Ayakkabı sektöründe 2025’in ilk yarısında 315 milyon dolarlık dış ticaret açığı verilirken ithalat yüzde 15 arttı. Avrupa’ya ihracat ise yüzde 8 daraldı.
TOGO CEO’su Ahmet Akkuş, “Yılın ikinci yarısına yaklaşırken beklenen toparlanma gerçekleşmedi, ihracatta hacim kaybı sürüyor. Birim fiyatlar artsa da toplam adet geriliyor, pazar değerli ürünlere kaymasına rağmen genişlemiyor” diyor. Ancak Akkuş, bu sıkışıklığın geçici olduğunu ve 2026’da çift haneli büyüme beklediklerini söylüyor.
Hande Yavuz Çalık / [email protected]
Capital Dergisi / Ocak 2026
OGO CEO’su Ahmet Akkuş ile ayakkabı sektörünün girdiği çıkmazdan nasıl çıkacağını konuştuk:
2025’in ilk yarısında ortaya çıkan 315 milyon dolarlık dış ticaret açığının temel nedenleri neler?
Türkiye’de döviz kuru, küresel emtia fiyatları ve lojistik maliyetlerindeki artış ithalat faturasını kabarttı. Tüketici tarafında da dayanıklı tüketim ürünlerinde “stoklama refleksi” ithalat talebini yukarı çekti. İhracat cephesinde ise çok sert bir düşüş yaşanmadı ama büyümenin ivmesi de belirgin şekilde yavaşladı. Avrupa pazarındaki talep daralması, jeopolitik riskler ve özellikle ayakkabı tekstil gibi emek yoğun sektörlerde maliyetlerin rakip ülkelere kıyasla yukarı çıkması Türkiye’nin fiyat rekabetini zayıflattı. Buradan çıkış yine yüksek katma değerli üretim, teknoloji yatırımları ve verimlilik artışıyla mümkün olacak.
Türkiye yıllardır dış ticaret fazlası verirken bu yıl negatife geçişi nasıl okumalıyız?
İhracatın ivme kaybettiği, ithalatın ise pahalılaştığı bir dönemden geçiyoruz. Mevcut negatif performans, daha çok geçici bir dalga. Koşullar normalize oldukça yeniden fazla veren bir dengeye dönme potansiyeli yüksek.
İç pazardaki talep daralması ya da fiyat rekabeti sektörü nasıl etkiliyor?
Talep zayıfladığında tüketici alışverişi erteliyor ve fiyat hassasiyeti yükseliyor. Bu da markaları kampanyalara, daha agresif fiyatlamaya ve marjları zorlayan bir yarışa sürüklüyor. Fiyat rekabetinin sertleşmesi, maliyetlerin yüksek seyrettiği bir dönemde şirketlerin kârlılığını törpülüyor. Üretici tarafında hammadde, işçilik ve enerji maliyetleri artarken satış tarafında rekabet baskısı nedeniyle fiyatları aynı oranda yukarı çekmek kolay olmuyor. Maliyet performans dengesini iyi kuran, fiyat savaşına kapılmadan katma değer yaratabilen oyuncular bu dönemi daha güçlü tamamlıyor.
Döviz kuru, işçilik maliyetleri ve hammadde fiyatlarındaki artış rekabet gücünü ne ölçüde aşındırdı?
Deri, taban, aksesuar gibi kalemlerde fiyatlar global seviyelerde zaten yüksek. Kur etkisiyle birlikte bu maliyetler üreticiyi dünya ortalamasının üzerine taşıyor. İşçilik tarafında ise asgari ücret artışları, sosyal maliyetler ve kayıtlı istihdam yükü sektörde fiyatları yukarı çekti. Rakip ülkeler özellikle Uzak Doğu, Kuzey Afrika ve Doğu Avrupa daha düşük maliyetle üretim yaptığı için Türk üreticisinin teklif aralığı zaman zaman karşılaştırmalı dezavantaj yaratıyor. Bu da ihracatta marjların sıkışmasına, bazı siparişlerin ülke dışına kaymasına ve şirketlerin fiyat performans dengesini yeniden kurgulamasına neden oluyor.
İthalatta özellikle hangi ürün gruplarında sert bir artış yaşandı?
İlk dikkat çeken segment spor ayakkabıları. Bir diğer başlık hazır taban ve saya ithalatı. Aslında bu, nihai ayakkabının değil üretime giden yan malzemelerin dışa bağımlılığının büyüdüğünü gösteriyor. Terlik-sandalet grubunda da özellikle yaz sezonuna hazırlık dönemlerinde sert bir ithalat ivmesi görülüyor. Bir de “fashion sneaker” dediğimiz melez modeller var. Bu tablo sektörün teknoloji, hammadde ve hız gerektiren alanlarda yeniden konumlanması gerektiğini de işaret ediyor.
Türk ayakkabı üreticileri ihracatta hangi pazarlarda gerileme yaşıyor? Yeni pazar arayışları hangi doğrultuda ilerliyor?
Türk üreticiler özellikle Avrupa Birliği pazarında başta Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya gibi yüksek hacimli ülkelerde genel talep daralması ve tüketicinin daha ucuz, kısa ömürlü ürünlere yönelmesiyle karşı karşıya. Bir diğer neden ise Uzak Doğu menşeli ürünlerin agresif fiyat rekabeti. İngiltere pazarında da özellikle sport-fashion çizgisindeki modellerde rekabet sertleşti. İhracat odağı giderek Körfez ülkelerine kayıyor. Kuzey Afrika’da Fas, Cezayir ve Tunus gibi ülkeler daha fazla konuşulmaya başlandı. Orta ve Güney Amerika da küçük adımlarla ilgi çeken bir diğer eksen. Bir de dijitalleşmeyle birlikte “mikro ihracat” tarafı büyüyor.
Çin, Vietnam ve Hindistan gibi üretim merkezleriyle fiyat rekabeti giderek zorlaşıyor. Türkiye bu rekabeti nasıl yönetebilir?
Burada Türkiye, oyunun kurallarını yeniden tanımlamalı. Türkiye’nin elindeki gerçek kaldıraç hız, esneklik ve kalite üçlüsü. Uzak Doğu’dan bir konteynerin geliş süresi 35-50 günü bulurken Türkiye aynı ürünü Avrupa’ya 3-5 günde ulaştırabiliyor. Bu hız düşük stok riski, daha fazla koleksiyon yenileme ve daha yüksek raf verimliliği anlamına geliyor. Trend bazlı modelleri düşük adetlerde hızlı üretme kabiliyeti, Uzak Doğu’nun yüksek minimum sipariş zorunluluğuna karşı büyük bir artı. Bir diğer önemli alan kalite ve güvenilirlik.
Sektörde markalaşma, tasarım ve özgün ürün geliştirme çabaları yeterli mi?
Türkiye iyi bir üretim ülkesi ama yaratıcı kimliğini küresel ölçekte tam yansıtamıyor. Bu nedenle sektör çoğu zaman fiyat rekabetine sıkışıyor ve düşük katma değer tuzağından çıkmakta zorlanıyor. Genç tasarımcıların sektöre çekilmesi, markaların kendi Ar-Ge ve tasarım stüdyolarını güçlendirmesi, malzeme ve ergonomi geliştirme gibi alanlarda uzmanlaşma şart. Bir diğer kritik adım marka kimliği. Türk markaları bu alana daha cesur yatırım yapmak zorunda.
Ayakkabı yan sanayisi ana sektörün bu daralmasından nasıl etkilendi?
Son dönemde iç pazardaki yavaşlama ve ihracattaki kırılma yan sanayiyi iki açıdan zorladı. İlki hacim daralması. Küçük ve orta ölçekli atölyelerde kapasite kullanım oranlarını ciddi biçimde düşürdü. İkinci etki çeşitlilik tarafında yaşandı. Markalar maliyet baskısı nedeniyle daha az model, daha az renk ve daha az varyant çıkmaya başladı. Bu da yan sanayinin ürün geliştirme döngüsünü yavaşlattı. Buna rağmen belirli segmentlerde fırsatlar da oluşuyor. Ayrıca hızlı moda ve düşük adetli üretim talebi arttığı için esnek, hızlı tepki veren atölyeler avantajını koruyor.
2025’in ikinci yarısı nasıl geçti? 2026 beklentileriniz nedir?
Yılın başındaki “toparlanma” beklentisi maalesef tam karşılığını bulmadı. İhracat tarafında hacim daralması devam ediyor, birim fiyatlar artsa da toplam adet geride. İthalatta ise tempo hala yüksek. Fiyat hassasiyeti belirgin ama doğru ürün, doğru fiyat sunan markalar satışını koruyabildi. Yani pazar küçülmedi, sadece daha rasyonel bir yapıya oturdu. Kısacası ikinci yarı, “keskin bir dönüş” değil “kontrollü bir dengelenme” dönemi oldu. İhracatta 2026’nın daha canlı bir yıl olacağı beklentisi güçleniyor. Genel çerçevede 2026 kalite, tasarım ve hız avantajını doğru yöneten markalar için güçlü bir sıçrama yılı olabilecek.
Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?