Yeni dönemin sanal gerçeği

20 ŞUBAT, 20180
Paylaş Tweet Paylaş
Yeni dönemin sanal gerçeği

Facebook geçtiğimiz yıl sanal gerçeklik teknolojisi üzerinde çalışan Oculus VR’ı 2,1 milyar dolara satın aldıktan sonra 11 AR/VR (artırılmış gerçeklik/sanal gerçeklik) şirketi daha satın aldı. Böylece şirketin yeni cephesini sanal ve artırılmış gerçeklik alanında kurduğunun da altını çizdi. Apple’ın “ARKit”, Google’ın ise “ARCore” adını verdikleri artırılmış gerçeklik platformlarını geçtiğimiz aylarda art arda tanıtması ise bu konuda kızışan rekabetin açık bir örneği. 

2025’TE 95 MİLYAR DOLARLIK PAZAR AR/VR pazarı araştırmaları yapan Greenlight Insight'ın son raporu sadece AR araçları ve içeriği gelirlerinin 2019 yılında 3,4 milyar dolara, 2023’te ise 11 kat artarak 36,4 milyar dolara ulaşacağını söylüyor. Goldman Sachs tarafından yapılan yeni bir araştırma ise AR/VR pazarının 2025 yılında 95 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşacağını söylüyor. 

HANGİ SEKTÖRLER BAŞI ÇEKECEK? Araştırmaya göre buradaki talep yüzde 65-70 oranında oyun, canlı etkinlikler, video ve perakende gibi yaratıcı sektörlerden geliyor ve bu durum önümüzdeki 3 yıl boyunca böyle süreceğe benziyor. 2021 itibariyle ise sağlık, eğitim, savunma ve gayrimenkul gibi diğer sektörlerden gelen talebin kademeli artacağı, 2025 yılında yaratıcı sektörler ve diğerlerinden AR/VR’a yönelen talebin yarı yarıya olacağı düşünülüyor. 

ŞİRKETLERE “AR STRATEJİSİ” NEDEN ŞART? 

PwC’nin 2017 Global Digital IQ Araştırması’na göre CEO’ların sadece yüzde 5’i AR’ın önümüzdeki 5 yılda sektörlerini tehdit edecek bir “yıkıcı teknoloji” haline geleceğini düşünüyor. Ancak strateji ve rekabet alanında uzmanlaşmış Harvard Business School profesörlerinden Michael E. Porter geçen ay yayınladığı “Neden Her Şirketin Artırılmış Gerçeklik Stratejisine İhtiyacı Var” adlı çalışmasında tam tersini savunuyor. 

PORTER’IN YAKLAŞIMI Porter’a neden böyle düşündüğünü sorduğumuzda şu yanıtı veriyor: “ - Bana göre artırılmış gerçeklik her sektörde rekabeti yeniden şekillendirme potansiyeline sahip ve bilişimin öncülük ettiği dönüşümün yeni dalgasını temsil ediyor. Temelde, AR insanlara etrafımızdaki birbiriyle bağlantılı ürünler ve bilgi kaynaklarından gelen çok büyük miktardaki dijital veriyi tüketme, kendi alanına uyarlama ve bu verilerden yola çıkarak hareket etme kapasitesi sağlıyor. -AR ürünleri farklılaştırmanın önemli bir yolu olacak ve böylece şirketlere değer sağlayacak. Zaten şimdiden ürün geliştirme ve imalat operasyonlarından lojistik, satış, pazarlama ve hizmete kadar tüm değer zincirlerinde yaygınlaşmaya başladı. - AR ayrıca çalışan eğitimi üzerinde de çok etkili olacak. Zaman içerisinde tüm sektörler AR’dan fayda sağlayacak. Ama başlangıç olarak imalat, sağlık ve pazarlama endüstrileri bu teknolojiyi en erken uygulayan sektörler.” 

NEREDEN BAŞLAMALI? Peki, şirketler AR’ı kendi bünyelerinde nasıl uygulamaya başlamalı? Porter’ın buna da pratik bir yanıtı var: “Öncelikle AR’ı istihdam edebilecek temel yetenekleri inşa etmeleri gerekir. AR adaptasyonunun sırası ve hızı iki faktöre bağlıdır: Birincisi işinize en çok stratejik etki eden bölümü hangisi? Yeni ürün ara yüzleri mi, artan çalışan verimliliği mi, pazarlamada ürün görselliğini artırma mı yolsa diğer alanlar mı? İkincisi hangi AR uygulamaları size gereken AR yetenekleri açısından daha az karmaşık ve daha pratik? Biz şirketlere AR projelerini 3 ana kullanım alanında- görüntüleme, yol gösterme ve etkileşim- planlamak ve tasarlamak için farklı departmanlardan takımları bir araya getirerek işe başlamalarını tavsiye ediyoruz.” 

PERAKENDEDE “AZALTILMIŞ DEVRİM” 

ABD’de e-ticaret nedeniyle AVM’lerin bir bir kapandığı haberlerini duysak da veriler “fiziksel dükkanların” yok olduğu bu gerçeği henüz doğrulamıyor. ABD Ticaret Departmanı’na göre 2016’da ülke genelinde sanal alışveriş toplam alışverişin sadece yüzde 8,1’ini oluşturuyor. Uzmanlar tüketicilerin dükkanlardan hala vazgeçmediği akıllı telefon döneminde perakendede devrimi AR uygulamalarının yapacağını düşünüyor. 

TÜKETİCİLERİN BEKLENTİLERİ NASIL? Tüm araştırma şirketlerinin bulguları da bu yönde. CCS Insight’ın raporuna göre önümüzdeki yıl 24 milyon AR gözlüğü satılması beklenirken, Digi-Capital 2018’de 900 milyon AR teknolojisine hazır akıllı telefonun piyasaya sürülmesini öngörüyor. Digital Bridge araştırmasına göre tüketicilerin yüzde 69’u önümüzdeki 6 ayda perakendecilerin AR uygulamalarını adapte etmesi beklentisinde. Retail Perceptions son raporunda tüketicilerin yüzde 40’ının AR uygulamasıyla test edebildikleri takdirde bir ürüne belirlenen fiyattan daha fazla ödeyebileceklerini anlatıyor. 

MARKALAR NELER YAPIYOR? Markalar da satışlarını artırmak için bu trendin peşinden gidiyor. Örneğin L’Oréal Paris’in gerçek zamanlı bir makyaj similatörü olan Make Up Genius uygulamasını akıllı cihazınıza yüklerseniz, L’Oréal Paris ürünlerini yüzünüzde sanal olarak test edebiliyorsunuz. Ya da IKEA Place adlı mobil AR uygulamasıyla IKEA ürünlerini satın almadan önce evinizde istediğiniz yerde deneyebiliyorsunuz. 

AR GÖZLÜKLERİ NE İŞE YARAYACAK? Ancak Deloitte Digital Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Jay Samit, AR gözlükleri yaygınlaştığında bu uygulamanın asıl artırdığı değil azalttığı gerçeklikle sektörde oyunun kurallarını değiştirebileceği görüşünde. Samit durumu şöyle özetliyor: “Örneğin diyet yapıyorsanız bir markette dolaşırken sadece şekersiz ve karbonhidratsız ürünleri görebileceksiniz. Veya helal ürünler arıyorsanız gözlüğünüz onları öne çıkarırken, diğer ürünleri görüntüde arka plana itecek. Bu özellik sayesinde tüketicinin odağına aldığı ürünlerin üreticisi potansiyel satış anından haberdar olacak ve alışveriş geçmişinizi ve lokasyonunuzu da göz önüne alarak başka önerilerde bulunabilecek.”

TERAPİNİN GELECEĞİ YAPAY ZEKÂDA 

Chatbot’lar iş dünyasında daha çok müşteri ilişkilerindeki işlevleriyle tanınıyorlar. Ama son birkaç yılda bilim insanları özellikle ruh sağlığı tedavisindeki kullanımı üzerinde çalışıyor. Bu fikrin çıkış noktası ise neredeyse dünyanın her yerinde yüksek gelirlilerin hizmetinde olan terapi servisinin demokratikleştirilmesi. Bu alanda da start up’lar bayrağı en önde taşıyor. Örneğin Silikon Vadisi çıkışlı bir start up olan geçen yıl Suriye’deki savaştan kaçan sığınmacılara Lübnan’daki kamplarda “Kerim” adlı robotla sağladığı psikolojik destek bunun ilk örneklerinden biri. Arapça konuşan chatbot Kerim, kişilerin yazılı mesajları üzerinden dil analiziyle nasıl bir ruh halinde olduklarını anlıyor ve uygun yorum, soru ya da öneri iletiyor. Ancak Kerim bir psikolog değil bir “rahatlatıcı bir arkadaş” olarak konumlandırılıyor. Kerim’den tam bir yıl sonra ise yine başka bir ABD’li start up ama bu kez daha ciddi bir iddiayla ortaya çıktı. The Journal of Medical Internet Research’de geçtiğimiz ay yayınlanan araştırmaya göre 7 ay önce Stanford Üniversitesi yapay zekâ laboratuvarında kurulan bir dijital sağlık şirketi olan Woebot’un aynı adlı chatbot’la depresyonu iki haftada azalttığı kanıtlandı. Woebot takımından Abby Homer bize chatbot’un nasıl çalıştığını ve önceki benzerlerinden farkını şöyle anlattı: “Bilişsel-davranışçı terapi yöntemi kullanarak tasarlanan Woebot’un ana hedef kitlesi 18 yaş ve üzeri genç yetişkinler. Facebook Messenger uygulaması üzerinden 7/24 çalışan Woebot, tüm mesajlarınız ve kullandığınız emojiler üzerinden mod izleme (mood tracking) yapıyor. Size günlük konuşma dilinde ‘Bugün nasıl hissediyorsun’, ‘Hayatında neler oluyor’ gibi açık uçlu sorular soruyor. Ve aynı metodu kullanan yüz yüze bir terapideki gibi kişinin anlatırken kendi stres kaynağını kendisinin bulmasını sağlıyor. Amacımız ruhsal tedaviyi herkes için ulaşılabilir hale getirmek.”


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz