Capital'e abone olun.
BÜYÜME DE YETMİYOR

Büyüme De Yetmiyor

Ekonomideki gelişmeleri ve dünyadaki trendleri yakından izleyenler fark etmiştir. Ekonomideki büyüme, geçmiş yıllardaki kadar yeni iş yaratma katkısı yapmıyor. Sadece Türkiye’de değil, ABD’de de uz...

Son Güncelleme: 01.09.2003

Ekonomideki gelişmeleri ve dünyadaki trendleri yakından izleyenler fark etmiştir. Ekonomideki büyüme, geçmiş yıllardaki kadar yeni iş yaratma katkısı yapmıyor. Sadece Türkiye’de değil, ABD’de de uzmanlar bu eğilimi tartışıyor. “Yeni normal” ve “verimlilik artışı” gibi nedenlerle, ekonomik büyümenin etkisi sınırlı kalıyor. Uzmanlar ise yeni iş olanakları yaratmanın tek yolunun büyüme olmadığına dikkat çekiyorlar. Onların önerisi ise ücretlerdeki vergi yükünün azaltılması, eğitim ve part-time çalışmanın geliştirilmesinde odaklanıyor…  
 
ABD’de, Northeastern Üniversitesi Kentsel ve Bölgesel Politikalar Merkezi’nin yöneticisi Barry Bluestone’un yaptığı bir araştırma, “Yeni normal” olarak kabul edilen, içinde yaşadığımız dönemi anlatan önemli bir değişimi destekleyen sonuçlar içeriyor. Bluestone, 1990’larda yaşanan verimlilik nedeniyle, ekonomideki büyümenin istihdama etkisinin sınırlı olduğuna dikkat çekiyor ve “Artık mal ve hizmetleri üretmek için daha az işçiye ihtiyaç duyuluyor. Ekonomik büyümenin istihdam gücü, 1990’lardaki kadar değil” diyor.  
 
Bluestone’un araştırmasından öne çıkan bu mesajlar, aslında sadece ABD için geçerli değil. Ekonomide sıkıntı yaşayan Türkiye’de de büyüme ve istihdam arasındaki denge bozulmuş durumda. Tam olarak “verimlilik”le açıklanmasa bile, ekonomik büyümede sağlanan yüksek oranların, işgücü yaratmaya aynı ölçüde yansımadığı görülüyor. 2002 yılında yakalanan yüksek büyümenin yarattığı düşük istihdam, bu konudaki saptamaları haklı çıkarıyor.  
 
Ekonomist ve insan kaynakları uzmanlarına göre, aynı eğilim, 2003 yılında da devam ediyor. Yaratılan istihdam, ekonomideki büyümenin gerisinde kalıyor. Bu tempo, işsizlik sorunu çığ gibi büyüyen Türkiye için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bir ekonomist, “Türkiye’nin işsizlik sorununu çözebilmesi, 2010’a kadar sürekli bir büyüme temposunu yakalayabilmesine bağlı. Türkiye ancak yılda yüzde 6 oranında büyüyebilir ve 850 bin yeni iş yaratabilirse 2010’a dek bu sorunun üstesinden gelebilecek” değerlendirmesini yapıyor.  
 
Bir numaralı sorun  
 
“İşsizlik” Türkiye’de sokaktaki insanın gözünde bir numaralı sorun olmaya başladı. Oysa, geçmiş yıllarda yapılan kamuoyu anketleri ve hükümet programlarında Türkiye’nin en önemli sorunları arasında enflasyon ve PKK terörünü ilk sıralarda çıkardı.  
 
Bunda, ekonomide sağlanan büyümeye rağmen, yeni iş olanaklarının yaratılmaması etkili oluyor. 2001 yılında kriz nedeniyle toplamda yüzde 8.5’e yükselen işsizlik oranı, 2002 yılında yüzde 7.8’i bulan ekonomik büyümeye rağmen gerilemedi ve yüzde 10.6’ya yükseldi.  
 
Aynı eğilim 2003 yılının ilk yarısına da hakim oldu. Ekonomi büyüdü ama istihdam beklenilen düzeyde artmadı. 2002’nin ilk 6 ayında genel işsizlik oranı yüzde 9.3, tarım dışı işsizlik oranı ise yüzde 13.8 idi. Bu yılın ikinci çeyreğinde ise ekonomik büyümeye rağmen işsizlik oranı yükselmeye devam etti.  2003’ün ikinci çeyreği için Türkiye genelinde işsizlik oranı yüzde 10, tarım dışı sektörlerdeki işsizlik ise yüzde 14.6 oldu.  
 
ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Doç. Dr. Hakan Ercan, “Çoğu AB ülkesinin 1970’lerden bu yana çok iyi bildiği gibi işsizlik oranı bir kez çıkıp yerleştiği platodan aşağıya zor inmektedir. Özellikle de enflasyonu düşürmeye çalışırken. Buna işsizlik oranının inatçılığı (persistence of unemployment rate) deniliyor ve Türkiye bu kavramla son 3 yıl içinde yeni tanıştı” diyor.  
 
Türkiye’de şu anda 2 milyon 418 bin kişi işsiz var ve bunların 2 milyon 387 bini hizmet, inşaat, sanayi gibi tarım dışı sektörlerdekilerden oluşuyor.    
 
Verimlilik artışının etkisi  
 
İşsizlik Türkiye için her zaman önemli bir sorundu. Ancak, son 2 yılda sorun büyüdü, ağırlaştı. Son 2 yılda işsiz sayısı 1 milyondan fazla arttı. İşsizler ordusunun büyüklüğü ilk kez 2 milyonun üzerine çıktı. 2002 yılındaki büyümenin istihdama yansımamasının sebepleri şöyle sıralanıyor:  
 
* 2002 yılındaki yüzde 7.8’lik büyümenin istihdam yaratmaması büyümenin daha çok stok artışı ve ihracattan kaynaklanması, iç talepte yeterince canlanma olmamasına bağlanıyor.  
 
* İşgücü  arzı bir işte çalışan nüfus ile bir işi olmayıp aktif olarak iş arayanların, diğer bir deyişle işsizlerin toplamından oluşuyor. Türkiye demografik geçiş sürecinde olan bir ülke ve 15 yaş ve üzerindeki “çalışabilir” nüfusu sürekli artıyor. Çalışabilir nüfusun bir bölümü her yıl işgücüne katılıyor. Bu tanımlar çerçevesinde, işgücü piyasalarına daha geniş bir pencereden bakıldığında ve son 15 yılın verileri incelendiğinde, her yıl 240 bin kişinin bu piyasaya girdiği görülüyor.  
 
* Kriz yıllarında ise aile bireylerinden biri işsiz kalınca hane geliri azalıyor. Bu durumda ailenin daha önce iş arayışında olmayan diğer bireyleri de harekete geçiyor ve iş peşine düşüyorlar.  
 
Galatasaray Üniversitesi’nden Doç. Dr. Haluk Levent, “Özellikle krizde kadın işgücü arzı patladı. Beklediğimizin çok üzerinde kadın işgücüne katıldı. Kadın işgücü arzındaki artış yüzde 6’ya ulaştı” saptamasını yapıyor. Levent, farklı eğitim seviyelerindeki kadın işgücü arzının yüzde 6 ile 14 arasında değişen oranlarda artış gösterdiğini söylüyor.  
 
*Büyümenin istihdama yeterince yansımamasının bir diğer sebebi olarak ise verimlilik artışı gösteriliyor. Doç. Dr. Haluk Levent, “Türkiye’de ciddi bir verimlilik artışı var. Bu da büyümenin istihdam yaratma kapasitesini düşürüyor” diyor.  
 
Artış hangi sektörlerde olacak?  
 
Türkiye’de imalat sanayinde büyümenin, yeterli ölçüde istihdam yaratamaması aslında eski bir sorun. Doç. Dr. Öner Günçavdı’nın çalışması bundan 8-10 yıl öncesinde de bu sorunun yaşandığına dikkat çekiyor.  
 
Özellikle makine imalatı, beyaz eşya ve otomotiv sektörlerindeki verimlilik artışları ve sektörlerde büyümenin azalan istihdam yaratma kapasitesine dikkat çekiliyor. Haluk Levent, “Bu üç sektörde rekabet tamamen verimlilik üzerine kurulu. Bu sektörlerde büyüme istihdamı aynı ölçüde artırmayacaktır. Çünkü, dünyadaki rekabet güçlerini kaybetmemek için verimliliklerini artırmak zorundalar” diyor.  
 
2003’ün ilk 3 ayında sanayi istihdamındaki artışın, bir önceki yılın aynı dönemine göre 41 bin gibi küçük rakamlarda kalması bu eğilimin devam ettiğinin işareti. İkinci 3 ayda ise 2002’de 3 milyon 976 bin sanayi istihdamı, bu yılın aynı döneminde 3 milyon 798 bine geriledi.  
 
İnşaat sektöründe ise 2002’nin ilk 3 ayında 771 bin kişi istihdam ediliyordu. Bu rakam, 2003’ün aynı döneminde 95 bin gerileyerek 676 bine düştü. Geçen yılın ikinci çeyreğinde ise inşaatta çalışanların sayısı 982 bin idi, bu yılın aynı döneminde 1 milyon 6 bine yükseldi. Rakamlar, inşaattaki istihdam kaybının sona erdiğini gösteriyor. Ancak, uzun vadede inşaat sektörü istihdam sorunun çözümü için büyük umut vaat etmiyor.  
 
Umut hizmet sektöründe  
 
Uzmanlar, uzun vadede inşaat sektörünün istihdam yaratma kapasitesinin kısıtlı olacağını düşünüyorlar. Doç. Dr. Haluk Levent, “İnşaat sektörü son 3 yılda küçüldü. Ancak, istihdamdaki küçülme, sektörün küçülmesinin çok daha üzerinde. Açıkçası bu durumu yorumlamakta güçlük çekiyoruz” diyor. Kaçak yabancı işçi faktörüne de dikkat çeken Levent, saptamalarına şöyle devam ediyor:  
 
“Bu konuda yorum yapmak çok zor. Biraz spekülatif olmakla birlikte yabancı işgücünün inşaat sektöründe kaçak olarak çalışmasının etkisi olabileceğini düşünüyoruz. Türkiye’de geçen yıl 163 bin kişi resmi olarak yabancı işçi başvurusu yapmış. Bu rakam ortalıkta bir efsane gibi dolanan ‘Türkiye’de 1 milyona yakın yabancı işçi var’ söylentisinin çok abartılı olmadığını gösteriyor. Hanehalkı İşgücü Anketi kayıt dışı istihdamı yakalayabiliyor ama kaçak işçi oranını ortaya koyamıyor. İnşaat sektöründeki bu daralmada kaçak yabancı işçilerin de etkisi olabilir.”  
 
Durum böyle olunca, istihdam yaratma umudu için geriye hizmet sektörü kalıyor. 2002’in ilk 3 ayına göre 2003’ün aynı döneminde hizmet sektöründe 510 bin yeni istihdam yaratıldı.  
 
2003’ün ikinci 3 ayında ise artış geçen yılın aynı dönemine göre 133 bin oldu. Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, istihdamın motoru olan hizmet sektörü için bu artışın düşük olduğunu söylüyor. Doç. Dr. Haluk Levent ise gelecek için istihdam yaratmada en büyük potansiyelin hizmet sektöründe olduğuna dikkat çekiyor ve “Hizmet sektörünün büyümesi ise iç talebin canlanmasına ve gelir düzeyinin yükselmesine bağlı” diyor.  
 
Çözüm nerede?  
 
Prof. Dr. Seyfettin Gürsel’e göre, Türkiye’nin işsizlik oranını düşürebilmek için 2010 yılına dek her yıl tarım dışı alanlarda en az 700 bin kişiye istihdam yaratması gerekiyor. Prof. Dr. Gürsel, bu performansı yakalayabilmek için gereken asgari büyüme oranını da yüzde 5 olarak hesaplıyor. Bu senaryo gerçekleşirse 2010 yılında Türkiye’de tarım dışı işsizlik oranı tahminen yüzde 11,4 -12,2 aralığında bir yere çekilebilecek. Büyüme temposu yüzde 6 olursa tarım dışı işsizlik oranının yüzde 6,5- 7,0 seviyesine düşürülmesi mümkün olabilecek.  
 
Ancak, bir yandan da ekonomik büyümenin istihdam yaratma potansiyelini kısıtlayan faktörlerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Doç. Dr. Öner Günçavdı, “Büyümenin istihdam yaratma potansiyelini kısıtlayan yapısal sorunlar çözülürse büyümenin istihdama yansıması daha çok olacaktır” diyor.  
 
Türkiye, çalışanların ücretlerinden yüzde 15 gelir vergisi, yüzde 15’de sigorta kesintisi yapıyor. Toplam 30 OECD ülkesi arasında çalışanların ücretlerinden en çok kesinti yapan 6’ıncı ülke. Doç Dr. Günçavdı, bu konuya dikkat çekerek şu önerilerde bulunuyor:  
 
“Türkiye’de devlet işçi gelirleri üzerinden SSK primi, vergi vb derken çok fazla kesinti yapıyor. Bu durum işçinin işverene maliyetini yükseltiyor. Bu para işçinin cebine girse ne ala. Ama girmiyor. Yapılması gereken işgücü maliyetlerini düşürmek. Devlet işçi gelirleri üzerinden yaptığı kesintileri azaltmalı. Ayrıca bu piyasanın daha esnek bir hale getirilmesi gerekiyor. Almanya bunu yapmaya çalışıyor. Komünizmin hala güçlü izlerinin olduğu Portekiz bu konuyu araştırıyor.”  
 
ABD EKONOMİSİ DE AYNI PROBLEMLE UĞRAŞIYOR  
 
ABD’de işsizlik oranı son 9 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 6.4’e yükseldi. İyimserler, istihdamdaki daralmanın yavaşladığını söylüyorlar ve işsizlik oranının daha önce iş bulma umudu olmayan, işini kaybetmiş kişilerin tekrar iş aramaya başlamasından kaynaklandığını iddia ediyorlar. Eğer iş aramaktan ümidi kesenler ve part –time bir işte çalışıp, full time iş arayanlar da hesaba katılırsa ABD’deki işsizlik oranı yüzde 10’u buluyor.  
 
RAKAMLAR PARLAK DEĞİL Ancak, işsizlik rakamlarına yakından bakıldığında ortaya çıkan tablo daha tatsız. Mart 2001’de resesyon başladığından bu yana çalışan insanların yüzde 2.7’si işlerini kaybetti. Yani George W. Bush yönetime geldiğinden bu yana 2,6 milyon insan işinden oldu. Aynı süreçte çalışabilir yaştaki nüfusa 3 milyon insan eklendi.   dönem oldu.  
 
İŞSİZLİK REKOR DÜZEYDE Nüfus artışını hızı ile aynı tempoyu yakalayabilmek için ABD ekonomisinin 2001 ve 2002’de yılda 1 milyon yeni iş yaratması gerekiyordu. Oysa, 2001 ve 2002’de her ay 100 bin iş kaybedildi. Son dönemde ise işgücü piyasası biraz toparlandı. Temmuz ayındaki iş kaybı 30 bin ile sınırlı kaldı. 2003’ün ilk yarısında ise toplam 236 bin iş kaybı oldu.  
 
AYDA 340 BİN YENİ İŞ Ekonomik Danışmanlar Konseyi (Council of Economic Advisors), son vergi indirimleri sayesinde Temmuz 2003 ve Kasım 2004 arasında 1,4 milyon yeni iş yaratılacağını tahmin ediyor. Oysa, 2004 yılının sonuna kadar ABD için doğal işsizlik oranına ulaşılabilmesi, yani tam istihdam sağlanabilmesi için her ay 340 bin yeni iş yaratılması gerekiyor. Bu 1990’ların iş yaratma performansına ulaşılması gerektiğine işaret ediyor.  
 
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Başkan Bush ve ekibinin yaptığı vergi indirimleri elbette piyasanın canlanmasına destek olacak. Ancak, istihdamın artırılabilmesi için ABD hükümetine eğitim, araştırma ve sağlık alanlarına yatırım yapması öneriliyor. Ücretlilerin cebine daha çok para girebilmesi için ise onlardan alınan vergilerin azaltılması ve yeni işe alımların maliyetlerin düşürülmesi de öneriler arasında.  
 
HANGİ ALANLARDA YENİ İŞ OLANAKLARI DOĞACAK?  
 
Esra Kökoğlu/Profil Internatıonal
 
 
İnsan kaynakları konusunda danışmanlık, eleman bulma ve yerleştirme hizmetleri veren Profil International Yöneticisi Esra Kökoğlu, “Ekonomik büyümenin 2003 sonuna kadar istihdamda büyük bir artış yaratacağını düşünmüyoruz. İstikrar ve güvenin tekrar sağlanması ve sağlamlaşması gerekiyor. Bu da istihdama yönelik beklentilerin 2004’e ertelenmesine neden oluyor” saptamasını yapıyor.  
 
SON 4 AYDA NELER OLACAK? Kökoğlu’nun analizine göre, 2003’ün son 4 ayı içinde bireysel emeklilikte 1.200, ilaçta 500, çağrı merkezlerinde ise yaklaşık 400 kişi için yeni iş olanakları doğacak. Perakende ve hızlı tüketim ürünleri sektörlerinde de eleman arayışları devam edecek.Yeni mezunlar için özellikle bu sektörlerde ve ağırlıklı olarak satış departmanlarında fırsatlar olacak.  
 
YÖNETİCİ TALEBİ 2004’TE ARTACAK Bu yeni eleman taleplerinin en ilgi çekici yönü “Ağırlıklı yeni mezun veya en fazla 3 yıl tecrübeli kişilerin aranıyor olması” diyen Kökoğlu, orta ve üst kademe yönetici taleplerinin ancak 2004’te artış gösterebileceğini belirtiyor.  
 
“KAYIT DIŞI İSTİHDAM YÜKSELDİ”  
 
Aylin Coşkunoğlu Nazlıka/Hrm
 
 
Human Resources Management Genel Müdürü Aylin Coşkunoğlu Nazlıka, “2003’te ekonomik büyüme istihdama yansıdı ama maalesef kayıt dışı istihdam oranı arttı” diyor. Nazlıka, Türkiye’de 2003’e kadar kayıt dışı istihdam oranı yüzde 50’ler civarındayken bu oranın 2003 yılında yüzde 65 düzeyine yükseldiğinin tahmin edildiğini belirtiyor. Nazlıka’nın yılın son 4 ayına ilişkin beklentileri ise şöyle:  
 
TURİZM VE DOĞALGAZ 2003’ün son çeyreğinde istihdam artışının devam edeceğini öngörüyoruz. Özellikle Temmuz ayından bu yana hareketlenen turizm sektörü, kazançlı geçen sezonu insan kaynağına yatırım yaparak kapatacak ve kış turizmine yönelecek. Enerji sektörü de önemli bir istihdam yaratmaya devam edecek. Bakü-Tiflis-Ceyhan doğalgaz projesinin bitimine dek 6 bin kişilik istihdam yaratması bekleniyor.  
 
İNŞAAT VE HIZLI TÜKETİM İnşaat sektörü hareketli günlere girdi. Özellikle yurt dışı projelere yönelen inşaat firmaları, Afganistan, Irak, Kazakistan, Tacikistan, Özbekistan ve Cezayir gibi ülkelerde aldıkları işlerde görev alabilecek kişiler arıyor. İlaç ve sağlık sektörünün de istihdama katkısı sürecek. Önümüzdeki aylarda yabancı sermaye gidişlerinin artışının istihdama olumlu yansıyacağını düşünüyoruz.  
 
Doç. Dr. Hakan Ercan/ODTÜ  
 
“Türkiye bu yıl yüzde 5 büyüyecek olsa bile, bu büyümenin istihdama yansıması fazla olmayabilir” diyen Ortadoğu Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hakan Ercan, 2004 ve ötesi için büyüme tahminleri yapmanın zor olduğunu belirtiyor. Ercan, Türkiye işgücü piyasasında gelecekte yaşanabilecek olası gelişmeleri şöyle sıralıyor:  
 
TARIM İSTİHDAMI AZALACAK  
 
Tarım istihdamındaki azalma sürecek. İşgücüne katılmama ve kente göçle birlikte eğitim talebinin artması nedeniyle işsizlik oranına tarımdaki çözülüşün katkısı kısa vadede az olabilir. Ancak, orta vadede bu durum değişecek. Özellikle kadınlar giderek artan oranda işgücüne katılacak, yani şimdiki durum tersine çevrilecek.  
 
İMALAT SANAYİİ VE HİZMETLER  
 
İmalat sanayii istihdamında ancak küçük kazanımlar beklenebilir. İstihdam artışını hizmetler sektörü sağlayacak. Ancak, eğitimli olmayan nüfusun hizmet sektörünün niteliksiz kesiminde istihdamı söz konusu olacağından, düşük ücret-düşük tüketim-düşük büyüme döngüsü kırılamayabilir. Büyüme düşük olursa işsizlik oranı azalamaz. Çözüm insana yapılacak yatırımdadır.  
 
VERİMLİLİK ENGEL DEĞİL  
 
Kişisel verimlilik artışı, ülke toplamında, daha az değil daha fazla kişiye istihdam yaratıyor.  Bu konuda ABD her zaman geçerli bir örnektir. Çünkü, bu durumda pasta daha hızlı büyüyor. Türkiye gibi ortalama eğitim düzeyi düşük olan ülkelerde verimlilik artışı, istihdam artışının önünde büyük bir engel değildir. Gelişmekte olan ülkelerde ortalamadaki her bir yıllık artışın üretime olan yansıması, ortalama eğitim düzeyi zaten yüksek olan sanayileşmiş ülkelerdeki eğitim ortalamasındaki artışın üretime yansımasından çok daha fazla oluyor. Dünya Bankası, tam da bu nedenle, gelişmekte olan ülkelerde genel eğitime büyük katkı sağlıyor. Bu saptama, çıkış yolumuzun ne olduğuna da işaret ediyor.          
 
İŞSİZLİK NEDEN YÜKSELİYOR?  
 
Doç. Dr. Öner Günçavdı/İtü İşletme Fak.
 
 
Türkiye’de ekonomik büyümeye rağmen işsizliğin artmaya devam etmesinin ardındaki nedenlere bir göz atmakta fayda var. Bunların en önemlilerinden birisi, büyümenin istihdam yaratma kapasitesi ile ilgili problemler. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Öner Günçavdı, DİE’nin yayınladığı girdi-çıktı (input-output) tablolarından faydalanarak yaptıkları bir analizin sonuçlarına dikkat çekiyor ve Türkiye’nin istihdam yaratma kapasitesinde zamanla bir azalma yaşandığını belirtiyor.  
 
Günçavdı, 1973 ve 1996 arasını 4 döneme ayırarak incelemiş. Yaptığı analizler sonucu vardığı sonuçları ise şöyle özetliyor:  
 
* Bizim bulgularımızda son 30 yılda Türkiye ekonomisinin istihdam yaratma kapasitesinde gözle görülür bir azalma meydana geldiği görülüyor.  
 
* Üretimde kullanılan emek miktarı zaman içinde sürekli olarak düşmüş. Buna paralel olarak üretim artışlarının istihdam yaratma gücünde önemli düşüşler var.  
 
* Bu durum Türkiye’deki teknolojik dönüşümün doğal bir sonucu. Üretim giderek emek yoğun olarak değil sermaye yoğun olarak yapılıyor. Üretimde istihdam ve emek aleyhine ortaya çıkan bu teknolojik dönüşüm bir ölçüde uluslararası piyasalarda rekabet üstünlüğü elde edebilme çabasından kaynaklanıyor.  
 
Öner Günçavdı, “Durum bu ama öte yandan Türkiye’nin Çin, Hindistan ve Pakistan gibi ücretlerin çok düşük seviyelerde bulunduğu ekonomilerle uluslar arası piyasalarda ücrete dayalı rekabet kazanma şansı da çok gerçekçi değil” yorumunu yapıyor. Günçavdı’ya göre, tüm bu unsurlar bir arada değerlendirildiğinde Türk ekonomisi için rekabetin artık verimlilikten geçtiği ve mevcut işgücünün verimliliğini arttıran politikaların izlenmesi gerektiği sonucu ortaya çıkıyor.  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER