“Yaz Sonu Hisse Alma Zamanı”

Piyasalar, ABD’den gelen 3 aylık bilanço ve büyümeye yönelik data haberleriyle hareketli bir dönem geçiriyor. Yurtiçinde ise siyasi gelişmeler, makro ekonomik veriler ve Türk Telekom’un halka arzı ...

1 MAYIS, 20080
Paylaş Tweet Paylaş

Piyasalar, ABD’den gelen 3 aylık bilanço ve büyümeye yönelik data haberleriyle hareketli bir dönem geçiriyor. Yurtiçinde ise siyasi gelişmeler, makro ekonomik veriler ve Türk Telekom’un halka arzı yakından izleniyor. Bu hareketliliğin ardından yaz aylarının durağan geçmesini bekleyen Ak Yatırım’ın yeni genel müdürü Ziya Akkurt, sonbaharda ise dünya piyasalarıyla birlikte İMKB’de yukarı hareket bekliyor. Yaz sonunda hisse portföyünün artırılmasını tavsiye eden Akkurt, özellikle talep daralmasından etkilenmeyecek hisselere dikkat çekiyor.

Ziya Akkurt, Ak Yatırım’ın yeni genel müdürü ve yönetim kurulu başkan yardımcısı. Akbank'ta kurumsal ve ticari bankacılık alanında uzun süredir yaptığı görevlerin ardından nisan ayı başında bu görevleri kabul etti. Piyasaların oldukça sıkıntılı ve hareketli olduğu bir dönemde Ak Yatırım’ın başına geçen Akkurt, sıkıntının yerini yaz aylarında rehavete bırakacağına inanıyor. Avrupa Futbol Şampiyonası ve 2008 Yaz Olimpiyatları’nın da bu rehavete etki edeceğini düşünüyor. Ona göre yaz sonuna doğru özellikle borsada hareketliliklerin gözlenecek. Akkurt, “Yaz sonu hisse almak için iyi bir dönem. Özellikle de talep daralmasından etkilenmeyen hisselerden portföy hazırlanmalı” diye konuşuyor.

Akkurt, yurtdışı piyasalarda yaz sonuna doğru toparlanma bekliyor ve bunun ağırlıklı olarak yabancıların kontrolündeki İMKB’ye de etkisinin olacağını düşünüyor. Türkiye’ye özellikle Körfez Bölgesi’nden ve yine Rusya ve Çin’den yeni fonların ilgi göstereceğini söyleyen  Akkurt’un piyasa beklentileri ve yeni görevinde Ak Yatırım’la birlikte hedefleri şöyle:

* Piyasaların karışık olduğu bir dönemde Ak Yatırım’ın başına geçtiniz. Gelinen noktada yurtdışı gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bundan sonra ne olur?

Yurtdışı piyasalarda ABD’de yaşanan durgunluk, Avrupa’ya yeteri kadar yansımadı. Avrupa’da hala bir belirsizlik var. Durum, tahminlerden daha iyi olabilir. Ama suprime’lerin ağırlıklı olarak Avrupalı bankalara satıldığı yönündeki söylentiler doğruysa, Avrupa’da görüntü daha kötü de çıkabilir. Böyle bir gelişme Türkiye’yi daha fazla kaygılandırır. Çünkü Avrupa piyasasıyla daha yakın ilişkilerimiz var.

Ancak ABD’nin dünya ekonomik faaliyetlerindeki önemi dikkate alındığında, buradaki gelişmeler, piyasalar için belirleyici rol oynuyor. Son olarak 3 aylık banka bilançoları açıklandı. “Bundan daha kötüsü olamaz” şeklinde olumlu bir hava oluştu. Ardından büyüme dataları geliyor. Yaza kadar bu verilerle uğraşacağız. Yaz aylarında ise Avrupa Futbol Şampiyonası ve olimpiyatların etkisiyle durgunluk yaşanır. Yaz sonuna kadar, tablo daha da netleşir. Yaz aylarında rehavete giren ve bu dataları sindiren dünya piyasalarında Eylül ayından itibaren toparlanma bekliyorum.

*Türk piyasasında durum nasıl görülüyor? AKP’nin kapatılması davasının ardından erken genel seçim bile konuşulur oldu.

Siyasi hareketlerin etkisi oluyor ama bunun etkisi de bir yere kadar olur. Çünkü borsada yabancı takas oranı yüzde 70’in üzerinde. İşlem hacminin yüzde 28’ini yine yabancılar gerçekleştiriyor. Yani borsa, yurt dışındaki gelişmelere daha bağımlı. Bu nedenle iç siyasi hareketlerin etkisi sınırlı olabilir. Son yaşanan gelişmelerde, siyasi gelişmeler sadece yurtdışı kaynaklı düşüşün sosu oldu. Türkiye’de, bence makro ekonomik göstergeler daha önemli.

*Makro göstergelerde beklentiniz nedir?
Türkiye’de ekonomik durulma, 2006 sonunda başladı. 2007’de bir ara toparlanır gibi oldu. Ama 2008’le birlikte tekrar bir talep daralması olmaya başladı. 2008’de büyüme yüzde 4 ve altında olabilir. Enflasyon 8-9 aralığında olacak. Özellikle arz tarafında kaynaklanan enerji, gıda fiyat artışları, enflasyonu yukarı yönlü tetikliyor. Yani tüketim ağırlıklı bir enflasyon artışı söz konusu değil. Büyüme konusunda ise zayıflamayı dünyanın geri kalanından ayrı düşünmemek gerekir. IMF’nin en son açıkladığı projeksiyonlarda 2007’de yüzde 4,9 büyüyen dünya ekonomisinin 2008’de yüzde 3,7 büyümesi bekleniyor. Dünyanın yavaşladığı bir ortamda Türkiye’nin büyümesinde görülen zayıflama, çok dikkat çekmez. Bütçe konusunda, hükümet yine sıkı bir politika izlemeye başladı. Seçim öncesinde hükümet, bütçe musluğunu açmıştı.

*Dünyada yatırım araçlarında yaşanan spekülasyon döngüsünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünyada borsalar, gayrimenkul, emtialar derken son olarak küresel ısınmayla birlikte gıda fiyatları kaynaklı spekülasyonlar söz konusu. Yani spekülasyonda bir döngü oldu. Gıdanın ardından tekrar borsalara geri dönüş olabilir. Yaz aylarındaki rehavetin ardından sonbaharda borsalarda hareket görebiliriz.

*Kısa vadede hisse senedi piyasasındaki beklentileriniz nasıl?
İMKB’nin 2008 tahmini F/K’sı 7,9 seviyesinde. 15 gelişmekte olan ülke borsasının 2008 tahmini F/K’nın 13,5 seviyesinde olacağı yönünde. Yani İMKB, rakiplerine göre ciddi bir iskontoyla işlem görüyor. Ancak MB’nin faiz artırma olasılığı, yaklaşan Türk Telekom’un halka arzı ve bankaların ilk çeyrek kârlarında bir önceki çeyreğe göre yüzde 14 gerileme beklentimiz nedeniyle kısa vadede hisse senetlerinde de beklentimiz düşük. Yine iç gündemde piyasayı yukarı taşıyacak bir gelişme olacağını düşünmüyoruz. Ayrıca, önümüzdeki çeyrekte aşağı yönlü kâr realizasyonlarının devam etme olasılığı yüksek.

Son dönemde AKP’nin kapatılma davasının etkilerini hissediyoruz. Dava nedeniyle yurtdışı piyasalardaki yukarı hareketlere İMKB’nin tepkisi daha sınırlı olabilir. Bu nedenle, kısa vadede yukarı hareketler satış fırsatı olarak kullanılmaya devam edilmeli.

*Yatırımcı, önümüzdeki dönemde nasıl bir strateji izlemeli?
Dalgalı kur öncesinde döviz bir yatırım aracıydı. Bu gün dalgalı kurla birlikte döviz küçük yatırımcı açısından yatırım aracı olmaktan çıktı. Çünkü dalgalanmalarda zararlar oluşabiliyor. Banka mevduatı, hazine bonosu ve yaz aylarından başlamak üzere borsa, cazip bir yatırım aracı olabilir.

*Son yapılan Merkez Bankası PPK toplantısında, yapılan baskılara rağmen faizi 15,25’te sabit tuttu. Bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Merkez Bankası’na bu kadar baskı, 2006’da faizler düşükken faizleri niye yükseltmedi, diye yapıldı.

Ardından fazla yükseltti, faizi fazla yukarıda tuttu gibi eleştiriler oldu. Ben MB yönetiminin dürüst davrandığını ve iyi kötü durumu idare ettiğini düşünüyorum. Son olarak MB, faizi yükseltebileceğini söyledi. Bu söylem, piyasayı tedirgin etti. Ama şöyle bir durum olduğunu düşünüyorum. Bazı spekülatörler, faizin ve tedirginliğin artmasıyla döviz kurunun yükselmesini bekliyor. İkisinin kesiştiği en yüksek noktada ise dövizi bozup, faize girecekler. Elde para birikince, para tekrar borsaya yönelecek. Böyle bir döngünün olabileceği kanaatindeyim.

*MB faizi artırır mı?
Ben MB’nin faizi artırmayacağı görüşünü savunuyorum. Bundan önceki tartışmalar, MB’nin faizi biraz düşürmesi ve dövizin yukarı yönlü hareket etmesi yönündeydi. Eğer MB yönetimi risk almayı seviyorsa, faizi aşağı da çekebilir. Faizin düşmesi şu açıdan önemli: Faiz düştükçe, bankalarda daha fazla likidite oluşur ve bu yatırımları artırır. Ayrıca faizler düşünce tüketici kredilerinin artar ve bu da tüketimde canlılığı beraberinde getirir. Böylece, yüksek faizle yabancı yatırımcıyı ülkede tutma tezi de kırılabilir.

*Türk Telekom, Halk Bankası gibi büyük halka arzlar var. Bu arzlarda yeterli talep gelir mi?
Halka arzlarda yeni girişlerin olabileceğini düşünüyorum. Çünkü henüz Türkiye’ye girmemiş birçok uluslararası fon var. Bunların başında da özellikle Körfez sermayesi geliyor. Yine Rus ve Çin sermayesi de Türkiye’ye yatırım yapabilir. Bu fonlar, uygun fiyata yatırım yapma arayışında. Bu anlamda İstanbul Borsası, düşük F/K oranıyla cazibesini koruyor. Halka arzlarla ve ardından piyasadaki diğer şirketlerde bu fonlar devreye girebilir.

*Satın almalarda 2007’ye benzer şekilde Türk piyasasına yabancı ilgisi olacak mı?
2006 ve 2007 yılındaki değerlemeler 2008 yılında dramatik olmamakla birlikte bir miktar gerileyebilir. Ama 2007 yılında elde edilen 21 milyar dolar kadar olmasa bile 15-16 milyar dolar rakamlar söz konusu olabilir. Bu da Türkiye’nin cari açığının finansmanına yeterli olur.

*Ak Yatırım’ın sektörde bulunduğu konum nedir? Sizin yönetiminizde Ak Yatırım’ın hedefi nedir?
Ak Yatırım, aracılık işlemlerinin yanı sıra, halka arzlar, şirket birleşme ve satın almalarında danışmanlık, özelleştirme projelerinde danışmanlık, gayrimenkul ve GYO danışmanlığı, finansal danışmanlık ve değerleme hizmetleriyle tahvil/bono ihraç aracılığı işlemlerini içeren yatırım bankacılığı hizmetlerini veriyor. Öncelikle aracılık faaliyetleri açısından Ak Yatırım son yıllarda 1-5 arasında dolaşıyor. Amacımız ilk 3 içinde yer edinmek. Sonrasında ise ilk sırada kalıcı olmak.

*Son yıllarda Türkiye’de yatırım bankacılığı konusunda bir gelişme yaşanıyor. Yabancı kurumlar özellikle bu konuda Türkiye’de faaliyet göstermek üzere kurum satın alıyor veya ofis açıyor. Sizin bu konuda hedefiniz nedir?
Değişen yatırım ve yatırımcı ihtiyaçlarına en akılcı çözümleri sunmanın yolu yatırım bankacılığından geçiyor. Kurum olarak önümüzdeki dönem bu alana yoğunlaşacağız. Sektör, de hızla yatırım bankacılığına kayıyor. Yabancılar da sizin belirttiğiniz gibi Türkiye’de aracı kurum satın alıyor. Bu alanda ciddi şekilde rekabet artıyor. Ancak biz yerli olmanın ve içinde bulunduğumuz grubun avantajını da kullanıyoruz.

Satın alma, sıfırdan yatırımlar gibi projelerde finansman hariç her işi biz yapacağız. Finansmanda arkamızdaki en önemli güç olan Akbank'ı devreye sokacağız. Yatırım bankacılığında trendleri takip edeceğiz ama rutinlerin dışına da çıkacağız. Ayrıca Akbank'ın müşteri havuzundan da yararlanacağız. Sonrasındaki amacımız Ak Yatırım’ı hem Türkiye'de hem bölgede önemli bir oyuncu haline getirebilmek.

Endeks Beklentisini Revize Eden 3 Neden
Endeks hedefimizi yüzde 10’luk bir revizyonla aşağıya çektik. Rakamla ifade etmek gerekirse, 66.000 beklentimizi 59.700 seviyesine indirdik. Bunu 3 nedenle yaptık:
• Kur tahminlerimizde artış oldu.
• Türkiye’nin artan risk primi nedeniyle sermaye maliyetleri yükseldi.
• Ekonomik büyümede yavaşlama eğilimi gözleniyor.

Makro Görüntüyü İskonto Ediyoruz
2007’nin son çeyreğinde beklentilerin altında gelen ekonomik büyüme, artmaya başlayan enflasyon, YTL’nin değer kaybı, bu ortamda MB’nin son yapılan PPK toplantısında faiz artırımına gidebileceğini belirtmesi, politikada yaşanan gerginlikler ve son olarak yurtdışı piyasalardaki belirsizlikler, makro görünümün bozulmasına neden oldu. Bu değişiklik, kurum olarak yıl başında açıkladığımız makro tahminlerde revizyonu beraberinde getirdi.

Hisse Seçiminde Maceracı Olunmamalı
*Hisse seçiminde yatırımcı nelere dikkat etmeli?

Uzun Vadeli Düşünmek Gerek
Maceracı olunmamalı. Uzun vadeli düşünerek yaz ayı sonundan itibaren yavaş yavaş hisse senedi almalılar.

Yaz Aylarında İyi Getiri Olabilir
Bu alımlarla 3-5 gün sonra büyük kazançlar elde edeceklerini söylemiyorum. Ama yaz aylarında alınan pozisyonlarla 2-3 ay içinde iyi getiriler elde edebilirler.

Öneri Listesinde Neler Var?
Özellikle talep tarafındaki hareketlerden çok fazla etkilenmeyen ürünler üreten ve satan şirketler izlenebilir. Ak Yatırım’ın öneri listesinde Anadolu Cam, Çimsa, Coca Cola İçecek, Eczacıbaşı İlaç, Tekfen Holding, Tofaş ve Tüpraş hisseleri var.

Kur Riskleri Hedge Edilmek Zorunda

Bono Faizinde Artışın Bankalara Etkisi Sınırlı
Bankaların bono portföylerini, bilançolarında nasıl muhasebeleştirdikleri ve bonoların vadesi önemli. Bazı bonolar alım-satım amaçlı, bazıları ise sermayenin korunması amacıyla alınmış. Bonolar hemen elden çıkarılmak gayesiyle alınmışsa, zarar yazılabilir. Ben bankaların bu konuda çok dikkatli ve hassas davrandıklarını düşünüyorum. Diğer yandan risk yönetimi açısından faiz dalgalanmalarına karşı, bankaların kendilerini koruma yönünde çalışma yaptıklarını biliyorum.

Reel Sektörün Kur Riski Aslında Düşük
150 milyar dolar borç rakamından bahsediliyor. Bunun içinde kısa vadeli olan var, uzun vadeli olan var, nakit olan var gayri nakit olan var. Bunların büyük çoğunluğu uzun vadeli borç. Vadesi gelen borçların miktarı aslında çok büyük değil. Yine kur riskleri hedge edilmek zorunda. Bu nedenlerle özel sektörde de kur riskini büyük risk olarak görmüyorum. Döviz girdisi olmayan, sermayesi az, kredisi kısa vadeli şirketler ise sıkıntı yaşayabiliyor.

Talip Yılmaz
[email protected]


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.