Capital'e abone olun.
İNSANI SEVEN BİLGİSAYARLAR

İnsanı Seven Bilgisayarlar

Aslında mesaj adından geliyor; “The Unfinished Revolution” (Tamamlanmayan Devrim)... İçeriği ise devrimin nasıl olacağını, hayatımızı ne yönde değiştireceğini, örneklerle ortaya koyuyor. Kitabın ya...

Son Güncelleme: 01.06.2001

Aslında mesaj adından geliyor; “The Unfinished Revolution” (Tamamlanmayan Devrim)... İçeriği ise devrimin nasıl olacağını, hayatımızı ne yönde değiştireceğini, örneklerle ortaya koyuyor. Kitabın yazarının teknolojinin önde gelen gurularından Michael Dertouzos olması ise devrimin gücünü gösteriyor. Ünlü guruya göre, “İnsani Odaklı Bilgisayarcılık”, hümanist bilgisayarlar aracılığıyla günlük yaşamı ve şirketleri de değiştirecek. Konuşan, birbirine bağlanan makineler nedeniyle, daha az çalışıp, daha çok üreteceğiz...

Michael Dertouzos, MIT’nin, dolayısıyla teknolojinin bir numaralı gurularından biri olarak gösteriliyor. 25 yıldır MIT Bilgisayar Bilimi Laboratuarı’nın başında. Sayısız bilimsel projenin doğuşuna ya da gelişimine tanıklık edenlerden biri. Yani teknolojiyi henüz hayatımıza girmeden, emekleme çağında yakalayanlardan... Son dönemde yaşadığımız baş döndürücü gelişmelerin geçmişteki izini sürüp geleceğe ilişkin tahminler yapma konusunda, belki de en güvenilecek kişilerden birisi bu nedenle o. 

Dertouzos, 2001 yılı başında piyasaya çıkardığı yeni kitabı ile bir süredir ABD’de teknoloji ile ilgili kesimlerde en çok tartışılan kişilerden bir tanesi. Zira, “The Unfinished Revolution” (Tamamlanmayan Devrim) adlı kitabıyla yaşadığımız teknoloji devrimine özgün ve “insani” bir yaklaşım getiriyor. “İnsan Odaklı Bilgisayarcılık” konseptinin geleceği ve yol açacağı fırsatlar ile ilgili hazır reçeteler bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmıyor değil. Ama en önemlisi, teknolojinin bireylerin yaşamındaki, dolayısıyla işletmelerin yaşamındaki varlığını masaya yatırıyor. Dertouzos, bilgisayarlara bakış açımızı kökten değiştirmemiz gerektiğini şiddetle savunuyor.

Ona göre, yaşadığımız çağ, yarıda kalan enformasyon devrimi olarak değerlendirilmeli. Hem üretici hem de kullanıcılar olarak teknolojiye bakış açımızı değiştirdiğimizde, odak noktamızı makinalardan kullanıcılara çevirdiğimizde insan odaklı bilgisayarcılığa yaklaşacağımızı “ve daha az çalışıp daha çok üreten” bireyler haline geleceğimizi iddia ediyor. Dertouzos’un kitabında öne çıkan yaklaşımlar ana başlıklarıyla şöyle:

KONUŞ BENİMLE LÜFTEN!

*Makinalarla doğal iletişim: İki insan arasındaki iletişimin en temel yolu konuşma. Oysa bizi birbirimizle konuşturmayı başaran yüksek teknolojiye sahip bilgisayarlarımız ile şu anda varolan teknolojiler aracılığıyla konuşmamız mümkün değil. Örneğin bir dosya aradığımızda bilgisayarımıza girip, istediğimiz dosyayı aramak zorundayız. Ya da  bir internet sitesine girip, istediğimiz uçak rezervasyonunu yapabilmek için sayfalar arasında kendimiz dolaşmalıyız. Peki ya kullandığımız makineler ile konuşabilmemiz, yani insanlarla kurduğumuz iletişim gibi doğal bir yöntemle anlaşabilme olanağımız olsa ? 

*Entellektüel hizmetkarlar:  MIT’nin Bilgsiyar Bilimleri laboratuarında geliştirilen Mercury Sistemi, bilgisayarlarımızın bizim için yapabileceklerini gösteren bir prototip sistem. Örneğin hafta sonu için eşinizle birlikte Ankara’dan İstanbul’a uçmanız gerekiyor. Mercury Sistemi’ne telefon açıyorsunuz. Karşınıza bir makine çıkıyor. Önce isminizi soruyor. Sonra hangi güzergaha, hangi gün uçmak istediğinizi söylemenizi istiyor. Hangi havayolunu tercih ettiğinizi öğrendikten sonra o  gün için yer olup olmadığını kontrol ediyor. “Ne zaman Ankara’ya geri döneceksiniz” sorusuna aldığı yanıta göre aynı işlemleri dönüş yolculuğu için de yapıyor.

Mercury Sistemi, şu anda MIT’de kullanılan ve bir seyahat için tüm rezervasyonları konuşma yoluyla gerçekleştirebildiğiniz bir sistem. Ticari olarak ise henüz dünyada uygulaması yok.

*2005’te bilgisayarlarımız konuşacak: Şu anda üzerinde çalışılan ticari sistemler sayesinde spesifik bir konuda makinelerimizle konuşmamız mümkün. Ancak, sorun bilgisayarların sadece konuşulanların yüzde 90’ını algılama gücüne sahip olması. Tabii bu üreticilerin iddiası. Yani kurduğumuz her cümledeki 10 kelimeden birini bilgisayarların anlaması mümkün değil. Zira tüm ilerlemelere rağmen, makinelerin zekası henüz emekleme çağındaki bir çocuğun zekasına bile sahip değil.

Makinelerle, bir insanla iletişim kurduğumuz gibi konuşabileceğimizi beklemek hayalcilik olur. Ancak, Mercury örneğinde olduğu gibi, belirli bir konu çerçevesinde yalnızca konuşarak makinelerimizin bizim isteklerimizi yerine getirmeleri olası. Nuence ve SpeechWork gibi şirketlerin üzerinde çalıştığı sistemler sayesinde makinelerle konuşarak iletişim kurulan bir dünyayı 2005 yılından itibaren yaşamaya başlayacağız.  

BANA İSTEDİĞİM BİLGİLERİ BUL !

*Birbirini anlayan elektronik cihazlar:  “İnsan Odaklı Bilgisayarlar” son 40 yılda bilgisayarlara bakış açımıza başka bir boyut getiriyor. Zira bilginin yapısından çok, anlam üzerine odaklanıyor. Biz bir elektronik cihazımızla konuşabilsek bile, elektronik cihazlarımız, örneğin bilgisayarımız ile cep telefonumuz ya da bizim bilgisayarımız ile köşedeki marketin bilgisayarı birbiri ile konuşamıyor. Oysa bilgisayarlarımız birbirleri ile konuşabilecekleri ortak bir “dile”sahip olsa, daha “az çalışıp daha fazla üretme” rüyasına bir adım daha yaklaşabiliriz.

*Hayatımız nasıl otomatikleşecek? San Fransisco’dan İstanbul’a bir uçak bileti bulabilmek için önce Cheaptickets.com sitesini ziyaret ediyorum. Gitmek istediğim güzergahı ve olası tarihleri yazıyorum. Bana sunulan Lufthansa, THY ve KLM gibi havayolu seçeneklerini tek tek inceliyorum. Bilgisayarın başında bir saat geçirdikten sonra istediğim fiyat seçeneğini bulamadığım için, bilgisayar başında daha fazla zaman harcayabileceğim bir sonraki güne bırakıyorum bilet arama işini.

