Capital'e abone olun.
SEKTÖLERİN UYUM KARNESİ

Sektölerin Uyum Karnesi

Türkiye’nin önünde Avrupa Birliği’ne üyelik için “uzun, ince bir yol” var.  Üyelik perspektifi onaylanmış değil. Ancak, iş dünyasının, sektör bazında kendini geleceğe hazırlaması gerekiyo...

Son Güncelleme: 01.04.2003

Türkiye’nin önünde Avrupa Birliği’ne üyelik için “uzun, ince bir yol” var.  Üyelik perspektifi onaylanmış değil. Ancak, iş dünyasının, sektör bazında kendini geleceğe hazırlaması gerekiyor. Bu konuda danışmanlık yapan Tulu Gümüştekin, yarına hazırlanan şirketleri, sektör bazında ciddi fırsatların beklediğini söylüyor. Gümüştekin, “Şirketler, mevzuatı iyi bilmeli ve izlemeli” diye konuşuyor.  
 
Türkiye’de gündem hızlı değişiyor. Kasım ve aralık aylarında gözler Avrupa’da, daha doğrusu Brüksel’e çevrilmişti. Oradan gelecek mesaj, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik perspektifi konusunda önemli bir adım olacaktı. Ancak, beklenen olmadı, tam üyelik konusunda bir tarih çıkmadı. Önce büyük bir hayal kırıklığı yaşandı, ardından Avrupa Birliği’nin (AB) “Uzun, ince bir yol” olduğu görüşü benimsendi. AB’den gelen mesajlar da Türkiye’nin eksikliklerini tamamlaması ve uyum konusunda mesafe alması yönünde idi.  
 
Ancak, gündem çabuk değişti, Türkiye’nin öncelikler listesi hızlı yenilendi. Neredeyse AB ve bu önemli pazara hazırlıkla ilgili çalışmalar neredeyse unutuldu.  
 
Oysa, özel sektörün önünde çok önemli bir “ev ödevi” var. En azından uluslar arası alanda iş yapmak, rekabette geri kalmamak için hazırlanması gerekiyor. Gıdadan, beyaz eşyaya; elektronikten inşaata, her sektörü bekleyen önemli hazırlıklar ve mevzuat değişiklikleri var. Atılacak olumlu adımlar “büyük fırsatları”, hazırlıksız yakalanma ise beraberinde “ciddi tehditleri” getirecek.  
 
Avrupa Birliği konusunda danışmanlık veren Tulu Gümüştekin, şirketleri bu konuda uyarıyor. Merkezi Brüksel’de bulunan CSI’ın genel müdürü olan Gümüştekin, “Üyelik öncesinde ve sonrasında her sektörden şirketleri tehditler ve fırsatlar bekliyor” diye konuşuyor.  
Gümüştekin, bunları, sektör sektör değerlendirirken, iş dünyası için bir “uyum karnesi” de oluşturmamıza katkıda bulundu:  
 
Şirketler ne yapmalı?  
 
Şirketlerin bilmesi ve izlemesi gereken iki ayrı platform var. Birincisi, AB mevzuatının içeriğinin ne olduğunun bilmesi gerekiyor. Ayrıca, bu mevzuat zaman zaman içtihatlarla değişiyor. Bu nedenle, mevzuatın ve bunun nasıl yorumlandığın, nasıl uygulandığının bilinmesi gerekiyor.  
 
Artı, AB yerinde durmuyor ki, dinamik bir kurum. Yeni mevzuat çıkıyor. Yeni çıkan mevzuatın da takip edilmesi gerekiyor. Bu, her sektör için geçerli…  
 
Ardından, şirketler, bu mevzuata göre bir SWOT analizi çıkarmalılar. Yani, fırsatlar ve tehditler ortaya konulmalı. Kuvvetli ve zayıf yönlerini belirlemeliler. Bu fotoğrafı çıkardıktan sonra, sıra sivil toplum örgütleriyle işbirliğine geliyor. Birlikte olduğu sivil toplum örgütleriyle birlikte zaman zaman Ankara ve Brüksel’e gidip bunları anlatması gerekiyor.  
 
Sektörler bazında son durum  
 
Üretim sektörlerinde güçlüyüz. Çünkü, 1995’ten beri Gümrük Birliği kapsamında. Gümrük Birliği de, ilaçtan gıdaya kadar bir çok sektörü kapsıyor.  
 
Gümrük Birliği’nden tam üyeliğe geçişte, bütün sektörler için hem fırsatlar hem de tehditler olacak. Aynı şekilde sistem size de geriye işleyecek. “Gümrük Birliği içerisindeyiz, artık benim karşılaşabileceğim bir sorun yok” anlayışı da kesinlikle doğru değil.  
 
İlaç sektörünü örnek verebiliriz. Sektör, Gümrük Birliği kapsamında ama en önemlisi, “karşılıklı tanınma” denilen ruhsat tanıma prosedürü var ki, bunu ancak tam üyelikte kazanabiliyoruz. O zaman ilaç ihracatını 10-15’e katlama olasılığı ortaya çıkıyor. Neden?  
Çünkü, şu anda yurt dışına ihraç edilecek ilacın ruhsatı için AB üyeleri bizi 3-5 yıl bekletiyor.  
Oysa, üyelikle birlikte bir ülkede tanınan bir ilaç, başka bir ülkede 90 gün içerisinde ruhsat başvurusunu alabilecek. Şirketler de, ihracatını artırma olanağı nedeniyle de stratejik planlamasına buna göre yapacak.  
 
Yabancı ilaç şirketleri de, aynı şekilde hızlı ve kısa sürede piyasaya girebilecek. Bu iki taraflı bir yol. Ama bizim piyasa, daha dar bir piyasa. Sırf fırsat olarak bakarsak, karşımızda çok daha büyük bir piyasa var. Yeni katılanlarla 420 milyonluk bir pazardan bahsediyoruz.  
 
Otomotiv sektörünü neler bekliyor?  
 
Otomotiv sektörünün ihracat rakamları çok iyi ve üretimin büyük bir bölümünü ihraç ediyor. Üyelikle birlikte, otomobil sırf bir irsaliye belgesiyle ihraç edilecek.  
 
Üyelikle birlikte kullanılmış araç ithalatı olacak. Sektörün buna göre hazırlık yapması gerekiyor. Çünkü, bu kaçınılmaz bir durum. Şu anda kullanılmış araç ithalatı yasak ama, üyelik halinde böyle bir yasak kalmayacak. Bu otomotiv sektörü için çok büyük bir tehdit ve buna göre hazırlık yapılması gerekiyor.  
 
Ancak, bunu bir takvime bağlamak mümkün. O da AB ile görüşmelere ve yapılacak pazarlıklara bağlı. Örneğin, Polonya, birtakım ekonomik analizler sunarak, 2 yıl boyunca kullanılmış araç ithalatını durdurabildi. Benzer şekilde modeller geliştirilebilir. Bunun için, bilinçli özel sektör ve bunun yönlendireceği bir kamu sektörü lazım. Bu gelişmeleri Tofaş ve Renault’da yakından izleniyor. Ancak, izlemeyen şirketler de var.  
 
Elektronik sektörünü bekleyenler    
 
Televizyon için açılan damping davası, Gümrük Birliği’nde olmaması gereken bir mekanizma. AB, Türkiye’nin rekabet hukukunu etkin olarak yaşama geçirilmiş olsaydı, bu davaların kaldırılmasını isteyebilirdik. Ama maalesef 8 yılda bu noktaya gelinemedi. Şirketlerin de bu alanla ilgili olarak çıkan ve çıkacak mevzuatı yakından izlemeleri gerekiyor.  
 
Sigortada “sınır ötesi” satış tehditi    
 
Sigortadan başlayalım… AB’de sigorta mevzuatı değişik aşamalardan geçti. Öyle bir noktaya geliniyor ki, AB’ye üye bir ülkede sigortacılık lisansına sahip bir şirket, başka bir ülkede varlık göstermeden, ofis açmadan, resmi otoritelerden izin almadan sigorta hizmetini internet üzerinden satabilecek.  
 
Türk sigorta sektörünün buna göre hazırlık yapması gerekiyor. Bence bu durum, Türk sigorta sektöründe ciddi bir travma yaratabilir. Ciddi şekilde bu konuya hazırlanılmalı.  
 
Bankacılıkta “yabancı” sendromu  
 
Ancak, aynı durum bankacılık için geçerli değil. Çünkü, bankacılıkta biraz daha iyi durumdayız. Bankacılık sektöründe zorlanılacak konuların başında, sermaye yeterlilik rasyoları geliyor. Çünkü, bu rasyolar Türkiye’de düşük.  
 
İkinci konu ise yabancı bankalarla ilgili. Şu anda bir yabancı bankanın Türkiye’de hizmet verme izni, katı kurallara bağlanmış durumda. AB’ye üyelikle birlikte, örneğin Almanya’da lisansı olan bir bankanın Türkiye’de lisans alması, çok daha kolay olacak.  
 
Bankacılık sektörüyle ilgili tehdit, mevduat toplama konusunda gerçekleşecek. Ancak, bu durum Türk bankaları için de bir fırsat. Çünkü, Türk bankalarının AB’de şube açmaları, lisans alması çok zor. Üstelik, Türk bankaları için ciddi bir potansiyel taşıyan ülkeler de var. Buralarda rahat hareket edebilecekler.    
 
Buradaki bir diğer gelişme, AB’de mevzuat değişiyor ve artık bankacılıkta tek lisansa doğru gidiliyor. Bu durumda, Türk bankalarının durumu daha da kolaylaşacak.  
 
Telekomünikasyonu ne bekliyor?  
 
Bu sektörde de bir sürü eksiklik ve uyum sağlanması gereken mevzuatlar var. Ayrıca, AB, telekom mevzuatını yeniden güncelleştiriyor. Bunlara dikkat edilmesi gerekiyor. Türkiye’de Telekominikasyon Üst Kurulu kuruldu ama AB bunu yeteri kadar bağımsız bulmuyor.  
 
Mobil telefon piyasasının ise serbestleştirilmesi gerekiyor. Bunun için telekomünikasyon kanununun ilgili hükümleri değiştirilecek.  
 
Türkiye sınırları içinde ve mobil telefon piyasalarında numaraların taşınabilirliği konusunda düzenleme yapılacak. Acil çağrı numarası 112’nin kullanımı yalnızca kamu hastanelerini aramaya yönelik olmaktan çıkarılacak ve yaygınlaştırılacak. Evrensel hizmetler ve kullanıcı haklarının dikkate alınması gerekiyor. Posta hizmetleri için bağımsız bir düzenleyici kurum kurulmalı.    
 
Piyasanın serbestleştirilmesi süreci çok yavaş işliyor. Sabit ses telefon hizmetleri 2004 yılı itibarıyla serbestleştirilmeli, mobil telefon hizmetlerinde ulusal dolaşım sağlanmalı.    
 
Tekstil zaten AB’ye girdi  
 
En büyük avantaj, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalarla bu ülkelere girebilme olanağı olacak. Tekstil sektörü zaten AB’ye girmiş durumda. Gümrük Birliği’nden en çok yararlanan 2 sektör, tekstil ve otomotiv.  
 
Tekstil için en büyük sorun, istihdam, iş gücünde karşılaşacakları sıkıntılar. Çünkü, istihdam, çevre konusunda AB mevzuatının yürürlüğe girmesiyle maliyetler artacak. İstihdamın maliyetleri artacak ve şimdiden bu çalışmaları yapmaları gerekiyor. Artan maliyetlerle fason üretimle yaşamaları çok zor ve markalaşmaları gerekiyor.  
 
Beyaz eşyada ne olacak?  
 
Beyaz eşya ve elektronik, Ar-Ge’si olan sektörler. Türkiye’de gerçek Ar-Ge yapan şirketler bu sektörlerde faaliyet gösteriyor. Bu şirketler için AB bir fırsatlar deryası anlamına geliyor. Ne bakımdan? Birincisi, 6’ıncı çerçeve programında AB’nin 17 milyar Euro’luk Ar-Ge desteği var. Bu destek, şirketlerin Ar-Ge’lerini geliştirmelerini inanılmaz bir fırsat. Büyük şirketler, bu fonlardan yararlanıyorlar ama yararlanma olanağı daha da artacak.  
 
Gıdanın önündeki fırsatlar    
 
Avrupa Birliği, gıda güvenliği ve sağlığı diye, birtakım bahanelerle ihracatın önünü kesiyor. Bazen çok burada subjektif değerlendirmeler yapılıyor. Ancak, ne yazık ki, bunu yıkmak da mümkün olmuyor. Her şeye rağmen, Türkiye’den çok başarılı ihracat da yapılıyor.  
 
Ancak, tarım ürünlerinde Türkiye’nin aldığı tavizler yeterli değil ve gümrük oranlarının çekilmesi gerekiyor. Örneğin, zeytin ve zeytinyağında gümrük oranlarının bir hayli düşürülmesi, kota miktarlarının da yükseltilmesi gerekiyor. Tarımda ciddi müzakerelerin yapılması gerektiğini söyleyebilirim.  
 
“Taşımacılığın işi zor”    
 
Hizmet müzakerelerinde en çok zorlanacak sektörler başında deniz ve kara taşımacılığı, lojistik, artı demiryolları yer alıyor. Çünkü, bunlarla ilgili mevzuat, uygulamalar tam bir facia. AB’de deniz güvenliği konusunda bir kurul oluşturuluyor ve bunda Türkiye’nin söz hakkı hiç yok. Son örnek, bir liste hazırlandı ve 25 Türk gemisi yer aldı. Bu listenin hiçbir hukuki bağlayıcılığı yok ama bu gemiler iş alamıyor.  
 
Bir başka tehlike ise “kabotajın” kaldırılacak olması… AB’de kabotaj şu anda sadece Yunanistan’da adalar arasında yolcu taşımacılığında var. O da 2004’te bitiyor. Ondan sonra bir Fransız gemisi, İstanbul-İzmir arasında sefer yapabilecek. Bu, ciddi bir rekabet anlamına geliyor. Havayolu için de aynı şekilde olacak. İstanbul-Ankara uçuşunu Air France ve British Airways yapabilecek.  
 
Karayolu taşımacılığındaki sorun kamyonlardan kaynaklanıyor. İhracat amaçlı yurt dışına giden kamyonlar haricindekiler kullanılamayacak. Bu mevzuat yürürlüğe girdiğinde Türkiye’deki kamyonların yüzde 80’i yollara çıkamayacak.    
 
İnşaatta “îş güvenliği” sorunu var  
 
Bu sektör için en önemli unsur, iş güvenliği. İş güvenliğiyle ilgili çok ağır kurallar var. Beraber çalıştığımız bir inşaat şirketi var. Onlarla yaptığımız toplantıda söylediklerime güldüler ve bana, “Bunların Türkiye’de uygulanması söz konusu değil” dediler. Ama olacak ve Türk şirketleri burada sıkıntı yaşayacak.  
 
Bu arada, inşaat sektörü için olumlu bir gelişme oldu ve Türk müteahhitlik firmaları, artık Doğu Avrupa’daki işlere girebiliyorlar. Bu daha da gelişecek, Avrupa’daki ihalelere girebilecekler.  
 
Bilişim sektörünü ne bekliyor?  
 
Fikri mülkiyet haklarının korunması çok önemli. Avrupa’da insanların hayatlarının büyük bir bölümünü, elektronik ortamda sağlama hedefi var. AB’de kamu hizmetlerinin yüzde 70’ini elektronik ortama taşıma için 2006 yılı hedeflenmiş durumda. Bunun için de IDA (Interchange Data Administation) diye bir program var. Bu programın amacı, kamu yönetimlerinin birbirleriyle data üzerinden iletişimi ve insanların her türlü kamu hizmetini alması, Avrupa network’unun birbirine bağlanması. Bu en ufak bir belediyeden başlıyor, şehir yönetiminden merkezi yönetimine kadar uzanıyor. Her türlü işleminizi yapmanız hedefleniyor. Türkiye’de buna uymak zorunda olacak.  
 
Yazılım konusunda ise AB’nin yeni çıkarmış olduğu mevzuatı var. Bunun uygulanması gerekiyor. AB, önümüzdeki 4 yılda sadece yazılım sektörüne 4 milyar Euro’luk bir para aktarıyor. Türkiye’deki yazılım şirketlerinin de bunu bir fırsat olarak görmeleri gerekiyor.  
 
Demir-çelik sektörünün durumu  
 
Avrupa’da demir çelik anlaşması sona erdi ve Roma Anlaşması’na dönüldü. Burada ne olacağı belli değil. Gümrük Birliği’nden sonra gerçekleştirdiğimiz, 1997’de yapılan anlaşma devam ediyor. Biz henüz Roma Anlaşması’na geri dönmedik. Bizim de birtakım isteklerimiz var. Pazarlıklarda henüz yol alınabilmiş değil. Yeni düzende, korumacılıktan rekabet düzeyine geliniyor.  
 
ÜYELİKLE BİRLİKTE GELECEK FON FIRSATLARI  
 
“Tam üyelik aşamasında Türkiye’nin kullanabileceği AB içerisinde 3-4 büyük fon var. AB bütçesinin yüzde 40’ını tarım ve balıkçılık alıyor. Ardından yüzde 17’sini alt yapı fonları alıyor. Bu fonlar, AB’nin geri kalmış bölgelerin kalkınmasına, bu bölgedeki yatırımların desteklenmesi için kullandırılıyor. AB ortalamasının altındaki bölgelere, inanılmaz kaynaklar aktarılıyor. Bu bölgelerde istihdamın artırılması, yatırım yapılması teşvik ediliyor ve bunu yapanlara fon desteği sağlanıyor.  
 
Türkiye’nin tamamı için bu altyapı fonları kullanılabilir. İstanbul ve çevresini dışına çıkın, o zaman özel sektörün AB’nin fonlarından yararlanabileceği inanılmaz altyapı kaynakları var. Bu fonlar, bölgelere kullandırılıyor. Akdeniz bölgesi. AB, kalkıyor ve “Bu bölgedeki çevreye uyum projelerinin fonlarını ben sağlayacağım” diyor. Tüm üyelikle birlikte fırsatlar birbirinin üzerine geliyor. Fakat, Türkiye gibi büyük bir ülke için bu kadar kaynağın nasıl sağlanacağını, 2006-2012 bütçesinde görmek gerekiyor.”  
 
OYAK AB’YE NASIL HAZIRLANIYOR?  
 
Ergün Okur/Oyak Holding Genel Müdür Yardımcısı
 
 
“OYAK Grubu bünyesinde yürütülen AB’ye uyum çalışmaları, iştiraklerimizin hem faaliyet alanlarındaki sektörel (dikey) konulara, hem de tüm şirketlerimizi ilgilendiren yatay konulardaki AB uygulamalarının incelenmesini kapsıyor. Bu çerçevede öncelikle ele alınan sektörler, otomotiv, çimento, bankacılık, sigortacılık, gıda inşaat ve lojistik. Ayrıca, AB’nin vergilendirme, istihdam, tüketicinin korunması, ekonomik ve parasal birlik, rekabet vb. alanlarındaki temel politikaları da uyum çalışmaları dahilinde değerlendiriliyor.  
 
Bu çalışmalar Oyak Genel Müdürlüğü’nun koordinasyonun ve iştiraklerimizin aktif katılımıyla sürdürülüyor. Sözü edilen alanlara yönelik mevcut ve önerge aşamasındaki AB müktesebatının, kurum ve iştiraklerimizin yetkililerinden oluşan çalışma grupları tarafından periyodik olarak inceleniyor, bu doğrultuda grup stratejilerinin oluşturulması sağlanıyor.”  
 
ECZACIBAŞI İLAŞ AB’YE NASIL HAZIRLANIYOR?  
 
“Gümrük Birliği anlaşmasından kaynaklanan yükümlülükleri, Türkiye ve Avrupa Birliği’ndeki ilaçlarla ilgili yasal düzenlemeleri, Türkiye’nin Ulusal Programını da göz önüne alarak ayrıntılı olarak incelemiş, müktesebat uyumunun getireceği etkileri analiz etmiş ve hazırlıklarımızı başlatmış durumdayız.  
 
Eczacıbaşı, Avrupa Birliği’nin ilaçlarla ilgili yasalarda reform niteliğinde değişiklikler yapacak olması nedeniyle, kurulan erken uyarı sistemiyle gelişmeleri yakından izlemektedir. Bu bilgiler ilgili birimlerce değerlendirilmekte ve gereken önlemler alınmaktadır.  
 
Ek olarak, şirketimizdeki ilgili birimler, özellikle Avrupa Birliği’ne aday ülkeleri ilgilendiren PERF (Pan European Regulatory Forum) ve aday ülkelerin oluşturduğu CADREAC (Collaboration Agreement of Drug Regulatory Authorities in European Union Associated Countries) ve ilaçlarla ilgili yasal düzenlemelerde global bir birlik oluşturmayı hedefleyen ICH (International Conference on Harmonization of Technical Requirements for Registration of Pharmaceuticals for Human Use) toplantılarında alınan kararları ve gelişmeleri yakından izliyoruz. Ayrıca,  ilaçlarla ilgili olarak Dünya Ticaret Örgütü’ndeki (WTO) anlaşmazlık konularını yakından izliyor, değerlendiriyor ve gereken uyum çalışmalarını başlatarak yürürlüğe sokuyoruz.  
 
Bunlara ek olarak şirketimiz, AB uyum çalışmaları ve uluslararası rekabet kapsamında yaptığı yatırımlarla, Avrupa’nın en katı kamu kurumlarından olan İngiliz MCA (Medicines Control Agency) ve Almanya Sağlık Bakanlığı’na bağlı olan BfArM kuruluşundan İyi Üretim Uygulamaları (GMP) sertifikalarını aldı.”  
 
 
  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER