Capital'e abone olun.
MEHMET GERZ
Piyasalar
Mehmet Gerz
22.05.2017
FED ve TCMB piyasaları şimdilik rahatlattı
Mart ayında piyasalar küresel bazda olumlu seyretti. ABD’de FED, faizi küresel krizden beri üçüncü kez arttırarak yüzde 1’e çıkardı. Enflasyon ve işsizliğin dengeli olduğu mesajını veren FED, 2017’de iki kez, 2018’de üç kez faiz artışı işareti verdi. Bu öngörüyü makul bulan piyasalar, küresel bazda olumlu tepki gösterdi. Ancak FED’in 2017 ve 2018 büyüme tahmini yüzde 2 civarındayken Trump büyümeyi yüzde 4’e çıkarma sözü vermişti. Trump’ın icraatına göre FED faizleri daha fazla artırmak zorunda kalırsa piyasalar için olumsuz bir sürpriz olabilir. Trump’ın ilk davranışlarına bakarak bu senaryoyu muhtemel görüyoruz. FED’den hemen sonra karar veren TCMB ise normal politika faizlerini (haftalık yüzde 8, gecelik yüzde 9,25) sabit tuttu; ancak geç likidite faizini yüzde 11’den yüzde 11,75’e artırdı. Böylece TCMB, ortalama fonlama maliyetini de yüzde 11,3’e kadar yükseltti. Enflasyonun bir süre daha belirgin şekilde yüksek seyredeceğini tahmin eden TCMB kısa vadeli faizleri likidite yoluyla artırarak hem yükselen enflasyona hem dövizdeki dalgalanmaya karşı zor bir mücadele veriyor. TCMB’ye göre yurt içi talep hala zayıf seyrediyor ama toparlanan Avrupa Birliği’ne ihracatın artması ve geçici teşvik ve tedbir kararları iktisadi faaliyeti destekliyor. Ancak büyüme potansiyelinin önemli ölçüde artması için TCMB, yapısal reformların hayata geçirilmesinin altını çiziyor.

OLUMSUZ SİNYAL
Moody’s’in 17 Mart’ta Türkiye kredi notu görünümünü negatife indirdiği açıklamasında da belirttiği gibi Türkiye’deki siyasi ortam, son birkaç yıldır yapısal ekonomik reformların geri planda kalmasına neden oldu. Küresel ve yurt içi tabloda 1994 ve 2001 krizi öncesine benzer bir gidişat görülüyor.
Trump’ın agresif büyüme planlarını 2018’e ertelemesi FED takvimi açısından Türkiye’ye bir yıllık icraat dönemi tanıyor. Türkiye, ekonomide güveni tesis etmek için referandumun ardından kredi derecelendirme kuruluşları dahil rasyonel eleştirileri dikkate almalı. Çünkü turizm gelirleri, bu yaz daha da düşerse (ki Avrupa ile yaşanan sorunlar öyle gösteriyor), oluşan döviz açığını kapatmak için küresel sermayeye ihtiyaç daha da artacak.

BES’TE BASİRETLİ YÖNETİM
1Piyasalarda geleceği tahmin etme çabası beyhudedir. Bu şekilde yapılan yatırımlar spekülatif olup sonuç şansa bağlıdır.
2En geçerli kural piyasaların döngüselliğidir: Piyasa ne kadar düşerse yükselme ihtimali o kadar artar; diğer yandan çok yükselen piyasanın düşme ihtimali artar.
3Doğru davranış zor olandır: Her şey ucuzken panik havası hakim olduğu için almaya eliniz gitmez; her şey yükselirken olumlu atmosfer ve kâr hırsı satmanıza engeldir.
4Bu davranışsal zaafları aşmak için en etkili yaklaşım düşerken kademeli alıp çıkarken kademeli satmaktır.
BES’ten örnek vermek gerekirse, portföyünüzü risk toleransına göre birkaç ana varlık sınıfına bölün. Bunun için geleceği tahmin etmeye çalışmayan ama sizi tanıyan bir yatırım danışmanından fikir alabilirsiniz. Mesela orta karar bir yatırımcı portföyünü hisse senedi, döviz (Eurobond veya yabancı menkul) ve sabit getirili (faizli veya katılım) fonları arasında üçe bölebilir. Portföy dağılımını dinamik ve basiretli yönetmek için borsanın her 10.000 yükselişinde hisseden yüzde 10 satıp dövize kaydırabilir; her 10.000 düşüşte döviz satıp hisseyi yüzde 10 artırabilirsiniz. Ama bunu kurala dayalı yapmazsanız, günün atmosferi doğru hareketi yapmanızı zorlaştırır. Zaten bu önerimiz, fon dağılımını kendi yönetebilen yüzde 1 azınlığa yönelik. Belki yüzde 5-10’luk bir katılımcı grubu yatırım danışmanlığı alarak (şu an BES’te bu imkan yok) fon dağılımını yönetebilir. BES’teki yüzde 90’lık çoğunluk katılımcı kitlesinin ise varlık dağılımı basiretli kurallara göre yönetilen emeklilik planlarına dahil olması en isabetli çözüm olacaktır.
diğer yazıları için tıklayın