Michael Dertouzos ise ofisindeki e-bulldozer ismini verdiği bilgisayar programı sayesinde aynı işlemi 3, belki 5 saniyede gerçekleştirebiliyor. Bilgisayarına sadece hafta sonu için Yunanistan’a gitmek istediği komutunu veriyor. Arama işini onun yerine bilgisayarı yapıyor. Tek tek havayolu şirketlerinin sitelerine giriyor, rezervasyon kayıtlarını inceliyor. Yani Dertouzos’un hayatını “otomatikleştiriyor”... 

*8 ay daha fazla tatil yapabileceğiz: Otomasyon, yani bizim şu anda yaptığımız işleri otomatik olarak bilgisayarların yapması Dertouzos’a göre, verimliliğimizde bir patlamaya yol açabilir. Özellikle ofis ortamında yapılan işlerin otomasyonu ile 21. yüzyılda yüzde 300’e varan bir verimlilik artışına ulaşılabilir. Bu da normalde bir yıl harcadığımız ofis işlerini 4 ayda yapabilmemiz anlamına geliyor. 

Bu hayale ulaşmak için olağandışı bir teknolojik buluş gerekmiyor. Sadece bilgisayarların birbirleri ile ortak bir dili konuşabiliyor olmaları yetecek. Tabii iki bilgisayarın birbiri ile anlaşabiliyor ve bilgi alışverişinde bulunabiliyor olması “otomatik “bir dünya için yeterli değil. Ancak, özellikle ortak iş yapan şirketlerin birbirleri ile yaptıkları işlemleri “otomasyon” yaklaşımını esas tutmaları ilk adımı oluşturuyor.

HERKESE ÖZEL BİR WEB

*Çamurun içerisindeki altına nasıl ulaşacağız ?  İnternet bilgi kapılarını hepimiz için açan bir mucizevi araç. Ancak, Dertouzos, internette ya da herhangi bir elektronik sistemde aradığımız bir bilgiye ulaşmayı çamurun içerisinde mücevher aramaya benzetiyor. Yahoo ve Altavista gibi arama motorlarında istediğimiz  bir bilgi için bin, iki bin arama sonucu karşımıza çıkıyor. Kendi bilgisayarımızda kendi kaydettiğimiz dosyalar içerisinde istediğimiz bir bilgiye ulaşmak için onlarca dakika harcıyoruz.

*21.yüzyılda ilkel bilgi sistemine dönüş: 21.yüzyılın bilgi sistemi en basit bilgi alışverişi sistemine dönüşü getirdiğinde hayatımız belki de çok daha kolaylaşacak. Bilgisayarların olmadığı bir dünya düşünelim. Ve bu dünyada kanser hasatlığı ile ilgili bir bilgi arıyoruz. Önce kendi kütüphanemize ve elimizdeki dokümanlara bakarız. Sonra ailemize, arkadaşlarımıza sorarız ellerinde kanser ile ilgili ne var diye. Eğer hala tatmin olmamışsak bir kütüphaneye gider ansiklopedilere, referans kitaplarına bakarız. Tanıdığımız bir doktoru belki ziyaret edip ondan bilgi almaya çalışırız.

Bu basit arama mantığı bilgisayarların olduğu 21. yüzyılın dünyasına uyarlandığında enformasyon patlaması belki asıl o zaman gerçekleşecek. Bilgisayarımızda “kanseri hastalığına karşı geliştirilen çözümler” gibi bir arama komutu yazdığımızda, önce kendi bilgisayarımızdaki bilgileri sonra, aile ve arkadaşlarımızın bilgisayarındaki dosyaları sonra da internetteki dosyaları tarayarak bize sadece “ilgili” sonuçları getirecek.

*Hepimize özel internet: MIT’de David Karger ve Lynn Andrea Stein tarafından yütürütülen Haystack Projesi yeni bir enformasyon sistemi oluşturmaya yönelik çalışmalardan bir tanesi. Bilgisayarınızda dokunduğunuz, kaydettiğiniz her dosya, tüm e-mail yazışmalarınız, gezdiğiniz internet siteleri, sohbet odalarında yaptığınız konuşmaların tamamında arama gerçekleştirebiliyor. Sistem dokunduğunuz her bir bilgideki benzerliklerden yola çıkarak, benzer bilgilerin bulunduğu dosyalara linkler koyuyor. Yani sizin bilgilerinizden yola çıkarak size özel bir Web oluşturuyor.

Bu tarz projelerin ticari hale gelip masamıza getirilmesini beklemek hayalcilik olur. Dertouzos, her şirketin ve her bir bireyin yeni bir enformasyon modeline geçiş için şimdiden ilk adımı atabileceğini iddia ediyor. 

BİRLİKTE ÇALIŞMAMIZA YARDIM ET !

*Geleceğin ortak çalışması: Geleceğin bir prototip otomobilinin üretimi için, Amerikalı ve İtalyan şirketlerinin ortaklığa girdiğini düşünün. Geleceğin insana odaklı bilgisayarları ile şu andakinden çok daha farklı bir çalışma biçimi ortaya çıkabilir: Amerikalı şirketin yetkilileri ve İtalyan şirketin tasarımcıları kararlaştırılan saatte kendi ofislerindeki “işbirliği odası”nda toplanırlar.  Her odadaki bir mikrofon, odada o anda kim konuşuyorsa onun sesine odaklanır. Odadaki video kamera kim hareket ediyorsa ona çevirir fokusunu. İki ayrı ülkedeki “işbirliği odası”birbirine yüksek hızlı internet ile bağlıdır. Bir yandan tartışırken bir yandan da üretecekleri otomobilin en son üç boyutlu tasarımına bakarlar.

Değiştirilmesini istedikleri bölümleri odalarındaki “tahtaya “çizerek yeni tasarım üzerinde tartışırlar. Tüm bunlar olurken kendi evinden serbest çalışan bir “işbirliği editörü” toplantıda olan tüm konuşmaları, üzerinde çalışılan tüm dokümanların kaydını tutar. Tüm konuşmaları konuları göre ayırır, özetler çıkarır, çıkarılan tasarımların kopyalarını saklar ve toplantı sonunda hem Amerikalı hem de İtalyan şirket yetkililerinin sistemlerine gönderir. Hem bir sonraki toplantıya ilişkin tüm kayıtlar tutulmuştur hem de isteyen yetkili istediği anda toplantıda konuşulanları ve kararlaştırılanları daha detaylı bir şekilde inceleme şansına sahiptir.    

*10 yılda yaşanacak devrim: Yukarıdaki senaryo farklı sektörler ve şirketler için onlarca farklı şekilde tasarlanabilir. Peki bu senaryoların gerçekleşme şansı ne olabilir ?

Yukarıdaki senaryoyu mümkün kılacak tüm teknolojilerin çoğunluğu bir iki yıllık bir çalışmayla ulaşılabilecek durumda. Birbirinden çok uzakta bulunan bireylerin konuşmaları gerçek zamanlı olarak birbirlerine aktarılabilir. Tek sorun, internetin yapısından dolayı konuşmaların bir saniye kadar geç iletilmesi ki bu doğal iletişimi engelleyen bir unsur. İki ayrı ülkedeki yetkililerin sanal alemdeki toplantıları sırasında  birbirlerine yazı, video, gibi dokümanlar göndermeleri mümkün. Ancak, sorun, büyük dosyaları hızla taşıyacak altyapının henüz hazır olmaması.

Ancak, hızlı ve ucuz komünikasyon hizmetlerinin en geç 10 yıl içerisinde yaygın bir şekilde kullanılıyor olması bekleniyor. Yukarıdaki senaryoyu mümkün kılacak teknolojilerin bazıları şu anda mevcut olsa da farklı uygulamalar arasında entegrasyon ve koordinasyon olmaması önemli bir engel.

DÜNYANIN BİLGİSAYARLARI BİRLEŞİN

*Gerçek mobilite dönemi: Evinizdeki bilgisayarınızı değiştirdiğinizi düşünün. İçerisindeki verilerin yeni bilgisayarınıza aktarılması için ne kadar zaman harcıyorsunuz ? Ya da bir toplantıya giderken hazırladığınız dokümanları beraberinizde götürmeniz için ne kadar zaman kaybediyorsunuz ?

“İnsan Odaklı Bilgisayarcılık” yaklaşımının getireceği en büyük yeniliklerden bir tanesi de, “gerçek mobilite” olacak. Verilerinizi bir bilgisayardan diğerine aktarmanıza gerek kalmadığında ve en önemlisi dizüstü bilgisayarınızı her gittiğiniz yere taşımak zorunda kalmadığınızda, asıl hepimiz “mobiliteye “ ulaşacağız.

*Ortak bilgisayarlar düşü: Piyasaya çıkaracağınız yeni bir ürünün pazarlama kampanyasına ilişkin bir toplantınız var. Toplantı odasına gittiniz. Duvarda bulunan “duvar bilgisayarını” açtınız. Bilgisayar size sorduğu bir soru ile kim olduğunuzu tespit etti. Kimliğinizi tespit ettikten sonra, duvardaki bilgisayar sizin kendi masanızda bulunan bilgisayarınızdaki tüm bilgileri görüntülemenizi sağladı. Üstelik beş dakika önce masanızdayken yaptığınız son değişiklikleri de hesaba katarak...

Toplantıda hazırladığınız sunumu yaptıktan ya da aktarmak istediğiniz bilgileri odadaki duvar bilgisayarı sayesinde toplantıya katılanlara ilettikten sonra bilgisayarı kapattınız. Kapatma düğmesini çevirdiğiniz anda, duvar bilgisayarı siz ve sizin bilgisayarınızda bulunan bilgilerin tamamının silerek başka bir kişinin de aynı bilgilere ulaşması olasılığını ortadan kaldırdı.

*Tutkularımızdan vazgeçmemiz gerek: Yukarıdaki senaryonun 10 yıl içerisinde gerçekleşebileceğine inanmamız için önemli bir neden var: 10 yıl içerisinde organizasyonların networklerinin hızı, 2000 yılındaki hızlarına kıyasla 100 katı artacak. Bu da herhangi bir bilgisayarın hafızasına o anlık olarak size ait olan tüm görüntü, ses ve yazi dosyalarının aktarılmasını mümkün kılıyor.

Ancak geçtiğimiz 10 yılda bilgisayar çiplerinin performansı 1 milyon katı artmasına karşılık, kişisel bilgisayarların fiyatlarında çok küçük bir düşüş oldu. Bu  bilgisayarların ortak kullanımını şimdilik olanaksız kılıyor. Cep telefonu gibi, mobil cihazlardaki fiyat düşüşlerini düşündüğümüzde ise bilgisayar ya da elektronik cihazların ortak kullanımına ilişkin daha elle tutulur bir beklentimiz olabilir. Ancak, asıl sorun güvenlik ve sahip olma tutkusunda odaklanıyor.

Başkasının bilgisayarında kendimize ait tüm bilgileri gördükten sonra bilgisayarı kapatıp içimiz rahat uzaklaşabilecekmişiz oradan. Yoksa bilgilerimizin kayıtlarının tutulduğuna ilişkin paranoyalarla mı yaşayacağız.

Aynı şekilde şirketler acaba bilgisayarların asıl sahipleri değil de sadece geçici kiracıları olma fikrine alışabilecekler mi ? Yoksa yeni bilgisayarlar ve kapasitelerini artırabilmek için milyonlarca dolarlık kzaynakları akıtmaya devam mı edecekler ?

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 


 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER