Capital'e abone olun.
EN İYİ 10 PROJE

En İyi 10 Proje

Türkiye, son 5 yıldır içinde bulunduğu hızlı büyüme trendini sürdürüyor. Her yıl yüzlerce yeni proje uygulamaya geçiyor. İçlerinden bazıları insanların, şirketlerin, kentlerin ve hatta ülkelerin ka...

Son Güncelleme: 01.01.2008

Türkiye, son 5 yıldır içinde bulunduğu hızlı büyüme trendini sürdürüyor. Her yıl yüzlerce yeni proje uygulamaya geçiyor. İçlerinden bazıları insanların, şirketlerin, kentlerin ve hatta ülkelerin kaderini değiştiriyor. Türkiye’nin 84 yıllık tarihinde böyle pek çok projeye rastlamak mümkün. Capital, bunlar arasında yakın tarihimizden, son 10 yılın 10 önemli projesini tespit etti. Birçok iş adamı, yönetici, akademisyen ve danışman bu seçimde bize yol gösterdi. Onların fikirleriyle adayları tespit edip üzerinde uzlaşılan projeleri ön plana çıkardık. Değerlendirme kriterlerimiz; projelerin yenilikçi olması, hayal gücüne dayanması, iş gücü yaratması, öncü olması, stratejik önem taşıması ve tabii ki başarılı olmasıydı. Projelerin, sektörünü dönüştürmesi ve sadece Türkiye’de değil dünyada da bir ilki gerçekleştirmiş olması da önemli bir ayırt edici unsur oldu. Tüm bunların ışığında son 10 yılda Türkiye’de yürütülen en iyi 10 projeyi belirledik.

“Son 10 Yıla Damgasını Vuranlar”

1. Btc’nin Türkiye İçin Anlamı
Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattı projesi yalnız Türkiye’nin son 10 yılına değil gelecek 10 yıllarına da damgasını vuracak bir proje. Türkiye, petrol ve doğalgazda içinde bulunduğu coğrafyanın sağladığı önemli avantajı BTC boru hattı projesiyle iyi kullandı. Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi kapsamında, Bakü’den başlayıp Ceyhan’da son bulacak bir boru hattıyla başta Azeri petrolü olmak üzere bölgede üretilecek petrollerin Ceyhan’a taşınması ve buradan da tankerlerle dünya pazarlarına ulaştırılması planlandı. Asıl amaç ise petrolün uluslararası piyasaya ihracı için kullanılacak emniyetli bir taşıma sisteminin oluşturulmasıydı. Böylece Türkiye de Doğu-Batı Enerji Koridoru’nun en kritik ayağını oluşturan BTC sayesinde jeopolitik önemini artırmış olacaktı. Projenin fizibilite etüdünde toplam sistem için yatırım maliyeti 2,4 milyar dolar olarak hesaplandı. İnşaat aşaması ise Türkiye’ye 1,7 milyar dolara mal oldu. Bu maliyet, BTC Co. ortakları tarafından finanse edildi. Projenin inşaatını ise büyük oranda Türk müteahhitleri gerçekleştirdi. 29 Temmuz 2006’da tamamlanan projede ilk petrol yüklemeleri 2006 yılının haziran ayında başladı.  Bugüne kadar 296 adet tanker yüklemesi yapıldı ve Türkiye üzerinden toplam 238,1 milyon varil ham petrol uluslararası pazarlara ulaştırıldı.

Türkiye’nin, bu projeden “geçiş vergisi ve işletmecilik hizmetleri“ karşılığında; ilk 16 yıl 140-200 milyon dolar, 17-40’ıncı yıllar arasında ise 200-300 milyon dolar civarında yıllık gelir elde etmesi bekleniyor. Özellikle maksimum yıllık kapasiteye ulaşıldığında BTC’den sağlanması beklenen gelirin, Irak hattından sağlanan gelirin üzerinde olacağı anlaşılıyor. Bu rakamlar, BTC’nin Türkiye açısından önemini de somutlaştırıyor.

2. Pegasus, Uçmayı “Demokratikleştirdi”
16 yıllık bir charter şirketi olan Pegasus, Ocak 2005’te Esas Holding tarafından satın alındı ve şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı oldu. Ali Sabancı’nın şirketin başına geçmesiyle birlikte Pegasus Hava Yolları fark yaratan pek çok devrimci uygulama hayata geçirdi. Business Class, VIP ve CIP uygulamaları yapmayan Pegasus’un “uygun fiyat politikası” sayesinde Türkiye’nin doğusuna da uçuşlar başladı. Devrimci uygulamalarının en dikkat çekeni ise Türkiye’de uçuşu demokratikleştiren “Pegonomi” projesi oldu. Pegasus, sektörde süregelen sabit ve yüksek fiyatlı iç hat düzenine kademeli fiyat sistemi getirdi. Yolculara 25 YTL'den başlayan fiyatlarla uçma şansı verdi. İstanbul'da tek merkezden gerçekleştirilen uçuş uygulamasına son vererek atıl kalan ikinci meydanı, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nı, uçuş üssü olarak seçti.

Türkiye’de ilk defa erken rezervasyona ucuz bilet sistemini başlatan Pegasus, yine sektörde ilk defa kademeli fiyat sistemini hayata geçirdi. İç hat tarifeli uçuşlarına 2005 yılı kasım ayında başlayan Pegasus, 2006 yılında iç hatlarda yaklaşık yüzde 9'luk pazar payına ulaştı.  Satış ofislerini sadece havaalanlarında bulunduran şirket, şehir içinde yüksek maliyetli satış ofisleri yatırımından kaçındı. Alternatif ürün ve hizmetlerle (otel, rent a car, uçak içi ve dışı reklam alanları, dergi reklam alanları gibi) ekstra gelir kaynakları yaratıldı. 2007 sonuna dek 2,7 milyon kişi taşıyacağı öngörülen Pegasus’un pazar payının da yüzde 11-12 düzeyinde olacağı öngörülüyor.

3. Sıfırlar Gitti, İtibar Geldi
Uzun yıllar yüksek enflasyon yaşayan Türkiye’de Türk Lirası’ndan sıfır atılması zaman zaman gündeme geldi ama inatçı yüksek enflasyon böyle bir operasyona izin vermedi. Türk Lirası'ndan sıfır atılması konusu 1998’den bu yana Merkez Bankası'nca yürütülen bir proje. Merkez Bankası enflasyonun yüzde 10'lu rakamları görmesiyle paradan 6 sıfır atılabileceğini duyurmuş ve bunun için de tarih olarak 2001 yılını göstermişti. Fakat 2001 yılında Türkiye belki de tarihinin en şiddetli ekonomik krizini yaşadı ve sıfır atma projesi askıya alındı. Sonrasında başarılı şekilde uygulanan istikrar programı ve enflasyonun hızla gerilemesi sayesinde 1 Ocak 2005 tarihinde YTL ve Yeni Kuruş tedavüle girdi.

YTL’ye geçiş sürecinde etkili bir tanıtım yapıldı. Esnaflardan yuvarlama yapmamaları ve geçiş döneminde iki etiket kullanmaları istendi. Operasyon sonrası etkilere bakıldığında Ak Portföy Baş Ekonomisti Hakan Aklar, çok önemli kazanımların elde edildiğine dikkat çekiyor ve şöyle devam ediyor: “YTL, diğer paralarla karşılaştırılabilen, değeri anlaşılabilen, uluslararası piyasalarda geçerliliği olan ve işlemlere konu olan itibarlı bir para birimi haline geldi. Yurtdışında YTL üzerinden tahvil ihracı arttı, hatta 10 Eylül 2007 itibarıyla 2-10 yıl arasında değişen vadeli tahvillerin toplam tutarı 22,4 milyar YTL’ye ulaştı.”

Projenin bir diğer önemli sonucu da banknot üretim maliyetindeki düşüş oldu. YTL’ye geçiş öncesi 31 Aralık 2004 tarihi itibarıyla dolaşımda bulunan toplam banknot miktarı yaklaşık 13,5 milyar YTL ve 1 milyar 306 milyon adetti. Dolaşıma üst değerde 2 banknot kupürünün çıkarılmasının da etkisiyle 2005 yıl sonu itibarıyla dolaşımdaki banknot adedi 930,5 milyona düştü.

Ayrıca bankacılık sisteminin işlem hacimleri dolayısıyla stok, taşıma maliyetleri de azalmış oldu. Diğer taraftan, YTL operasyonu ülkemizde madeni para kullanımını da olumlu ölçüde etkiledi. Dolaşımdaki madeni paraların emisyon hacmine oranı yaklaşık yüzde 1,1 iken, bu oran 2006 yılı sonu itibarıyla yüzde 2,34’e yükseldi.

4. Bes, 1,4 Milyon  Kişiye Ulaştı
Türkiye’nin gerçekleştirdiği sosyal güvenlik reformunun bir parçası olarak 27 Ekim 2003 tarihinde yürürlüğe giren Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), 4 yıl içinde 1 milyon 400 bine ulaşan katılımcı sayısıyla pek çok açıdan dünyadaki örneklerinden daha başarılı bir performans sergiledi. Sistemin ilk faaliyete geçtiği dönemde kuruluş izni alan 11 şirket bugün, Aviva ile Ak Emeklilik birleşmesinin ardından, 10 şirket olarak yoluna devam ediyor. Gelişimini dünyadaki birçok ülkeye örnek olabilecek şekilde sürdüren Bireysel Emeklilik Sistemi’nin fon büyüklüğü, 12 Kasım 2007 tarihi itibarıyla 4,3 milyar YTL’yi geçmiş durumda. Toplam sözleşme sayısı ise Emeklilik Gözetim Merkezi’nin verdiği bilgiye göre 1 milyon 398 bin 858’e ulaştı. Katılımcı sayısı açısından çok hızlı bir büyüme kaydeden BES’in, önümüzdeki 10 yıl içinde, 20 milyar doların üzerinde fon büyüklüğüne ulaşması bekleniyor. 25 yıl gibi uzun bir vadede ise fonun, GSYİH’nin en az yüzde 15’i kadar olacağı tahmin ediliyor. BES, çok yönlü çıktıları olan bir sistem. Sistemin sosyal ve ekonomik çıktılarının ne kadar güçlü olduğu önümüzdeki yıllarda çok daha iyi anlaşılacak. BES katılımcılarına, tasarruf yapmanın güçleştiği bir dönemde, emeklilik dönemlerindeki ekonomik kayıplarını telafi edebilmeleri amacıyla küçük tasarruflar yapabilme imkânı sunuyor. Bu tasarruflar çeşitli vergi avantajlarıyla da destekleniyor. 

Ekonomimizin en büyük problemi sıcak para ve ülkemizdeki fonların kısa vadeli yapısı. BES bu anlamda da uzun vadeli fonların oluşmasını sağlıyor. Fonların kartopu etkisiyle büyümesi nedeniyle, orta vadede bu fonlar ekonomimizde daha da önemli bir yer tutacak. 

5. Tav’ın Küreselleşme Adımları
TAV, hızlı büyüme hedefi ve yeni yatırım fırsatları nedeniyle 2006 yılında yeniden yapılandı.  Bu doğrultuda “işletme” hizmetlerini “TAV Havalimanları Holding” ve “yapım” hizmetlerini

 “TAV İnşaat” başlıkları altında gruplandırdı. Bugün İstanbul Atatürk, Ankara Esenboğa ve İzmir Adnan Menderes Havalimanı ve Gürcistan’da Tiflis ve Batum Havalimanı’nı işletiyor. Tunus'ta ise Enfida ve Monastere Havalimanları’nın yapımını üstlenmiş durumda. Yılda yaklaşık 300 havayolu şirketinin 285 bin uçuşuna hizmet sunuyor, her yıl ortalama 27 milyon yolcuya hizmet veriyor. TAV Havalimanları, bu kapasiteyle dünyanın önde gelen havalimanı işletmecileri arasında yer alıyor. TAV Havalimanları Holding, İstanbul Atatürk Havalimanı'nı 2000 yılından itibaren işletmeye başladı. Havalimanı işletmeciliğinin yatırımcıyla buluşmasında Türkiye'nin önünü açtı. Havalimanı işletmeciliğinin sektör haline gelmesinde ve ülkemizdeki terminallerin özelleştirilerek havacılık sektörünün dinamikleşmesinde önemli bir görev üstlendi. Türkiye'de TAV'ın yarattığı bu değer zinciri, havacılık sektörünün hizmet sektörüne dönüşmesiyle yabancı sermayenin de Türkiye’ye ilgi duymasını sağladı. İşletmeye geçişinin 7'nci yılında TAV Havalimanları Holding’in halka arzı son 10 yılın en dikkat çeken işlemlerinden biri oldu. Ayrıca kendi sektörünün küreselleşmesine öncü oldu. Yaptıklarının diğer şirketler tarafından da kullanılacak olmasının kendisini çok mutlu ettiğini belirten TAV CEO’su Sani Şener, “Bizim geliştirdiğimiz proje finansman yöntemleri, terminal yapım metodolojileri ve havalimanı işletmeciliği modelleri bir ilk olarak örnek oldu” diyor.

6. Muhtar Kent: Yüzyılın Öyküsü
Dünyanın en değerli markası Coca-Cola’nın yeni CEO’su Temmuz 2008’de Muhtar Kent olacak. Muhtar Kent böylece dünyanın dev şirketlerinde en yüksek seviyeye ulaşan Türk unvanını yine kendi yenilemiş olacak. Dünyanın en büyük şirketlerinden birinin başında bir Türk’ün olması dünyadaki Türk imajına önemli katkılarda bulunacak. Türkiye açısından son 10 yılın değil, son yüzyılın en iyi kariyer öyküsünü gerçekleştiren Muhtar Kent halen Coca Cola’nın Kuzey Amerika dışındaki tüm uluslararası operasyonlarının başında. Kent’in sorumluluğundaki bölge Coca Cola’nın toplam cirosunun yüzde 70’ini yapıyor. Kent’in kariyer hikayesi ise bundan 30 yıl önce başladı. Coca-Cola’daki çalışma hayatına 1978’de Atlanta’da başlayan Kent, 1985’e kadar değişik ülkelerde pazarlama ve operasyon birimlerinde çalıştı. Bu tarihten sonra Türkiye ve Orta Asya Bölgesi Genel Müdürü oldu. 1989-1995 döneminde 23 ülkeden sorumlu olarak Doğu ve Orta Avrupa Bölüm Başkanlığı ve Coca-Cola International Başkan Yardımcılığı yaptı. 1995-1998 döneminde Coca-Cola Amatil Avrupa Genel Müdürlüğü görevini üstlendi. 1998-2005 yılları arasında Efes İçecek Grup Başkanlığı'na gelen Kent, aynı süre içinde Coca-Cola İçecek’te de yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. Kent’in Coca-Cola’nın zirvesine yönelik yürüyüşü ise şöyle devam etti: Coca Cola’nın efsanevi CEO’su Neville Isdell emekli olmasına rağmen yeniden göreve çağrıldı. Isdell’in ilk işi kendi kadrosunu kurmak için kolları sıvamak oldu. Isdell’in kadrosunda yer vermeyi düşündüğü önemli isimlerden birisi de Muhtar Kent’ti. Ancak Kent aynı dönemde Anadolu Grubu’nda idi. Isdell, Anadolu Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan ile Atina’da 2004 Olimpiyatları sırasında bir araya geldi ve kendisinden Muhtar Kent’i transfer etmek için izin istedi. Özilhan bir yıl sonra ikna edildi ve Coca-Cola’nın Kuzey Asya, Avrasya ve Ortadoğu Grubu'nun başına getirildi. Böylece Kent Coca Cola hiyerarşisinde ilk 20’ye girmiş oldu. 2008’in ikinci yarısında ise görevine Coca-Cola’nın 1 numaralı yöneticisi olarak devam edecek.

7. Turqualıty’nin Markalaşma Yaklaşımı
Dünyanın en gelişmiş uluslararası markalaşma programı olarak tanımlanan Turquality, bundan sadece 3 yıl önce uygulama aşamasına geçti. Kısa süre içinde de önemli gelişmeler gösteren bir projeye dönüştü. Turquality bu zaman zarfında yapılanmasını, markalaşma anlayışını, yaklaşımını sürekli olarak geliştirdi. Dış Ticaret Müsteşarlığı, Türkiye İhracatçılar Meclisi ve İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği tarafından yürütülen projenin fikir babası Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen. Tüzmen, projenin bugün geldiği noktayı “Turquality firmalarımızın markalaşma yolundaki çabalarını destekleyerek, uluslararası pazarlarda rekabet gücümüzü artırma hedefimizi gerçekleştirmede ciddi aşamalar kaydetmemizi sağladı. Bu projeyi ‘10 yılda 10 dünya markası yaratmak’ vizyonuyla ortaya koyduk. Bu doğrultuda katma değeri yüksek, markalı ürünlerle uluslararası pazarlarda ön plana çıkabilen bir ülke olma yolunda önemli adımlar atıyoruz” sözleriyle anlatıyor.

Proje, başlangıçta pilot sektör seçilen tekstil ve hazır giyimin ardından diğer sektörlere de açıldı. Bugün gıdadan hazır giyime, beyaz eşyadan elektroniğe uzanan çok sayıdaki sektörden toplam 45 marka proje kapsamında destekleniyor. Program kapsamında şirketlere, global markalaşma süreçlerinde finansal desteğin yanında, eğitim ve stratejik danışmanlık da sunuluyor. Geçtiğimiz aralık ayından bu yana Vitra, Çilek, Machka, Vakko, W-Men, Mavi, Bingo, Dalin, Ülker, Selpak, Solo, Arko olmak üzere toplam 12 marka daha projeye dahil edildi. Turquality Projesi’nin sadece finansal destekten ibaret bir yapı olmadığını söyleyen Turquality Çalışma Grubu Başkanı Ziya Altunyaldız, yönetim danışmanlığı konusunda Deloitte, yönetici geliştirme programlarının oluşturulması ve uygulamasında Koç ve Sabancı üniversiteleri, pazar istihbaratı araştırmalarında AC Nielsen, üretim ve ürün kalitesi konularında da Werner International gibi danışman şirket ve üniversitelerle işbirliği yaptıklarını ifade ediyor.

8. İddaa, 3 Milyon Kullanıcıya Ulaştı Ve 60 Bin Kişiye İş Yarattı

Kendi Sektörünü Yarattı
Fikir babası ve proje lideri Alphan Manas olan İddaa, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek, son 10 yılın en önemli projeleri arasında yerini aldı. İddaa Türkiye’nin ilk resmi bahis şirketi. Loto/Toto ekseninde yok olmaya yüz tutmuş ve yabancıların tekeline giren spor bahislerine tekrar hareket kazandırdı. Sadece bir şans oyunu olmakla kalmayıp insanların çalıştığı, gazetelerin ekler çıkardığı, bayilikler dağıtılan bir sektöre dönüştü.

Kazandıran İş Modeli
Kurulan teknolojik altyapının ve İddaa markasının ve Türkiye’nin illerindeki 4 bin bayi ve yaratılan tüm cironun sahibi Spor Toto. İnteltek ise markayı yaratan, teknolojik altyapıyı kuran ve işleten, operasyona ilişkin tüm faaliyet, maliyet ve oyun riskini üstlenen şirket. İnteltek, merkezi bahis sistemini kurup işletme ve sabit bayiler vasıtasıyla futbol karşılaşmalarında müşterek bahis oynatmaya yönelik elektronik bahis platformunu kurma sözleşmesini Temmuz 2002’de imzaladı. Ardından teknolojik altyapıyı kurdu ve 2008 yılına kadar işletmesini aldı.

19 Ayda 10 Kat Değerlendi
İnteltek, İddaa’nın lansmanını 17 Nisan 2004’te yaptı. İddaa kısa sürede o kadar büyüyen bir iş haline geldi ki şirketin kurucularından Teknoloji Holding, hisselerini sadece 19 ay sonra kuruluş sermayesi baz alınarak yaklaşık 10 katı bir fiyata sattı. İddaa sadece 3 yıl önce 2004’te başladı ve şu anda 3 milyon aktif kullanıcısı var.

Hasılatını 88 Kat Artırdı
İnteltek Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Sezer, İddaa hasılatını 88 kat artırarak 17 milyon dolardan 1,5 milyar dolara çıkardıklarını, böylece İddaa’nın Avrupa sıralamalarında ilk 3’teki yerini aldığını ifade ediyor.

60 Bin İstihdam Yarattı
Bir de İddaa’nın Türk ekonomisine yaptığı katkı boyutu var. “İddaa oyununun başladığı Nisan 2004’ten bu yana Şans Oyunları Vergisi ve Katma Değer Vergisi olarak Hazine’ye 869 milyon YTL kaynak aktarıldı. Sezer, “Bugüne dek 2,4 milyar YTL halkımıza ikramiye olarak dağıtıldı. Çalışanları, iş ortakları, satış ve bayi teşkilatını oluşturan yaklaşık 60 bin kişiye geçim kaynağı sağlandı” diye konuşuyor.

9. Formula 1, Türkiye Tanıtımına 8 Milyar Dolarlık Katkı Yaptı

2005’te İstanbul’a Geldi
Dünyanın en önemli spor organizasyonlarından biri olan Formula 1, “futbol ülkesi” Türkiye’de sanılanın aksine büyük ses getirdi. Formula 1’in İstanbul’a getirilmesinin en önemli sonucu ülke tanıtımına yaptığı katkı oldu. 2005 yılında İstanbul’a getirilen Formula 1, İstanbul Ticaret Odası’nın verdiği destekle hayal olmaktan çıkıp gerçeğe dönüştü. İlk çalışmalar Türkiye Otomobil ve Motor Sporları Federasyonu (TOMSFED), Formula 1 Başkanı Bernie Ecclestone ve Türkiye Spor Genel Müdürlüğü arasında yürütülüyordu.

İlk Yıl 100 Milyon Euro Bıraktı
Ecclestone, 2002 yılının son aylarında F1 için İstanbul’da karar kıldığını açıkladı. 2005’te Türkiye’de ilk kez yapılan yarışı ilk gün 40 bin, ikinci gün 70 bin, üçüncü gün ise 110 bin kişi pistte izledi. İzleyicilerin 50 bini yurtdışından İstanbul’a geldi. İlk yıl Formula 1 için İstanbul’a gelenlerin konaklama dâhil tüm harcamaları 100 milyon Euro’ya ulaştı. Konaklama, gıda,

Son 2 Yılda 440 Bin Kişi İzledi
Formula 1’in 2’nci yılında ise yarışları toplam 240 bin kişi izledi. Seyircilerin ve yarışlara katılan ekiplerin yaptıkları toplam harcama İstanbul ekonomisine 50 milyon Euro’yu aşkın bir katma değer sağladı. 2007 yılında işletmesi Ecclestone’a devredilen Formula 1, 2007 yılında da geniş kitleler tarafından takip edildi. Final yarışı da dahil olmak üzere İstanbul Park’taki yarışları yaklaşık 200 bin kişinin izlediği tahmin ediliyor.

Türkiye’nin Tanıtımına Büyük Katkı
Her yıl dünyada 2,5 milyara yakın kişinin izlediği Formula 1’in reytingi Türkiye tanıtımına çok önemli katkı sağladı. Formula 1 için dünya genelinde yarışlardan önce ve yarış sırasında yaklaşık 3,7 milyar dolarlık tanıtım yapılıyor. Bu yayınlara İstanbul ve Türkiye’yi tanıtan programlar da eklendiğinde rakam 8 milyar dolara ulaşıyor. Türkiye’nin yıllık tanıtım bütçesinin 100 milyon dolar olduğu göz önüne alınırsa elde edilen tanıtım değerinin büyüklüğü de ortaya çıkmış oluyor.

10. Mortgage Ekonominin Lokomotifi Olacak

2007’de Yasalaştı
Basit tanımlama ile “Kira öder gibi ev sahibi ol” sloganıyla anlatılan Mortgage sistemi çok uzun süredir gündemde olmasına rağmen 2007 yılında yasalaştı. 20-30 yıl vadeli ödemelerle konut sahibi olma olanağı sağlayan sistemin orta ve uzun vadede ekonominin lokomotifi olacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Ev Sahibi Olmak Kolaylaştı
Sistem öncelikle konut sahibi olmayı kolaylaştırıyor. Konut sahibi olmak isteyen kişi açısından en mantıklı faiz oranını ve en makul geri ödeme koşullarını mümkün kılan mortgage sisteminde geri ödeme vadeleri ve miktarları kişinin durumuna göre ayarlanabiliyor. Böylece dar gelirli ya da orta sınıf mensuplarının da konut sahibi olması kolaylaşıyor.

Milyarlarca Dolar Aktif Hale Gelecek
Mortgage sistemi iyi uygulandığında yepyeni iş sahaları açılıyor, gayrimenkul ve inşaat sektörleri canlanıyor ve yeni zenginler ortaya çıkıyor. Mortgage sistemi ile birlikte gayrimenkule talebin artması, yeni iş sahalarının açılması, ekonomideki milyarlarca dolarlık ölü sermayenin aktif hale gelmesi ve piyasaya büyük ölçüde yabancı sermaye girişi gerçekleşmesi bekleniyor.

Emlakta Kayıtdışı Bitecek
Mortgage sistemi sadece tüketiciler değil emlak ve inşaat sektörü açısından da önem taşıyor. Türkiye’de bu sistem ile birlikte inşaat sektörü ve ikinci el emlak sektörü canlandı. Kayıtdışı emlak alım satımı büyük oranda azaldı ve hatta önümüzdeki dönemde tamamen ortadan kalkması bekleniyor.

Yeni İstihdam Yaratacak
Mortgage ile birlikte beklenen bir diğer gelişme de gecekondu sorununun ortadan kalkıp ruhsatlı konut üretimi yapımının artması. Emlak sektörünün canlanmasının diğer bir faydası da işsizlik sorununun azalması olacak. Sistemle birlikte değerleme uzmanları, Mortgage aracı kurumları, tapu ve imar izni araştırması yapan kurumlar, alacaklıların kredi notlarını tespit edecek şirketler gibi yeni iş sahalarının doğması bekleniyor.

Konut Kredisi 30 Milyara Ulaştı
Konut kredileri pazar büyüme oranı hala düşük seviyelerde. Örneğin, 2006 yılında konut kredileri pazar bakiyesi haftalık yüzde 2 - 2,5’lar arasında büyürken, 2007 yılı boyunca konut kredilerinin haftalık büyümesi binde 8- 9 seviyelerinde gerçekleşti. Büyüme hızı beklenenin aksine, seçim öncesi ve sonrası dönemde farklılık göstermedi. Bankalararası konut kredisi bakiyesi yaklaşık 29 milyar YTL’ye ulaştı. 2007 yılı sonu için beklentiler, konut kredileri sektörünün 30 milyar YTL bakiyeye ulaşması yönünde.

Ytl’ye Geçişin İletişimi Nasıl Yönetildi?
Ayşegül Meriç
Bersay İletişim Grubu Ceo’su

Tek Noktadan Yönetim
“Merkez Bankası’nın başlatmış olduğu ‘YTL’ye Geçiş Kampanyası’nın reklam stratejilerinin oluşturulması da dahil olmak üzere tüm iletişim çalışmalarını tek noktadan ve tek merkezden yöneterek gerçekleştirdik. Kamuoyunun YTL hakkındaki mevcut bilinç düzeyini saptayan algı araştırmalarına dayanan bir iletişim stratejisi oluşturduk. Hedefimiz; YTL’ye geçişi, zorunlu bir dönüşüm olmanın ötesinde, yeni bir dönemin başlangıcının simgesi olarak konumlamaktı.

İki Aşamalı Kampanya
İlk aşamada, Türk Lirası’ndan altı sıfır atılacağı, 1 Ocak 2005’ten itibaren Yeni Türk Lirası’nın tedavüle gireceği, YTL ve TL’nin bir yıl süreyle birlikte tedavül edeceği konusunda bilinçlendirme çalışmaları yürütmeyi planladık. İkinci aşama, YTL banknot ve madeni paraların fiziki görünüm ve güvenlik özelliklerinin tanıtımının yanı sıra kamuoyunun bu sürece psikolojik olarak hazırlanması amacıyla, TL-YTL dönüşüm-hesaplama kolaylıklarının ve çift fiyat etiketi uygulamasının anlatılmasını kapsadı.

Yoğun Bilgilendirme Süreci
Kampanya süresince, TL’den altı sıfır atılmasına ve bunun ülke ekonomisi için taşıdığı önemi anlatan eğitici tanıtım filmleri, yeni paraların ve güvenlik özelliklerinin tanıtıldığı TV filmi, radyo spotları, soru cevaplarla YTL dönüşümünün anlatıldığı referans kitapçıklar ve özel web sitesi hazırlandı. Gazete ve dergilerle ‘insert’ olarak afiş ve broşürler dağıtıldı.

Tüm Kurumların Desteği Alındı
Çeşitli bakanlıklar, Bağ-Kur, TCDD, PTT, Milli Piyango İdaresi, TOBB, TESK, AMPD, çeşitli kentlerin Ticaret ve Sanayi Odaları, Türkiye Bankalar Birliği, çok sayıda banka, Metro, Migros, Tansaş, Carrefour, DiaSa, BİM gibi çok sayıda kamu ve özel sektör kuruluşunun kampanyaya desteği sağlandı. Böylece kampanyanın 81 kente taşınmasına yardımcı oldular.

“Hedefleri Yakaladık”
Kampanya öncesi, sırası ve sonrasında yapılan araştırmalar, kampanyanın hedefleri yakaladığını, verilen mesajların çok büyük ölçüde algılandığını ortaya koydu. YTL’ye geçiş sonrasında ciddi sorunlar yaşanmamış olması da kampanyanın başarısının bir diğer somut göstergesi.”

Dikkat Çeken 5 Proje
Marmaray ve Tüp geçit projesi henüz tamamlanmadığı için ilk 10’da yer almadı. Kanyon ve İstinyepark ise m2 başına karlılık gibi onları diğer alışveriş merkezlerinden ayıran performans göstergelerine ulaşmak mümkün olmadığı için ilk 10 arasına giremedi. En iyi 10 proje arasında yer almayan ancak referans grubumuzun dikkatini çeken, es geçmek istemediğimiz diğer 5 proje ise şöyle:

Kanyon Alışverişi Sokağa Taşıdı
Klasik “kapalı kutu” diye tanımlanan alışveriş merkezlerinin aksine alışverişi sokağa taşımak için tasarlandı ve bunda da başarılı oldu. En beğenilen ve en çok aday gösterilen projelerden biri oldu. 200 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirildi.

İstinyepark Lüksü Getirdi
2007’nin son aylarında açıldı. Ülkeye ilk kez gelen pek çok lüks markayı içinde barındırmasıyla çok ses getirdi. Lüksün demokratikleşmesi trendiyle uyumlu bir zamanda geniş kitleleri lüks markalarla buluşturmayı başardı. Kanyon gibi İstinye Park da somut göstergelerle rakiplerinden ayırt edilemiyor.

Marmaray Trafiği Çözecek
2004 yılında temeli atılan Marmaray, dünyadaki en büyük ulaşım altyapı projelerinden biri. Proje 3 milyar dolar yatırımla 2011’de tamamlandığında İstanbul Boğazı geçişi 4 dakikaya düşecek. Ayrıca Marmaray saatte tek yönde 75 bin yolcu taşıyacak. Böylece 12 şeritli bir otoyolun taşıma kapasitesine ulaşılacak.

ADSL Yaşamı Değiştirdi
2004 yılında Türk Telekom’un ADSL hizmetini vermeye başlamasıyla Internet World Stats’ın yayınladığı araştırma sonuçlarına göre ülkemizdeki internet kullanıcı sayısı 16 milyonu aştı. ADSL eğitimden, ticarete, haberleşmeden eğlenceye kadar tüm sektör ve yapıları dramatik bir şekilde değiştirdi ve hayatın her alanında yeniden yapılanmaya ve değişime yol açtı. 

Ödeme Sistemlerinde İlkler
Bonus Card, Türkiye’nin ilk çipli ve çok markalı sadakat programı olarak 2000 yılında pazara girdiğinde ödeme sistemlerinde bir ilke imza attı. Bonus Card kullanıcılarına puan yerine “bonus” kazanma ve program ortağı mağazalarda bonuslarıyla bedava alışveriş yapabilme gibi somut faydalar sundu. Böylece kısa sürede yüksek kullanıcı sayısına ulaştı. Uluslararası başarı öyküsü oldu.

Özlem Aydın
oaydin@capital.com.tr

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER