Capital'e abone olun.
DEĞİŞİM YÖNETİMİ NASIL YAPILIR?

Değişim Yönetimi Nasıl Yapılır?

Richard T. Pascale / Stanford Graduate School of Business Profesörü Richard T. Pascale, ABD’nin en prestijli işletme okullarından Stanford Graduate School of Business’ın profesörlerinden. Dünyanın...

Son Güncelleme: 01.06.2001

Richard T. Pascale / Stanford Graduate School of Business Profesörü

Richard T. Pascale, ABD’nin en prestijli işletme okullarından Stanford Graduate School of Business’ın profesörlerinden. Dünyanın en tanınmış değişim gurusu. Son kitabı “Surfing the Edge of the Chaos (Kaosun Kenarında Sörf Yapmak)”yla yeniden gündeme geldi. Zor dönemlerde, belirsiz ortamlarda değişimi yönetmeyi anlattığı kitabı, inanılmaz ilgi gördü. Bu ünlü guru, Capital’e konuşurken, Türkiye’deki belirsizlik ortamına da atıfta bulundu ve yöneticilere hayati taktikler verdi.

Son on yılda iş dünyası baş döndürücü değişimlere sahne oldu. Bu nedenle şirketler şiddetli bir değişim baskısı hissediyorlar. Birçok şirket ya değişmeyerek yok oluyor ya da yanlış reçeteler uygulayarak çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar. Bu noktada şirketlerin değişimi doğru anlamaları hayati önem taşıyor.

Değişim konusunda çalışan guruların en önemlilerinden birisi de Richard T. Pascale. Ünlü guru Pascale, 20 yıldır ABD’nin en tanınmış işletme okullarından Stanford Graduate School of Business’da değişim konusunda  dersler veriyor. Geçtiğimiz yıl yazdığı “Surfing the Edge of the Chaos (Kaosun Kenarında Sörf Yapmak)” isimli kitabı son yılların en etkili yönetim kitaplarından birisi olarak gösteriliyor. Ünlü guru, kitabında geleneksel ve değişimci güçler arasındaki rekabeti anlatıyor.

Richard Pascale, iş dünyası, değişim ve şirketlerin izlemesi gereken stratejiler gibi konularda Capital’in sorularını yanıtladı:

Şirketlerin yaşamlarına devam edebilmesi için, denge durumundan kaçınmaları gerektiğini söylüyorsunuz. Bu şirketler için riskli bir davranış değil mi?

Zamanın ve boyutların kısa olduğu durumlarda denge kötüdür. Uzun dönem dengede kalmak hemen hemen tüm yaşayan sistemler için sorun yaratır. Çevremizde çok büyük değişimler yaşıyoruz. Ben böyle bir ortamda uzun süreli dengede kalan organizasyonların büyük sorularla karşılaşacağına inanıyorum.

Aslında bu soruya yanıt bulmak için çevrenize bakabilirsiniz. Bildiğim kadarıyla son yıllarda Türkiye’de de çok büyük değişimler yaşandı. Yerel pazara dışarıdan birçok rakip geldi. Klasik organizasyonlara sahip denge halinde bulunan yerel şirketler, yabancılarla rekabet etmek zorunda kaldı. Muhtemelen denge halindeki birçok şirketin yönetim ekibi bu değişime karşı bir şey yapmak zorunda kaldı. Sanıyorum, yabancı şirketlerle baş edebilmek için denge halini terk edip dengesiz hale geçmişlerdir. Bu nedenlerle şirketlerin ayakta kalmak için denge durumunu terk etmekten  başka çareleri yok.

İş dünyasında hızlı büyüyen şirketlerin birçoğu ciddi sorunlarla karşılaştı. Örnek olarak internet şirketlerini verebilirim. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Binlerce yıllık insanlık tarihinde iklim değişimleri birçok canlının yok olmasına yol açtı. Ayrıca, yeni canlılar ortaya çıktı. İklim dengeli hale gelince birçoğu ortadan kayboldu. Bence teknolojik gelişmeler ve pazardaki değişimler de dünya ekonomisinde iklim değişimine neden oldu. Binlerce yıl önce nasıl garip yaratıklar oluştuysa, yine çok ilginç şirketler türedi. İlerleyen yıllarda dünya iklimi daha düzenli hale gelince birçok garip yaratık ayakta kalmayı başaramadı. Sadece en başarılılar yaşamlarına devam etti. Doğada bugüne kadar ortaya çıkan türlerin yüzde 99.8’i ortadan kalktı. Ekonomik ortamda gördüklerimiz de doğada yaşananlara benziyor. Eğer sorunuz dengesizliğin tehlikeleriyle ilgiliyse buna bir itirazım yok.

Dengesizlik beraberinde birçok risk getirir. Zaten bu nedenle şirketler bu durumdan kaçınıyorlar. Ancak, işin bir de diğer yönü var. Örneğin, J.P Morgan, ABD’deki 100 yıllık bir yatırım bankası. Çok güçlü bir kültüre sahip. Oldukça ince iş yapma süreçleri bulunuyor.

Ancak değişen koşullarda uzman oldukları alanlar kârlı olmaktan çıktı. Diğer yatırım bankalarının kendilerine göre çok daha kârlı olduğunu biliyorlar. Yaklaşık 20 yıldır bu durumun farkındalar. Ancak kültürlerini korumak konusunda çok tutucu oldukları için gerekli değişimi gerçekleştiremediler. Sonunda başka şansları kalmadı ve Chase ile birleşmek zorunda kaldılar.

Neden büyük şirketler değişmekte daha fazla zorlanıyorlar?

Yaş ve çapın, şirketin dengede kalmasına katkı yaptığını düşünüyorum. Çok yaşlı ve çok büyük organizasyonlar kötü duruma düştüklerinde tekrar ayağa kalkmakta zorlanıyorlar. Kitabımda örnek olarak 600 bin kişilik ABD ordusunu ele aldım. Büyük kısmı lise mezunu olan bu insanlar çok ciddi bir iş başardılar. Değişim için oldukça yaratıcı yöntemler kullandılar. Bu insanlar kapalı kapılar ardında çalışarak rekabet avantajlarını ortaya çıkardılar.

İş yapış tarzlarını değiştirdiler. Çözüme karmaşık finansal analizlere girmeden ulaştılar. Bu işe girişmelerinin nedeni yaşanan bazı başarısızlıklardı.

Örneğin, bazı operasyonlarda zayıf düşmanlarına karşı bile sürekli asker kaybediyorlardı. Büyük ABD ordusu rakiplerine göre daha başarısızdı. Yapılan toplantılar sonucunda bunun nedenleri ortaya çıkarıldı. En basit nedenlerden birisi askerlerin teknolojiyi iyi kullanamamalarıydı. Daha sonra ordu bu zaafını giderdi. Daha bunun gibi birçok farklı başarısızlık faktörü tespit ettiler. Sonuçta en alt kademedeki ordu üyesi bile neler yapması gerektiğinin farkına vardı. Bence tüm kuruluşlar bu tarz değişimleri gerçekleştirebilir. Başarı liderlerin bu tarz uygulamaları gerçekten onaylamasını ve  yaratıcı yöntemlerin kullanılmasını gerektirir. 

Değişim konusunda hangi büyük kuruluşları başarılı görüyorsunuz?

Biraz önce bahsettiğim gibi, ABD ordusunu başarılı buluyorum. Denge durumundan tekrar ayağa kalkan kuruluşlara güzel bir örnek. Ayrıca, ben birçok toplantıda değişimi anlatmak için Intel’i kullanıyorum. Petrol devi Shell ve bir İngiliz bankası olan Barclays de bu açıdan başarılı olmuş diğer büyük şirketler. Barclays yıllar sonra tekrar atağa kalktı. Çok popüler bir örnek olarak Jack Welch yönetimindeki General Electric’i de başarılı bulduğumu söylemek istiyorum.  

Bu kuruluşları farklı kılan yaklaşımlar nelerdi?

İstisnasız olarak tüm bu örnek kuruluşlar liderliğin önemini fark ettiler. Ayrıca, adaptive work’ün (adapte çalışma) normal iyileştirme çalışmalarından farkını gördüler. Sadece yaptığını daha iyi yapmak ile adapte çalışma arasında çok büyük fark vardır. Adapte çalışmada şirket bir laboratuvar gibi, çalışarak yeni koşullara uyum sağlamak için özgün yaklaşımlar geliştirir. Yeni pazarlarda rekabet edebilmek için orijinal projeler üretir. Örneğin, olağanüstü bir durum oldu veya yeni şartlar oluştu. Bu durumda adapte çalışma yaklaşımına sahip bir organizasyonda lider neler olduğunu anlamaya çalışır.

Çevredeki iklimi algılamak için gayret eder. Gelişmelerle yakından ilgilenir. Çalışanlara, hey! dikkat ben yanıtları biliyorum demek yerine, dikkat yardımınıza ihtiyacım var der. Biz tepedekilerin bazı görüşleri var, ama durumu daha iyi anlamak için, sizin fikirlerinizi almak istiyoruz der. Tanım olarak liderler ne yapılmasıyla ilgili olarak yanıtları bilemezler. Sadece her zamankinden farklı bir yaklaşımın gerekli olduğunu anlarlar. Ama ben yanıtları biliyorum demezler. Bunun yerine herkes altında çalışan kişiye yeni gelişen durum hakkında fikrini sorar. Durumu anlamak ve ne tür bir yeterlilik geliştirebilirim diye sizin görüşlerinizi almak istiyorum der. Böylece sorunlar şirket tarafından tartışılmış olur. Yönetim böyle davrandığında birkaç şey gözlenir.

Birincisi, liderliğin gerektirdiği yapılmış olur. Lider organizasyonu için, sorumluluk almış olur. Basının ve yatırımcıların iddialarına karşı şirketini savunmuş olur. Burada bir sorun var, ben sorumluluk alıyorum demiş olur.

İkinci olarak bu davranış organizasyona cesaret verir. Lider böyle bir sorumluluğu organizasyonuyla paylaştığında insanlar cesaret kazanacaklardır. Gelecekte başka bir problemle karşılaşıldığında insanlar yönetime şurada bir problem var diyeceklerdir. Elbette çalışanlar ilk zamanlar çok iddialı fikirler geliştirmeyeceklerdir. Ama zamanla gelişme gözlenecektir. Çözüme ilk zamanlarda muhtemelen ulaşılmayacaktır. Ama yönetim temel yaklaşımını, heyecanını koruduğu sürece gelişme yaşanacaktır. Böylece yönetim şirket içinde ivme yaratmış olacaktır. Bir gün muhakkak organizasyondaki gerçek liderler yönetime, eğer gerçekten ciddiyseniz benim bir fikrim var diyeceklerdir. Yönetime siz akıllısınız yanıt nedir demeyi bırakacaklardır. Bu uygulama farklı yapıdaki birçok şirket için ivme yaratmıştır. GE, Shell ve ABD ordusu gibi başarılı organizasyonlar bu şekilde “adapte liderlik” göstermişlerdir. Bu liderliğe gerçekten çok farklı bir yaklaşım. Bu çalışanları otorite karşısında o ana kadar yaşadıklarından çok daha farklı konumlandıracaktır. Bu onların kuruma çok daha fazla aitlik hissetmelerini sağlayacaktır.

Görüşlerinizin, ekonomik küçülme dönemlerinde, ekonomik büyüme dönemlerindeki gibi geçerli olduğunu düşünüyor musunuz?

Çok daha fazla geçerli olduğuna inanıyorum. Ekonomik büyüme dönemlerinde genel olarak geleneksel şirketler için birçok fırsat vardır. Geleneksel yollarla büyüyen şirketler çok avantajlıdır. Ancak, ortam sertleştiğinde çok kısıtlı sayıda müşteri bulunur. Ekonomide kaynaklar genel anlamda çok kısıtlıdır. Böyle ortamlarda yenilikçi organizasyonların çok fazla şansı vardır.

Genel olarak tüm ekonomide değişim baskısı hissedilir. Yeni pazarlar oluşur. Bu pazarlar klasik yapıdaki firmaları dışlar. Şirketlerin yönetim takımları kendilerini bir değişim ortamında bulur. Liderler buna uyum göstermelidir. İşte böyle bir ortamda iyi şirketler, yenilikler yaparak yeni pazarlara nüfus etmeye çalışır. Burada dikkat çekmeye, zayıf koşulları aşmaya çalışırlar.

Biyologların “species landscape (tür peyzajı)” dedikleri bir kavram vardır. Bu manzarada farklı türler bulunur. Ekologlar buradan türlerin resmini çıkarırlar. Bu peyzajda yüksek ve alçak tepeler vardır. Türler alçak tepeden yüksek tepeye hareket etmeye çalışırlar. Yüksek tepede çok daha rekabetçi bir ortam vardır. Yüksek tepeye alçak tepeden geçmeden gidilemez.

Acaba türler alçak tepeyi terk etmeyi nasıl göze alabiliyor? Örneğin insanlar Ağrı Dağı’na çıkarken çok fazla telaşlanırlar. Acaba insanlar neden güvenli alçak tepeyi terk ederek, yüksek tepeye göç etmek istiyorlar. Bence tüm bunlar iş dünyasında yaşananlara çok benzerdir.
Bence tüm bunların ekonomik bir yanıtı vardır. Ekonomik baskı şirketleri daha yüksek tepeye göç etmeye zorlar. Bu nedenlerle şirketler sürekli olarak değişmek zorundadırlar.

ABD ve dünya ekonomisi hakkında ne düşünüyorsunuz. Gelecek yıllarda neler yaşanacak?

Öncelikle iki noktaya dikkat etmek gerekli. Birincisi ABD ve dünya ekonomisinde geçtiğimiz birkaç yılda olağandışı bir büyüme yaşandı. İnsan çılgın gibi şirketlere yatırım yaptılar. Herkes para yatırdığı için borsa sürekli olarak yükseliyordu. Birçok teknoloji hissesi normalden çok daha fazla değer kazandı. Uluslararası ekonomide bu kadar yüksek büyümeden sonra muhakkak durgunluk yaşanır. Piyasalar gerçek değerlerine kavuşur. Ben bu dönemin sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Artık şirketlerin değerleri gerçekçi yöntemlerle bulunacak.

İkinci dikkat edilmesi gereken nokta ise bugün dünyada çok büyük miktarda nakitin olması. Bu para insanların düşüncelerini yeni fırsatlara dönüştürebilir. Dünyadaki bu zenginlik enflasyondan daha fazla kazandıracak alanlara yatırım yapmak istiyor. Özetlemem gerekirse piyasalar istikrarını kaybetti. İnsanlar büyük şaşkınlık yaşamaya başladı. Ancak ben ABD ekonomisi için, ciddi bir kaygı taşımıyorum. Birkaç sene içerisinde ekonomi tekrar düzelecek.

Gelecek yıllarda ne tür yönetim modelleri yükselecek?

20. Yüzyılda çok büyük değişimler yaşandı. Geçtiğimiz birkaç yılda teknolojinin yönetim ve ekonomi üzerinde çok ciddi etkileri oldu. Bu nedenle çok daha mekanik yaklaşımlara sahip olduk. Ancak, bu endüstri devriminde yaşananlardan çok farklı.

Bence 20. yüzyılda yaşanan en büyük gelişme, rölativite ve parçacık fiziği kuramlarıdır. Bunlar bir noktaya kadar yönetim bilimini de etkiledi. Yönetimde çok daha fazla mekanik yaklaşımlar tercih edildi. Bugün yöneticiler artık değişim ve kontrol gibi konular üzerinde düşünüyorlar.

Gelecekte hangi teknolojiler ve sektörler önem kazanacak? Bunun şirketlere etkileri ne olacak?

Bu yüzyılda bilgi ve genetik teknolojilerinin yakınsadıklarını göreceğiz. Gelecekte genetik mühendisleri doğada bulunanlardan çok daha farklı maddeler geliştirecekler. Biyoteknoloji ve madde biliminde yaşanan gelişmelerin bilişim ile birleşiminden yepyeni zenginlik fırsatları doğacak.

Bence bu yüzyılın en devrimci gelişmeleri moleküler bilimde yaşanacak. Bu yaşayan varlıklarla ilişkili tüm alanları etkileyecek. İlaç ve gıda gibi alanlarda köklü değişimler yaşanacak. Değişim vektörünün en büyük etkisi canlılar üzerinde olacak. Sonuçta, bu yöneticilerin nasıl düşündüğünü de etkileyecek. Yöneticilerin değişimi nasıl idare etmeleri gerektiğini belirleyecek.

Bence yönetim anlayışında önemli değişiklikler yaşayacağız. Şirketler daha çevik organizasyonlar yaratmak için hızlı bir değişim yaşayacaklar. Geleceğin organizasyonları çok daha hızlı davranıp değişimlere çabucak uyum sağlayacaklar. Daha çevik organizasyonlara ihtiyaç duyuluyorsa organizasyonlar da buna uyum sağlamak zorundadır.  Şirketler daha fazla rakiple uğraşmak zorundadır. Bu değişim olarak algılanıyor ancak ben buna yaşam kuralı diyorum. Organizasyonlar yaşayan varlıklardır. Şans yaşamda olduğu gibi burada da önemlidir. 

Şirketlerin dikkat etmesi gereken başka hangi noktalar bulunuyor?

Birçok ülke ve ekonomide bazı şirketlerin sahip olduğu fırsatlara diğerleri sahip olmaz. Bu kurumlarım yaklaşımlarıyla ilgilidir. Her şeyin mümkün olduğunu düşünen kuruluşların yanında her yeniliğe hayır diyen gruplar da bulunur. Eğer neler yapılması gerektiği üzerinde düşünen ve başarılı olmuş insanlara bakarsak temel bir yaklaşım gözleriz. Bu insanlar kuruluşlarının mantık ve akıl barındırması için uğraşırlar. Yine başarılı olmuş organizasyonlara bakarsak bunların diğer organizasyonlardan farklı yapıda olduğunu görürüz. Bu kurumlar koşulların derinlemesine analiz edilmesine çalışanların doğruları öğrenmesine olanak verirler. Tüm kuruluşlar bu tarz organizasyonlar tasarlamaya çalışmalıdır. Bu her organizasyona uyarlanabilir.

“DEĞİŞİMİ BAŞARMAK O KADAR DA ZOR DEĞİL”

Richard T. Pascale, şirketlerin varlıklarını sürdürebilmeleri için değişmeleri gerektiğini iddia ediyor. Ancak, ona göre, birçok şirket, değişmeye çalışırken çok daha büyük sorunlarla karşılaşıyor. Pascale, değişmek isteyen şirketlere şu önerilerde bulunuyor: 

GELENEKSEL İŞ MODELİNE SON: Bence değişimi başarmak o kadar zor değil. Birçok şirket geleneksel iş yapış pratiklerini değiştirmek istiyor. Ancak, bunu gerçekleştirmekte zorlanıyor. Böyle bir durumda yapılacak en doğru şey, bu konuda çalışan bir kuruluştan veya danışmandan yardım almaktır. Bu kuruluşlar şirketlere sektörlerindeki yeni rekabet unsurlarını gösterebilirler. Böylece durumları gerçekçi şekilde ortaya çıkar ve bir vizyon oluşturabilirler.

YENİ REKABET KOŞULLARI: Bence tüm bunlar gerçekleştirilirken danışman kuruluşun yapması gereken birkaç şey var. Şirketi baskı altına alan yeni rekabet faktörleri olabilir. Bunlar yeni bir teknoloji, pazara yeni giren rakipler veya değişen pazar koşulları olabilir. Öncelikle bunlar tespit edilmeli. Daha sonra şirkette kilit noktadaki kişilerle bir toplantı yapılıp durum anlatılmalıdır. Örneğin, orta büyüklükteki bir şirket için bu kişilerin sayısı yüz olabilir. Ben bu kişileri şirketteki değişimi gerçekleştirecek insanlar olarak düşünüyorum.

DEĞİŞİK İŞ MODELLERİ ARAYIŞI: Daha sonra değişik iş modelleri ve şirketin gelecekteki stratejisi üzerinde düşünülmelidir. Hatta bunlar kitap haline getirilmelidir. Bu çalışmanın sonucunda birçok insan işlerin geleneksel yöntemlerle yapılmaması gerektiğini anlayacaktır. Artık işleri farklı şekilde yapmazsak şirketimiz sorun yaşayacaktır diye düşünecektir. Sadece liderler değil herkes değişikliğin önemini anlayacaktır. Liderler tek başlarına tüm yanıtları bilemez. Bunları daha alt kademedeki insanların yardımıyla bulabilirler. Eğer insanlara güvenmek isterseniz bu tarz dengesiz yapıdaki organizasyonlar yaratmak çok zor olmayacaktır. 

“ŞİRKETLER ÇALIŞANLARIN DÜŞÜNCELERİNDEN YARARLANMALI”

Richard T. Pascale, organizasyonlara ne yaptıkları değil, ne oldukları üzerinde düşünmelerini ve buna göre değişmelerini tavsiye ediyor. Pascale, şirketlerin ne olmaları gerektiğini şu şekilde belirleyebileceklerini söylüyor:

ÇOK HIZLI OLUN: Bence organizasyonlar, çevrelerindeki büyük fırsatlara bakmalılar. Gelecekte dünya günümüze göre çok daha hızlı değişecek. Şirketler de bu nedenle çok hızlı değişmeliler. Bilgi teknolojileri gittikçe dünyayı daha küçük bir gezegen haline getiriyor. Yeni fikirler çok hızlı şekilde tüm dünyayı dolaşıyor. Şirketlerin değişimlere çok hızlı şekilde yanıt vermeleri gerekiyor. Bu nedenle şirketlerin gelecekte daha çevik olmaları gerektiğini söyleyebilirim. Bu, tüm organizasyonların sahip olması gereken en önemli özelliktir.

KİM DEĞİŞİM USTASI OLMALI? Petrol, uçak ve elmas üretimi gibi, hızlı değişimin gerekliliğine diğer sektörlere göre daha şüpheli yaklaşan alanlar var. Bu şirketler belki bir noktaya kadar haklı. Ancak, değişim ustası olması gereken şirketler de bulunuyor. Örnek olarak yeni teknoloji firmalarını verebilirim. Bu şirketler için, çevik olmak, ayakta kalmak için zorunluluk. Ancak, günümüzde sadece bu şirketler için değil, diğer sektörlerdeki şirketler için de değişim kaçınılmaz hale geliyor. Bu nedenle yaşayan sistemler yaklaşımı yönetim bilimi için gittikçe önem kazanıyor. Eğer şirket yönetimleri gerçekten çevik olmak ve bilgiyi dağıtmak isterlerse birçok avantaj sağlayacaklardır.

MÜŞTERİDEN YARARLANIN: Örneğin, şirkette müşteriye daha yakın çalışan insanlar, verimli olmayan, müşteriler için bir değer yaratmayan basamakları tespit edeceklerdir. Bu insanlar, bu adımları kolaylıkla belirleyebilir. Birçok şirket buna dikkat etmiyor. Eğer şirketler bilgiden gerçek anlamıyla yararlanırlarsa ve çalışanların düşüncelerine değer verirlerse çok büyük bir fark yaratacaklardır. Bence bu şirketler için çok önemli bir yeterliliktir.

 

 

 

 

 


 

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER