Capital'e abone olun.
BOŞLUĞA DİKKAT

Boşluğa Dikkat

Rakamlar “boşluğu”, yeni fırsatları ortaya koyması açısından çok etkileyici… Banka mevduatından, hayat sigortasına; hisse senedinden kredi kartına, alınan mesafeye rağmen hala müthiş boşluklar var....

Son Güncelleme: 01.02.2003

Rakamlar “boşluğu”, yeni fırsatları ortaya koyması açısından çok etkileyici… Banka mevduatından, hayat sigortasına; hisse senedinden kredi kartına, alınan mesafeye rağmen hala müthiş boşluklar var. Milyonlarca insanın mevduat hesabı, kredi kartı, hayat sigortası, kaskosu yok. Türkiye’de 30 milyon mevduat hesabı olmayan insanın yaşadığı gerçeği, finans alanındaki büyük potansiyeli açıkça ortaya koyuyor…  
 
Çeşitli ürün ve hizmetlerdeki sahiplik oranları (Penetrasyon), şirketler için kritik bilgiler içerir. Bu çalışmalar genelde otomobil, beyaz ve elektronik eşya gibi büyük ürünler için gerçekleştirilir, hizmet ve finans alanı bir miktar ihmal edilir. Oysa, sahiplik oranı, her sektördeki şirket ve yöneticiye önemli mesajlar verecek niteliktedir. Özellikle de finans sektörüne yönelik araştırmalar bu anlamda öne çıkıyor.  
 
Efes Pilsen’in katkılarıyla hazırlanan “Türkiye Profili Araştırması 20002” araştırmasından çıkan en önemli sonuçlardan biri Türkiye’de banka hesabı bulunmayan nüfusla ilgili… Buna göre, toplam nüfusun yüzde 71,1’lik kısmının herhangi bir bankada hesabı yok. 2000 yılı nüfus sayımına göre, toplam nüfus 67 milyon 803 bin 927 kişiydi. 2002 nüfusu ise 69 milyon 749 bin olarak tahmin ediliyor.  
 
Yatırım yapabilecek durumda olan18 yaşından büyüklerin sayısı ise 41 milyon 974 bin. Yani toplam nüfusa göre, bir bankada hesabı olmayan 49 milyon 600 kişi var. 18 yaşın üstündeki nüfusa göre hesaplandığında ise yaklaşık 30 milyon kişinin hiçbir bankada hesabı olmadığı görülüyor. Bir anlamda bankacıların hedefinde ulaşılmamış tam 30 milyon insan var.  
 
Oysa gelişmiş ülkelerdeki oranlar Türkiye’nin tam tersi. Avrupa Komisyonu’nun 1999 yılında yaptığı araştırmaya göre, İtalya’da banka hesabı olmayanların nüfusa oranı yüzde 22,4, Yunanistan’da yüzde 17,9, İrlanda da yüzde 16,7. Avrupa Birliği’ne dahil ülkelerin toplamında ise bu oran yüzde 8,6’ya düşüyor. Hollanda’da ise banka hesabı olmayan kişi sayısı sadece binde 5 düzeyinde.  
 
Aslında herhangi bir bankada hesap sahibi olan kişilerin sayısının bu kadar az olmasının bir başka nedeni de yastık altı kültürünün bir hayli gelişmiş olması. Araştırmalar da bunu net olarak ortaya koyuyor. Aynı araştırmaya göre, vatandaşların yüzde 48,4’ü yatırımlarını döviz olarak, yüzde 19’u Türk Lirası olarak, yüzde 16,5’i altın olarak, yüzde 15,3’ü bina ve arsa gibi gayrimenkul olarak tutuyor. Buna karşın sadece yüzde 4,5’inin ise hisse senedi, yatırım fonları ve hazine bonolarına para yatırdığı görülüyor.  
 
Mevduata giden yok  
 
Mevduat, Türkiye’deki en yaygın yatırım araçlarından biri. Ancak, bu yatırım aracında bile sahiplik oranı oldukça düşük. Infratest Burkle’ın araştırmasına göre, Türkiye’de vadesiz TL hesabı sahiplik oranı yüzde 37,5. Yani yüzde 62,5’lik kısmın ya da 18 yaş üstündeki 25 milyon 700 bin kişinin vadesiz TL hesabı yok. Vadeli TL hesaplarında ise durum daha da kötü. 18 yaş üstündeki 37 milyon 132 bin kişinin vadeli TL hesabı bulunmuyor.  
 
Döviz tevdiat hesaplarında da rakamlar pek parlak değil. Çünkü, 2002 yılı itibariyle vadesiz döviz hesaplarıyla tanışmayan kişi sayısı yaklaşık 39 milyon 723 bin .  
 
Koçbank Genel Müdürü Halil Ergür, piyasanın en eski enstrümanlarından olan mevduatlara dahi ilgi olmamasını, Türkiye’nin temel sorunlarına bağlı olduğunu söylüyor. Kayıt dışı ekonomi ve nakit kullanım yaygınlığı nedeniyle alışveriş faaliyetinin açıktan veya banka dışı araçlarla gerçekleştiğini ifade ediyor. Ergür’e göre, enflasyon ve faiz oranlarının yüksekliği de insanları getirisi olmayan vadesiz mevduatta paralarını tutmaktan kaçırıyor.  
 
Bankacılara göre, 2000-2001 yıllarında yaşanan krizlerden sonra vadesiz TL hesaplarının sayısında ciddi bir düşüş yaşandı. Bunun en büyük nedeni de yatırımcıların her an kullanacakları paralarını dövize kaydırmaları. TL’ye karşı olan güvensizlik de bunun en büyük nedeni.  
 
Koçbank Genel Müdürü Halil Ergür, “Kayıt dışı ekonomi, piyasalardaki istikrarsızlık ve buna bağlı olarak TL’ye olan güvensizlik ve enflasyonun da hala yüksek seyretmesi insanları bankalardan uzaklaştırıyor” diyor.  
 
Fonda sahiplik yüzde 3.7  
 
Yatırım fonları, Türkiye’de son dönemin en hızlı büyüyen enstrümanlarından biri. Ancak, sahiplik oranı henüz çok düşük ve 38,5 milyon kişide yatırım fonu bulunmuyor. SPK’nın 8 Ocak verilerine göre, Türkiye’de yatırım fonu katılma belgesine sahip kişi sayısı sadece 1 milyon 477 bin 407. Yani yatırım fonu alabilecek 18 yaş üstü nüfusun yüzde 96,3’ü bu enstrümanı kullanmıyor.  
 
Koç Portföy Genel Müdürü Didem Gordon’a göre, bunun en büyük nedeni, tasarruf alışkanlıkları. Türkiye’de tasarrufun ağırlıklı olarak döviz ya da altın alma üzerine kurulu olduğunu söylüyor. Bir diğer yaygın tasarruf alışkanlığının ise mevduat olduğunu düşünüyor. Gordon, “Yatırım fonları, geleneksel olmayan yapısı nedeniyle çok fazla ilgi görmüyor” diyor.  
 
Bu arada yatırım fonlarının önemli bir bölümünün likit fonlarda olması nedeniyle günlük, haftalık gibi kısa vadeli alınması da gelişmesini engelliyor. Çünkü, yatırımcılar, fonların getirisini mevduat ya da dövizle sürekli olarak karşılaştırıyor. Ancak, fon yöneticilerine göre, yatırım fonları uzun vadeli yatırım araçları. Bu nedenle hedefleri, bu enstrümanı kullanan müşterilerin daha uzun vadeli yatırım yapan bir kitle haline gelmesi. Fon yöneticileri, bu konuda da emeklilik fonlarına önemli iş düştüğünü söylüyor.  
 
1,2 milyon kişide hisse var  
 
Hisse senetlerinde ise durum yatırım fonlarına göre daha kötü. Takasbank verilerine göre, 31 Aralık 2002 itibariyle bakiyeli yatırımcı sayısı 1 milyon 204 bin 914. Bu da sadece 18 yaş üstü kişilerin yüzde 2,9’unun hisse senedine yatırım yaptığını gösteriyor. 39 milyon 887 bin kişi ise hisse senedi piyasasının potansiyel müşterisi olarak karşımıza çıkıyor.  
 
Gedik Menkul Değerler Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Topaç, hisse senedi sahiplik oranının gelişmiş ülkelere göre gerçekten çok düşük olduğunu söylüyor. Bunun nedenlerini de şöyle sıralıyor:  
 
“Öncelikle iyi yönetilmediği için Türkiye’nin milli geliri 20 yıldır artmıyor. Böyle olunca insanlar sadece masraflarını karşılıyor ve uzun vadeli yatırıma geliri kalmıyor. GSMH ile hisse tutma oranı arasında ciddi bir korelasyon olduğunu düşünüyorum. Piyasada oluşan parayı devletin çekmesi de hisse senedi yatırımlarını azaltıcı etki yapıyor.”  
 
Erhan Topaç, Türkiye’nin iyi yönetilip gelişmesi halinde, hisse senedine yatırım yapanların sayısındaki artışın, ekonomideki büyümeden iki kat daha fazla olacağını söylüyor.  
 
Topaç, “Kamunun yeniden yapılanması ve açıkların düşmeye başlamasıyla birlikte, tasarruflar piyasada kalacak. Bunlar da, borsa dahil diğer enstrümanlara yönelecek. İşte o zaman sahiplik oranları artabilecek” diyor.    
 
En popüler kredi kartı  
 
Yatırım araçlarına fazla ilgi göstermeyen vatandaşlar, kredi kartlarını kullanma konusunda ise oldukça istekli. Ancak, kredi kartlarında da sahiplik oranı 18 yaş üstündeki nüfusa göre oldukça düşük. BKM verilerine göre, 2002 yıl sonu itibariyle Türkiye’de 16 milyona yakın kredi kartı bulunuyor. Ancak, 1 kişide ortalama 1,8 kredi kartı olduğu düşünüldüğünde, kredi kartı sahibi sayısı 8 milyon 746 bin 146 olarak karşımıza çıkıyor. Bu rakama göre yaptığımız hesaplama, en çok kullanılan enstrüman olmasına rağmen, halihazırda 32 milyondan fazla yetişkinin elinde hiç kredi kartı olmadığını net olarak ortaya koyuyor.  
 
Koçbank Genel Müdürü Halil Ergür, kredi kartlarının en çok kullanılan enstrüman olmasının en büyük nedeninin enflasyonist ortam olduğunu söylüyor ve devam ediyor:  
 
“Kredi kartı kullanıcısı alışverişini yaptıktan sonra son ödeme tarihine kadar geçen süreyi kendine avantaj olarak görüyor. İnsanlar tasarruf imkanı bulamadıkları gibi, gelecek gelirlerini de kredi kartı sayesinde daha önce kullanıyorlar. Hatta birkaç kredi kartı kullanarak ve bunların kredilerini sürekli birbirine aktararak bir finansman imkanı sağlıyorlar.”  
 
Araçların yüzde 75,4’ü sigortasız  
 
Aslında sigorta cephesinde de durum pek farklı değil. Hatta daha da kötü diyebiliriz. DİE verilerine göre, 2001 yıl sonunda araç parkındaki araç sayısı 7 milyon 342 bin 613. Buna karşın aynı dönemdeki kasko poliçesi adedi 1 milyon 805 bin 192. Yani 5 milyon 537 bin 421 aracın kasko sigortası yok. Diğer elementer branşlarda ise sigortalı sayısı yok denecek kadar az.  
 
Sigortacılara göre, bunun en büyük nedeni, Türkiye’de henüz sigorta bilincinin oluşmaması. Ayrıca, kadercilik ve “bana bir şey olmaz” gibi Türklere özgü düşünce tarzı da sigortalı sayısının gelişmiş ülkelerin çok altında olmasına neden oluyor. Buna bir de gelir dağılımındaki eşitsizlik eklenince, sigortalı sayısı adeta hep yerinde sayıyor.  
 
Ray Sigorta Genel Müdürü Çetin Alanya, kasko sigortalarındaki durumun tüm elementer branşlar için geçerli olduğunu söylüyor. Ona göre, sigorta eğitimi verilmediği için, vatandaşlarda ciddi bir bilinç eksikliği var. Alanya, “Milyarlarca lira para verip, ev alan bir insanın yıllık 100-200 milyon vererek sigorta yaptırmaması gelirden kaynaklanan bir durum değil” diyor.  
 
Tabii sigortalı sayısını artırmak için fiyat kırma yoluna gidenlerde var. Ancak, bu çok doğru değil. Özellikle kasko sigortalarındaki ciddi rekabet nedeniyle fiyatlar adeta dibe vurmuş durumda.    
 
Hayat ve sağlığa ilgi yok  
 
Hayat ve sağlık branşlarında da durum pek farklı değil. Örneğin, 2000 yılı nüfus sayımına göre nüfus sayısı 67 milyon 803 bin idi. Aynı yıl hayat sigortası yaptıran kişi sayısı ise 3 milyon 612 bin 937. Yani 64 milyon 190 bin 990 kişinin hayat sigortası yok. Sağlık sigortalarındaki rakamlar ise daha da kötü. Bu branşta toplam sigortalı sayısı 655 bin 703 kişi. Buna göre, 67 milyon 148 bin 224 kişinin, yani nüfusun yüzde 99’unun sigorta poliçesi bulunmuyordu. Bu oranın 2002 yılı içinde geçerli olduğunu düşünerek bir hesap yaptığımızda tahminen 697 bin kişinin hayat sigortası olduğu söylenebilir. Hayat sigortası sahibi olanlar ise bu projeksiyona göre 2002’de tahminen 3 milyon 697 bin kişi.  
 
