Örtülü işsizlik dönemi

19.08.2020 11:52:000
Paylaş Tweet Paylaş
Örtülü işsizlik dönemi


Türkiye’de son dönemde hem istihdam hem işsizlik azalıyor. Oysa istihdam azalırken işsizlikte artış olması beklenirdi. Böyle olmamasının nedeni, iş gücünde de düşüş yaşanması. İşini kaybedenlerin önemli bir bölümü, tekrar iş aramadığı için istihdamdan çıkarken iş gücünden de çıkıyor. Bu gelişmeler korona virüs krizi öncesinde başladı. Korona virüs kriziyle birlikte daha da artabilir. Kısa çalışma ödeneği, işten çıkarma yasağı ve ücretsiz izin gibi uygulamalar, işsizlikteki gerçek durumu görmemizi engelleyebilir. Ancak iş gücü istatistiklerinde tam olarak göremememiz, işsizlikteki artışın etkilerini ortadan kaldırmıyor. İşsiz kalanların gelirsiz de kalması, ekonomide korona virüs kriziyle birlikte tekrar başlayan resesyonu derinleştirebilir.

Türkiye iş gücü piyasasında son dönemde garip gelişmeler oluyor. Hem istihdamda hem işsizlikte azalma yaşanıyor. Oysa istihdam azalırken işsizlikte artış olması beklenirdi. Bunun böyle olmamasının nedenini iş gücünde de düşüş yaşanması oluşturuyor. İşini kaybedenlerin önemli bir bölümü, tekrar iş aramadığı için istihdamdan çıkarken aynı zamanda iş gücünden de çıkıyor. Üstelik iş gücündeki düşüş, öyle az buz da değil, olağanüstü boyutlara varıyor. Yani adeta “iş gücünden kaçış” yaşanıyor. Bu da işsizlikle ekonomik büyüme arasındaki bağı koparmış bulunuyor. Üstelik bu gelişmeler korona virüs krizi daha ortada yokken başlamış durumda. Korona virüs kriziyle birlikte iş gücündeki durum daha da garip bir hal alacak gibi görünüyor. Krizin iş gücü piyasasındaki olumsuz etkilerini hafifletmek için getirilen kısa çalışma ödeneğinden yararlanmanın kolaylaştırılması, işten çıkarma yasağı ve ücretsiz izin gibi uygulamalar, işsizlikteki gerçek durumu görmemizi engelleyeceğe benziyor.

İŞSİZLİKTE SON DURUM

Daha fazla ilerlemeden önce iş gücü piyasasındaki son duruma bir göz atalım. Bu konuda elimizde bulunan en güncel veriler, mart ayına ait. Mart ayı verileri işsiz sayısının yaklaşık 4 milyon kişi, işsiz sayısının iş gücü sayısına bölünüp 100 ile çarpılmasıyla hesaplanan işsizlik oranının da yüzde 13,2 olduğunu gösteriyor. Geçen yılın aynı ayında işsiz sayısı 4,5 milyonun biraz üzerinde ve işsizlik oranı da yüzde 14,1’di. Buna göre mart ayı itibariyle son bir yıllık dönemde işsiz sayısında 573 bin kişilik ve işsizlik oranında da 0,9 puanlık düşüş var.

Ancak işsizlikteki bu düşüş istihdamın artmasıyla değil, tam tersine istihdamdaki düşüşe rağmen gerçekleşmiş durumda. Geçen yılın mart ayında 27,8 milyon kişi olan istihdam, 1,7 milyon kişilik azalışla bu yılın aynı ayında 26,1 milyon kişiye inmiş bulunuyor. Ancak bu dönemde işini kaybedenlerin büyük bir bölümü tekrar iş aramak yerine iş gücü piyasasının dışına çıkmış gibi görünüyor. Ayrıca çalışma çağına geldiği, okulunu bitirdiği ya da askerlik vazifesini tamamladığı için iş gücüne girmesi gerekenlerin bir bölümü de iş aramadıkları için iş gücünün dışında kalmışa benziyor. Hal böyle olunca da normal şartlarda artması gereken iş gücünde, 2,2 milyon kişilik olağanüstü bir azalma gözleniyor. İş gücündeki bu azalma da istihdamdaki gerilemeye rağmen işsizlikte düşüş yaşanmasını sağlamış bulunuyor.

İŞ GÜCÜNDEN KAÇIŞ

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan iş gücü piyasası verilerinden, iş gücünden bu kaçışın hangi faktörlerden kaynaklandığını anlamak pek mümkün değil. TÜİK’in verilerine bakıldığı zaman son bir yıllık dönemde iş gücüne dahil olmayan nüfusta 3,3 milyon kişilik artış olduğu görülüyor. TÜİK’in verilerinde, bu artışın çok az bir kısmının anlaşılabilir bir açıklaması var. Mesela 166 bin kişi emekli olduğu için, 143 bin kişi de eğitim nedeniyle iş gücü dışına çıkmış durumda. Ekonomideki durumu dikkate alınca, iş bulma ümidi olmayanların sayısındaki 611 bin kişilik artışı da anlamak mümkün. Fakat mevsimlik çalışma, ev kadını olma, öğrencilik, irad sahibi olma, emeklilik, çalışamaz halde olma gibi nedenlerle iş aramayan ancak iş başı yapmaya hazır olduğunu belirten kişilerin sayısındaki 848 bin kişilik artış biraz açıklanmaya muhtaç görünüyor. Son bir yılda yüz binlerce kişiyi sakat bırakan ülke çapında büyük bir doğal felaket yaşamadığımıza göre, çalışamaz halde olanların sayısındaki 608 bin kişilik artışa anlam vermek pek kolay değil. Son bir yılda 918 bin kişilik artış görülen “diğer” kategorisinin içeriğini de bilmiyoruz.

Nedeni her ne olursa olsun, son dönemde yaşanan bu iş gücünden kaçış işsizliğin üstünü örtüyor. Bunun nasıl olduğunu anlatmak için basit bir hesap yapabiliriz. Son bir yılda işini kaybedenlerin tamamı iş aramayı tercih etseydi, mart ayında işsiz sayısı 4 milyon kişi değil 5,6 milyon kişi olacaktı. Bu durumda işsizlik oranı da yüzde 13,2 değil yüzde 17,7 olarak gerçekleşecekti. Elbette burada yapılan varsayım çok gerçekçi değil ama iş gücünden kaçışın işsizliğin önemli bir bölümünü örttüğünü göstermeye yetiyor. Bu örtü olmasaydı, mart ayında işsizliğin geçen yılki seviyesinin altında değil epeyce üzerinde olduğunu görecektik.

KORONA VİRÜS ETKİSİ

TÜİK’in yayınladığı iş gücü piyasası verileri her hafta düzenlenen anketlerden elde edilen verilerin üçer aylık ortalamaları alınarak hesaplandığı için, mart ayı verileri aslında şubat, mart ve nisan aylarındaki durumu yansıtıyor. Korona virüs krizi, Türkiye’nin kapısını mart ayı ortalarında çaldığına göre de bu verilerde söz konusu krizin etkisinin yüzde 50 civarında olduğunu söyleyebiliriz. Nisan ayı verilerinde bu etki yüzde 85 civarına yükselecek, mayıs ayı verileri ise tamamen korona virüs krizinin etkisinde olacak. Korona virüs krizinin etkisi ise iş gücü piyasasındaki garip gelişmeleri artıracak gibi. İkinci çeyrekte ekonomide derin bir küçülmeye neden olması beklenen bu kriz, aslında işsizlikte de sıçramaya yol açacak ama üzerindeki örtünün daha da kalınlaşması yüzünden muhtemelen bu sıçramayı göremeyeceğiz.

Hükümet, korona virüs krizinin iş gücü piyasasındaki olumsuz etkilerini hafifletmek için kısa çalışma ödeneğinden yararlanmayı kolaylaştırdı. Bu sayede bu olanaktan çok sayıda şirket faydalandı ve yüzbinlerce çalışanın ücretinin önemli bir bölümü buradan karşılandı. Hükümet ayrıca işten çıkarma yasağı getirdi ama bunun yanında işverenlere çalışanlarını ücretsiz izine gönderme olanağı da tanıdı. Ücretsiz izindekilere ise devlet tarafından 1.177 TL gibi düşük bir ödeme yapılıyor. İşte özellikle bu ikinci uygulama, gerçekte işsiz olan büyük bir kitlenin sanki hala çalışıyormuş gibi istatistiklere geçmesine neden olacak.

KAYIT DIŞI İSTİHDAM

Yalnız hükümetin aldığı bu önlemlerin kayıtlı çalışanlar için geçerli olduğunu belirtelim. Fakat ülkemizde kayıt dışı çalışan çok büyük bir kesim de var. Hükümetin aldığı bu önlemler kayıt dışı çalışanlar için geçerli olmadığından, önümüzdeki aylarda işsizlikteki artış görürsek bu artış esas olarak onların işsiz kalmalarından kaynaklanacak.

Aslında mart ayı verilerinde de bunu gördük. Yukarıda da yazdığımız gibi geçen yılın mart ayında 27,8 milyon kişi olan istihdam, 1,7 milyon kişilik düşüşle bu yılın aynı ayında 26,1 milyona indi. Bu düşüşün tamamı kayıt dışı çalışanlardan kaynaklandı. Hatta kayıtlı çalışan sayısında bir miktar artış yaşandı ve kayıt dışı çalışanların sayısındaki düşüş biraz daha fazla 1,8 milyon kişi olarak gerçekleşti. Geçen yılın mart ayında 9,4 milyon kişi olan kayıt dışı çalışan sayısı bu yılın aynı ayında 7,6 milyon kişiye indi.

Muhtemelen bu eğilim önümüzdeki aylarda da sürecek. Herkesin evine kapandığı salgın döneminde iş bile arayamayacak duruma düştükleri için, kayıt dışı çalışanların önemli bir bölümü büyük ihtimalle iş gücünün de dışına çıkacak. Böylece bir taraftan istihdam azalırken öbür taraftan işsizliğin düşüş göstermeye devam etmesi mümkün olacak. Yani işsizliğin üzerindeki örtü biraz daha kalınlaşacak.

ÖRTÜNÜN ALTINDAKİ GERGİNLİK

Ancak iş gücü istatistiklerinde tam olarak göremememiz, işsizlikteki yükselişin etkilerini ortadan kaldırmıyor. İşsizlikteki yükselişin hem ekonomik hem de toplumsal sonuçları var. İşsiz kalanların gelirsiz de kalması, ekonomide korona virüs kriziyle birlikte tekrar başladığı tahmin edilen resesyonu derinleştirebilir. İşsizlik gelir dağılımının daha da bozulmasına da yol açacağa benziyor. Bunun toplumsal gerginlikleri artırması ise kaçınılmaz gibi görünüyor. Hükümetin bu gelişmelerin önüne geçecek politikalar uygulaması gerekiyor.

BİRİNCİ ÇEYREKTE YÜZDE 4,5 BÜYÜDÜK

Türkiye ekonomisi 2020 yılının ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,5 büyüdü. Beklentiler bu dönemdeki ekonomik büyümenin 2019’un son çeyreğindeki yüzde 6’lık büyümeye yakın çıkacağı yönündeydi ama gerçekleşme öyle olmadı. Bu da mart ayı ortalarında başlayan korona virüs krizinin ekonomiyi beklenenden daha şiddetli bir şekilde etkilediğini düşündürüyor.

İlk çeyrekte hanehalkı tüketimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,1 artış gösterdi. Hanehalkı tüketimindeki yıllık artış geçen yılın son çeyreğinde yüzde 6,8’i bulmuştu. Öte yandan geçen yılın son çeyreğinde yüzde 7,4’ü bulan hizmetler sektöründeki büyüme ise bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 3,8’e indi. İşte bunlar özellikle hizmet sektörlerine yönelik talebi olumsuz etkileyen korona virüs salgınının etkileriymiş gibi görünüyor. Ayrıca geçen yılın son çeyreğinde yüzde 4,4 artış gösteren mal ve hizmet ihracatının bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 1 gerilemesi de korona virüs krizinin dış talep üzerindeki etkisinden kaynaklanmışa benziyor.

Korona virüs krizinin, sadece altıda birlik bölümünde etkili olduğu ilk çeyrek dönemde ekonomik büyümeyi böyle olumsuz etkilemesi, tamamında etkili olduğu ikinci çeyrekte çok daha kötü etkileyebileceğini düşündürüyor. Maalesef ekonomik büyümeyle güçlü ilişkisi olan bazı öncü göstergelerin ikinci çeyrek dönemden gelen ilk verileri de bunu doğruluyor. Mesela sanayi üretimi nisan ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 31,4 düşüş gösterdi. Nisan ayında reel perakende satışlar da geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19,2 geriledi. Özellikle sanayi üretimindeki düşüş çok derin ve muhtemelen mayıs ve haziran aylarında bu düşüş hız kesebilir. Fakat öyle olsa bile ikinci çeyrekte ekonomide çift haneli küçülme yaşanmış olması ihtimali epey yüksek gibi görünüyor.

CARİ DENGE TEKRAR AÇIK VERMEYE BAŞLADI

Türkiye’nin cari işlemler dengesi geçen yıl mayıs ayında yıllık bazda fazla vermeye başlamıştı. Bu dönem, bir yılını dolduramadan, bu yılın nisan ayında sona erdi. Geçen yılın sonbahar aylarında erimeye başlayan cari fazla nisan ayında yeniden açığa dönüştü.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) verileri, cari işlemler dengesinin nisan ayında 5,1 milyar dolar açık verdiğini gösteriyor. Geçen yılın aynı ayında cari dengede sadece 469 milyon dolarlık açık vardı. Bu yılın aynı ayındaki açık neredeyse 11 kat daha fazla olunca yıllık bazdaki dengede de büyük bir bozulma yaşandı. Mart ayında yıllık bazda 1,3 milyar dolar fazla veren cari denge nisan ayında ise yıllık bazda 3,3 milyar dolar açık verdi.

Yurt dışından aldığımız mal ve hizmet miktarı genelde yurt dışına sattığımız mal ve hizmet miktarının üzerinde olduğu için Türkiye’nin cari işlemler dengesi çoğunlukla açık verir. Bunun tek istisnası yurt dışından satın aldığımız mal ve hizmet miktarını zorunlu olarak azalttığımız kriz dönemleridir. Böyle dönemlerde cari işlemler dengesinde fazla görülür ama bu çok da uzun sürmez. İşte 2018’in son çeyreğiyle 2019’un ilk iki çeyreğinde yaşadığımız resesyon sırasında da böyle olmuş ve cari işlemler dengesi geçen yıl mayıs ayında yıllık bazda fazla vermeye başlamıştı. Fakat 2019’un üçüncü çeyreğinde ekonomi resesyondan çıkıp dördüncü çeyreğinde ise yeniden hızlanma belirtileri gösterince ekim ayından itibaren cari fazla düşüşe geçmişti. Bu düşüş eğilimi sonucunda da nisan ayında yeniden açık ortaya çıktı.

İşin ilginç tarafı, ekonomi şu anda da bir resesyonun içinde gibi görünüyor. Tüm dünyayı etkisi altına alan korona virüs salgını mart ayında Türkiye’ye de geldi ve ekonomiyi tekrar resesyona soktu. Böyle bir durumda cari işlemler dengesindeki fazlanın sürmesi beklenirdi. Ancak öyle olmadı. Çünkü iç talepteki düşüş yüzünden Türkiye’nin yurt dışından satın aldığı mal ve hizmet miktarı azalırken, dış talepteki düşüş yüzünden Türkiye’nin yurt dışına sattığı mal ve hizmet miktarı da azalıyor. Bu da Türkiye’yi pek de alışık olmadığı bir biçimde, ekonomi resesyondayken cari işlemler dengesinin de bozulduğu bir döneme sokmuş bulunuyor. Maalesef bu dönem epey bir süre devam edecek gibi de görünüyor.

ENFLASYONDA İŞLER TERSİNE DÖNÜYOR

Korona virüs krizinin enflasyona ilk etkisi olumlu yönde olmuştu. Büyük ölçüde petrol fiyatlarındaki düşüşün akaryakıt fiyatlarına yansıması sayesinde, mart ve nisan aylarında yıllık tüketici enflasyonunda düşüş yaşanmıştı. Petrol fiyatlarındaki düşüşün enflasyon üzerindeki olumlu etkisi o kadar güçlüydü ki aynı dönemde döviz kurlarında yaşanan artışın enflasyon üzerindeki olumsuz etkisini bile baskılamıştı. Ancak mayıs ayında durum tersine dönmeye başladı gibi görünüyor. Çünkü büyük ölçüde döviz kurlarındaki artışın fiyatlara yansıması nedeniyle yıllık tüketici enflasyonunda bu kez yükseliş yaşanmış bulunuyor.

Yıllık tüketici enflasyonu 2019 yılını yüzde 11,84 düzeyinde kapatmıştı. 2020 yılının ilk iki ayında hafifçe yükselerek şubat ayında yüzde 12,37 seviyesine çıkmıştı. Ardından petrol fiyatlarından gelen destek sayesinde düşüşe geçmiş ve nisan ayında yüzde 10,94’e kadar inmişti. Mayıs ayında ise yeniden yükselerek yüzde 11,39 düzeyine çıktı.

Esasında yıllık tüketici enflasyonunun mayıs ayındaki seviyesi, bizim yılbaşında aylık enflasyon oranlarındaki “mevsim normalleri”ne (son 10 yılın ortalaması) dayanarak çizmiş olduğumuz rotaya çok yakın. 2020 sonu için yüzde 10 dolayında enflasyona işaret eden o hesap yıllık tüketici enflasyonunun mayıs ayındaki seviyesini ise yüzde 11,5 dolayı olarak veriyordu. Fakat mart ve nisan aylarındaki düşüş yıllık tüketici enflasyonunu söz konusu rotanın 0,9 puan altına çekmişti. Bu da yıl sonunda enflasyonun tek haneye düşebileceği umudunu yaratmıştı. Ancak mayıs ayında yaşanan yükselişle bu olasılık yeniden azaldı.

Fakat korona virüs krizi enflasyonda daha başka sürpriz gelişmelere de yol açabilecek potansiyele sahip. Bu gelişmeler olumlu da olabilir ama olumsuz olma ihtimali sanki daha fazla gibi. Olumlu olabilecek gelişmeyi iç talepteki zayıflama yaratıyor. Ekonomik büyüme için hiç de iyi olmayan bu gelişme belki fiyat artışlarının hızını kesebilir. Öte yandan ekonomide yaşanmakta olan arz sorunlarının ise fiyat artışlarını hızlandırması ihtimali var. Mesela taşımacılıkta yolcu sayısının sınırlandırılması ulaştırma maliyetlerini yükseltiyor ve bu da fiyatlara yansıyor. Önümüzdeki aylarda enflasyonun yukarıya mı yoksa aşağıya mı doğru seyredeceğini, bu iki zıt yönlü etkiden hangisinin ağır basacağı belirleyecek.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz