Capital'e abone olun.
DEVLERİ KISKANDIRAN BÜYÜME STRATEJİSİ

Devleri Kıskandıran Büyüme Stratejisi

Diren Ailesi işe 47 yıl önce, ürettiği şarapları, bardakla satarak başladı. Ardından meyve suyu ve süt üretimine girdi. Her üç alanda da en modern yatırımlarla işi büyüttü. Bugün yarattığı Dimes ma...

Son Güncelleme: 01.07.2005

hedDiren Ailesi işe 47 yıl önce, ürettiği şarapları, bardakla satarak başladı. Ardından meyve suyu ve süt üretimine girdi. Her üç alanda da en modern yatırımlarla işi büyüttü. Bugün yarattığı Dimes markasıyla meyve suyu ve süt sektöründe ön sıralarda yer alıyor. Meyve suyunda 14 yılda yüzde 4 bin büyüme rakamı yakaladı. Rekabetin acımasız olduğu sütte ise pazar 4’üncülüğüne yükseldi. Dev şirketleri ve yabancıları imrendiren bu müthiş başarıyı, ailenin bireyleri Ali Rıza Diren, Erol Diren ve Orhan Diren anlattı…

Aslında hikaye çok özel bir örnek ve çok ilginç. Bundan 47 yıl önce Diren Ailesi, Tokat’daki evlerinin bahçesinde 25 ton şarap üreterek işe başlıyor. İki yıl gibi kısa bir zamanda 16 bin TL borç alınarak başlanan iş, kendini yürütür hale geliyor. Borçlar ödeniyor, hatta 25 bin TL’lik sermaye birikiyor. Kurucu ve girişimci Mustafa Vasfi Diren, bu sermayeyi yine yatırıma harcıyor ve evin bahçesine şarap üretim tesisi kuruyor. Bu alanda 1972 yılına kadar 1100 ton kapasiteye ulaşılıyor.

1964 yılında ise Diren’ler bölgedeki potansiyeli görerek meyve suyu işine giriyor. Bu alanda faaliyete başladıkları ilk yıl 14 farklı çeşit meyve suyu üretmeye başarıyorlar. 1980’li yılların başlarında meyve suyundaki kapasite Dimes markası altında 1 milyon 200 bin, satış kapasitesi ise 1 milyon 500 bin litreye ulaşıyor. 1983 yılında artık evin bahçesinde üretim yapılacak boş yer kalmayınca Tokat’taki fabrika kuruluyor.

1985 yılından 1990 yılına kadar  her yıl 5 -6 milyon şişe arasında meyve suyu satışı gerçekleşiyor. 1991 yılında yılda 3 milyon litre olan toplam satış, 2004 yılı sonunda 112 milyon litreye ulaşıyor. Yani cirosal anlamda yaklaşık yüzde 4 binlik rekor bir büyümeye imza atılıyor. 1995 yılında süt işine de giren şirket kısa zamanda sektör 4’üncüsü oluyor. Dimes markası meyve suyunda ise sektör birinciliğine oturuyor.

Peki bu başarı hikayesinin arkasında ne yatıyor? Yerel markalar ulusal piyasalara açılmakta bu kadar zorlanırken Dimes reklam bile yapmadan bunu nasıl başardı? Baba ve kurucu  Mustafa Vasfi Diren’le birlikte Dimes’in ilk yıllarında çalışan 8 kardeşten 3’üne bu sırrı sorduk. Kuruluşta büyük rol oynayan, fakat şu anda CHP Tokat Milletvekili olduğu için yönetimde yer almayan Orhan Diren, Yönetim Kurulu Başkanı Ali Rıza Diren ve Genel Müdür Erol Diren, Dimes’in dev şirketlere taş çıkartan bu hikayesini Capital’e şöyle anlattı:

Dimes’in kuruluş öyküsünden biraz bahsedebilir miyiz?