Bu oranlar gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça düşük. Türkiye’de kişi başına düşen hayat sigortası primi sadece 8 dolar iken, bu rakam Kuzey Amerika için bin 525 dolar, Japonya için 3 bin 165 dolar, Afrika için ise 24 dolar. Anadolu Hayat Genel Müdürü Mustafa Su, “Olumsuz ekonomik koşullar, satın alma gücünün düşüklüğü ve yetersiz sigorta bilinci, bu tablonun başlıca nedenleri” diyor.    
 
Sağlık sigortalarında ise primlerin çok yüksek olması, sigortalı sayısının bu kadar düşük olmasının en büyük nedeni. Hesaplamalara göre, özel sağlık sigortalarındaki potansiyel 5-6 milyon kişi civarında. Ancak, sağlık sigortalarında birçok nedenle teknik kar düşük kalıyor. Buna bağlı olarak primler yüksek tutuluyor, bu da gelir düzeyinin daha alt kısımlarında yer alanların bu güvenceden yararlanamamasına neden oluyor. Mustafa Su, “Primlerin ucuzlamasını sağlamak üzere tanı ve tedavi protokolleri yapmak, kalite kontrolleri getirmek gibi önlemler alınmalı. Primler ucuzladığında sağlık sigortalarının yaygınlaşmasının önündeki en önemli engel aşılmış olacaktır” diyor.    
 
“EMEKLİLİK FONLARI, PİYASALARI HAREKETLENDİRİR”  
 
Şu anda piyasalardaki en önemli beklenti, bireysel emeklilik sistemiyle ilgili. Fonların kurulmasının ardından nisan ayı gibi başlaması beklenen sistemle, yatırımcı sayısının artması bekleniyor.  
 
Gedik Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Topaç ise bireysel emeklilik sisteminin piyasalara yeni kan getireceğini söylüyor. İnsanların özel emeklilik sistemlerinde para biriktirmesi sağlandığında ülkenin de önünün açılacağını ifade ediyor. Topaç, “Kamu açıkları, yüksek enflasyon ve yönetimsel problemlerin ortadan kalkması halinde yatırımcı sayısı hızla katlanacaktır” diyor.  
 
Koç Portföy Genel Müdürü Didem Gordon, bireysel emeklilik sistemi sayesinde fon kültürünün de önemli oranda gelişeceğini söylüyor. Bireysel emeklilik sisteminde ücretli olan herkese bu ürünün açıldığını belirten Gordon, “İnsanlar ücretlerinin belirli bir yüzdesiyle buraya katkıda bulunuyor ve vergiden muaf olacaklar. Bu sistem müşterilerine az da olsa her ay düzenli tasarruf etme alışkanlığı kazandıracak. Ayrıca yatırım fonlarının daha orta ve uzun vadeli enstrüman olarak bakılmasına da katkıda bulunacak” diyor.  
 
“GÜVEN KONUSU AŞILMALI”  
 
Halil Ergür / Koçbank
 
 
Türkiye’de yastık altı yatırımın çok yoğun olduğunu hatırlatan Koçbank Genel Müdürü Halil Ergür, bunun tamamen sisteme olan güvensizlik ve “nereden buldun” konusundan kaynaklandığını söylüyor ve şu değerlendirmeyi yapıyor:  
 
“Sisteme olan güvensizlik ve ikincisi de nereden buldun konusunda da insanların kafasında bir endişe var. Bunun ortadan kalkmasıyla yastık altındaki paralar sisteme girecektir. Bu da belli bir zaman alacaktır. Bununla birlikte Türkiye’nin en büyük problemi olan kayıt dışı konusunun denetim altına alınabilmesi gerekir. Mevcut hükümetin bu yönde projeleri olduğunu görüyorum. Bu süreç içerisinde kayıt dışının ne kadar kayıt altına alınması sağlanırsa, bankalardaki finansal enstrümanların kullanımı da o kadar artacaktır.  
 
Bugün Türkiye’deki TL tasarrufların yüzde 90’a yakın bir kısmı direkt devlet tahvili hazine bonosu diğer taraftan kamu bankalarındaki mevduat hesaplarıyla devlet tarafından toplanıyor. Dolayısıyla özel bankalara TL tasarruf gelmiyor. Bu nedenle TL cinsinden mali enstrümanların da kullanımı zayıflıyor.  
 
Çünkü bankaların özellikle faiz ödeme konusunda devlete rakip olmaları mümkün değil. Bu nedenle Türkiye’de TL cinsi enstrümanlar son derece zayıf gider. Şu anda en başarılı giden enstrüman yatırım fonudur. Likite yakın olması ve güncel getiriye sahip olması son derece önemli ve güzel avantajlar. Bizim beklentimiz vadeli mevduat ve repo enstrümanının yerini yatırım fonunun alacağı yönündedir.”  
 
 
  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER