Capital'e abone olun.
İNTERNETİN ÇİÇEK ÇOÇUKLARI

İnternetin Çiçek Çoçukları

ICQ  internet ortamında,  “Chat”i  çok kolay hale getiren bir iletişim programı. İsrailli dört genç tarafından geliştirildi. Hiçbir reklam yapmadan birkaç sene içinde 100 milyon kull...

Son Güncelleme: 01.07.2001

ICQ  internet ortamında,  “Chat”i  çok kolay hale getiren bir iletişim programı. İsrailli dört genç tarafından geliştirildi. Hiçbir reklam yapmadan birkaç sene içinde 100 milyon kullanıcıya ulaştı. Bu dört genç, son olarak ICQ’yu,  AOL’e 287 milyon dolara sattı. Oysa dünyada dev bir iletişim ağı oluşturan ICQ, bu dört gencin masa tenisi oynarken akıllarına gelmişti. Amaçları ise sadece arkadaşları ile iletişim kurabilecekleri basit bir program yazmaktı. İşte onların öyküsü...

Dört delikanlı her gün buluşur ve masa tenisi oynarlardı. İşsiz oldukları için yapacak başka pek fazla şey yoktu. Bir gün gerçekten çok sıkıldılar ve ortaya bir fikir attılar. Ancak, öylesine bir fikirdi, çünkü hiç kimse başlangıçta ciddiye almadı. Sıkıntıları geçsin diye... Nasıl olsa yapacak başka şey yoktu. Ancak, bir anda o fikri hayata geçirme yolunda çaba gösterirken buldular kendilerini... Zaten kısa bir süre sonra internetin çehresi değişmiştir.

Eh, aslında o gün diğer günlerden pek farklı değildir.  ICQ kurulmuştur. Sadece o kadar.

Yair Goldfinger, 1996 yılında, diğer üç arkadaşı Sefi Visiger, Arik Vardi ve Amon Amir ile ICQ’yu tam da bu şekilde kurdu işte... Ne kadar inanılmaz gelse de, hikaye aynen böyle...

Can sıkıntısını geçirmek üzere tasarlanan bu dahice yazılım, kısa sürede hepimizin bilgisayarlarına büyük bir hevesle yüklendi. Yani “internet çiçek açtı.”

Bugün ICQ’nun tam 100 milyon kullanıcısı var. Ayrıca, Yair Goldfinger ve arkadaşları, ICQ’yu bir süre önce 287 milyon dolara ünlü dev medya firması America Online’a sattı.

Yair Goldfinger, Capital dergisine ICQ’nun “mütevazi” kuruluş hikayesini anlattı.

Sefi Visiger, Arik Vardi ve Amon Amir ile sınıf arkadaşları mıydınız?

Sefi ve Amon ile 16 yaşından beri tanışıyoruz. Amica ismindeki bilgisayarlardan vardı üçümüzde de... Amica’sı olanlar ayda bir toplanırlardı ve bizler de bu şekilde tanıştık, arkadaş olduk. Hep beraber bu bilgisayar üzerinde çalışırdık.

On yıl kadar sonra, ben ordudan ayrıldıktan sonra hepimiz Sefi’nin çalıştığı firmaya girdik. Orada Arik ile tanıştık. Şu anda 30 yaşındayım. Yani Sefi ve Amon ile 14-15 yıllık arkadaşlığımız var. Arik ile hepimiz aynı firmaya girip çalışmaya başlayınca tanıştık.

İşletmeler için bir çeşit iletişim platformu oluşturan bir firmaydı. Biz o şirkette insanların girip sohbet edebileceği bir internet havuzu yapıyorduk. Günün sonunda kimse kullanmıyordu ama iş saatleri için fena sayılmazdı. Daha sonra hepimiz bu şirketten ayrıldık.

Eğitim geçmişlerinizden bahseder misiniz?

Dört kişiyiz. Ben bilgisayar programcılığı dalında eğitim aldım. İsrail’de. Amon’da bilgisayar programcılığı okuyordu ancak Amerika’ya taşındığımız zaman okuldan ayrıldı. Ben de yüksek lisans eğitimi alıyordum ama bıraktım. Arik ve Sefi ise liseyi bile bitiremediler. Bizimle beraber çalışanlar arasında okulu bırakan beş kişi daha var. Çünkü okulun yaratıcılığı öldürdüğüne inanıyoruz.

ICQ’yu kurmadan önce tam olarak ne yapıyordunuz?

Hepimiz aynı takımdaydık. Sefi sanat direktörüydü. Amon arka plan hizmetlerden sorumluydu. Ben müşterilerle ve servislerle ilgileniyordum. Ayrıldıktan sonra sık sık Amon’un ailesinin evinde masa tenisi oynardık. Sıkıcı bir dönemdi.

Hepimiz işsiz kalınca, neden kendi kendimize bir iş kurmuyoruz diye düşündük. Ve masa tenisi oynadığımız zamanlarda bu konu üzerinde fikir alışverişi yapmaya başladık. Bir sürü fikir geliştirdik. Bunlardan biri de ICQ idi. Düşüncesi bu şekilde gelişti.

ICQ fikri üzerinde ne gibi değişiklikler gelişti?

Tabii, ilk düşündüğümüzde bugünkü ICQ’dan oldukça farklıydı. Daha çok işletmelere yönelik tasarladık. Başta amaç internetten diğer aygıtlara mesaj gönderebilmekti. Çağrı cihazları gibi. O zamanlar bu oldukça zor ve düşünülmemiş bir şeydi. Daha sonra bu fikrin üzerinde pek çok değişiklik yaptık ve bugünkü ICQ oluştu.

Oldukça ilginç bir süreçten geçmiş olmalısınız. Bunu daha detaylı anlatabilir misiniz?

Kendi kendimize, kişisel bilgisayarlarımızda çalışmaya başladık. Her gün Amon’un ailesinin evine gidiyorduk. Her gün oraya yürüyerek giderdik ve yolda giderken proje üzerine konuşurduk.

Birkaç ay sonra sermayeye ihtiyacımız olduğuna karar verdik ve aramaya başladık. Arik, o zaman, “Madem bilgisayar üzerinden yapılacak bu projeye sermaye yatıracak birini arıyoruz, neden babamla konuşmuyoruz?” dedi. Yossi Vardi, Arik’in babası, ile konuştuk. Yossi Vardi gerçekten ne yaptığımızı bile bilmeden, anlamadan bize parayı verdi.

Aslında, “Bu parayı niye istiyorsunuz?” diye sordu, ama biz bunun bir sır olduğunu söyledik. Eğer ona anlatırsak bir anlamı kalmayacağını söyledik. O da kabul etti. Aylar sonra ne yaptığımızı görmek için geldi. Ona demoyu gösterdik. Asıl o zaman gerçekten bir değeri olan, yararlı ve farklı bir şey yaptığımızı anladık.

İlk olarak 1996 yılının temmuz ayında çalışmaya başlamıştık. Birkaç ay sonra Amerika’ya taşınmak durumunda kaldık. Sadece birkaç aylığına. Çünkü, o zamanlarda İsrail’de iyi bir internet bağlantısı sağlamak mümkün değildi. Bağlantıyı kendimiz kurmaya kalksak çok pahalıya geliyordu.

Bu nedenle hep beraber hızlı bir şekilde Silikon Vadisi’ne taşındık. Bir daire tuttuk. 300 dolara bir araba aldık. Bütün diğer ihtiyaçlarımızı, bilgisayarlar gibi, ordu yardımlaşma kurumundan aldık. Oldukça ucuza. Dairenin dışında bir şirkette küçük de bir oda kiraladık. Bu şekilde hizmet sağlayıcısını da aldık. İnternete bağlantı kurduk. Kasım ayında ilk defa internette projeyi çalıştırdık.

Amerika’ya gittiğinizde bağlantılarınız var mıydı?

Hayır, yoktu. Hiçbir bağlantımız yoktu. Oraya gittik. Bir yer kiraladık. Sefi bizlerden bir süre daha önce gidip yaşayacağımız daireyi buldu. Sonra bizler de Amerika’ya gittik. Çalışacak yer ayarladık ve çalışmaya başladık.

ICQ’yu oluşturduğunuzda ilk amacınız neydi?

Aslına bakarsanız, bunu hiç düşünmedik. Para kazanmayı hiç düşünmedik. Sanırım bizim, kendimiz için bir şeyler yapmaya ihtiyacımız vardı. Sıkılıyorduk Yaptığımız şeyi o kadar çok sevdik ki, uğraştık. Kendimiz kullanmaya başladık. İlk defa test ettiğimizde hiçbir iş planımız yoktu. Bir modelimiz dahi yoktu. Bırakın ICQ’yu bir hizmet sağlayıcısına satmayı...

Bunları hiç düşünmedik. Bir şirket değeri yaratacağımızı hayal dahi etmedik. O günlerde insanlar internette chat yapmak için para ödüyorlardı ve online kalmak oldukça zordu. ICQ ile online kalmak daha kolaydı. Bir iş planımız yoktu. Oraya gittik, kurduk ve ne olacağını görmeyi bekledik.

Yani ICQ’yu ilk kurduğunuzda arkadaşlarınızın, tanıdıklarınızın kullanacağını mı düşündünüz?

Evet. Öncelikle yakın arkadaşlarımızın. Onlara anlattık. On kadar arkadaşımıza anlattık ve onlar kullanmaya başladılar. Daha sonra büyümeye başladık. Büyüdük ve büyüdük. Bu ay 100 milyon kullanıcıya ulaştık. 100 milyon kullanıcıya ulaşırken hiçbir pazarlama çalışması yapmadık. Reklam için kuruş harcamadık. America Online’a satıldıktan sonra dahi para harcanmadı. Kulaktan kulağa yayılarak büyüdü.

İlk olmak sizce bir avantaj mıydı?

Elbette. Kesinlikle. O günlerde arkadaşınızın da sizin de birbirinizle kontak kurabilmeniz için ICQ kullanıyor olmanız gerekiyordu. Şimdi öyle değil. Farklı yazılımlar kullanarak yapabilirsiniz bunu. O zamanlar farklı bir sisteme geçmek istediğinizde bütün arkadaşlarınızı da buna ikna etmeniz gerekiyordu. Bir milyon kullanıcıya ulaştığımızda ilk rakibimiz girdi sahaya... Bu nedenle biz bunu ilk yapan olma avantajına sahibiz. Diğer bütün rakipler başarısız oldu. 15-16 tane rakip çıktı.

Ama hiçbiri başarılı olamadı. Kopyalayarak aynı şeyi yapan çok şirket oldu yani. Biz ise çoktan alt yapıyı tamamen halletmiştik ve her şeyi “peer to peer” hallediyorduk. Ayrıca biz bu işi çok ucuza mal ettik.

“Üç yıl içinde yirmi milyon kullanıcıya ulaşmalıyız” gibi bir hedefiniz oldu mu?

Hayır. Aslında bu işe ilk girdiğimizde kendi aramızda bir iddiaya girdik. Komik bir hikaye... Ben, “Eğer bir gün 5 bin kullanıcıya ulaşırsak, hepinizi yemeğe götüreceğim” demiştim. Tabii kaybettim. Hem de oldukça çabuk kaybettim. Ama, doğrusu ne olacağını Yossi Amerika’ya gelip, ne yaptığımıza bakana kadar göremedik.

İlk defa, Yossi istatistiksel hesaplama yaptı, o zaman anladık. Bir rakam tahmin etti. Zaten istatistik doktorası var. Şu zamana gelindiğinde şu kadar kullanıcınız olacak, şu zamana gelindiğinde şu kadar diye hesapladı. Ve hesapları aynen doğru çıktı. İlk defa o zaman büyük bir şeyin içinde olduğumuzu fark ettik. Çünkü işin içindeyken göremiyorsunuz. Dışarıdan biri, Yossi geldi ve bize gösterdi.

“İŞİN SIRRI, İNSANLARIN DOĞASI”

Sizce neden bu kadar kolayca ve hızlıca yayıldı?

Öncelikle, o zamana kadar internet sadece kütüphane gibiydi. Bir bilgiyi arıyorsanız intenete giriyordunuz ve veri tabanından bulup çıkarıyordunuz. Ayrıca, birkaç tane IRC gibi “chat” odaları vardı. Ama bunlar oldukça komplikeydi. Ama ICQ ile oldukça kolay iletişim kurabilmek mümkün. Biri ile konuşmak istediğinizde, onun online olup olmadığını görebiliyorsunuz. Uzun uzun aramanız gerekmiyor o insanı. Ya da telefon açıp “chat” odasına çağırmanız gerekmiyor. Sadece bilgisayarınızın ekranına bakıp görebiliyorsunuz. İnsanlar bu düşünceden hoşlandı. İnsanları doğası...

İnsanlar paylaşmayı ve bunu kolayca, sorunsuz yapabilmeyi seviyorlar. Bunun dışında biz insanların şikayetlerini hep dikkate aldık. Onlara göre modifikasyonlar yaptık. Bu da bir etken sanırım. Ayrıca kullanıcıların yaşı bize yakın. Bizim kullanmaktan hoşlanacağımız bir şey ürettik ve böylece onlar da hoşlandı. Onların ne istediğini görmek kolaydı çünkü biz de aynı şeyleri istiyorduk. İnternette en iyi içeriğin kullanıcı tarafından geliştirilen içerik olduğuna inanıyoruz.

“AMERICA ONLINE’A SATMAYI PLANLAMAMIŞTIK”

America Online’a satmayı ilk olarak ne zaman düşündünüz?

Aslında hiçbir zaman. Bu oldukça komik. Ürettiğimiz şey o kadar çok büyüdü ki, şirketler bize yanaşmaya başladı. Teklifler almaya başladık. Bütün büyük şirketler. İşte ancak o zaman ne yapabileceğimizi düşünmeye başladık.

Silikon Vadisi’nde  4 ay geçirdikten sonra New York’a taşındık. Orada ve İsrail’de ofis açtık. Bir şirket kurmak istediğimize karar verdik ama hiç gelirimiz yoktu. Para sağlamamız gerekiyordu. Bir süre sonra para kazanmak için, büyük bir şirketle çalışmamız gerektiğine karar verdik. Bir medya şirketi ile çalışmamız gerektiğine karar verdik. Bu işi nasıl yapacağımızı gösterecek birileri ile...

Biz bunu nasıl yapacağımızı bilmediğimizin farkındaydık. O tip adamlar değiliz. Ürün için, bizim için ve müşteri için en iyisinin gerçekten bu olduğuna karar verdik. America Online’ın bizim için en mükemmel ortak olduğunu düşündük. Çok büyük bir medya şirketi. İsrail’de çalışanların hepsini tutmamızı kabul ettiler. Hatta çalışan sayısını iki katına çıkardık. Diğer şirketler gibi, her şeyi Amerika’ya taşımayı istemedik. Biz her şeyin İsrail’den yürümesini istedik. Onlar da kabul etti. Bu nedenle mükemmel bir ortaktı.

“İNTERNET SOSYAL BİR OLUŞUMA DÖNÜŞTÜ”

Sizce ICQ internet dünyasını nasıl değiştirdi?

İnternet kullanıcılarının tümü bir kere mutlaka “instant messaging–anında mesajlaşma”yı dener. ICQ, AOL, IRC... Fark etmez. Ülkeler veya insanlar arasında. İstediğiniz herhangi biri olabilirsiniz. Kimse sizin gerçekte kim olduğunuzu bilmek zorunda değil. Gerçekten nereden geldiğinizi öğrenmek zorunda değil. Hiçbir limit yok. Kural yok. İnterneti çok daha sosyal bir oluşuma dönüştürdü. Aynı zamanda çok daha kullanıcı tarafından yaratılan bir oluşum şekline soktu. İpler kullanıcıya geçti. İnterneti veri tabanı olmaktan çıkardı. Ondan önce sadece e-mail vardı. İnsanlar birbirleriyle konuşmayı seviyorlar. ICQ ile onlara birbirleriyle kolayca konuşabilmeleri için mükemmel aracı veriyorsunuz.

AOL’e sattıktan sonra neler oldu, sizler neler yaptınız?

Sattıktan sonra da America Online’da çalışmaya başladık. Bir süre full-time çalıştık sonra daha çok danışmanlık gibi, bir şeye dönüştü.

Hepimiz farklı şeyler yapıyoruz. Benim çeşitli yatırımlarım ve projelerim bulunuyor. Amon burada İsrail’de biyoloji doktorası yapıyor. Sefi ve Arik de hala hem ICQ için çalışıyor hem de kendi işlerini yürütüyorlar.

AOL bizi satın aldıktan sonra İsrail’deki çalışanların sayısı iki katına çıktı. Şirketi sattığımızda 12 milyon kullanıcımız bulunuyordu, şimdi ise 100 milyon kullanıcıya ulaştık. Hala oldukça iyi gidiyor. Yani şirket bizi satın aldı, projeyi öldürdü, herkesi kovdu gibi bir şey yok. Hala gayet iyi işliyor. Mükemmel bir ikili oluşturduk.

“NE YAPACAĞIMIZI TAM OLARAK BİLMİYORUZ”

Yeni projeleriniz var mı?

Hala sık sık buluşup konuşuyoruz. Fikirler atılıyor ortaya. Ama henüz bir şey yok. AOL ile birleştikten sonra, uzun bir süre orada çalıştık. Birkaç ay önce bıraktık. İleride ne yapacağımızı tam olarak bilemiyoruz o nedenle. Bir süre dinlenmek istiyoruz sanırım. Ondan sonra göreceğiz...

Mirabilis’in bir anlamı var mı?

Evet. Bir çok anlamı var. Ama asıl olarak bir çiçeğin ismi. Bu nedenle ICQ’nun logoso bir çiçek. Amon’un anne ve babası ismi buldular. Mirabilis, ayrıca Latince’de “fevkalade” anlamına geliyor. Özellikle seçmedik. Sadece bir isim arıyorduk ve bu isim hoşumuza gitti. Domain ismi alınmamış bir ad bulmamız gerekiyordu. Amon’un anne ve babası bu ismi önerdiler ve bizim de çok hoşumuza gitti.

 

 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER