Capital'e abone olun.
İNOVASYON ÖLÇÜLÜR MÜ?

İnovasyon ölçülür mü?

Hiç şüphe yok ki “inovasyon” ölçümü su götürür bir iştir.

Son Güncelleme: 01.05.2013

Bir şirketin inovasyon kapasitesi ölçülebilir mi? Scott D. Anthony, bunun basit sorularla mümkün olabileceğini düşünüyor. Bir şirkette başarılı fikirler başına düşen finansal katkı ne, inovasyon başarı oranı ne ve yatırım etkinliği nasıl? Yazar bu ayrıştırma sayesinde şirketlerin elleri altında bulunan farklı inovasyon stratejilerini gün ışığına çıkarabileceğini düşünüyor. Dünyanın en inovatif şirketi hangisi? Fast Company editörleri, onun Nike olduğunu söylüyor. Rakamları birbirleriyle kıyaslama canavarları, geçen yıl Salesforce.com’un hisse senedi fiyatı içinde en yüksek “inovasyon primi”nin gerçekleştiği şirket olduğunu bulmuşlardı. MIT Technology Review ise herhangi bir şampiyon belirlememişti. Ancak bu dergi, geçenlerde yayınladığı “Top 50 Bozucu” şirket listesinde, General Electric ve IBM gibi iri cüsselilerle Square ve Coursera gibi gelecek vadeden cüceleri aynı potada göstermişti.

Görüş ayrılığı yeni bir şey değil ve aslında geri dönüp birkaç yıl önceki benzer sıralamalara baktığınızda onların ancak yüzde 50’ye yakınının çakıştığını görürsünüz. Niçin? Belki de şirketlerin inovasyon yapma yeteneğinin uzun soluklu olmamasındandır. Ya da belki de bir şirketin inovasyon motorunun aslında ne kadar iyi çalıştığını anlamanın çok zor olmasından ve dolayısıyla dergi editörlerinin de son çıkan ve çok rağbet gören ürünler ve hizmetler hakkında duygusal davranmış olmalarından kaynaklanmaktadır.

UZLAŞAMAMA SORUNU
Hiç şüphe yok ki “inovasyon” ölçümü su götürür bir iştir. Burada sorunun bir kısmı, inovatif bir şirketi aslında neyin belirlediği konusunda henüz genel bir uzlaşıya varılamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Oysa bu sorunu çözmeye soyunmuş bazı ölçümler de yok değil.

Özel şirketler açısından inovasyonun başlıca amacı, finansal etki yaratmak olduğundandır ki “İnovasyon Yatırımının Getirisi” (ROII) en akla yatkın ve makul bir tümleşik ölçüm olabilir. Siz kendi ROII rakamınızı, inovasyon ile yaratılan kârları veya nakit akışlarını toplayarak ve bu rakamı bahsedilen getirileri elde etmek için yapılan toplam yatırımlara bölerek hesaplayabilirsiniz.

Muhtemelen elde edeceğiniz oran, geriye (geçmişteki yatırımlarınızın şimdiki neticelerinin ölçümüne) veya
ileriye (inovasyona bugün yaptığınız yatırımların gelecekteki beklenen değerinin ölçümüne) yönelik olacaktır. Her ne kadar ROII, bir dereceye kadar faydalı olsa da o aslında bir şirketin belirli bir neticeye nasıl ulaştığını tam anlamıyla ölçmez. İşte burası, Dupont analizinin devreye girdiği noktadır.

BASİT BİR FORMÜL
Şirketlerin kendi performanslarını değerlendirmek için özkaynak kârlılığı kavramını kullandıkları 1920’li yıllarda, DuPont tek bir ölçümün doğal olarak kendine has sınırlamaları olabileceğini fark etmişti. Bu yüzden de özkaynak kârlılığını 3 farklı bileşene ayırmaya karar vermişti. Özkaynak kârlılığı (özkaynaklara bölünen net gelirler) aslında 3 kilit faaliyet rasyosunun birbirleriyle çarpılmasından elde edilir:
- Kârlılık (satış hasılatı üzerinden kazanılan net gelirler)
- Faaliyet etkinliği (özkaynaklarla yapılan satışlar)
- Finansal kaldıraç (özkaynaklarla edinilen aktifler)

Bu basit formül aslında, bir şirketin iş modeli hakkında fevkalade işe yarar öngörüler sunar; bir şirketin güçlü yanları veya fırsat alanları hakkında çok hızlı bir teşhiste bulunmanızı sağlar.

Dupont’un getirdiği yeniliği aklımızda tutarak biz de ROII’yi aşağıdaki gibi alt bölümlere ayırarak çok daha iyi bir ölçümle ortaya çıkabiliriz:

- İnovasyon boyutu (başarılı fikirler başına düşen finansal katkı)
- İnovasyon başarı oranı (başarılı fikirler bölü ortaya atılan toplam fikirler)
- Yatırım etkinliği (ortaya çıkan fikirler bölü toplam sermaye ve faaliyet yatırımları)

Bu ayrıştırma sayesinde şirketlerin elleri altında bulunan farklı inovasyon stratejileri gün ışığına çıkarılabilir. Diğerlerine kıyasla göreceli olarak daha tehlikesiz bir yol izleyen şirketlerin başarı oranları daha yüksek, aldıkları risk oranı daha düşük ve etkinlik dereceleri daha yüksek olabiliyor. Ancak aynı zamanda bir şirket, daha fazla risk alarak ama daha üstün etkinlik seviyesine sahip daha düşük başarı oranlarını göze alarak da aynı getirilere sahip olabilir.

Bu türden bir analiz, bir şirketin inovasyon kapasitesini değerlendirmek isteyen liderler veya yatırım analistleri için fevkalade değerli olabilir. Bu, hatta farklı kurumsal koşullar
için geçerli birkaç prototip stratejiye ışık tutan bir çerçeve çalışması olarak bile ortaya atılabilir.

GERÇEK SORUN
Günümüzde asıl sorun bu gibi rakamları ellerinin altında tutan çok az sayıda şirket olmasında ve kıyaslamayı neredeyse imkansız hale getirecek şekilde ortak tanımlamaların ve kamuoyuna açık istatistiklerin bulunmayışında yatıyor. Örneğin, “Bir fikir nasıl tanımlanır” veya “Başarı ne anlama gelir” gibi son derece basit soruların aslında tutarlı bir şekilde cevaplandırılması gerekir.

Bir şirketin uzun vadeli başarısında (ve bazen hayatta kalma savaşında) inovasyonun ne kadar önemli olduğu göz önüne alındığında, belki de artık halka açık olan ve hisse senetleri borsada işlem gören şirketlere kendi inovasyon kanalları ve inovasyon performanslarının ardındaki kilit sürücüler hakkında düzenli olarak raporlar vermelerini mecburi tutmanın zamanı gelmiştir.

Onların bu işi yaptıkları güne kadar siz, en azından popüler dergilerin manşetlerine taşınan şirketlerden uzak durun. Sonuçta hepimiz biliyoruz ki Business Week’in 2008 sıralamasında öne çıkan ve ABD hisse senetleri piyasasında işlem gören 20 şirketten yarısı, 2008 Mart-2013 Mart arasındaki dönemde, kendi pazar endekslerinde berbat bir performans gösterdi. Her ne kadar bu sıralamada yer alan Apple ve Amazon.com gibi şirketler, S&P 500’ye kıyasla çok güçlü performans göstermiş olsalar da Blackberry (Research in Motion), General Motors, Nokia, Sony ve Toyota’nın hisse senetleri bu dönemde olağanüstü zorluklar yaşadı.

  

Etiketler:

İsminiz:

Yorumunuz:


FOTO HABER