|
EKONOMİ
|
|
|
Tersine kur savaşı
Kur savaşları, geçen yıl bu sıralarda küresel ekonomideki en önemli tartışma konusuydu.

Gelişmiş ülkelerin 2008-2009 resesyonu sırasında piyasaya saldıkları bol miktardaki paranın gelişmekte olan ülkelere yönelmesi, bu ülkelerin, para birimlerinin aşırı değerlenmesini önlemek için harekete geçmelerine yol açmıştı. Brezilya vergi koyarak (Tobin Vergisi), Güney Kore ve Endonezya gibi bazı ülkeler de idari kısıtlamalar getirerek, "sıcak para" adı verilen kısa vadeli yabancı sermaye girişlerini engellemeye girişmişti. Türkiye de Merkez Bankası'nın uygulamaya koyduğu "yeni para politikası" çerçevesinde para politikası faizini mümkün olduğunca düşük tutarak aynı şeyi yapmaya çalışmış, böylece kur savaşlarında sessiz sedasız yerini almıştı. ABD'nin merkez bankası olan Federal Reserve'in (FED) ikinci parasal genişleme programını açıkladığı geçen yılın kasım ayı ile küresel finansal piyasaların karıştığı bu yılın ağustos ayı arasında kurların izlediği seyre bakılırsa, Türkiye bu savaşta başarılı da olmuştu. Fakat son birkaç aydır bu cephede işler tersine dönmüş durumda. Küresel ekonomiye ilişkin endişelerin artmasıyla sıcak paranın gelişmekte olan ülkelerden çıkmaya başlaması, bu ülkeleri şimdi de para birimlerinin aşırı değer kaybetmesi durumuyla karşı karşıya bıraktı. Bu nedenle, geçen yıl patlayan kur savaşlarında ön saflarda bulunan Brezilya ve Güney Kore, eylül sonuna doğru bu kez döviz satarak para birimlerinin değerini muhafaza etmeye çalıştı. Bu tersine kur savaşı Türkiye'yi de es geçmedi. Biz bu yazıyı yazdığımız sırada, Merkez Bankası, kurlardaki yükselişi dizginlemek için büyük bir uğraş içindeydi.
KUR ARTIŞLARI ENFLASYONA YANSIMAYA BAŞLADI
Kurlarda son dönemde yaşanan yükseliş enflasyona yansımaya başladı, Bu yansıma henüz genel Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) enflasyonunda görülmese de alt dallara bakıldığında ortaya çıkıyor, Zaten çekirdek enflasyondaki yükseliş de bunu açıkça belli ediyor. Ağustos ayında yüzde 6,65 düzeyinde bulunan yıllık TÜFE enflasyonu eylül ayında yüzde 6,15'e indi, Bu elbette olumlu bir gelişme ama ne yazık ki geçici gibi görünüyor, Eylül ayındaki düşüş büyük ölçüde gıda fiyatlarının hem geçen yılki düzeyinin hem de mevsim normallerinin epeyce altında yükseliş göstermesinden kaynaklandı, Giyim ve ayakkabı gurubunda fiyatların geçen yılki düzeyinden daha fazla gerileme göstermesi de eylülde enflasyonun düşmesine katkıda bulundu, Buna karşılık kur artışlarına hassas olan ulaştırma, haberleşme ve çeşitli mal ve hizmet gibi sektörlerde eylül ayındaki fiyat artışları oldukça yüksek gerçekleşti. Gıda fiyatlarında geçen yıl bu sıralarda epey yüksek artışlar vardı, Bu yıl gıdadaki fiyat artışlarının daha makul düzeylerde kalması kurlardaki yükselişin genel enflasyona yansımasını törpülüyor, Fakat gıda fiyatlarının dışarıda tutulduğu çekirdek enflasyon göstergelerinde bu yansıma açıkça gözleniyor, Merkez Bankası'nın en çok önem verdiği çekirdek enflasyon göstergesindeki yıllık artış eylülde yüzde 7'ye yaklaşmış bulunuyor. Kurlardaki artış ekim ayı başında elektrik ve doğalgaz tarifelerine de zam yapılmasına neden oldu, Merkez Bankası uzmanlarının hesaplarına göre, elektrik ve doğalgaza yapılan bu zammın enflasyona etkisi 0,5 puanı bulacak. Bu zamlar enflasyonu biraz daha yukarıya taşıyacak. Yalnız gıda fiyatları ekim ayında da kurların genel enflasyona yansımasına törpülemiş olabilir, Çünkü geçen yıl ekim ayında da gıda fiyatlarındaki artış çok yüksekti, Fakat yılın son iki ayında gıda fiyatlarından kaynaklanan bu olumlu baz etkisi ortadan kalkacak. Bu da son iki ayda genel enflasyonun da sıçrama göstermesine ve yüzde 8'in üzerine taşınmasına neden olacak gibi görünüyor.
Haber : Orhan Karaca / 01 Kasım 2011 Salı
YORUMLAR (0)
Haber'e ait yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapın.
Yorum ekleyebilirsiniz!
|