Capital'e abone olun.
KORUYAN KORUYANA

Koruyan Koruyana

ABD’nin demir-çelik için uyguladığı gümrük vergilerini yukarı çekmesiyle tekrar gündeme geldi. Sadece gelişmekte olan ülkelere özgü olduğu düşünülen “koruma” politikaları, aslında daha çok ülke tar...

Son Güncelleme: 01.04.2002

ABD’nin demir-çelik için uyguladığı gümrük vergilerini yukarı çekmesiyle tekrar gündeme geldi. Sadece gelişmekte olan ülkelere özgü olduğu düşünülen “koruma” politikaları, aslında daha çok ülke tarafından uygulanıyor. Bu konuda yapılan araştırma da benzer sonuçlar içeriyor. Az gelişmişten Batı ekonomilerine, çok sayıda ülke, üzümden otomobile, onlarca ürüne “koruma” yapıyor. En çok da tekstil ve hazır giyimde bu stratejilerin ağırlığı dikkati çekiyor...

 

Kararı açıklayan, dünyada özgürlüğün ve piyasa ekonomisinin savunucusu Amerika Birleşik Devletleri olunca, herkesin ilgisini çekti. Üstelik sadece ilgi çekmekle kalmadı, konuyla ilgili derin bilgisi olmayanları biraz da şaşırttı... Çünkü, liberal ekonominin öncüsü ABD, korumacı önlem açıklamış, demir-çelik ithalatına uyguladığı vergileri yukarı çekmişti. Uzun süredir zor durumda olan demir-çelik sektörüne böylece destek de verilmiş olunuyordu.

 

ABD’nin aldığı bu karar, uluslararası ticarette “korumacı” yaklaşımların sadece gelişmekte olan ülkelere ait olmadığı gerçeğini bir kez daha gündeme getirdi. Uygulama, “korumaya” yönelik uygulamaların, ülkenin zenginliği ile değil, sözü edilen sektörün rekabet gücü ve ekonomideki ağırlığıyla ilgili olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

 

Zaten Capital’in yaptığı araştırma, ABD’nin bu konuda yalnız olmadığını da gösteriyor. Türkiye, Gümrük Birliği ile çok sayıda sektör ve üründe kapılarını neredeyse sonuna kadar açarken, önde gelen bazı ülkelerin bile “koruma” duvarları oluşturduğu görülüyor. Bir anlamda her ülkenin “korumaya” aldığı sektör ve ürünler var. Üstelik bu ürün ya da sektörlerin ağır sanayi kökenli olması da gerekmiyor. Üzümden oyuncağa kadar bir çok ürüne yönelik “koruma” politikasına rastlamak mümkün...

 

Aslına bakarsanız ülkeler Dünya Ticaret Örgütü’nün anlaşmaları dışında hareket edemiyor. Yani ne belli ürünlere çok ağır gümrük vergileri koyabiliyor ne de kotalarını çok fazla artırabiliyor. Ancak, “Tarife dışı engeller” olarak tanımlanan uygulama her şeyi bir anda da değiştirebiliyor.

 

Otomotiv sektöründe korumacı politika güden Japonya, servis şartnamesini, ithalatçıların bu işten para kazanmasını önleyecek maddelerle doldurulmuş durumda. Uzmanlar, Japonya’ya ihracat yapılsa da para kazanılmasını çok zor buluyor.

 

Amerika ise sentetik elyaf sanayiini korumak için pamuklu ürünlere düşük, sentetik ürünlere ise ağır gümrük vergisi uyguluyor. Arap ülkeleri, kendi aralarında yaptıkları anlaşmalarla gümrük vergilerinde indirime gidiyor. Kırmızı et tüketiminin azaldığı AB gibi gelişmiş ülkeler, deri ürünlerinde neredeyse gümrük vergisi almıyor.

 

Beyaz eşyada neler oluyor?

 

Dünyanın dört bir yanına beyaz ve elektronik eşya ithal eden Uzakdoğu ülkeleri, bu sektörlerini korumaya yönelik ağır politikalar uyguluyor. Bu nedenle bitmiş ürünlere oldukça yüksek kotalar var. Çin ve Tayland'da yüzde 30, Endonezya'da yüzde 60'a varan ithalat vergileri söz konusu. Arçelik Uluslararası Pazar ve Satış Direktörü Nadir Yalçınalp sektörüyle ilgili şu yorumu yapıyor:

 

“Gelişmekte olan ülkeleri ve Uzakdoğu ülkelerini korumalı pazarlar olarak sayabiliriz. Buralarda gümrük vergileri ve yerel üreticiler ithalatta karşımıza çıkıyor. Gelişmiş pazarlarda ise yerleşik tanınan markaların rekabeti, standartlar, enerji performans kriterleri önemli.

 

Güney Amerika, Çin, Güney Asya, Ortadoğu ve Afrika gelişmekte olan pazarlar. Genelde Batı, yani gelişmiş ülkelerde pazarlamada büyüme yok ya da çok az. Bu ülkelerde değiştirme pazarları var.

 

Gelişmekte olan ülkeler dediğimiz; Güney Amerika, Çin, Güney Asya, Ortadoğu ve Afrika, sürekli büyüyen pazarlar. Ancak, satın alma gücü, gelirler ve ekonomik faktörler talebi engelliyor. Arap ülkelerinin kiminde sıfır gümrük uygulanmaya başlandı. Diğer Arap ülkelerinde ise, kendi aralarında, gümrükler üzerinden yüzde 35-40 indirim uygulaması başladı. Bu da üç beş yıllık bir dönemde tamamlanacak.”

 

Tekstilini herkes koruyor

 

Tekstil ve hazır giyim sektörleri, neredeyse bütün ülkeler tarafından korunuyor. Tekstildeki koruma özellikle üçüncü dünya ülkelerinde dikkat çekiyor. AB ülkelerinde yüzde 8 ile 12 arasında gümrük vergisi uygulanırken, ABD’de bu oran yüzde 17 ile 33 arasında değişiyor.

 

ABD’de uygulanan gümrük vergisinin ürünlerin yapısına göre farklılık gösterdiğine değinen Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Eski Başkanı Güngör Keşçi şöyle konuşuyor:

 

“Amerika sentetik elyaf üretimini korumak istiyor. Bunun için de pamukta yüzde 16-17 oranında uyguladığı gümrük vergisini, sentetik ürünlerde yüzde 28-32’e çıkartıyor. Çin, Hindistan, Sirilanka, Pakistan, Endonezya, Filipinler ve Uzakdoğu ülkeleri, tekstil sanayilerini koruyorlar. Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmak için biraz yumuşadı. Üçüncü dünya ülkelerinin gümrük vergilerini açmaları gerekiyor”.

 

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Umut Oran ise tekstilde korumacı politika izleyen ülkelerin daha çok az gelişmiş ülkeler olduğunu belirtiyor ve “ Arjantin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkeler ağır gümrük vergileri uyguluyor” diyor.

 

Deride Rusya faktörü

 

Gelişmiş ülkeler, deri ve deri ürünlerini daha çok az gelişmiş ülkelerden almayı tercih ediyorlar. Dünyada 450 milyon küçük bacak hayvan olduğunu belirten Deri Sanayicileri Derneği Başkanı Turgut Koşar bu konuda şunları söylüyor:

 

“Bu da artmıyor. Gelişmiş ülkelerdeki kırmızı et tüketimi azalıyor, kesim azalıyor. Gelişmiş ülkeler deride vergilerini düşürüyor. Az gelişmiş ülkelerde bu oran artıyor. Deri sektöründe Amerika’da gümrük vergileri yüzde 5-6 düzeylerde. Bu da oldukça düşük. Kanada aynı şekilde. Avrupa Topluluğu ülkelerinde de sorun yaşanmıyor. Gümrük yok denecek düzeyde.

 

Rusya ise kendi sanayisi gelişsin diye çok yüksek oranda vergiler koyuyor. Bu oranlar yüzde 40’lara bile varıyor. Bu da Rusya’ya resmi olarak mal girişini engelleyip bavul ticaretini artırıyor.”

 

Koruması olmayan sektör

 

Son dönemin Türkiye’de yıldızı parlayan sektörlerinden bir ide ambalaj... Özellikle gıdadaki gelişmeler ve teknolojik yenilikler sayesinde, son dönemde büyük yatırımlar yapıldı, ihracatta büyük rakamlara ulaşıldı.

 

Türkiye için önemli bir sektör olma yolunda ilerleyen ambalajda dünya genelinde büyük ölçüde “koruma” politikaları dikkati çekmiyor. Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı Velit Günay, ambalaj sanayiinde hemen hemen hiçbir ülkenin özel bir koruma politikası izlemediğini belirterek şöyle konuşuyor:

 

“Büyük şirketler artık kendi sanayilerine yönelik olarak ambalajlama da yapıyor. Uluslararası kuruluşlar benzer ambalajlar kullanıyor. Ülkeler buradaki sanayilerini zaten güçlendirmiş durumdalar. Bunun içinde özel bir koruma politikasına gidilmiyor. Her ülkenin kendi çapında bir ambalaj endüstrisi zaten var.”

 

Kimyada yeni önlemler

 

Kimya sektöründe deterjan ve sabun, temel temizlik maddeleri olarak oldukça önemli bir yer tutuyor. AB ve Amerika gibi ekonomiler, bu sektörde sağlık şartlarını öne çıkarak vergilerini artırma yoluna gidiyor ve “koruma” uyguluyor. Türk cumhuriyetler başta olmak üzere bazı az gelişmiş ülkeler ise bu sektörde “koruma” politikasını, daha çok kendi sanayilerini güçlendirmek için devreye sokuyor. Sabun ve Deterjan Derneği Başkanı Özalp Erkay, bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor:

 

“Deterjan ve sabun ürünlerinde Türk cumhuriyetleri gibi bazı az gelişmiş ülkelerin koruma politikaları var. AB ülkeleri ise korumayı, kendi standartlarında ürün talep ederek yapıyor. Buna karşın, çok yüksek oranlarda gümrük vergisi uygulamıyorlar. Her ürün için istedikleri standartlar değişebiliyor. Bir anlamda direktiflerinin uygulanmasını istiyorlar.

 

Arap ülkeleri ise AB ve Amerika’dan ürün almayı tercih ediyorlar. Ancak, Türkiye’den yapılacak ihracatlara da aynı oranlarda vergi uyguluyorlar. Ayrıca, Azerbaycan bu ürünlerde koruma politikası gütmezken, Özbekistan, Kazakistan ve Ukrayna, sanayilerinin gelişmesini istedikleri için gümrük vergilerini yüksek tutuyorlar. Bu ülkelere daha çok sınır ticareti ile mal girişi yapılıyor.”

 

Otomobilde “koruma” stratejileri

 

Türkiye’de otomotiv sanayi 1960’ların sonunda hayat bulmaya başladı. Otosan’ın Anadol markasıyla başlayan üretim, Oyak-Renault ve Tofaş ile devam etti. Otomobil üretiminin bu ilk yıllarında, Türkiye sektörü korumak için ithalata büyük sınırlamalar getirmiş, vergiler uygulamıştı. Ancak, sonraki yıllarda otomobil ithalatı kolaylaştırıldı. Vergileri ise hala yüksek seyrediyor.

 

Türkiye’de olduğu gibi, otomobile uygulanan korumada, sektörün ekonomi açısından öneminin büyük rolü var. O nedenle çok sayıda ülke bu sektöre özel stratejiler geliştiriyor. Otomotiv Sanayicileri Derneği Genel Sekreteri Ercan Tezer bu konuda şöyle konuşuyor:

 

“Japonya ve Güney Kore kendi sanayilerini korumak için ithalatta ağır gümrük vergileri uyguluyor. Bu ülkelere diğer ülkelerden kolay kolay giriş yapılamıyor. Deniz aşırı ülkelerdeki tesislerden otomotiv alımı yapılabiliyor.”

 

OTOMOTİVDE HERKES KULAĞI TERSTEN GÖSTERİYOR

 

Otomotiv sektöründe özellikle Uzakdoğu ülkeleri korumacı bir politika güdüyor. Kendi içlerinde sınırları olmayan AB ülkeleri ise tarife dışı engeller uyguluyor. Üçüncü ülkeleri de özellikle Japonya otomobillerine karşı koruma önlemlerine sahipler. Bu önlem gümrük vergisi olarak yüzde 10’luk tarifeye bağlanmış. Ayrıca, AB ülkeleri, tarife dışı engeller de uyguluyor. Örneğin Fransa, Montpellier kentinde ihtisas gümrüğüne sahip. Ek olarak üçüncü ülke otomobillerine bir önceki yılın satış rakamının yüzde 3’ü sınırını getiriyor.

 

Güney Kore de ithal otomobillerin piyasa payı yüzde 1’i bulmuyor. Bunun en büyük nedeni olarak Koreliler’in yerli malı kullanma konusundaki bilinçleri gösteriliyor. Ancak, hükümetin uyguladığı sektörü korumaya yönelik önlemleri de bu konuda etkili oluyor. Örneğin ithalat yapmak isteyenlerin mali takibi sıkılaştırılıyor. Yerli üretici ile işbirliği içinde olması şart koşuluyor. Ayrıca, ithal edeceğiniz araç, önceden incelenmeye alınıyor ve araç bu incelemeden çok zor geçiriliyor. Bu baskı ve düzenlemeler öyle bir noktaya getirilmiş durumda ki, ithal ürünlerin televizyon reklamlarında bile sınırlama var.

 

Japonya servis şartnamesi ise ithalatçıların kara geçmesini önleyecek maddelerle doldurulmuş. Yerli bir üretici ile işbirliği şartı da bu engeller arasında. Uzmanlar, Japonya’daki gibi bir şartnameyle ithalattan para kazanılmasının neredeyse olanaksız olduğuna dikkat çekiyorlar.

 

Latin Amerika ülkelerinde de yerli üretimlerin yüzdeleri yüksek. Bu ülkeler Mercosur adıyla bir birlik oluşturmuş durumda. Bu birlik üyesi ülkeler kendi aralarında ihtalat-ihracat dengesi kurmuşlar. Her ülke Mercosur’a üye bir diğer ülkeye sattığı kadar araç alıyor.

 

ÇİMENTOYU BATI AFRİKA KORUYOR

 

Çimento sektöründe faaliyet gösterebilmek için ağır sanayi yatırımına ihtiyaç duyuluyor. Bir çok gelişmiş ülke ise ağır sanayini oluşturmuş durumda. Dolayısıyla, bu alanda Batı Afrika ülkeleri gibi gelişmişliklerini tam olarak sağlayamamış ülkeler kendi sanayilerini korumaya yönelik önlemler alıyor. Bu kapsamda Tunus ve Fas, korumacı yaklaşımlarıyla dikkati çekiyor.

 

Türk çimento sektörü için en kolay ihracat yapılan pazarın Akdeniz havzası olduğunu belirten Çimento Müstahsilleri Birliği Başkanı Adnan İğnebekçili şöyle konuşuyor:

 

“Özellikle Ortadoğu ülkeleri, İtalya, İspanya ve Batı Afrika  pazarlarında varolabilmek daha kolay görünmektedir. Uzakdogu’daki üreticilerin navlun dezavantajı gibi unsurları göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin İspanya, Portekiz ve İtalya gibi ülkelere, geçen yıla oranla, 2002’de daha fazla çimento ihracatı yapması bekleniyor.

 

Coğrafi olarak Uzakdoğu, ABD ve özellikle Güney Amerika gibi çok uzak pazarlara girmekte zorlanılıyor. Çünkü, navlun fiyatlarının yüksek olması nedeniyle rekabetçi fiyat verilemiyor. Asyalı ihracatçıların rahat ulaşabildikleri bu pazarlarda, düşük fiyat uygulamaları karşısında rekabet edilememesi nedeniyle girmekte  zorlanılıyor.”

 

Toplam dünya denizaşırı çimento ticaretinin 80 milyon ton olduğuna değinen İğnebekçili, “Bu pazarda Türkiye’nin mevcut payı yüzde 10 mertebesinde. İlave tedbirlerle miktarın yüzde 15’e çıkarılabilmesi mümkün gözüküyor” diyor.  

 

KORUMACILIKLA KARŞILIKLI POZİSYON ALINIYOR

 

Yaşar Holding Gıda Grubu Başkanı Ahmet Arsan,  “Korumacılığı” karşılıklı pozisyon alma olarak değerlendiriyor. Ülkelerin kendi sanayilerini korumak için tarife dışı engeller koyduklarına dikkat çeken Ahmet Arsan şöyle devam ediyor:

 

“Dünya Ticaret Örgütü sübvansiyonların azaltılması için çalışıyor. Bir takım anlaşmalar, karşılıklı belirlenmiş esaslar var. Ancak, bu resmi çalışmalar bir yerde sonuç vermiyor. Malını korumak isteyen, bir takım yollardan bunu zaten yapıyor. Amerika demir çeliği, Avrupa başka bir ürünü koruyor. Türkiye ise gıdada korumacı bir politika izliyor.

 

Tarife dışı engellerin önümüzdeki yıllarda daha da artacağını düşünüyorum. 11 Eylül’den sonra biyo-teknolojinin önemi arttı. Avrupa ülkeleri ve Amerika, bu kapsamda özel fonlar çıkardı. Güvenlikten de hareketle artık istenildiği gibi ihracat yapılması istenmiyor.

 

Gıda güvencesiyle ilgili hassasiyet arttı. Gıda özelinde bakıldığında hijyen koşulları çok ön plana çıkıyor. Özellikle gelişmiş ülkeler güvenmedikleri, inanmadıkları bir ürünü ne yapılırsa yapılsın almak istemiyorlar. Eskiden de bunlar önemliydi. Ama artık çok daha gündemde.”

 

DEMİR ÇELİK AKININDAN KORKULUYOR

 

Kanada ve Meksika başka olmak üzere diğer Kuzey ve Güney Amerika ülkeleri de Amerika’ya giremeyen ürünlerin kendi pazarlarına yönelme ihtimalini engellemek için koruma önlemleri üzerinde çalışmaya başladı. Bu çalışmaların arttığına dikkat çeken Demir-Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan şöyle konuşuyor:

 

“Meksika 39 çelik ürününün ithalatına uyguladığı yüzde 25 oranındaki gümrük vergisini, ABD’nin kararı sonrasında yüzde 35’e çıkardığını açıkladı. Kanada ise çalışmalarını koruma önlemi üzerinde yoğunlaştırmaya başladı. 

 

Bunların yanı sıra muhtemel çelik akınından korunmayı hedefleyen Tayland’ın yüzde 25, Brezilya’nın ise yüzde 30 oranında vergi uygulamayı planladığı, Venezüella, Arjantin, Kolombiya, Şili ve Peru gibi ülkelerde ise yüzde 40’a varan oranlarda gümrük vergisi uygulamasına ilişkin tartışmaların yoğun bir şekilde devam ettiği biliniyor.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER