Capital'e abone olun.
TAM 80 AYRI RİSKİ SABANCI İÇİN İZLİYOR

Tam 80 Ayrı Riski Sabancı İçin İzliyor

Sabancı Holding Risk Yönetimi Direktörü Dr. Tamer Saka, Türkiye için yeni bir pozisyonu yürütüyor. Alanının öncülerinden. “Risk yönetiminin” hayati bir görev olduğunu, öneminin anlaşılacağını belir...

Son Güncelleme: 01.06.2007

Sabancı Holding Risk Yönetimi Direktörü Dr. Tamer Saka, Türkiye için yeni bir pozisyonu yürütüyor. Alanının öncülerinden. “Risk yönetiminin” hayati bir görev olduğunu, öneminin anlaşılacağını belirtiyor. “Sabancı Grubu riskleri çok iyi okumaktadır. Risk yönetimine önem veriyor olmak bence Sabancı Holding’i farklı kılan bir karardır” diye konuşuyor ve ekliyor: “Belirlediğimiz 80’e yakın risk maddesi var. Bunların her biri içinde çok detaylı tanımlamalarımız var. Bunlarla yöneticilerimize risklerini anlama konusunda yardımcı oluyoruz. Ardından ihtiyaç duymaları halinde, çözüm üretme aşamasında yardımcı oluyoruz.”

Günümüzde riskini yönetemeyen şirketlerin hayatta kalmalarının mümkün olmadığı çok açık. Ancak önemli olan riski efektif şekilde yönetmek. Türkiye’de yeni bir kavram olsa da kurumsal risk yönetimi 1990’lı yılların sonunda dünyada yaşanan büyük şirket skandallarının sonucunda önem kazandı. Riski sistematik olarak değerlendiren kurumsal risk yönetimi anlayışı, şirket için potansiyel riskleri, bunların tekrarlanma olasılığını ve muhtemel etkilerini ölçmek suretiyle kurum için tüm riskleri ortaya koyuyor. Amaç, her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olmak, şirkete pahalıya mal olabilecek riskleri önlemek ya da en az zararla kurtulmak.

Türkiye’deki ilk risk yönetimi uzmanı olan, Sabancı Holding Risk Yönetimi Direktörü Dr. Tamer Saka, dünyada 45 milyar dolara ulaşan risk yönetimi danışmanlığı pazarının 2010 yılında 62 milyar dolara ulaşmasını beklendiğini belirtiyor. Yani pazar gün geçtikçe büyüyor.
Risk yönetiminin şirketler için yeni bir konu olmadığına değinen Saka, “Bugün ayakta kalan tüm şirketler risk yönetimi yapabiliyor demektir. Kurumsal risk yönetiminde ise tüm şirketlerimizin risklerini gözeterek kurumun tümü için risklere tepeden bakıyoruz” diye konuşuyor.

Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’na göre artık halka açık şirketlerin yönetim kurulu seviyesinde risk izleme komiteleri kurmalarının zorunlu hale geleceğini söyleyen Saka, “Bu açıdan Türkiye’de de risk danışmanlığının çok daha fazla önem kazanacağı görülüyor” diyor.

Bugüne kadar 10-15 tane büyük şirketin kendileri ile tesama geçtiğini belirten Saka, bu şirketlerle bencmark yaptıklarını açıklıyor. Şu anda Doğuş Holding’in de risk yönetimi konusunda bir yapılanmaya gittiğini söyleyen Saka, “Risk yönetimine önem veriyor olmak bence Sabancı Holding’i farklı kılan bir karardır. Benim tahminime göre, diğer gruplarda da akıllı olanlar bu trendi izleyecekler” diye konuşuyor.

Sabancı Holding Risk Yönetimi Direktörü Tamer Saka ile Sabancı Grubu’nun risk yönetimi sistemi ve dünyada risk yönetimindeki trendler üzerine konuştuk:

* Risk yönetimi kapsamında Sabancı Holding’de neler yapılıyor? Hangi risk konuları ve hangi şirketlerde risk yönetimi daha kritik önem taşıyor?
Bizim risk yönetimi anlayışımız, modern kurumsal risk yönetimi anlayışıdır. Biz buna entegre risk yönetimi de diyoruz. Buradaki tanım bizim ne yaptığımızı çok iyi ifade ediyor. Kurumsal risk yönetimi, özellikle 90’lı yılların sonunda, özellikle ABD’deki şirket skandallarından sonra ön plana çıktı.

Burada tüm şirketleri ve tüm operasyonları risk yönetimi anlayışı içinde kapsıyoruz. İşin doğası itibariyle finans ve finans dışı sektörler diye ayırmamız doğru oluyor. Finans sektörünün zaten kendi içinde bir risk yönetimi yapılanması var. Onlar faaliyetlerini bağımsız şekilde yürütüyorlar. Biz daha çok, istisna olmaksızın finans dışı şirketlerimize odaklanıyoruz. En tepe noktada da, finans ve finans dışı tüm alanları toparlayarak konsolide tek bir resim çıkarmaya çalışıyoruz.

 Bir riski iki parametreye göre değerlendiriyoruz. Öncelikle olasılığını değerlendiriyoruz. “Bu risk olabilir mi, olursa kaç kere olur?” diye soruyoruz kendimize. Sonra da “Olursa etkisi ne olur?” diye düşünerek muhtemel sonuçlarına bakıyoruz. Bu iki parametrede de en yüksek skoru alan konular bizim için öncelik arz ediyor ve kaynaklarımızı bunlara yöneltiyoruz. Bunların ortaya çıkmadan bertaraf edilmesi en büyük katma değer. Çünkü ortaya çıktıktan sonra yaptıklarınız sadece kriz yönetimi oluyor.

* Sabancı’da uyguladığınız entegre kurumsal risk yönetimi programını nasıl oluşturdunuz? Bu programın dikkat çeken başlıkları neler?
Risk yönetimi iş dünyasının her zaman gündeminde olan bir konudur. Aynı şekilde bizim grubumuzda risk yönetimi çok efektif şekilde uygulanan bir yaklaşımdı. Ancak, bugün uyguladığımız kurumsal risk yönetimi, mevcut risk yönetimi yaklaşımlarına farklı bir anlayış getiriyor. Yoksa burada tamamen yeni bir konudan bahsetmiyoruz. Kurumsal risk yönetiminin temel farklılıklarının başında sistematik olması geliyor. Yani risk yönetimi sürekli yapılır hale geliyor.

Ayrıca, klasik risk anlayışında, iş birimleri riski kendi perspektiflerinden, kendi önceliklerine göre değerlendirirler. Kurumsal risk yönetiminde ise kurumun tümü için risklere tepeden bakılmasını öngören bir yaklaşım vardır. Örneğin, daha çok mal satmayı amaçlayan pazarlama departmanı ödeme koşullarında esneklik isterken finans departmanı buna karşı çıkar.

Biz bu yeni anlayış ile kurum için en iyi sonucu verecek doğru sistemi ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. İki durumun yarattığı riskleri ortaya koyuyoruz. Farklı iş birimleri kendi risklerine bakıyor. Aynı zamanda biz, tepe noktada tüm risklerin kuruma etkilerini gözeten bir yapı oluşturuyoruz.

* Peki, bu süreçte onlara nasıl destek veriyor ve yardım ediyorsunuz?
Sabancı Holding olarak bizim belirlediğimiz 80’e yakın risk maddesi var. Bunların her biri içinde çok detaylı tanımlamalarımız var. Bu şekilde yöneticilerimize öncelikle risklerini anlama konusunda yardımcı oluyoruz. Bundan sonra eğer ihtiyaç duyarlarsa, çözüm üretme aşamasında yardımcı oluyoruz.

Biz tüm bu süreçte oyunun genel kurallarını belirliyoruz. Bu sınırlar içerisinde şirketler kendi kurallarını özgür olarak belirleyebiliyorlar. Biz, riski alırken analizlerde iki noktaya değiniyoruz. Riski almanın maliyeti ve almamanın maliyeti…

Çince’de risk, fırsat ve tehdit kelimelerinden oluşur. Biz de aynı şekilde yaklaşıyoruz. Efektif risk yönetimi hem fırsat hem tehditleri görebilmek anlamına geliyor. Riski alırken ne risk aldığınızı bilmek ve doğru fiyatlandırmak önemlidir. Yarın bir riski görememiş, düşünememiş olmak çok büyük sıkıntılar doğurur. Genellikle şirketlerin bu konuda başarısızlıkları çoğunlukla riskleri görememekten, algılayamamaktan kaynaklanıyor.

* Türkiye’deki ilk risk uzmanısınız. Böyle genç yaşta Türkiye’nin en büyük kurumlarından birinin size güvenmesini nasıl sağladınız?
Bunu karar verenlere sormak lazım ama benim için bu büyük bir şanstı. Bu konuda yetişmiş çok fazla eleman yok. Bundan 10-15 yıl sonra böyle bir tablo olmayacak. Sabancı Holding için risk yönetiminde öncü olmak, bu alanda bir ilk olmak büyük bir avantaj. Sabancı Holding’in böyle bir karar alması ve bunu destekliyor olması, bence önümüzdeki dönemde farklılık yaratan en önemli faktörlerden biri olacak. Şimdi tam olarak değerlendirilemiyor belki ama önümüzdeki dönemde Sabancı Holding’in vizyonerliği daha fazla önem kazanacak. Risk yönetimine önem veriyor olmak bence Sabancı Holding’i farklı kılan bir karardır.

* Türkiye’de önümüzdeki dönemde neler olacak? Her şirkette bir risk yöneticisi görecek miyiz?
Ben hasbelkader Türkiye’de risk yönetim danışmanlığını da ilk kez yapan kişiyim. Bundan 6-7 yıl önce Türkiye’de pek bilinen bir konu değildi. Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nda, risk yönetimi ile ilgili bazı bölümler var. Artık halka açık şirketlerin yönetim kurulu seviyesinde risk izleme komiteleri kurmaları ve bu komitelerin de risk izleme sistemlerini oluşturmaları zorunlu hale getiriliyor.

Ayrıca denetim şirketlerinin de bu sistemler hakkında görüş vermeleri gerekiyor. Bu zinciri kurduğunuz zaman Türkiye’de de risk danışmanlığının çok daha önem kazanacağı görülüyor. Bugüne kadar 10-15 tane büyük şirket bizimle temasa geçti. Oldukça ilgili olan bu şirketlerle bencmark yaptık. Şu anda Doğuş Holding’te de aynı yapılanmaya gidiliyor. Böylece Doğuş Holding ikinci oluyor. Diğer gruplarda da benim tahminim akıllı olanlar bu trendi izleyecekler.

* Dünyada risk yönetimi konusunda kabul edilmiş standartlar, standart belirleyen kurum ve kuruluşlar var mı? Sektöre özel risk yönetimi kriterleri oluşmuş durumda mı? Bu disiplinin gelişimi ne noktada?
Risk yönetimi, denetim işi gibi regüle olmuş bir iş değil. Sonuçta risk, şirketlerin kendi bilinciyle geliştirmesi gereken bir yaklaşım. Çünkü bunun sonu yok. Ne kadar sistem kurarsanız kurun, her şeyi göz önünde bulunduramazsınız. Bununla ilgili birkaç ülke örneği var. Avustralya kendi içinde belirli standartlar koydu. İngiltere ve ABD öne çıkıyor. Gelinen son noktada COSO (The Committee of Sponsoring Organizations of the Treadway Commission) denilen uluslar arası bir komite oluşturuldu. Bu komite bir çerçeve raporu hazırladı. Bu çerçeve sanıyorum ki bu konuda dünyadaki referans noktası olacak. Ama bunun içinin çok dolması ve desteklenmesi gerekiyor. Şu anda sadece bir çerçeve çalışması. Şu anda Türkiye’de TÜSİAD içinde bir çalışma grubu kurdum. Bu grubun ilk icraatı “Kurumsal Risk Yönetimi Raporu”nu hazırlamak oldu. Bu komite, bu raporla beraber kurumsal risk yönetiminin standartlarını Türkiye’ye adapte etmeye çalışıyoruz. Ancak dediğim gibi, bu çok fazla düzenlenebilecek bir iş değil. Önemli olan şirketlerin ve toplumun bilincinin artmasıdır.

* Türkiye’de başarılı risk yönetimi yapabilen şirketler var mı? Sizin başarılı olarak değerlendirdiğiniz şirketler kimler?

Türkiye’de risk yönetimini sistematik ve etkin bir biçimde yürüten fazla şirket yok. Hayatta kalan bütün şirketler risklerini yönetiyorlar. Ama temel iş dışındaki borsa, kur gibi faktörleri okuyarak bu tip dalgalanmalara karşı pozisyon alma yapılmıyor. Şirketler risk almakla akıllı risk almayı karıştırabiliyor. Teorik olarak ideal olanı riskleri sıfırlayarak operasyonlarınızdan para kazanmaktır. Ama bu pratikte mümkün değil. Bu noktada dünyada çok farklı örnek var. Bakarsanız, özellikle ABD’deki enerji şirketleri risk yönetimini çok geliştirdiğini görüyoruz. Çünkü enerjide serbest piyasa var ve çok ciddi ticaret yapılıyor. Bu ticaret de beraberinde ciddi riskler getiriyor. Tabii ki bankalar işin doğası itibariyle öne çıkıyor.

* Türkiye’yi şu anda nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki dönemde ne tür riskler ortaya çıkabilir? Son dönemde yatırım açısından parlayan BRIC ülkeleri ile karşılaştırır mısınız?
Onlardan çok eksiğimiz olduğu kanaatinde değilim. Şu anda Türkiye tablosuna baktığımızda, terazinin bir tarafına riskleri, bir tarafına fırsatları koyarsanız ve bana göre fırsatlar daha ağır basıyor. Ama uygun şartların oluşması şartıyla... Şu anda uygun şartların oluşup oluşmadığı tartışılır. Türkiye belli eşikleri sorunsuz aşar ise fırsatları çok daha ağır basar diye düşünüyorum. Avrupa için Türkiye’nin üretim, iş anlamında büyük fırsatları var. Benim elime gelen bir raporda Türkiye’nin Avrupa risklerine olan etkisini gösteriyordu. Birçok konuda Türkiye’nin özellikle rekabetçilik açısından Avrupa’nın risklerine olumlu katkı yaptığı görülüyor. Bence Türkiye bunu iyi kullanabilmesi gerekiyor. Bunun için Türkiye üretim merkezi olma konusunda daha fazla efor sarf etmeli. Şu anda gelen yabancı sermaye, hizmetlerin el değiştirmesinden ibaret. Ortada yaratılan bir katma değer yok. O yüzden katma değeri sağlamanın temel noktası üretimi Türkiye’ye çekebiliyor olmak. Avrupa’dan üretim Uzakdoğu’ya kayıyor. Bu akımdan bizim de belirli bir fayda sağlamamız lazım. Bunu yapmak için de yatırım ortamının iyileştirilmesi, iş kanunlarıyla ilgili düzenlemelerin biraz daha esnek olabilmesi lazım. Şu anda katma değerli işlerle ülkenin büyümesi fırsatını kaybettik. O tren kaçtı. O yüzden bizim yapabileceğimiz en önemli şey, büyük hacimli üretimi buraya çekmek ve bunun etrafında yan üretimlerle hem istihdamı artırmak hem ekonomiyi büyütmek. Böylece global piyasalarda rekabet edebiliriz.

* Ülkelerin için de risk yönetimi yapmak mümkün mü?
Kanada, İngiltere hükümetleri artık konularına risk yönetimi yaklaşımı ile bakıyorlar. Yaşanan hükümet sorunlarını kurdukları risk departmanları ile çözmeye çalışıyorlar. Bana göre de doğrusu bu. Çünkü sınırlı kaynaklar içinden her bakanlık kendine göre bir talepte bulunuyor. Ama bunların analiz edilmesi ve sıralanması gerekiyor. Risk yönetiminin yapılması, o kaynakların öncelikli olarak nereye aktarılacağı ortaya çıkması açısından gerekli. İngiltere örneğinde, 2002 yılında risk konusunda yayınlanan bir rapor var. Bu raporun sahibi Başbakan Tony Blair. Bu İngiltere’nin risk yönetimine verdiği önemi gösteriyor. Bu trend dünyada gelişecek. Türkiye için de kaçınılmaz olan bu trendi takip etmektir diye düşünüyorum.

Mevcut Yaklaşımlara Farklılık Getirdik

* 2005 yılında ödül almış bir uygulamayı yönetiyorsunuz. Peki, bu uygulamanın farkı nedir?

Bazı Riskler Ölçülemez
 Bazı riskleri ölçmek kolaydır. Ama iş dünyasının bugüne kadar pek de öncelik vermediği yasal, sosyal, politik riskler gibi riskleri tam olarak ölçmek ve formüle etmek çok zordur. Bu nedenle bunlarla ilgili bir izleme sistemi kurabilirsiniz.

İkisi Bir Araya Geliyor
 Bizim modelimizde bu iki yaklaşım bir araya geliyor. Ölçebildiğimiz riskleri ölçerken, ölçemediklerimizi izleme altına alıyoruz. Oradaki değişiklikleri ve trendleri takip ediyoruz. Şirketlerimize o yönde telkinlerde bulunuyoruz.

Şirketler İşin İçinde
Bizim ödül almamızın nedeninin Avrupa’daki mevcut yaklaşımlara bir farklılık getirmek olduğunu düşünüyoruz. Burada mümkün olduğu kadar iş birimlerimizi yani topluluk şirketlerini bu işin içerisine katmaya çalışıyoruz.

Kuralları Belirliyoruz
 Bize göre yöneticiler şirketlerin riskini de yönetmekle yükümlüdür. O yüzden biz onların oyun alanlarına girmiyoruz. Sadece kuralları belirliyoruz ve risklerini anlamaları konusunda onlara yardımcı oluyoruz.

Doğabilecek Riskleri İyi Okuyoruz

* Sabancı Holding’de risk haritası çıkarıyor musunuz? Buna göre kısa ve uzun vadede grubunuz için risk taşıyan konular neler?

Türkiye’de İş Yapmak Riskli
 Bunları paylaşmamız doğru olmaz. Ama genel olarak Türkiye’de iş yapmanın kendi başına bir riski olduğunu söyleyebilirim. Böyle yüksek bir risk olması beraberinde fırsatları da getiriyor.

Global Pazarı İzliyoruz
Biz Sabancı Grubu olarak globalleşiyoruz. Türkiye’deki diğer şirketlerden farklı olarak global riskleri de analiz ediyoruz. Uzakdoğu pazarını izliyoruz. ABD’deki cari açığı takip ediyoruz. Tüm bu değişimleri takip ediyoruz.

Orta Vadede Risk Yok
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Sabancı Holding açısından orta vadede önemli bir risk görünmüyor. Pozisyonumuz, nereye gideceğimizi biliyor olmamız, plan ve bütçelerimizi çok gerçekçi yapıyor olmamız bunun bir kanıtı.

Bütçelerimiz 10 Yıllık
Sabancı Grubu’nda bütçelerimizi 10 yıllık olarak yapıyoruz. Bu 10 yıl içinde doğabilecek riskleri anlamanızı gerektiriyor. Bunları da grup olarak doğru okuduğumuz kanaatindeyim. O yüzden bizim için bir risk görmüyorum.

2010’da 62 Milyar Dolar Olacak

* Risk yönetiminin dünyada nasıl gelişiyor?

Pazarda Patlama Yaşanıyor
 Bugün okuduğum bir makalede dünyada risk danışmanlığı pazarında patlama yaşandığı yazıyordu. Şu anda tüm dünyada 45 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan risk danışmanlığı piyasasının, 2010 yılında 62 milyar dolara ulaşacağı söyleniyordu.

Regülasyonla Büyüyor
 Deloitte’de risk danışmanlığında 14 bin kişi çalışıyor. Pazar gerçekten de inanılmaz bir hızla büyüyor. Bu rakamın bu noktaya gelmesinin belirli nedenleri var. En önemlisi ABD’de regülasyon gelişiyor ve zorunluluklar geliyor. Bu da pazarı büyütüyor.

Özgür Gözler
ogozler@capital.com.tr

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER