyor. Ancak, yatırımcılara, alacakları fonu çok iyi incelemelerini öneriyorlar. Çünkü, fon yöneticileri piyasaları temel ve teknik olarak çok iyi analiz ederek, yatırım kararı veriyor. Fonları kendi risk grupları içinde ayırıyor. Yatırımcı risk grubunu iyi belirlediğinde de herhangi bir sorunla karşılaşma olasılığı iyice azalıyor.  
 
Yandaki sayfalarda Türkiye’de işlem gören A tipi fonların yönetim stratejilerini özetleyen bir tablo bulacaksınız. Aşağıda ise önde gelen portföy yöneticilerinin, fon yönetim stratejilerini ve piyasalara ilişkin hedeflerini bir araya getirdik.  
 
Araştırma çok önemli  
 
A tipi fon yöneticilerinin ortak özelliği, araştırmalardan çok ciddi şekilde faydalanmaları. Hem kendi içlerindeki araştırma bölümlerinden hem de araştırmayı çok iyi yapan diğer kurumların raporlarından yararlanıyorlar.  
 
Söz konusu araştırmalar, portföy yönetim ekibinin araştırma komitesi tarafından değerlendiriliyor, bazı durumlarda araştırma şirketleriyle birlikte daha detaylı çalışmalar yapılabiliyor. Ayrıca, şirket ziyaretlerine ya da analist toplantılarına da katılıyorlar. Elde edilen tüm bilgiler derlendikten sonra da yatırım komiteleri, başka bir deyişle fon yönetim ekibi yatırım kararını veriyor.  
 
Global Portföy Yönetimi Genel Müdürü Tahsin Bensel, “Fonların yönetiminde daha ziyade temel analize dayalı bir yatırım stratejisi izliyoruz” diyor. O anki ekonomik şartlardan ve genel gidişattan en fazla faydalanabilecek, faaliyet performansı açısından başarılı ve göreceli olarak ucuz hisselerin seçimine özen gösterdiklerini ifade ediyor. Pozisyona giriş ve çıkış seviyelerini belirlemek için ise teknik analizden faydalandıklarını belirtiyor.  
 
TEB Portföy Yönetimi Genel Müdürü Ömer Yenidoğan ise, hisse senedi seçimine, yüksek yönetişim standartlarına sahip olan şirketlerden başladıklarını söylüyor. Yenidoğan, “Yüksek devalüasyon ve ekonomik daralma ortamında finansal kaldıraç oranı düşük ve borç - vade yapısından ötürü nakit akımı zedelenmemiş şirketleri tercih ediyoruz. Ayrıca, toplam cirosu içerisinde ihracatı ciddi oranlara varan, dış pazarlara açılabilme alternatifine veya potansiyeline sahip, iç pazarda ise fiyat hareketlerine duyarsız ürün üreten şirketleri fonlarımıza dahil ediyoruz” diyor.  
 
Orta ve uzun vadeli strateji  
 
Piyasadaki A tipi fonlar, yatırımcıların her türlü risk seviyesine hitap eden zengin bir ürün portföyü ile hizmet veriyor. Tüm bu fonlar için de ayrı ayrı yönetim kıstasları belirleniyor. Aktif fon yönetimi yaparak yatırımcılara çok iyi getiriler sağlamak hedefleniyor. Bu sayede de fonları kendi kulvarlarında üst sıralara taşımak isteniyor. Bunun için ağırlıklı olarak orta ve uzun vadeli pozisyon almayı tercih ediyorlar.  
 
Dış Portföy Varlık Yönetimi Direktörü Ali Orhan Yalçınkaya, A tipi fonlarda asıl olarak pozisyon yönetimi yaptıklarını ifade ediyor. Yalçınkaya, “Fon portföyümüzü orta ve uzun vadeli stratejilere paralel olarak belirliyoruz. Dolayısıyla, sadece bu stratejide bir değişikliğe gidilmesini gerektirecek farklılıklar oluştuğunda müdahale ediyoruz. Al-sat işlemlerinden çok, trende yönelik yatırım yapıyoruz” diyor.  
 
Global Portföy Yönetimi Genel Müdürü Tahsin Bensel de, orta ve uzun vadeli bir yatırım yaklaşımına sahip olduklarına dikkat çekiyor. Günlük hareketlere kapılarak orta-uzun vadeli genel resimden uzaklaşmayı bilhassa Global A-Tipi Değişken Fon için uygun bulmadıklarını ifade ediyor. Bensel, sözlerini şöyle sürdürüyor:  
 
“Fon portföyündeki hisse senetleri satış hedeflerine gelmesi durumunda, değerleme olarak daha cazip hisselerle değiştiriyoruz. Ayrıca, piyasanın genel seviyesi konusundaki görüşümüz çerçevesinde de ağırlık ayarlamasına gidiyoruz. Ancak, çok sık aralıklarla fon portföyünde değişikliğe gitmekten kaçınıyoruz.”  
 
Piyasalar yakından izleniyor  
 
Tabii fon yöneticileri, orta ve uzun vadeli işlem yapmak adına, piyasa hareketlerini de görmezden gelmiyor. Özellikle piyasadaki önemli dalgalanmalarda pozisyon değiştirme yoluna gidiyorlar.  
TEB Portföy Yönetimi Genel Müdürü Ömer Yenidoğan, alım-satım aralıklarının fonun risk kategorisi, ekonomik ve siyasi gelişmelere göre değişiklikler gösterdiğini söylüyor. Yenidoğan, ağırlıklı olarak fonun risk yapısını göz önünde bulundurarak vade tercihi yaptıklarını belirtiyor ve devam ediyor:  
 
“Risk seviyesi yüksek olarak belirlenmiş bir fon yönetilirken, piyasa dalgalanmalarından optimum düzeyde faydalanmak amacı ile daha kısa vadeli bir perspektifle yatırım yapıyoruz. Buna karşın risk seviyesi düşük olarak belirlenmiş fonlarda değer yatırımı yaklaşımı kullanılarak uzun vadeli yatırımları tercih ediyoruz.”  
Global Portföy Yönetimi de ana pozisyonlar için alımlarını orta ve uzun vadeli olarak yapıyor. Ancak, kısa vadeli trendlerden faydalanmak amacıyla, bazı fonların küçük bir kısmıyla kısa vadeli hereketler tercih ediliyor. Kısa vadeli işlemler için tercihleri ise Global A Tipi Karma Fon.  
 
Ak Portföy Genel Müdür Yardımcısı Serhan Boztilki, A tipi fon yönetimindeki temel stratejilerinin, yapılan temel analizler çerçevesinde orta ve uzun vadeli riskleri minimize etmek olduğunu söylüyor. Bu sayede, portföyler içerisindeki likiditeye ve ürün farklılaşmasına önem vererek fon getirilerini yükseltmeyi hedeflediklerini ifade ediyor. Boztilki, “Portföy yöneticileri, kısa vadeli riskleri çeşitli teknik mekanizmalarla belirliyor. Yönetilen fon karakteristiklerini göz önüne alarak, uygun pozisyonları saptayıp fon getirilerini iyileştirmeyi amaçlıyor. Fon portföylerindeki kısa vadeli riskler temel analiz çerçevesinde oluşturulan uzun vadeli ‘core’ portföylerle dengeleniyor” diyor.  
 
Uzun vade daha avantajlı  
 
Portföy yöneticilerinin ağırlıklı olarak uzun vadeyi tercih etmesinin en büyük nedeni, bu stratejinin ana trendin takip edilmesine imkan tanıması. Böylece girilen pozisyonlardan hareketin daha başında çıkılması ve potansiyel getirinin büyük bir kısmının kaybedilmesi engellenmiş oluyor. Uzun vadeli perspektif dahilinde şirketlerin değerine yatırım yapılıyor. Bu nedenle kısa vadeli dalgalanmalar olsa bile uzun vadede hedef piyasa değerlerine doğru hareket eden hisseler, hep borsanın üzerinde getiri elde edilmesini sağlıyor. Bu da bu stratejinin en önemli avantajı.  
 
Dış Portföy Varlık Yönetim Müdürü Ali Orhan Yalçınkaya, uzun vadeli yaklaşımın portföyü günlük dalgalanmalardan koruduğunu ve avantaj sağladığını söylüyor. Tabii bu stratejinin dezavantajları da var. Bunlardan en önemlisi de özellikle volatilitenin çok yükseldiği dönemlerde İMKB endeksinin ve hemen hemen tüm hisselerin düşmesi. Böyle bir durumda, fonların getirisinde de ciddi bir düşüş yaşanıyor. Bunun için de piyasaların çok iyi takip edilmesi gerekiyor.  
 
Aslında kısa vadeli yatırım anlayışı özellikle Türkiye gibi volatil piyasalar için oldukça cazip. Ancak portföy yöneticileri bu tarz yönetimin dezavantajları nedeniyle ağırlıklı olarak bu stratejiden uzak durmayı tercih ediyor. Çünkü volatilitenin arttığı dönemlerde açık uçlu yatırım araçları olan yatırım fonları likit hisse senetlerine yatırım yapılmasına neden oluyor. Bu likit olabilme ihtiyacı da yatırım fonlarının getirisinin olumsuz etkilenmesine neden oluyor. Global Portföy Yönetimi Genel Müdürü Tahsin Bensel, bu stratejinin en büyük dezavantajının, anlık gelişmelerle ortaya çıkan panik dalgasından fonların performansının olumsuz etkilenmesi olduğunu söylüyor. Bensel’e göre, alınan risklerin karşılığında gerekli getirinin sağlanmaması da bu tarz yönetimden uzak durulmasını gerektiriyor.  
 
BORSA İÇİN NE BEKLİYORLAR?  
 
Ali Orhan Yalçınkaya  
 
Başarılı ihracat verileri ve iç talepte özellikle kredili satışların artmasıyla gözlemlediğimiz toparlamanın etkisiyle İMKB’nin 1.6 sent seviyesini test etmesini bekliyoruz. Bu hedefin Türkiye’nin AB’den tarih alması durumunda oluşacak olumlu havanın da etkisiyle 2 sent seviyesine yükselebileceğini de düşünüyoruz. Tabii bunun için IMF destekli programın başarıyla devam ettirilmesi ve makro ekonomik hedeflerden, özellikle enflasyonda sapma olmaması, ayrıca son dönemde gördüğümüz gibi gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışının devamlılık seyretmemesi gerekiyor. IMF ile programa 2005 yılında devam edilip edilmeyeceğinin netleşmesi de piyasalarda oluşan soru işaretlerini ortadan kaldıracaktır.  
 
Ömer Yenidoğan  
 
Amerikan Merkez Bankası FED’in faiz oranlarını artıracağı beklentisi sonucu İMKB-100 Endeksi ve hisse senedi hedef değerlerinde güncelleştirme yapılması gereğini ortaya çıkarmaktadır. Ekonomi yönetimi tarafından alınacak olan önlem paketleriyle ekonomik görünümde olumsuzluklar yaşanmayacağını düşünüyoruz. Gelişmekte olan piyasalar faiz artırımı nedeniyle satış baskısı ile karşı karşıya kalacaklardır. Ancak, Türkiye’nin gelişmekte olan diğer piyasalara göre, AB ile gelişecek ilişkileri nedeniyle özel durumu bulunmakta, bu da Türkiye’yi daha ayrıcalıklı bir yere koymaktadır.  
 
Tahsin Bensel  
 
Dünyadaki diğer gelişmekte olan piyasalara nazaran Türkiye’nin bu yıl farklı bir hikayesi olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede 2004 yılında daha farklı ve iyi bir yöne gittiğine inanıyoruz. IMF destekli ekonomik stabilizasyon programının devamı ve AB üyeliği konusunda alınacak yolla birlikte İMKB-100 Endeksi’nde 2.1 sent seviyesine doğru bir çıkış yaşanırken, bono faizleri de yüzde 20’li seviyelerin altına kadar gelebilecektir.  
 
Sehan Boztilki  
 
2004 yılının kalan bölümü, üç önemli dinamiğin gücünün ve zamanlamasının paralelinde gelişecektir. Bu faktörler dış piyasalardaki gelişmelerin paralelinde yatırımcıların Emerging Markets'lere olan ilgisinin sürekli olup olmayacağı, Hükümet'in IMF'e karşı tutumu ve tabii ki AB'den müzakere tarihinin alınıp alınmayacağıdır. Üçüncü dinamiğin diğer iki dinamiğe göre piyasalara etkisi çok daha güçlü olacaktır. Aynı zamanda bu faktör zamanlama açısından da diğerlerine göre daha geç piyasaları etkisi altına alacaktır. Bu paralelde yaz aylarının sonlarına doğru Türk piyasalarındaki hareketlerin AB dinamiğine göre yönlenmesini bekleyebiliriz. Ancak daha kısa vadede dış faktörlerin yarattığı riskler piyasaları domine etmeye devam edebilir.  
 
DIŞ PORTFÖY’E GÖRE 2004 YILININ HİSSELERİ  
 
ARÇELİK AVRUPA LİGİNDE  
 
2002 yılında İngiltere, Almanya, Avusturya ve Romanya'da gerçekleştirdiği şirket alımlarıyla, Avrupa'nın en büyükleri arasına girme hamlesinde büyük mesafe aldı. Şirketi; ihracat ve yurtdışı markalarla büyüme stratejisi, iç piyasada yüzde 50'nin üzerindeki pazar payı, ihracat ve yurtiçi satışlardaki artışın devamına ilişkin öngörüler paralelinde beğeniyoruz. Arçelik'i Maytag, Merloni ve Whirlpool'u dahil ettiğimiz önde gelen üreticilerden oluşan grupla karşılaştırdığımızda şirkete 2,420 milyon dolarlık hedef piyasa değeri biçiyoruz.  
 
BEKO YURTDIŞINDA DA GÜÇLÜ  
 
Operasyonel bazda TL’nin değer kaybetmesine bağlı olarak gerileyen karlılığı Beko’nun hisse fiyatını baskı altında tutuyor. Yurtiçi ve yurtdışı pazarlardaki güçlü konumu, bu konumunu daha da güçlendirmek üzere attığı adımları, uzun vadede ciro büyüme hedefi paralelinde Beko’yu öneriyor, özellikle iç satış artışının devamının şirketin karlılığını olumlu etkileyeceğine inanıyoruz. Grundig AG'nin isim ve lisans haklarının satın alınmasının şirkete ciddi bir değer katacağını düşünüyoruz. Yılbaşından bu yana İMKB-100 Endeksi’nin yüzde 26 üzerinde performans gösteren Beko’nun hedef piyasa değeri 420 milyon dolar.  
 
MİGROS’UN KÂRLILIĞI YÜKSEK  
 
Yüksek operasyonel kârlılığı, artan net işletme sermayesi fazlası ve güçlü nakit pozisyonu sebebiyle Migros da beğendiğimiz şirketlerden biri. Her ne kadar faizlerdeki düşüşün, yüksek nakitle çalışan perakende sektörünün faaliyet dışı gelirlerinde yol açtığı gerileme, yatırımcı ilgisini azaltsa da, özellikle yurtdışı operasyonlarının şirket için büyük avantaj sağladığını düşünüyoruz. Kısa vadede yurtdışı operasyonlardan temettü geliri beklememekle beraber, uzun vadede bu operasyonlardaki büyümenin Migros’un değerine yansıyacağına, gündeme gelebilecek halka arzların şirkete ilgiyi artırabileceğine inanıyoruz. Şirketin hedef değeri 975 milyon dolar.  
 
PO PAZAR PAYINI ARTIRDI  
 
Petrol Ofisi, stratejik konuma sahip ikmal ve lojistik tesisleri, ayrıca operasyonlarının büyüklüğü ile dikkat çekiyor. İş-Doğan Petrol Yatırımları’nca satın alınması sonrasında ağını geliştirip iyileştirmek, verimliliğini artırmak, kâr marjı ve performansı yüksek yeni ürünler geliştirmek ve maliyet performansını yükselterek rekabet üstünlüğü yaratıp satış hacmi ile birlikte ürünlerde pazar paylarını genişletmek üzerine yoğunlaşan Petrol Ofisi, önemli yol kat etti. 2002 sonunda 1.3 milyar dolar olan banka kredilerinin, faaliyetlerinden yaratılan nakit sayesinde 2003 sonunda 836 milyon dolara, Şubat 2004’de ise 793 milyon düzeyine inmesi, 2004 sonunda ise 650 milyon dolar olarak hedeflenmesi paralelinde Petrol Ofisi’ni beğeniyoruz.  
 
OTOMOTİVDE TOFAŞ VE FORD  
 
Fiat’ın İtalya dışındaki fabrikaları içinde en başarılısı olan Tofaş’ı, 2004 yılında otomotiv iç satışlarında ilk iki aylık performans paralelinde muhafazakar bir tahminle yüzde 50’lik artış öngörüyoruz. Şirketin operasyonel karlılığındaki artışın iç satış artışı ile devamı öngörülüyor. Tüm bu nedenlerle Tofaş’ı dikkat çekici buluyoruz. 2004 yılında net kârının 44.6 milyon dolara ulaşmasını beklediğimiz Tofaş Fabrika’nın hedef değeri 1.3 milyar dolar.  
 
Transit Connect öncülüğündeki ihracat bağlantıları ile Ford Otosan’ın satışlarındaki ciddi artışa, düşen faizlerle birlikte iç piyasada beklenen talep artışı eşlik ediyor. Ford’un Belçika Genk fabrikasındaki Transit üretimini, yatırımın tamamlanması ile birlikte Türkiye'ye kaydıracak olmasının yarattığı olumlu beklentiler paralelinde Ford Otosan’ı da beğeniyoruz.  
 
  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER