Ofisimin yerini kim değiştirdi?

İşbirliğini gerçekten teşvik eden çalışma ortamları yaratmak Anne-Laure Fayard ve John Weeks

1 EYLÜL, 20110
Paylaş Tweet Paylaş
Ofisimin yerini kim değiştirdi?


Müsaade etmenin gücü
Müsaade etmenin sosyal boyutu, fiziksel olanından çok daha ağır basar, ancak her ikisi de önemlidir. Belirli bir ortamda uygun davranış tarzlarının neler olabileceği hakkındaki bakış açımızı, kültür ile gelenekler şekillendirir. Bir ofis ortamını, insanların etkileşim için konforlu ve doğal bir alan olarak görebilmeleri için genellikle yönetim tarafından pekiştirilen şirket kültürünün orasını o anlamda tasarlamış olması gerekir. Bu durum, "gerçek işlerin" birilerinin masalarında veya toplantı odalarında yapıldığı ve bizim araştırdığımız bir danışmanlık firmasında apaçık görülebiliyordu. Lüks kafeteryası genellikle bomboştu: Çalışanlar içeri giriyor, bir fincan kahve kapıyor ve derhal orasını terk ediyordu. Şirket kültürü onlara orada durup konuşma müsaadesini vermiyordu. Aksine, gözlemlediğimiz yaratıcı bir işbirliği ortamında, merkezi konumlandırılmış bir kafeteryadaki kanepelerin üzerine yayılmış sohbet eden ve ortak bir ofis alanını paylaşan tasarımcılar, reklamcılar ve mimarlar ise yaratıcı bir sürecin bir parçası ve ürünü gibi duruyorlardı. Bazen bir alandaki insan eliyle yapılmış şeyler de orasının sosyal sıfatını güçlü bir şekilde etkileyebilir. Üç tane Fransız şirketinin fotokopi odalarındaki etkileşimleri inceleyen bir araştırmamızda, kendi sıralarının gelmesi için diğerlerinin işlerini bitirmelerini beklemekle birleşen can sıkıcı fotokopi çekme işinin insanlar arasında gayri resmi etkileşime girmeleri için kendiliğinden bir müsaade yarattığını görmüştük. Burada müsaade anlayışı, fotokopi çekmenin bir iş olarak algılanması gerçeğinden hareketle güç kazanmıştı. Yönetim, çalışanların kafeteryada "dedikodu" yapmalarını yasaklamış olabilirdi, ancak aynı türden sohbetlerin fotokopi odasında yapılmasında hiçbir sorun yoktu. Müsaade olayı, fiziksel alan, insan eliyle yapılanlar ve şirket kültürü arasındaki karşılıklı etkileşimleri yansıtır. Bu bileşenlerin harmanlanmasında en mükemmel uygulamaları IDEO ile Zappos'da görmüştük. IDEO'nun açık plan ofisindeki hareketli mobilyalar sayesinde çalışanlar işbirliği yapacakları insanların yanına kolaylıkla tekerleklerin üzerinde kayarak gidip gelebiliyordu. Zappos'da ise yöneticiler zamanlarının yüzde 20'lik kısmını sosyalleşmeye ve ekip kurmaya harcamaya teşvik ediliyorlardı. CEO Tony Hsieh'in, bu şirketin Las Vegas'taki çalışma mekanının tam ortasında, herkese orada bulunabileceğinin ve etkileşime açık olduğunun sinyalini verecek şekilde küçücük bir çalışma odası vardı.

Tasarımın gönderebileceği sinyaller
Psikolog James Gibson tarafından geliştirilmiş "sağlayıcılar" kavramı, bir nesnenin veya ortamın kendi hedefiyle nasıl iletişim kurduğunu açıklar ve eylem olasılıkları sunar. Tutacaklar kavrama sağlar, kapılar girip çıkmaya yarar, yollar hareket kabiliyeti sağlar. Gibson, bir nesneye veya ortama baktığımızda, her ne kadar onun sunduğu işlevsellikleri tam olarak görmeyebilir veya yanlış yorumlayabilir olsak da ya da bilhassa gözden saklandıklarından ancak ortamdaki bir değişiklikle görünebilir hale gelinceye kadar onları göremesek de onun şekli veya rengi gibi özelliklerini fark etmeden önce sağladığı olanakları algıladığımızı ileri sürer. Bizim araştırmamızın kapsamında iş alanları, yakınlık, mahremiyet ve müsaadeyi ya sağlarlar ya da sağlamazlar. Sağlama teorisi, bir nesnenin tasarımının, insanların onu kullanma şekillerini nasıl etkileyebildiğini anlamamıza yardımcı olur. Genel olarak bir nesne, ancak onun tasarımının kendi amacını belirttiği durumlarda, tasarlanmış kullanım amacına göre kullanılır. İtilmesi mi çekilmesi mi gerektiği anlaşılmayan garip şekilli kapılardan tutun da işlevlerine dair en ufak bir ip ucunun bile olmadığı birbirinin aynısı tuşlarla dolu ama estetik anlamda bir hayli çekici kontrol panellerine kadar, sağladıkları faydayı karartan yığınla kötü tasarım örneği vardır. Bu
gibi durumlarda, insanların bir nesnenin işlevlerini ve nasıl kullanılacağını anlamaları için bilinçli düşünmeye ve bazen bir parça eğitime ihtiyaçları olur. Araştırmalar, nesnelerin ve iş alanlarının onları gerçekten kullananların algıladıkları şekliyle sağladıklarının, tasarımcılar veya yöneticiler tarafından ilk başta fark edilmeyebileceğini gösteriyor. Örneğin bilişsel bilim insanlarından Edwin Hutchins ile Don Norman, uçaktaki pilotlar ve yardımcı pilotlar tarafından kullanılan birbirine bağlı kumanda direksiyonlarının yerine birer kumanda kolu (joystick) koymanın etkilerini incelemişlerdi. Bu kumanda kolları, eski kumanda direksiyonlarındaki bütün işlevselliklere ve daha da fazlasına sahip olacak şekilde tasarlanmışlardı. Ancak Hutchins ile Norman, tasarımcıların eski sistem tarafından sunulan çok önemli bir işlevi atladıklarını keşfetmişlerdi: Pilot, kumanda direksiyonunu çevirdiğinde yardımcı pilotun direksiyonu da aynı yönde çevriliyordu. Bu aslında planlanmış bir işlevsellik değildi, ancak arada gereksiz sohbete ve ekstra enstrümana mahal bırakmadan pilotun hareketleri yardımcı pilota aktarılıyordu ve pilotlar bu sisteme güveniyorlardı. İster bir uçakta, ister bir iş alanında, isterse de başka bir yerde olsun, önemli sağlayıcıları dikkate almayan tasarımlardan istenmedik sonuçlar çıkabilir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.