ORHAN DİREN: Dimes, bundan 47 yıl önce babamız Mustafa Vasfi Diren tarafından kuruldu. O sırada Tokat’da bağcılığın oldukça gelişmiş olması nedeniyle şarapçılıkla işe başladık. Aynı zamanda az sermaye gerektirmesi de bu işi babamızın gözünde cazip kılmıştı. Zaten kendisinin daha önceki eğitimi de ziraat üzerineydi. Bu nedenle bu alanda yapılacak yatırımları daha lise yıllarında planlamıştı diyebiliriz.

Eş dosttan alınan 16 bin TL’lik borçla, evin içinde küçük bir atölye kurarak işe başladık. Aile bireylerinin 8’i birden bilfiil çalışarak Diren şaraplarının temelini evimizin bahçesinde attık. Bahçemiz yaklaşık 2 bin metrekarelik bir alan içeriyordu. 1958 yılında da ilk üretimimizi gerçekleştirdik. İlk yıllarda yıllık 25 ton kapasiteli şarap üretebilir hale geldik.

Bu ürettiğiniz şarapları nasıl pazarladınız peki?

ALİ RIZA DİREN: Biz o dönemde şişeleme tesisi oluşturacak sermayeye sahip değildik. Bu nedenle şarapları şişeleyemiyorduk. Ancak, üzümü alıp, sıkıp, işleyerek dökme şarap yapabiliyorduk. Bu nedenle ürettiğimiz ürünü pazarlamak için bir meyhane açmaya karar verdik. Tokat’da küçük bir yerde, Dörtnal ismiyle bir meyhane açtık. Bu daha sonra bizim ilk markalı beyaz şarabımızın da ismini oluşturacaktı. Sezon içinde 25 ton şarabı bu meyhanede bardak bardak satarak tükettik. Bu sayede o yıl borçlarımızı kapatmayı başardık. 2 yıl sonra ise elimizde 25 bin TL civarında bir sermaye oluştu.

O. D: 1960 yılında oluşan bu sermayeyle babamız yine evin bahçesine 60 ton kapasiteli bir şarap fabrikası kurmak için çalışmalara başladı. Bir arkadaşına bunun projesini hazırlattı. İstanbul’dan bu iş için gerekli filtre, musluk ve mantar kapatma makinelerini ikinci el satın aldı. Etiketleri manuel olarak yapıştırmak için etiket bastırdı. Bu yeni yatırımla 1960 yılında ilk şişede markalı ürünümüzü ürettik.

O günün şartlarında, şişe ürünlerimizi at arabasıyla 3-4 günde mamul haline getiriyorduk. Bu 4 günde de 750 şişe üretebiliyorduk. 3 tane daha işçimiz vardı, onun dışında tüm aile birlikte çalışıp üretimi gerçekleştiriyorduk. Tokat piyasasındaki bakkallara, meyhanelere ve  şarküterilere bu şarapları satıyorduk. 1960 yılından 72 yılına kadar 1100 tonluk bir şarap üretme kapasitesine ve 800 tonluk üretime ulaştık.

Meyve suyu sektörüne ne zaman girdiniz?

A.R.D: 1964 yılında meyve suyu üretimine başladık ve aynı yıl 14 farklı çeşit meyve suyu üreterek satışa sunduk. Bu adımla Türkiye’nin ilk meyve suyu üreticisi olduk. Pazar dinamiklerinin de meyve suyundan yana gelişmesi nedeniyle bu işe ağırlık vermeye başladık. 1975 yılında ilk defa Almanya’dan tam otomatik meyve suyu ve şarap şişeleme tesisini getirdik. Bu da açıkçası bize büyük bir rahatlık sağladı. Dolum kapasitemizi bu sayede daha da artırdık.

Esas atılım bu dönemden sonra mı başladı?

A.R.D: Aslında babam 1963 yılında yeni yatırım araştırmaları için Almanya’ya gittiğinde, beni ve Orhan Bey’i yurt dışında okutmaya karar verdi. Bu nedenle şarapçılık konusunda Orhan Bey’i Fransa’ya, meyve suyu konusunda da beni Almanya’ya eğitim almak üzere gönderdi. 1973 yılında da biz döndük. Bizim asıl atılımlarımız ve otomasyona geçişimiz bundan sonra oldu diyebiliriz.

