Capital'e abone olun.
ALİ ÖZGENÇ
İnovasyon
Ali Özgenç
12.04.2017
Şirket-start up iş birliği
Yaklaşık 2 yıl önce “Kapalı Devre İnovasyon” başlıklı bir yazı yazdım. Bu yazıda şirketlerde dışarıdan içeriye inovasyon akışının 7 temel şekilde yapıldığını, bunlardan en başarılı olanların ise şirket-dışı kaynaklar kullanılmasına rağmen aslında açık olmayıp “kapalı devre” sistemler olduğunu belirttim. En başarısız ve en problemli olanların ise gerçek anlamda halka açık inovasyon yarışması niteliğinde “fikir toplama” gayretleri olduğunu vurguladım. Kapalı devre olarak andığım sistemler, nitelikleri belli seçilmiş bir uzmanlar grubu tarafından gerçekleştirilen çalışmaları içeriyor. Burada başvurulan yöntemlerden biri de dış şirketlerin kullanılması. Yani inovasyon işinin bir kısmını bir dış şirketten beklemek. Bu dış şirketler inovasyon danışmanlığı şirketleri veya tedarikçiler olabileceği gibi start up’lar da olabilir. Özellikle bir büyük şirketin işine yarayacağı düşünülen fikri mülkiyete sahip start up’ların ekosistem içine alınması şirketin inovasyon potansiyelini güçlendirebilir.
HAZIR İNOVASYON
GM, henüz ürünü olmayan, 30 kişinin çalıştığı otonom araç start up’ı Cruise Automotive’e, 1 milyar dolar vermiş. Aynı şekilde Unilever de cirosunun yüzde 0,3’ü hacmindeki Dollar Shave Club’a 1 milyar dolar ödemiş. Yapılan araştırmalar kurumsal şirketlerin start up’ları artık daha fazla ciddiye aldığını gösteriyor. Şirketlerin yüzde 23’ü start up’larla çalışmayı kritik önemde görmüş. Yüzde 67’si erken aşama start up’larla çalışabileceğini söylemiş. Bu yaklaşım Apple, Google, Facebook, Amazon, Uber gibi inovasyon ekonomisi şirketlerinin sıklıkla başvurduğu bir yöntem. Bu şirketlerin mayasında bir start up kültürü olduğu için yeni start up’ların bünyeye katılması da oldukça doğal bir şekilde oluyor. Bunlardan Google’ın üst şirketi olan Alphabet tam bir satın alma şampiyonu. Bugüne kadar 200’ün üzerinde şirket satın almış. 2010’dan beri haftada birden fazla şirket satın alınmış. Bunların arasında 12,5 milyar dolara satın alınan Motorola Mobility, YouTube, Picasa, Waze, Android,Quickoffice, Nest Labs gibi şirketler var. Google kurucu ve CEO’su Larry Page’in bu satın almalarda karar vermek için kullandığı bir “diş fırçası” testi var. Page yalnızca, günde en az 1-2 kere kullanılan ve insanların hayatını iyileştiren ürünleri olan start up’larla görüşüyor. Apple iş politikası da mevcut şirket projelerine kolayca entegre edilebilecek küçük şirketleri satın almak. Apple 1988’den beri bu şekilde Siri, Beats, Catch gibi 83 şirketi satın almış. Facebook da Apple gibi kendi işlerine entegre edebileceği 50’nin üzerinde şirket satın almış durumda. Bunların arasında WhatsApp, Instagram, Oculus VR gibi şirketler var. Özellikle WhatsApp ve Instagram gibi şirketlerde büyük bir kullanıcı kitlesini de satın aldığı için ciddi paralar ödemiş. Böyle örnekler dışında satın almaların çoğu inovatif bir çözümü ele geçirmek için yapılıyor. Bu da şirket start up aşamasındayken ve fazla büyümeden yapılırsa ortaya çok daha düşük bir fiyat çıkıyor. Büyük şirketlerden çoğu bir start up’ın kendi işlerini bozduğunu fark edene kadar start up satın alınamayacak bir büyüklüğe erişmiş oluyor. Airbnb’nin şirket değeri 7 yılda birçok büyük otel zincirini geçmişti.
KAZAN–KAZAN FORMÜLÜ
Öte yandan tek yol şirket satın almaktan geçmiyor. Ondan önce yer ve kaynak sağlayarak start up’ları evin içine alma, hızlandırıcılar ve kuluçka merkezleri yoluyla iş desteği, birlikte ürün geliştirmek için ortaklıklar ve kurumsal risk sermayesi şeklinde iş birliği modelleri var. Tabii büyük bir şirketle bir start up’ın sağlıklı bir iş birliği yapabilmesi için her iki tarafın da bir şeyler kazanması lazım. Kurumsal şirketler açısından, yeni teknolojilere hızlı şekilde ulaşma, yeni pazarlara girme, düzen-bozan inovasyonlara hazırlıklı olma, marka inovasyonu, taze bakış açılarını şirkete sokma ve şirket kültürüne yeni bir canlılık kazandırma gibi faydalar sözkonusu. Start up’lar açısından ise kendilerine sahip çıkılması, şirket kaynaklarını kullanabilme, şirketin iş ve ilişki ağını kullanma, değerlemede artış, yatırım alabilme, yeni pazarlara ulaşma ve görünürlükte artış gibi faydalar var. Şirket–start up ilişkilerinde yönetilmesi gereken çeşitli engeller var. Engellerin en başında kültürel farklılıklar, aciliyet ve karar alma hızı konusunda değişik anlayışlar, öncelik farkları geliyor. Bunun için de çeşitli ön hazırlıklar ve özellikle kurumsal tarafta bazı eski ezberlerin bozulması gerekiyor ki iş yürüsün. Daha da önemlisi, ortalıktaki birçok start up’tan şirketin işine yarayacak olanların titiz bir eleme sürecinden geçilerek seçilmesi. Şirketlerin doğru start up’ları aramak ve bulmak için ne zamanı ne de birikimi var. Bunun için hem kurumsal hayatı hem de start up ekosistemini iyi bilen start up avcılarına güvenmek en doğrusu.
diğer yazıları için tıklayın