Capital'e abone olun.
ALİ ÖZGENÇ
İnovasyon
Ali Özgenç
03.03.2017
Orada burada inovasyon
Zaman zaman inovasyonun aşırı kullanılmış bir terim olduğunu iddia eden yazılar çıkıyor. İnovasyona ilginin yıllar içinde arttığı ve giderek daha fazla konuşulduğu doğru. 2009 yılında Google’da “inovasyon” kelimesini aratınca 284 bin madde çıkıyordu. Bugün ise 2 milyon 890 bin madde çıkıyor. Yani 10 katına çıkmış. Bu yükselişte şirketlerin hem kârlılık hem de pazar payı artışında başka bir çıkış yolu kalmadığını anlaması da etkili oluyor. İnovasyon kelimesinin her zaman doğru kullanılmadığını da söylemem lazım. Özellikle çağın gerisinde kalmamak adına, anlamını doğru tanımlamadan inovasyon kavramını gelişigüzel kullanan şirketler bunda pay sahibi. Yine bu konuda bir şeyler yapmak isteyen, fakat ne yapacağını tam bilemeyip işe yanlış noktadan başlayan şirketler de var. Açıkçası nasıl yaklaşacağını bilemeyen birçok şirket için inovasyon, yanda bir faaliyet olarak, hedefsiz bir şekilde öneri sistemleriyle yürütülen, fazla da bir fayda umulmayan bir iş. Ancak bu inovasyon yapmanın en verimsiz yolu. Bu bilgi eksikliğinin sonucu da genellikle iyi niyetle kalkışılan fakat sürdürülebilir kârlı büyüme yaratmayan orada burada zaman ve para kaybıyla sonuçlanan inovasyon faaliyetleri oluyor. Belki dışarıdan bakılınca hoş görünen ama işi fazla ileri götürmeyen bir aktivite tuzağı. Yani faaliyete çok fazla odaklanıp amacın unutulması. Şirketlerde inovasyon faaliyetleri mutlaka iş sonuçlarını ileri götürecek şekilde yönetilmeli.

İNOVASYON TİYATROSU
İnovasyon, yaratıcılıkla aynı şey değil. Bireysel yaratıcılığın bir uzantısı da değil. Bazı şirketler görüntüye dönük işler yapıp kendilerini inovatifmiş gibi hissedebiliyor. Duvarları renkli boyanmış bir “İnovasyon Odası”, burada yapılan ve kendisi pek inovatif bir metot olmayan beyin fırtınası seansları, bu optik illüzyonun parçaları. Yalnızca bir organizasyondaki seçilmiş insanları bir odaya kapatıp onlardan parlak fikirler istemek ve ertesi gün işlerin günlük akışına dönmek yeterli olabilir mi?
İnovasyon tiyatrosunun diğer bazı işaretleri, inovatif şirketlere yapılan turlar, motivasyonel konuşmacıları getirip ekibi harekete geçirmeye çalışma, renkli bloklardan kuleler yapılan yaratıcılık eğitimleri. Bunların hepsinin sınırlı da olsa katkısı olur elbette. Ama düşünün, Google’ın merkezine gidip bir tur atıyorsunuz. Gördükleriniz çalışma ortamıyla ilgili size bir fikir veriyor. Belki içinizden “Bu bize uymaz” diye geçiriyorsunuz, muhtemelen de haklısınız. Peki yalnızca bu fiziksel çalışma ortamını kendi şirketinizde oluşturmak sizi inovatif yapacak mı? Sanmıyorum. Çünkü önemli olan altta yatan inovatif bir iş kültürünün parçası olan sistem ve uygulamalar. İnovasyon yönetimini bir şirkete yerleştirmeye çalışırken inovasyon teknikleri, liderliği, kültürüyle ilgili değişik eğitimler gerekli olsa da asıl vurgu altyapıda yapılacak sistemsel değişikliklerle ilgili. Eğitim bir anlamda organizmanın dış dokusunu değiştirmek gibi, inovasyon yönetimini yerleştirmek ise DNA’yı değiştirmeye eşdeğer.

İNOVASYON DİSİPLİNİ
İnovasyon, uzmanlaşılması ve yönetilmesi gereken bir disiplin. Sistematik yaklaşıldığında ve doğru yönetildiğinde şirkete bambaşka bir enerji verir ve şirketi ve içinde çalışanları müthiş iş başarılarına taşıyabilir. En önemlisi, inovatif şirketler ekonomik dalgalanmalardan da etkilenmez. En zor şartlarda bile büyümelerini sürdürebilirler. İnovasyon disiplini aynı zamanda mevcutla tatmin olmamayı ve değişimi rahatlıkla karşılamayı gerektiren bir şey. Bir şirketi inovatif hale getirme bir çalışma işi ama gerçekten değer. Bu çalışmanın da öncelikle şirket içinde yapılması lazım. Şirketlerin önce içeride bir inovasyon sistematiği kurararak işe başlaması ve daha sonra dönüp de dış kaynaklara bakmaları çok daha verimli olur. Başlangıç noktası çalışanlar değil, şirketin tepesi olursa iş daha sağlıklı yürür. Elbette şirket liderlik ekibinin baştan bir taahhüt içinde olması ve varsa belli kişilerdeki tereddütlerin giderilmesi inovasyonu destekleyen bir kültür yaratma sürecini hızlandırır. Çalışanların inancı ve katılımı da bu şekilde güçlendirilebilir. Şirketlerin ortalama ömrü 60’larda 60 yılken, şimdi 20 yıl civarında. Bu kısalmada önemli bir faktör, yıkıcı rekabetin hızlanması. Büyük şirketlere gelen tehdit artık yalnızca sektörün diğer büyük şirketlerinden değil, yeni inovatif şirketlerden de olabiliyor. Şirketleri bugünkü başarılara taşıyan uygulama ve politikalar geleceğe taşımada yetersiz kalabilir. İnovasyonu siz yaptığınızda ise sürprizle karşılaşan değil, başkasını sürprize uğratan siz olabilirsiniz. İnovasyon, yaratıcılık kadar sistematik ve disiplinli çalışma da gerektirir. Parça parça faaliyetler yerine bütünsel bir yaklaşım şirketin hem pazar payı hem de kârlılığını artıracak bir yaklaşım olur.
diğer yazıları için tıklayın