Bayilik vermeye ne zaman başladınız? Bunun büyümenize nasıl bir etkisi oldu?

EROL DİREN: 1972 yılında bayilik vermeye başladık. Büyümemizde daha doğrusu Tokat dışına çıkmamızda büyük bir etkisi olduğunu söyleyebilirim. Karadeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu’da baş bayiliklerimiz vardı. Bunların aracılığıyla daha geniş kitlelere ulaşmaya başladık.

Tokat’de evinizin bahçesinden çıkmanız nasıl gerçekleşti?

hedA.R.D: 1980’li yılların başlarında meyve suyundaki kapasitemiz 1 milyon 200 bin, satış kapasitemiz ise 1 milyon 500 bin litreye ulaşmıştı. Bu rakamlar artık bizim hitap ettiğimiz pazara yanıt vermemeye başladı. Biz de 1985 yılında üretim tesislerimizi yeniledik. Tokat şehir merkezinde, 33 bin 5 yüz metrekarelik alan üzerine modern bir üretim tesisi kurduk.

Bu yeni yatırım büyümeyi nasıl etkiledi?

O.D: Yılda 5 bin ton meyve işleme kapasiteli, içinde soğuk deposu bulunan bir dolum tesisi kurulmuş oldu. Bundan sonra bayi sayılarımız hızla arttı. 1985 yılından 1990 yılına kadar  her yıl 5 -6 milyon şişe arasında meyve suyu satışı gerçekleştirdik. Şişeli üretim yaptığımız için batı bölgelerine gidemiyorduk. Bunun için karton kutularda olmamız gerekiyordu. 1990’a kadar şişeli üretime devam ettik. Bu sırada ürün oldukça tanındı, başka şirketler de piyasaya girdi, rekabet oluştu. Bu yıllarda yeniden kendimizi yenilememiz gerektiğini düşünmeye başladık.

Meyve suyunda ciro ve satış adedi açısından baktığınızda son 10 yılda ne kadarlık bir büyüme sağladınız?

A.R.D:  1991 yılında yılda 3 milyon litre olan toplam satışımız, 2004 yılı sonunda 112 milyon litreye ulaştı. Yani cirosal anlamda yaklaşık yüzde 4 binlik bir büyüme kaydettik.

Süte neden ve nasıl girdiniz?

E.D: Süt üretimine1995 yılında Tokat’ta başladık. Bölgede süt toplamaya başladığımızda Tokat bölgesinden günlük toplayabildiğimiz süt miktarı 500 litreydi. Son 10 yıl içinde Tokat çevresinden de süt tedarik etmeye başladık. Bu sayede miktarı günlük 80 tona çıkardık.

O.D: Ayrıca bizim süte girmemizle birlikte bölgede bir ekonomik hareketlilik oluştu. Tokat bölgesinde günlük 80 ton süt üretimi yılda 18 trilyon TL anlamına geliyor. Bu da köylüye ve üreticiye önemli bir kaynak oluşturuyor.

Süt rekabetin yoğun olduğu bir alan. Şu anda konumunuz nedir?

E.D: Ben iddia ediyorum ki, Türkiye’deki en kaliteli sütü biz topluyoruz. Aldığımız sütün yüzde 80’i doğrudan çiftliklerden sağılıp, soğutucuya girip, soğuk zincirle bize ulaşıyor. Bu nedenle her yıl ortalama yüzde 25 büyüdük. Şu anki pazar payımız ise yüzde 10. Sektörde 4’üncü sıradayız. 2004 yılı sonunda 45 milyon litre süt üretimi gerçekleştirdik. Bu yılki hedefimiz ise 65 milyon litre.

Size göre büyüme stratejinizin temel taşları neydi?

O.D: Bizim büyümemizi, ülkemizde o yıllarda meyveciliğin büyük potansiyel oluşturması tetikledi. Babamızın ileri görüşlülüğü sayesinde bu işe girdik. Buradaki potansiyeli önceden görmüştü. Biz de bu potansiyeli çok iyi değerlendirdik.

İzmir’de yeni bir fabrika açtınız. Bu fabrika büyümenizde nasıl etkili oldu?

A.R.D: 2000 yılında mevcut 33 bin metrekarelik alanda daha fazla büyüme imkanı kalmadı. Bu nedenle İzmir’de 1977 yılında alınan yerde bir fabrika daha kurma kararı aldık. Babamız her şeyi planladığı gibi İzmir’deki bu arsayı da çok önceden alıp ilerde ihtiyacımız olabileceğini düşünmüştü. Biz de ancak 1999 yılında, rekor sayılabilecek bir süre olan 9 ayda fabrikayı kurduk ve üretim yapar hale geldik. Bunun için 10 milyon dolar harcadık.

Fabrikanın büyümenize ne gibi bir katkısı oldu?

E.D: İzmir’deki fabrika Tokat’daki fabrikamızın kapasite olarak aynısı. İki fabrikanın toplam kapasitesi 200 milyon litreyi buldu. Bu kapasite artırımı sayesinde geçen yılki toplam satışımız da 112 milyon litreye ulaştı. Şu anda Türkiye’de meyve suyu pazarının yaklaşık yarısına hitap edebilecek konuma ulaştık.

Genel olarak bütün bu yatırımları nasıl finanse ettiniz?

A.R.D: Biz genellikle kendi kaynaklarımızla ilerlemeye çalıştık. Krizin olduğu dönemlerde ise yurt dışından orta ve uzun vadeli krediler bularak bu dönemi atlattık.

Kurumsallaşma çalışmaları adına neler yaptınız?

A.R.D: 2000 yılında borsaya açılmak için teşebbüste bulunduk. Bütün hazırlıklarımızı tamamlamıştık. Artık belli bir sisteme ve yönetim yapısına sahip olmayan şirketlerin uzun dönemde ayakta kalamayacağını düşünüyorduk. Bu nedenle finans sektöründen dostlarımıza bu işin nasıl olabileceğini sorduk. Sonuçta biz üretim ve yatırım konusunda bilgiliyiz. Bu konuda yardım aldık. İMKB de en parlak günlerini yaşıyordu. Pek çok aracı kurumdan teklif aldık. En sonunda da Kent Yatırım’la 1999 yılında borsaya açılmak için hazırlık çalışmalarımızı tamamladık. Fiyatlarımızı oluşturduk, 8 milyon dolar bedelle şirketimizin yüzde 10’unu, 170 bin lot olarak halka arz etmek üzere bütün işlemlerimizi bitirdik. Fakat kriz o döneme denk geldi. Bu nedenle ertelemek zorunda kaldık.

Perakende zincirleriyle ne zaman tanıştınız? Perakende zincirlerine girdikten sonra Dimes nasıl bir atılım yaptı?

1990 yılında çalışmaya başladık. Şu anda ulusal zincirlerin hepsinde varız. Bunun dışında bütün büyük şehirlerdeki yerel zincir marketlerle de çalışıyoruz. Şu anda satışlarımızın yüzde 20’lik kısmını ulusal zincirlere yapıyoruz. Perakende zincirlerinde yer almamız bilinilirliğimizin biraz daha artmasına neden oldu.

Market raflarında yer edinmek zor olabiliyor. Siz herhangi bir zorluk yaşadınız mı?

E.D: Biz ilk önce fiyat politikamızla talebi yarattık. Müşteri bizi talep etmeye başladığı için de marketler raflarında bize kendileri yer vermek istediler. Bizim ilk yaptığımız iş alt yapımızı üst seviyeye çıkarmaktı. Kaliteli ürünler de sunduğumuz için talep gördük. Sonrası kendiliğinden oluştu.

Reklam çalışmalarına da oldukça geç başladınız. Bunun nedeni neydi?

E.D: Reklamdan önce üretim kapasitesinin bütün piyasanın talebine cevap verecek hale gelmesi gerekiyordu. Biz İzmir fabrikamızla istediğimiz kapasiteye ulaştık. Toplamda 200 milyon litre üretim kapasitesine ulaştık. Zaten sektörün üretim kapasitesi de 400 milyon litre civarındaydı. Yarısını karşılayabilir konuma geldikten sonra reklama ağırlık vermeye başladık. 

Reklam için nasıl bir çalışma yaptınız?

E.D: Pazarlamanın ayrı bir birim olması gerektiğini düşündük. Bu nedenle 1997 yılında Nobel Dağıtım ve Pazarlama şirketini kurduk. Bu şirketin başında 3’üncü kuşak temsilcimiz Ozan Diren bulunuyor. 1997 yılında bu şirketi kurduk. 1999-2002 yılları arasını emekleme dönemi olarak adlandırabiliriz. Daha sonra şirket Ozan Bey önderliğinde kendi ayakları üzerinde durmaya başladı. Bizim de reklam atağımız o dönemde başladı zaten.

Reklam yapmaya başladıktan sonra pazar payınız arttı mı?

E.D: Kesinlikle hem de oldukça fazla arttı. 2000 yılında yüzde 12 olan pazar payımız 2004 yılı sonunda yüzde 25’e çıktı.

Sanırım ilk önce radyo reklamları yaptınız. Buradaki stratejiniz neydi?

E.D: Evet. 2002 yılında yoğun radyo reklamıyla bilinilirliği artırmaya yönelik çalışmalar yaptık. Ardından açık hava reklamlarını kullandık. Gazete ve dergi ilanlarına ağırlık verdik. Entegre iletişime geçtik diyebiliriz. Diğer şirketlerden farklı olarak televizyon kullanmadık. Orada da bir optimizasyona gittik ve belirttiğim bu diğer mecraları kullandık. Kısıtlı kaynağı kullanmanın en etkili yolu buydu sonuçta. 2004 yılında ise televizyon reklamı yapmaya başladık.

Reklam bütçeniz ne kadardı?

2002 yılında 500-600 bin dolar bütçe ayırdık. 2003 yılında 750 bin, 2004’te ise 1 milyon 500 bin dolar reklam bütçemiz vardı. Bu yıl ise 2,5 milyon doların üzerinde bir bütçe ayırdık.

Dağıtım organizasyonunuz için şirket kurma nedeniniz neydi? Dışarıya yaptırmak daha kârlı değil mi?

A.R.D: Başlarda zaten öyle yaptık. 1990 yılında paketleme üretime geçip üretim kapasitemizi artırınca daha uzak noktalara gitmemiz gerekti. Batı bölgesinde bir pazarlama deneyimimiz yoktu. Bu nedenle Doğuş Grubu’ndan Filiz Pazarlama’yla dağıtım işine yönelik anlaşma yaptık. Türkiye’ni batı bölgesindeki tüm yapılanmamızı distribütörlük şeklinde onlara devrettik. Bu hamle bizim batı bölgesinde de tanınmamızı sağladı. Tabi her yıl yeniden bütçe yapılıyordu. Bir kotaya göre çalışılıyordu. Komisyon oranları, pazarlama aktiviteleri bütçeyle belirleniyordu. Her yıl bunlar yeni bir pazarlık ve taviz gerektiriyordu. Bu noktada da bizim kâr marjlarımız önemli ölçüde azalıyordu. Halbuki bizim yatırımlarımız sürekli devam ediyordu. Kendi kaynaklarımızdan yatırım yaptığımız için büyümemizi sağlayacak kâr marjları elde etmemiz gerekiyordu. Bu nedenle biz kendi bünyemizde bir dağıtım şirketi kurduk.

Uluslararası piyasalara ne zaman açıldınız? İlk ihracatınız nereyeydi?

A.R.D: ilk önce Türki Cumhuriyetler’den başladık. 1990 yılında paket üretime geçmemizle ihracata da başladık aslında. Paket üretim bize ulusal ve uluslararası pazarda çok büyük maliyet avantajı sağladı. Zaten bütün dünyada meyve suyunda karton ambalajın payı yüzde 75’ler civarında.

Şu anda kaç ülkeye ihracat yapıyorsunuz?

A.R.D: Şu anda 50’ye yakın ülkeye ihracatımız var. Ağırlıklı olarak AB ülkelerine ihracat yapıyoruz. Toplam ihracatımızın yüzde 50’den fazlası bu bölgeye gidiyor. Diğer kısmını ise Türki Cumhuriyetler oluşturuyor. Pazar payı açısından da Azerbaycan’da oldukça iyi bir konumdayız. Burada yüzde 80’lik pazar payımız var.

Kısa sürede 50’ye yakın ülkeye ulaşmanızı neye borçlusunuz?

A.R.D: Biz 1970 yılından bu yana sürekli fuarlara katılıyoruz. Bu fuarlarda farklı ülkelerden pek çok şirketle bağlantımız oldu. Kalitemizden de ödün vermememiz bizi dış pazarlarda da iyi konuma ulaştırdı.

Üretiminizin ne kadarını ihraç ediyorsunuz?

2004 yılında toplam üretimimizin yüzde 15’ini ihraç ettik. 2005 yılı hedefimiz de yüzde 20.

Dimes’in önümüzdeki döneme ilişkin planları neler?

Önümüzdeki dönemde tarım ve hayvancılıkla ilgili yeni atılımlar yapmayı düşünüyoruz. 2003 yılında Tarım Bakanlığı’na ait olan, Tokat’ın Turhal ilçesindeki 5 bin 4 yüz dekarlık arazi üzerine Kazova Tarım İşletmesi’ni 30 yıllığına devlet bize kiraladı. Yüzde 25 TİGEM ortaklığıyla bu işe girdik. Burada önümüzdeki dönemde hayvancılığa dayalı et entegre sanayine girmek istiyoruz.

Gıda sektöründe bizi ilgilendiren her konuda alt yapımızı hazırladık. Şarapta ise şu anda üretimimiz kısıtlı. Buradaki en büyük sorun hammadde. Şu anda yıllık 400 bin ton kaliteli şarap üretiyoruz. Önümüzdeki dönemde şarap tesislerimizi de yenileyerek bu alanda da atılım yapmak istiyoruz.

Ayrıca dünya Carrefour’la  bir anlaşma imzaladık. Carrefour’lara meyve suyu üreteceğiz. Bu çok büyük bir anlaşma. Türkiye’de toplam meyve suyu üretimi 400 milyon litre, dünya Carrefour’larındaki rakam ise 600 milyon litre. Bu nedenle 600 milyon litrelik bir pazara girmeye hazırlanıyoruz.

DİMES SON 5 YILDA NASIL BÜYÜDÜ

Dimes’in 2004 yılı cirosu ne kadardı? Son 5 yılda nasıl bir büyüme kaydettiniz?

hedE.D: 2004 yılı ciromuz 80 milyon dolar. 2000 yılında ise ciromuz 28 milyon dolardı. Son 5 yılda önemli bir büyüme gerçekleştirdik diyebiliriz. Bu büyümede pazarlama aktivitelerine verdiğimiz önemin rolü büyük. Geçen yıl meyve suyu ve nektar pazarı yüzde 17 büyüdü, Dimes’in geçen yıl bu alanda büyümesi ise yüzde 40’tı. Bunun yanında İzmir fabrikamızın açılması da bize büyük dinamizm kattı. Sonuçta süt, meyve suyu ve meyve işleme miktarlarında bu dönemden sonra önemli atılım kaydettik.

Şu anda Türkiye’de meyve suyunda pazar liderisiniz. Bunu neye borçlusunuz?

Biz artık Türkiye’de her noktada varız. Bunu da yapmış olduğumuz yatırımlara borçluyuz. Zaten TV reklamı yapmaya başlamadan, yani 2004 yılının Mart ayında yüzde 25 ile pazar lideri olduk. Mayıs ayında ise televizyon reklamlarına başladık. Pazardaki en yakın rakibimiz  Cappy. Şu anda Cappy’le beraber toplam pazarın yüzde 45’ini kontrol ediyoruz. Aslında biz 2003 yılının ikinci yılından beri Cappy’le birincilik için sürekli yarışıyoruz zaten. Aydan aya da sonuçlar değişiyor zaten. Sektörde birinciliği paylaşıyoruz diyebiliriz. Aramızda tatlı bir rekabet var diyebiliriz. Marka bilinilirliğimiz ise yüzde 22.

YEREL MARKADAN ULUSALA GEÇİŞİN ÖYKÜSÜ

Türkiye’de yerel markaların çoğu bölgelerinin dışına çıkamıyor. Siz bunu nasıl başardınız?

A.R.D: Ulusal marka olmamız 1990’lı yıllara denk geliyor. 1985 yılında Tokat’daki tesise geçtiğimizde o dönemdeki maddi imkanlarımız oldukça kısıtlıydı. Bu nedenle kağıt ambalajlı üretime ancak 5 yıl içinde geçebildik. 1990 yılında ilk kağıt paketli ambalaja geçtiğimizde ise ilk kez ulusal pazara açılma imkanı bulduk diyebiliriz.

Daha önce nakliye, toplam maliyetler içinde yüksek bir pay tutuyordu. Bu nedenle ulusal pazarda şansımız olduğunu düşünmüyorduk. Kağıt ambalajlı üretime geçtikten sonra ise rekabet şansımız arttı. Daha önce yüzde 30’lara varan nakliye maliyeti, bir anda yüzde 3-5’lere düştü. 1990 yılından itibaren de Türkiye’deki distribüsyonun yaklaşık yüzde 40’ına hitap etmeye başladık.. Bu oranı 2000’li yallara kadar yüzde 80’lere çıkarmayı başardık. 

YABANCI SERMAYE BİZİMLE İLGİLENİYOR

Son dönemde yerel markalara yabancı sermaye ilgisi olduğu biliniyor. Size böyle teklifler geliyor mu? Ne düşünüyorsunuz?

A.R.D: Biz şu anda Türkiye’de meyve suyunda en fazla satış ve üretim kapasitesine sahip şirketiz. Bu nedenle zaman zaman bize teklif gelmesi çok doğal. Fakat bize maddi açıdan kaynak sağlayacak bir anlaşma yapmayı düşünmüyoruz. Sonuçta biz Türkiye’nin toplam üretiminin yarısını elimizde tutuyoruz. Buralara da kendi kaynaklarımız ve gücümüzle geldik. Dimes’in ulusal ve ulaslararası pazarlarda görünmeyen bir kredibiletisi var. Yurtdışından yatırım malları ithal ettiğimiz hiçbir firmaya, banka garantisi vermedik. Sadece yaptıkları istihbaratla bize 10 milyon dolarlık makine aksamını orta vadede kredilendirip verdiler. Türkiye’deki tüm finans kurumlarında da son derece limitsiz bir kredi kullanma imkanımız var. En düşük faiz oranlarıyla kredi alabiliyoruz. Mesela Avrupa Yatırım Bankası’ndan krizden sonra 7 yıl vadeli 5 milyon dolar civarında bir kredi kullandık. Bu nedenle bize maddi açıdan kaynak sağlayacak bir yabancı yatırımcıya ihtiyacımız şu anda yok. Sektördeki konumumuzu dünya çapında geliştirmemizi sağlayacak, bizimle aynı vizyon ve değerleri paylaşan işbirliklerine ise kesinlikle açığız. Birlikte daha iyi noktalara gelebileceğimiz şirketlerle görüşebiliriz.

Şeyma Öncel
soncel@capital.com.tr

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER