Her cepte bir psikiyatrist

Akıllı telefonlara olan takıntımız aslında depresyon ve şizofreni gibi hastalıkları tedavi etmek için bir lütuf olabilir...

28 OCAK, 20190
Paylaş Tweet Paylaş
Her cepte bir psikiyatrist

Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde 45 milyon civarında akıl hastası var ve bu hastalıklar ile tedavilerinin seyri çok büyük farklılıklar gösterebiliyor. Ama bu insanların çoğunun ortak bir noktası var: Akıllı telefonlar. Aralarında Amerikan Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü’nün eski direktörünün de bulunduğu üç doktor tarafından Palo Alto California’da kurulan bir startup, cebimizdeki teknolojiye duyduğumuz bu takıntının depresyon, şizofreni, bipolar bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu ve madde bağımlılığı gibi günümüzün en zorlu tıbbi problemlerinden bazılarının tedavisine yardımcı olabileceğini kanıtlamaya çalışıyor. Mindstrong Health, insanların bilinç düzeyi ve duygusal sağlıklarını ölçmek için telefonlarını kullanış şekillerini gösteren bir uygulama kullanıyor. Bir hasta Mindstrong’un uygulamasını indirdiğinde, bu uygulama hastanın nasıl yazı yazdığını, tıkladığını ve öbür uygulamaları kullanırken ekranı nasıl aşağı kaydırdığını gözlemliyor. Bu veri şifreleniyor, makine öğrenme tekniklerini kullanarak uzaktan analiz ediliyor ve sonuçlar hasta ve doktoruyla paylaşılıyor. Mindstrong’un araştırmasına göre, telefonunuzu kullanma şekliniz gibi görünüşte sıkıcı olan bu ayrıntı, akıl sağlığınıza dair önemli ipuçları sunuyor. Uygulamadan elde edilen detaylarla, herhangi bir şey olduğunda bir hastanın doktoru ya da hastaya bakmakla görevli başka birine bir uyarı gidiyor. Böylece onlar da uygulama aracılığıyla bir mesaj göndererek hastayı kontrol edebiliyor. Hastalar uygulama üzerinden doktorlarına kendileri de mesaj gönderebiliyor. Yıllardır sayısız şirket, uygulama tabanlı terapilerden ruh hali değişimleri ve anksiyeteye yardımcı olan oyunlara, depresyon işaretlerini yakalayabilmek için akıllı telefon aktivitelerini veya ses ve konuşma işaretlerini kaydetme çabalarına kadar her şeyi denedi. Fakat Mindstrong hepsinden farklı çünkü kullanıcıların telefonla olan fiziksel etkileşimlerinin, yani yaptıkları şeylerin değil, bu şeyleri nasıl yaptıklarının, akıl hastalıklarının işaretlerini gösterebileceğini düşünüyor. Bu bizi zamanla bu problemleri takip etmenin çok daha kesin yollarına götürebilir. Eğer Mindstrong’un yöntemi işe yararsa cebinizdeki teknolojiyi kronik beyin hastalıklarından muzdarip hastalara yardım edebilecek bir anahtara dönüştürme konusunda bir ilk olabilir. Hatta bu hastalıklar başlamadan önce bile teşhis konulabilir. 

DİJİTAL PARMAK İZLERİ

Mindstrong’u kurmadan önce kurucusu ve CEO’su olan Paul Dagum, telefonlarımızı kullanma şeklimizde saklı olan bilişsel yetenekleri ya da yeteneksizlikleri ölçebilecek sistematik bir ölçme sistemi olup olmadığını öğrenmek için Bay Area’da yapılan iki araştırmaya para ödedi. Yüz elli araştırma deneği bir kliniğe gelerek, akıl hastası kişilerde zayıflayan yüksek kapasiteli beyin fonksiyonlarından olan eylemsel bellek (olayları nasıl hatırladığınızı) ve yürütücü fonksiyon (dürtüleri kontrol edebilme, zamanı yönetebilme ve bir göreve odaklanabilme yetisini içeren zihinsel beceriler) gibi unsurları ölçen standardize edilmiş bir nörobilişsel değerlendirmeye tabi tutuldu. Bu değerlendirme, kişilerin görevler arasındaki geçişi ne kadar iyi yapabileceğini ölçen, dağınık harf ve rakamları düzgün bir sıraya sokmanızın gerektiği süreli iz sürme testi gibi onlarca yıldır kullanılan nöropsikolojik testleri içermekteydi. Dikkatlerini zayıflatan bir beyin hastalığı olan kişiler bu testlerde zorluk yaşayabilir. Denekler evlerine telefonlarının ekranına dokunma şekillerini (kaydırma, dokunma ve klavyede yazı yazma) ölçen bir uygulamayla döndü. Dagum, bu uygulamanın akıllı telefonlar üzerindeki bu tarz davranışları kaydetmenin dikkat çekmeyen bir yolu olacağ ını umuyordu. Bu uygulama 1 yıl boyunca arka planda çalıştı ve bilgi toplayarak bunları uzaktaki bir sunucuya gönderdi. Daha sonra denekler başka nörobilişsel testler için geri döndü. Görünüşe bakılırsa, araştırmacıların ölçtüğü davranışlar çok şey söylüyordu. Dagum, “Bunun içinde, nöropsikoloğun elde ettiği nörobilişsel fonksiyon ölçütlerini ölçen, bunlarla ilişkili olan, daha doğrusu salt bağlantılı olan değil de tahmin eden sinyaller vardı” diyor. 

HAFIZA PROBLEMLERİYLE BELİRLENEBİLİR 

Örneğin, beyin hastalıklarının en belirgin özelliklerinden olan hafıza problemleri, ne kadar hızlı yazdığınız, nasıl hatalar yaptığınız (yazdıklarınızı ne sıklıkla sildiğiniz gibi) ve telefon rehberinizi ne kadar hızlı aşağı kaydırdığınız gibi şeylere bakarak belirlenebilir. Mindstrong ilk önce telefonunuzu nasıl kullandığınıza bakarak ve bu özellikleri genel ölçülerle birleştirerek bir temel belirleyebilir. Dagum, “Sadece akıllı telefonun klavyesini kullanırken bile, dikkatinizi hep bir görevden diğerine veriyorsunuz. Örneğin, bir cümlenin içine noktalama işareti yerleştirirken” diyor. Dagum, bağlantıların, zaman içinde insan bilincini ve davranışlarını araştırmak için düzenli olarak bir terapisti ziyaret etmek veya yeni bir ilaca başlayıp, bir ay kullanıp sonra tekrar doktora muayene olmak gibi tipik tedavilerle mümkün olamayacak şekilde yeni bir yol sunduğuna ikna oldu. Beyin hastalıklarının tedavisi, kısmen doktorlar hastalık ilerleyene kadar birinin sorun yaşadığını anlamadığı için hız kaybetti; Dagum, Mindstrong’un bunu daha çabuk çözebileceğine ve gözünü günün 24 saati kullanıcıların üstünde tutabileceğine inanıyor. Dagum 2016 yılında, Alphabet’in yaşam bilimleri şirketi Verily’i ziyaret etti. Burada çalışmalarını, aralarında 2015 yılında Verily’e katılmadan önce 13 yılını Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü müdürü olarak geçiren bir psikiyatrist olan Tom Insel’in de bulunduğu bir gruba gösterdi. Verily, depresyon veya diğer akıl sağlığı bozukluklarını öğrenmek için telefonların nasıl kullanılacağını anlamaya çalışıyordu. Ancak Insel, ilk başta Dagum’un sunduğu, gerçek verilerden ziyade bir kavram gibi duran şeyin pek de önemli bir olaymış gibi gelmediğini söylüyor. “Yaptığı şey çok da ilgi çekmedi” diyor. Ancak birkaç toplantı sonrasında Insel, Dagum’un akıl sağlığı alanında henüz hiç kimsenin başaramadığına inandığı bir şeyi yapabileceğini fark etti. Bir kişinin bilişsel performansıyla güçlü bir şekilde ilişkili olan akıllı telefon sinyallerini ortaya çıkarmıştı. Bu genellikle uzun laboratuvar testleri yoluyla mümkün olan bir şeydi. Dahası, bu sinyalleri günler, haftalar ve aylar boyunca toplayarak, esas itibarıyla bireyin beyin fonksiyonlarına sürekli ve nesnel olarak bakmayı olanaklı hale getiriyordu. Insel, bu durumu “Diyabet dünyasında sürekli bir glikoz monitörüne sahip olmak gibi” diye açıklıyor. 

GERÇEKTEN İŞE YARIYOR MU?

Neden Mindstrong’un yaptığı şeyin gerçekten işe yarayabileceğine inanmalı? Dagum, binlerce kişinin uygulamayı kullandığını ve şirketin bilim ve teknolojisini doğrulamak için beş yıllık klinik çalışma verilerine sahip olduğunu söylüyor. Bu uygulama çok sayıda çalışma yapmaya devam etmesinin yanı sıra, geçtiğimiz mart ayında kliniklerde hasta ve doktorlarla çalışmaya başladı. Mevcut haliyle hastaların gördüğü Mindstrong uygulaması oldukça seyrek. Akıllı telefonunuzun ekranını kaydırma ve ona dokunmanızdan toplanan beş farklı sinyalle günlük olarak güncellenen bir grafik var. Bu sinyallerden dördü duygu durum bozukluklarına (hedefe dayalı karar verme yeteneği gibi) sıkı sıkıya bağlı olan bilişi ve geri kalan diğeri de duyguları ölçüyor. Ayrıca bir klinik görevlisiyle mesajlaşma seçeneği de var. Insel, “Şimdilik, şirket ağırlıklı olarak depresyon, şizofreni ve madde bağımlılığı gibi problemlerin nüksetme riskine sahip olan ciddi derecede hasta insanlarla çalışıyor” diye konuşuyor ve ekliyor: “Bu, gerçekten biraz yeniliğe ihtiyacı olan ciddi derecede engelli kişilere yönelik. Sağlık hizmetlerinden yüksek oranda yararlanan insanlar var ama yine de fayda elde edemiyorlar. Bu yüzden onlara daha fazla işe yarayan bir şeyler vermenin bir yolunu bulmamız gerekiyor.” Aslında bir hastanın nereye doğru gideceğini tahmin eden Dagum, zaman içinde uygulamayı kullanan daha fazla kişi olmasının, verilerdeki modelleri sağlamlaştıracağına inanıyor. Elbette düşünülmesi gereken zorlayıcı konular da var. Mesela gizlilik: Mindstrong, kullanıcı verilerini koruduğunu söylerken, bu tür verilerin toplanması, yardım etmeyi amaçladığı birçok insan için korkutucu bir ihtimal olabilir. Şirketler, bu uygulamayı çalışan sağlığı planının bir parçası olarak dahil etmekle ilgilenebilir, ancak ne kadar iyi korunmuş olursa olsun, çoğumuz işverenlerimizi akıl sağlığı verilerimizin yakınında istemeyiz. 

SORUNLARI FARK ETMEK

Michigan Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, Mindstrong’un akıl hastalığı olmayan, ancak depresyon ve intihar riski yüksek olan kişiler için faydalı olup olmadığına bakıyor. Psikiyatri ve nörobilim profesörü Srijan Sen tarafından yönetilen çalışma, ülke genelinde yoğun stres, sık sık uykusuz kalma ve çok yüksek depresyon oranları yaşadığı bilinen bir grup olan bir yıllık doktorların ruh hallerini izliyor. Katılımcılar her gün ruh hallerini günlüğe kaydediyorlar ve uyku, aktivite, kalp hızı verilerini kaydetmek için bir Fitbit etkinlik izleyicisi kullanıyorlar. 2 bin katılımcının yaklaşık 1.500’ü, akıllı telefonlarında Mindstrong klavye uygulamasını kullanıyor. Bu klavyenin yazım şekilleri hakkında bilgi toplamasına ve bilinçlerinin yıl boyunca nasıl değiştiğini anlamasına izin veriyor. Srijan Sen, insanların hafıza kalıplarının ve düşünme hızlarının, depresyonda olduklarını fark etmeden önce belirgin olmayan şekillerde değiştiğini varsayıyor. Ancak, bu gecikmenin ne kadar süreceğini ya da hangi bilişsel modellerin depresyonu tahmin edeceğini bilmediğini söylüyor. Insel ayrıca, Mindstrong’un günümüzün geniş çapta tanımlanmış akıl sağlığı bozukluklarından daha kesin tanılara yol açabileceğine de inanıyor. Örneğin şu anda, majör depresif bozukluk tanısı konan iki kişi, çok sayıda semptomdan sadece birini paylaşıyor olabilir: İkisi de kendilerini depresyonda hissedebilir, ama biri her zaman uyumak isterken, diğeri neredeyse hiç uyumuyor olabilir. Insel, “Depresyon kategorisinde kaç farklı hastalığın olduğunu bilmiyoruz” diyor. Ama zamanla Mindstrong, öğrenmek için hasta verilerini kullanabilir. Şirket, bu ayrımlarla ilgili daha fazla bilgi edinmenin, ilaç reçetelerini daha etkili bir tedavi için daha uygun bir şekilde yazmayı nasıl olanaklı kılacağını keşfetmeye çalışıyor. Insel, şizofreni hastalarının deneyimleyebileceği ses halisünasyonlarının belirgin dijital işaretleri olup olmadığının henüz bilinmediğini ve şirketin hala travma sonrası stres bozukluğu gibi gelecekteki sorunların nasıl tahmin edileceği üzerinde çalışmakta olduğunu söylüyor. Ancak, telefonun bunların sessiz bir şekilde anlaşılması için anahtar olacağından emin. Insel, “Bunu, birinin düzenli hayatına uyan bir şekilde yapabilmek istiyoruz” diyor.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.