Capital'e abone olun.
KİŞİSEL YATIRIM

Kişisel Yatırım

“Vergi” sendromu şimdiden başladı Menkul kıymet kazançlarından tek bir oranda vergi alınmasına yönelik olarak çıkartılan yasa aracı kurumları düşündürmeye başladı. Yasanın yürürlüğe girmesine dört...

Son Güncelleme: 01.09.2005

“Vergi” sendromu şimdiden başladı

Menkul kıymet kazançlarından tek bir oranda vergi alınmasına yönelik olarak çıkartılan yasa aracı kurumları düşündürmeye başladı. Yasanın yürürlüğe girmesine dört ay kala aracı kurumlar ve piyasa profesyonelleri şimdiden seslerini yükseltmeye başladı.

1 Ocak 2006 itibariyle yürürlüğe girecek olan yeni yasa uyarınca, önümüzdeki yıldan itibaren, yatırım araçlarından elde edilen gelirlere yüzde 15 oranında stopaj kesintisi getiriliyor.

Yeni yasa uyarınca, aracı kurumlar müşterilerinin menkul kıymet kazançları üzerinden ödeyeceği vergiyi hesaplayacak ve vergi dairesine yatıracak. Ve aracı kurum bir hata yaparsa bundan kendisi sorumlu olacak. Bu süreçte oluşabilecek bir hata neticesinde, eksik vergi yatırılması durumunda, Maliye Bakanlığı, aracı kurumun kasasından vergiyi tahsil edebilecek.

İşte bu noktada aracı kurumların itirazları başlıyor.

Özellikle büyük hacimli işlemlerde aracı kurumların sermayelerinin erime riskiyle karşı karşıya olduğu ve bu kurumların iş yapamaz duruma gelebileceği belirtiliyor. Bunun sistematik bir riske yol açmasından endişe duyuluyor.

Aracı kurumların bir diğer endişesi vergi toplarken yaşayabilecekleri sorunlara ilişkin. Yasaya göre, aracı kurumlar her üç ayda bir müşterilerinin menkul kıymet kazançlarını ve ödeyecekleri vergiyi belirleyecek. Yani üç ay boyunca müşterilerin bütün işlemleri takip edilecek. Aracı kurumlar bunun operasyonel bir yük getireceğini düşünüyor.

Müşterilerin farklı aracı kurumlarla iş yapması durumunda ise bu yükün daha da büyümesi öngörülüyor. Yasa, menkul kıymeti satan aracı kuruma vergi tahsildarlığı görevi veriyor. Bu aracı kurumun vergiyi hesaplayabilmesi için menkul kıymetin alış fiyatını bilmesi gerekiyor. Menkul kıymet başka bir aracı kurum vasıtasıyla alındıysa o aracı kurumun alış fiyatı ve alış tarihini vergiyi hesaplayacak diğer aracı kuruma bildirmesi gerekiyor. Bu sürecin suistimale ve hatalara çok açık olduğu belirtiliyor.

Vergi hesaplamada en büyük sıkıntının ise yabancı işlemlerde yaşanacağı belirtiliyor. Bu işlemler genelde büyük hacimli olup, yabancı yatırım bankaları ve Türkiye’deki aracı kurumlar üzerinden yapılıyor. Nihai müşteri riski dağıtmak için işlem yaparken pek çok yatırım bankası ve aracı kurumu tercih edebiliyor. Üstelik nihai müşteri rekabet koşulları gereği aldığı hissenin ve alış fiyatının açığa vurulmasından kaçınıyor. Oysa yeni sisteme göre, vergi hesaplamak için hissenin alış fiyatı bilinmesi gerektiğinden bunun yabancı işlemlere uygulanması zorlaşıyor. Aracı kurumlar burada karşı taraf riski taşıyor.

30 binde kalıcı olacak mı? 

İMKB’de ağustos ayında piyasanın yükseliş yönünde istekli olduğunu ancak her ne kadar 30 bin puan seviyesine ulaştıysa da burada kalıcı bir trend yakalayıp yakalamayacağı gelişmelere bağlı. Ancak piyasalarda oluşan psikolojik durumun da bir analizini yapmakta yarar var.

Öncelikle, 30 bin seviyelerinde yüklü satışlar beklemek çok rasyonel değil. Çünkü piyasada özellikle yabancı yatırımcıların satışa geçmelerini gerektirecek bir ortam oluşmuş değil.

Eylül ayında da aslında piyasaların tek beklentisi 3 Ekim 2005’te başlayacak olan müzakereler olacak. Bu nedenle piyasa oyuncuları, 3 Ekim tarihi yaklaşmadan ve bundan sonrası için bir beklenti oluşturmadan, pozisyonlar üzerinde radikal bir değişiklik yapılmasını önermiyor.

Yine de 3 Ekim’e kadar gelebilecek olumsuz haberlerin yaratacağı ortamla ilgili de riskler var. Bu sebeple endeksin 30 bine dayandığı noktalarda alım yapmak çok uygun değil.

Buna karşılık, kısa vadeli kar satışları ile gelen düşüşler, alım için uygun fırsatlar da doğurmuyor değil. Eylül ayının geneline bakıldığında, endeksin 26.500 seviyesine yakın her noktadan alım yapılabileceği belirtiliyor.

Diğer taraftan piyasa oyuncularının ortak fikri, pozisyonların korunması konusunda birleşiyor. Özellikle endeksin gerilediği noktalarda tutunmaya başaran bazı hisseleri iyi takip etmek gerek. Banka ve turizm sektörü hisseleri böyle ortamlarda yakından izlenmeli.

Yatırımcıların endeksin neden gerilediği konusunu düşündüklerinde, dünya borsalarında da geçerli olan, “çıkamayan borsa düşer” prensibini bir kez daha hatırlamasında yarar var.

VOB’a ilgi sürekli artıyor

Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’nın (VOB) büyümesi beklentilerin çok üzerinde gerçekleşiyor. Bu gelişmeyi, VOB’da artan işlem hacminden de açıkça görmek mümkün. Temmuz ayında 13 milyon YTL civarında günlük ortalama işlem hacmi, ağustos ayında 20 milyon YTL sınırına dayandı.

25 Ağustos itibariyle Ağustos vadeli Endeks–30 sözleşmeleri 37 bin 345 YTL seviyesinden kapandı. Endeks 30 sözleşmeleri Ekim 2005 vadede 36 bin 520 YTL, Aralık 2005 vadede ise 36 bin 335 YTL ile kapandı.

Özellikle döviz kurlarında ağustos ayının son haftasındaki yükseliş, döviz sözleşmelerine olan ilginin artmasını beraberinde getirdi.

VOB’lara yatırımcı ilgisinin, yeni eklenecek enstrümanlarla artması bekleniyor. Özellikle hisse üzerine Futures işlemlerinin başlatılması bekleniyor ki, VOB’u en gözde piyasaların arasına sokabilir.

Faizlerde yine hareket yok

Merkez Bankası’nın faiz politikası, şu anda bileşik faizleri neredeyse tek bir noktaya sabitlemiş drumda. 2006 yılı için Hükümetin belirlediği yüzde 5 enflasyon hedefinin tutturulmasına yönelik endişeler nedeniyle Merkez Bankası’nın gecelik faizleri Temmuz ve Ağustos aylarında sabit tutması nedeniyle ikincil piyasadaki faizler de ağustos ayı boyunca yüzde 16– 16,5 seviyelerinde gidip geldi. Merkez Bankası’nın ekim ayından önce faiz indirimine gitmesi beklenmiyor. Dolayısıyla eylül ayı için de beklentiler, faizlerin bu seviyelerini koruyacağı yönünde.

Ancak bu aşamada, faizlerin düzeyinden çok reel getiriye dikkat etmekte yarar var. Yüzde 16 – 16,5 seviyesindeki faizlere rağmen, reel getiri yüzde 10 civarında. Bu da aslında hayli cazip.

Dolar 1,40’ı aşabilir

Türk Lirası, yabancı para birimleri karşısına değerli kalmayı sürdürüyor. Bu durum Merkez Bankası’nın müdahalesi ile karşı karşıya kaldı. Döviz piyasasında da, 3 Ekim tarihinde başlayan müzakereler ile ilgili endişelerin alım getirmesi bekleniyor. Diğer taraftan, büyüyen cari açığın da yarattığı soru işaretleri söz konusu. Bu nedenle dövizde eylül ayı içinde yukarı yönde bir hareket söz konusu olabilir.

Ancak yine de, yabancı sermaye girişlerinin cari açığın finansmanında etkili olmasına ve Eylül’de gerçekleştirilecek yoğun özelleştirme takvimine bağlı olarak döviz piyasalarında önemli bir dalgalanma beklenmiyor.

Tüm bu faktörler birleştiğinde, para piyasalarındaki genel beklenti dövizde bir miktar yükseliş yaşanacağı yönünde birleşiyor. Dolar / TL kurunun  bu ay içinde 1,40 seviyesinin üzerine çıkması sürpriz olmayacak.

En fazla kamu kağıdı Akbank’ta

Bankaların sahip olduğu kamu kağıtlarının tutarı, yılın ilk yarısında yüzde 6 artarak 131.4 milyar YTL’ye ulaştı. Görev zararlarının kapatılması için yüksek tutarda kamu kağıtları verilen Ziraat Bankası ile Halk Bankası dikkate alınmadığında, en fazla kamu kağıdına 18.3 milyar YTL’yle Akbank sahip bulunuyor. Bankaların menkul değerleri içinde YTL kağıtların payı yüzde 70’e yaklaştı.
Bankaların Muhasebe Uygulama Yönetmeliği (MUY) kapsamında hazırladıkları mali tablolarından derlenen verilere göre, sistemde faaliyet gösteren 47 bankanın sahip olduğu Hazine bonosu, Devlet tahvili, eurobond ve diğer kamu menkul kıymetlerinin toplam tutarı, haziran ayı sonu itibariyle 131 milyar 393.2 milyon YTL’yi buldu. 2004 sonunda bankaların portföyünde 123 milyar 678.8 milyon YTL’lik kamu kağıdı bulunuyordu.

Koçbank’a 500 milyon dolar sendikasyon

Koçbank, uluslararası piyasalardan 1 yıl vadeli ve toplam maliyeti libor artı 0.85 olan 500 milyon dolarlık bir sendikasyon kredisi aldı. oçbank’tan yapılan açıklamada, dünyanın önde gelen 55 finans kuruluşunun katılımı ile  sağlanan kredinin ihracatın finansmanında kullandırılacağı ve kredi anlaşmasının dün  İstanbul'da imzalandığı bildirildi. Koçbank'ın ağustos 2004'te sağladığı bir yıllık ve 325 milyon dolarlık sendikasyon kredisinin maliyetinin libor artı 1.40 olduğu belirtilen açıklamada, "Buna göre Koçbank’ın sağladığı aynı vadeli sendikasyon kredisinin maliyeti bir yıllık dönem içinde 0.55 puan düşmüş oldu" denildi. 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER