Capital'e abone olun.
İYİ ŞİRKETLER UZUN YAŞAYACAK

İyi şirketler uzun yaşayacak

Krizden sonra"Yeni normal" yaklaşımı ortaya çıktı. Bülent Eczacıbaşı bunu normalleşme olarak nitelendiriyor.

Son Güncelleme: 01.01.2011


 

Eczacıbaşı  Topluluğu’na 1995 yılından bu yana başkanlık yapan Bülent Eczacıbaşı, babası rahmetli Nejat Bey gibi Türk iş  dünyasının önemli figürlerinden. Sadece Eczacıbaşı gibi Türkiye’nin köklü ve güçlü kuruluşlarından birini yönetmesiyle değil, tıpkı babası gibi sorumlu ve meraklı kişiliğiyle de beğeni kazanmış bir iş adamı. Bülent Eczacıbaşı, krizin ardından bir “normalleşme” sürecine girildiği görüşünde. Bu dönemin farklı koşulları olduğunu söylüyor. “Dünya ekonomisinde  yapısal bir  değişiklik söz konusu. Üretimde Batı’dan Doğu’ya kayan bir süreç yaşanıyor. Bu süreçte şirketlerin stratejilerinde de değişiklikler oluyor. Pazarlar değişiyor. Maliyetler üzerinde daha özenli duruluyor. Talep ve kapasite analizleri daha ihtiyatlı yapılıyor” değerlendirmesini yapıyor. Eczacıbaşı Topluluğu, Türkiye’de kurumsallaşmanın başarılı  örneklerinden. Günümüzde tamamen profesyonel yöneticiler tarafından yönetiliyor. Bülent Eczacıbaşı  ise bir lider olarak görevini, Eczacıbaşında çalışan çok sayıda liderin yaratıcılığını ortaya koyabileceği ve motive olabileceği ortamı yaratmak olarak tanımlıyor. Çünkü ona göre yeni dönemin iyi  şirketlerinin iki önemli soruna yanıt araması  gerekiyor. Bunları , müşteriler ve insan kaynağı olarak özetleyen iş adamı, “Bizden önceki kuşak, kesintisiz üretim ve rekabetten korunmayla ilgilenirdi. Biz ise gece gündüz müşteriye nasıl ulaşabileceğimizi yetenekli insanları şirketlerimize nasıl çekebileceğimizi düşünüyoruz” diye konuşuyor. Eczacıbaşı  Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı  ile yönetimden liderliğe, yeni dünya düzeninden rekabete geniş bir söyleşi yaptık. Sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle...

 

Capital:  İş hayatına girdiğiniz yıllara kıyasla iş yapma,şirket yönetme anlamında köklü değişiklikler oldu mu? Hangi dönemde şirket yönetmek daha kolay?

_ Her dönemin zorlukları var. O gün daha zordu, bugün daha kolay ya da bunun tam tersini söylemek istemiyorum. Biz kurucu kuşağın döneminde çalışmaya başladık. O dönemde yetkiler ve sorumluluklar kurucu kuşaktaydı. Ekonomik çerçeve, dolayısıyla kuruluşların stratejileri farklıydı. Dönemin 2 ana sorunu vardı. Bunlar, “Nasıl üretimi sürdürürüz?” ve “Nasıl rekabetten korunuruz?” sorularıydı. Yetişmiş eleman yokluğu, hammadde ve enerji kıtlığı, ithalat zorlukları, döviz sıkıntıları, sık sık üretimi aksatan grevler ortamında üretimi kesintisiz sürdürmek büyük bir sorundu.Rekabetten korunarak gelişmek, neredeyse sanayi kuruluşlarına verilmiş bir haktı. Yurt içinde üretimi yapılan ürünlerin ithalatı yasaklanırdı. Kuruluşlar, herkesin kolayca giremeyeceği, know-how veya yüksek ya tırım gerektiren alanlarda yatırım yaparak, veya kapasite fazlası  yaratarak iç rekabetten de korunmaya çalışırlardı.  O zamandan beri çok köklü değişiklikler oldu. Artık rekabetten korunmak diye bir şey yok. Rekabetin ekonominin bir gerçeği olduğu, tüm aktörler tarafından kabul edilmiş durumda. Kafalardaki sorular da değişti. Bugünün ortamında, bizlerin aklımızdan hiç çıkarmamamız gereken iki farklı “yaşamsal” soru var. Bunların birincisi, müşterilerin, bizim ürünlerimizi seçmeleri için hangi nedenler var?ikincisi ise insanların bizim kuruluşumuzda çalışmayı seçmeleri için hangi nedenler var? Sonuç olarak üretim kısıtlamalarının olduğu bir dönemden, üretimin son derece kolaylaştığı, kaynaklar açısından üretimin sorun olmaktan çıktığı, buna karşılık bir kapasite ve mal arzı fazlalığı  içerisinde kendi ürünümüzü müşteriye kabul ettirmek ve en yetenekli genç insanları şirketimize çekmek sorunlarıyla karşı karşıya kaldığımız bir döneme geldik.  

  • 1
  • 2
  • 3

  • Etiketler:

    İsminiz:

    Yorumunuz:


    FOTO HABER