Capital'e abone olun.
RESESYONDAN GÜMBÜR GÜMBÜR ÇIKMAK

Resesyondan gümbür gümbür çıkmak

Araştırmalar, resesyondan hayatta kalarak çıkabilen şirketlerden yüzde 9’unun güçlendiğini gösteriyor.

Son Güncelleme: 01.04.2010

Muhteşem liderler, giriştikleri bir savaştaki mücadele yöntemlerinin barış döneminin kazananlarının kimler olacağını belirlediğini gayet iyi bilir. Ancak 2007’nin Büyük Durgunluğu’nun önlerine çıkardığı sayısız meydan okumayla savaşmaya devam eden CEO’ların kafası, hangi türden stratejik yaklaşımların benimsenmesi gerektiği hakkında her geçen gün daha da karışıyor. İçlerinden pek çoğu, 27 ay süren mevcut ekonomik yavaşlamanın Birleşik Devletler’de henüz sonunun gelmediğinden endişeleniyor. Diğerleri ise her ne kadar bir toparlanma başlamış olsa da bunun pek kısa ömürlü olacağını ve çift dipli bir resesyona hazırlıklı olmaları gerektiğini düşünüyor. İş dünyasının hemen hemen bütün liderleri, isteksizce de olsa mevcut krizin aynı zamanda bir kırılma noktası anlamına geldiğini de kabul ediyor: Yani ondan sonraki dünyanın, ondan önceki dünyaya benzemesi pek de mümkün değil. Onların başlarını kaşıyacak ilk vakti bulduklarında birincil derecede önceliklerinin kendi organizasyonlarını bu “yeni normal” karşısında ayakta durabilecek şekilde yeniden yapılandırmak olması gerekir. Oysa CEO’lar, bugün tıpkı savaşın en kızıştığı anlardaki generaller gibi kendilerini kısa vadeli önceliklere o kadar kaptırmış durumda ki savaşın tozu dumanı arasında geleceğe bakamıyor bile. Ne yazık ki henüz şirketlerin bir resesyon döneminden hayatta kalarak çıkabilmesine, yavaş büyümeli bir toparlanma döneminde başlarının çaresine bakabilmesine ve güzel günler geri geldiğinde de kazanmaya hazır olmasına yardım edecek stratejiler hakkında yapılmış araştırma sayısı çok az. Büyük Buhran döneminde sırf reklam harcamalarını artırdığı için büyük bir hızla serpilip budaklanan Procter&Gamble, Chery ve Camel gibi şirketler hakkında yazılan hikayelerin bolluğundan geçilmezken ampirik araştırmaların sayısı iki elin parmaklarını bulmaz. Yaşanan son üç global resesyon sürecindeki strateji seçimi ve kurumsal performansı analiz etmek için bizi bir yıl süreli bir araştırma yapmaya zorlayan da zaten bu durumdu: Yani 1980’den 1982’ye kadar süren 1980 krizi, 1990 ve 1991 arasındaki 1990 ekonomik darboğazı, ve 2000 ile 2002 yılları arasında yaşanan 2000 fiyaskosu. Eldeki verileri 3 ayrı döneme bölerek 4 bin 700 halka açık şirketi araştırdık: Resesyon öncesi 3 yıllık dönem, resesyon sonrası 3 yıllık dönem ve resesyonun yaşandığı yılları kapsayan dönem. (”Strateji Değişikliklerinin Analizi” kutucuğuna bakın). Bulgularımız çok netti ve bir o kadar ürkütücüydü. Araştırmamızdaki şirketlerden yüzde 17’si bu resesyonlarda telef olup gitmişti. Ya iflas etmişler ya rakipleri tarafından satın alınmış ya da şahıs şirketi haline gelmişlerdi. Hayatta kalabilenler ise yedikleri dayağın ızdırabını güçlükle üstlerinden atabilmişti. Bu şirketlerden yaklaşık yüzde 80’i resesyondan 3 yıl sonra bile resesyondan 3 yıl önceki satış ve kâr artışı rakamlarını tekrar yakalayamamış; yüzde 40’ı resesyondan önceki satış ve kâr seviyelerine bile ulaşamamıştı. Ekonomik darboğaz döneminden sonra serpilip budaklanan, kilit finansal göstergelerini kriz öncesi döneme kıyasla daha iyi seviyelere getiren ve satış ile kâr büyümesi rakamları bazında kendi endüstrilerindeki rakiplerinden en az yüzde 10 oranında daha üstün performans gösteren şirket sayısı ise çok azdı (yaklaşık yüzde 9’u). Bu, resesyon sonrası dönemin kazananları her zamanki alışıldık yüzler değildi. Dallanıp budaklanan şirketlerin illa da maliyetlerini rakiplerine kıyasla çok daha hızlı ve yüksek oranlarda düşürebilen şirketler arasından çıkması gerekmemişti. Hatta araştırmamıza göre bu yola başvuran şirketlerin, işler düzelmeye başladığında rekabette bir adım öne geçme ihtimali, yüzde 21 gibi düşük bir olasılıktı. Ayrıca resesyon döneminde rakiplerinden çok daha cesur yatırımlar yapan şirketler de her zaman başarılı sonuçlar alamamıştı. Ekonomik darboğazdan sonra kendi endüstrilerinin lideri olma ihtimalleri yüzde 26 ile sınırlı kalmıştı. Ve resesyona girilirken büyüme şampiyonu olan şirketler de çoğunlukla bu momentumlarını sürdürememiş ve kötü günlerde yaklaşık yüzde 85’i tepetaklak olmuştu. Peki resesyon sonrasının gerçek kazananları kimlerdi? Hangi stratejileri uygulamışlardı? Diğer kurumlar da onları taklit edebilirler miydi? Araştırmamıza göre resesyon sonrası dönemde en en kârlı çıkanlar, o gün hayatta kalabilmek için maliyetleri kısmak ile ertesi günü büyüyebilmek için yatırım yapmak arasındaki hassas dengeyi tutturabilen şirketler olmuştu.   
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7

  • Etiketler:

    İsminiz:

    Yorumunuz:


    FOTO HABER