Capital'e abone olun.
İŞİ BİLMEDEN DÜNYA DEVİ NASIL OLDU?

İşi bilmeden dünya devi nasıl oldu?

Oriflame, doğrudan satış modelinin ilk başarılı temsilcilerinden...

Son Güncelleme: 01.07.2011



Kozmetik sektörünün en güçlü markalarından biri olarak da dikkat çekiyor. Şirketin öyküsü ise bir hayli ilginç. Oriflame Yönetim Kurulu Başkanı ROBERT AF JOCHNICK, iki kardeşiyle birlikte sektörde hiç deneyimleri olmadan bu işe girme cesareti gösterdiklerini söylüyor. Doğrudan satış işine inançlarının onları bir kozmetik devi haline getirdiğini belirtiyor. İlk 7 yıl hiç kâr etmediklerini itiraf ediyor ve "Yine de yılmadık. Bu işe olan inancımızla ve doğru hamlelerle bugün 1,5 milyar Euro'luk bir şirket haline gelmeyi başardık" diye konuşuyor. Oriflame, dünyanın önde gelen kozmetik markalarından biri. Doğrudan satış modeliıin ise en başarılı temsilcieriııden... Şirketin şu anki yönetin kurulu başkanı Robert Af Jocnick, bu işi kardeşleriyle birlikte tam bir girişimci gibi düşünerek kurduklarını söylüyor. İlk başlarda çok sıkıntı çektiklerini itiraf ediyor. Hatta ilk 7 yıl kâra geçemediklerini ama doğru insan kaynağına ulaşarak başarıyı yakaladıklarını belirtiyor. Oriflame, asıl gücünü reklam yapmak yerine eğitimli satış danışmanlarıyla doğrudan müşteriye ulaşarak elde etmiş durumda. Johnick, sektörde bu vizyonla geldikleri yeri ve Türkiye pazarıyla ilgili planlarını şöyle anlatıyor: "Toplam 3 milyon 600 bin satışdanışmanımızla 60 ülkede faaliyet gösteriyoruz. AR-GE'de çalışan 100 bilim adamımız da her yıl 350 yeni ürün çıkarıyor. Son dönemde ağırlıklı olarak Asya ülkelerinde büyüyoruz. Türkiye pazarını yükselen yıldız olarak tanımlıyoruz. Hatta Türkiye, en büyük pazarımız olmaya aday." Oriflame Yönetim Kurulu Başkanı Robert Af Jocnick'le markanın büyüme öyküsünü, örnek iş modelini, şirketin geldiği yeri ve kozmetikteki yeni trendleri konuştuk:

Capital: Oriflame'i kurmadan önce ne yapıyordunuz?
- Stockholm Ekonomi Üniversitesi'nden mezun oldum. Coca-Cola'da çalışmaya başladım. 27 yaşındayken Coca-Cola'nın Brüksel organizasyonunda ardından İskandinav ülkelerinde görev yaptım. Coca-Cola'nın o bölgedeki CFO'suydum. Benden 3 yaş büyük olan ağabeyim de aynı dönemde Frankfurt'taki Polaroid şirketinde çalışıyordu. Yani her ikimiz de büyük şirketlerde görev yapıyorduk. Çok gençtik ve bir mücadelenin içine girmek istiyorduk. Kendi şirketimizi kurma hayalimiz vardı. Fırsatlarla dolu bir hayatın içindeydik. En büyük ağabeyim, bir kozmetik şirketinin franchisee'sini almıştı. Onlar da doğrudan satış yapıyordu. Bu şirket başarısız olup iflas etti. Bunun üzerine en büyük ağabeyim, "Böyle bir iş modeli ve bu sektör çok iyi. Neden böyle bir iş kurmuyorsunuz" diye sordu. Daha önce Fransa'daki Electrolux için de çalışmıştım. Orada birkaç ürün için doğrudan satış yapmıştım. Yani doğrudan satışı biraz biliyordum. Bu nedenle "Neden olmasın" diyerek bu işe başladık.

Capital: İlk yıllarda en çok zorlandığınız konu ne oldu?
- Şirketi İsveç'te kurduk. O zamanlar İsveç sosyalist bir ülkeydi. Her şey çok sınırlanmış ve yasaklıydı. Dolayısıyla zor bir pazarda bu şirketi kurduk. Risk sermayesi denilen bir şey yoktu. Bankaların risk sermayesi ya da nakit para akışı çok sınırlıydı. Bizim gibi küçük şirketlerin bankalardan para alması çok zordu. 300 bin dolarımız vardı ve 10 bin dolar kredi aldık. Tüm paramız bu kadardı. Bu noktadan sonra şirketin hayatta kalması için çalıştık. Yaşadığımız en büyük zorluk, kaynak bulma konusunda oldu.  

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4

  • Etiketler:

    İsminiz:

    Yorumunuz:


    FOTO HABER